Suriye´de isyan -Alain Gresh

Arap isyanlarının dışında kalan son ülkelerden biri daha bu isyanlardan etkilenmeye başladı. Libya rejimine karşı hareket geçen devletlerin aldırışsızlığının sürdüğü, Bahreyn´de bu hareketleri bastırma eylemlerinin güçlendiği (ben bu arada bugüne dek hiçbir medyanın değinmediği bir şeye, Bahreyn halkıyla dayanışmaya çağrı yapıyorum), Yemen´de sonuç almak için uğraşıldığı, Ürdün´de gösterilerin arttığı ve sertleştiği bir dönemde, sıra Suriye´ye geldi. Ciddi çatışmalar yalnızca ülkenin güneyindeki Dera kentinde yaşanmıyor; ülkenin çeşitli yerlerine de yayılmış durumda ve onlarca ölü var.

Her şey Dera´da kent duvarlarına yönetim aleyhine slogan yazan birkaç çocuğun tutuklanmasıyla başladı. Çocuklarının serbest bırakılması için koşup gelen anneler polisle karşı karşıya kaldı, bazıları tutuklandı ve görgü tanıklarının ifadelerine göre saçları kesildi. Bu kıvılcım otları tutuşturdu, çünkü otlar iyice kurumuştu.

En iyi Suriye gözlemcilerinden biri olan Joshua Landis, Syria Comment adlı sitesinde şunları yazdı (“Derea: The Government Takes off its Gloves: 15 killed”, 23 Mart 2011): “Dera çok yoksul bir Sünni Müslüman kenti. Suriye için sorun olan her şey bu kentte toplanmış durumda: iflas etmek üzere olan bir ekonomi, aşırı bir nüfus artışı, kötü bir yönetim ve otoriter güvenlik güçleri.”

Suriye örneği özel de olsa (her ülke örneğinin özel olması gibi) bu sorunlar, Arap dünyasının diğer yerlerinde yaşanan sorunlardan çok farklı değil. Ama burada mezhep sorunu, tüm sorunların en endişe verici boyutunu oluşturuyor: nüfusun yüzde 60´ı Sünni ve yüzde 10´u Hıristiyan olmasına karşın ülke Alevi bir azınlık tarafından yönetiliyor -rejim Sünni Şam burjuvazisiyle sıkı bir ittifak kurmuş olsa da. Bu arada bir bölümü Suriye uyruklu olmayan önemli bir Kürt azınlığını da unutmamak gerek.

Landis, Dera´daki gösterilerde şu noktaların altını çiziyor:


“Muhalefet şimdiye kadar, olağanüstü halin kaldırılması, yeni bir siyasi partiler yasasının çıkarılması ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi ılımlı taleplerle yetinirken, dün (22 Mart) ilk kez mezhepsel sloganların atıldığını işittik. Perşembe günü ise göstericiler ılımlı taleplerden tamamen vazgeçerek şu sloganları attı: “İran´a hayır! Hizbullah´a hayır! Allah´tan korkan bir Müslüman istiyoruz.” Bunlar, 1970´li ve 1980´li yıllarda, Başkan Esad´ı (Alevi) inançsız olmakla suçlayan Müslüman Kardeşler´in sloganlarına çok benziyor.”

Dera Sünni bir kent olsa da, Lazkiye Alevi bir çevrenin ortasında bulunuyor. Ve burada doğrudan bir mezhep çatışması riski var. Buradaki çarpışmalar, şimdilik göstericilerle Esad yanlısı milisler arasında oluyor. Ama Sünnileri öldürmek üzere silahlı Alevli grupların dağlardan indiğine ilişkin söylentiler de dolaşıyor ortalıkta. Ordu ve Cumhuriyet muhafızları ortamı yatıştırmak için kente girdi. (Joshua Landis, “Syria Dividing: Moste Large Cities Calm. The Troubles in Latakia Lead to Army Being Deployed”, 26 Mart). Daha 27 Ocak´ta yeni çarpışmaların sinyali verilmişti (“Deaths as Syria protests spread”, El Cezire İngilizce).

Peki rejim tehdit altında mı?

Rejim, İsrail-Arap çatışmasındaki direnişçi konumundan yararlanmaya çalışıyor. Ama Kuds-ül Arabi (Londra) gazetesinin baş redaktörü Abdulvari Atwan 27 Mart´ta şunları yazdı: “Tüm Arap sermayesi kapılarını kapatırken Libya direnişiyle (Hizbullah) gerçekleştirilen dayanışma, Filistin örgütlerinin (özellikle Hamas) genel sekreterlerinin bir araya gelmesi, Suriye rejimine borçlu olduğumuz ve Suriye´nin bu konularda büyük bedeller ödediği saygı duyulacak davranışlardır. Ve biz bu davranışlarla Suriye halkının taleplerinin karşılanması arasında hiçbir çelişki görmüyoruz. Eğer bir çelişki varsa, biz, rejimin Filistin halkına verdiği desteği askıya almasını ve halkının, özgürlükleri genişletme ve ülkenin bölünmesine karşı mücadele etme taleplerini karşılamasını tercih ederiz (…). Çünkü baskı altındaki halklar, işgal altındaki toprakları özgürleştiremez ve diktatör orduları da başarılı bir savaş sürdüremez.”

Hizbullah televizyon kanalı Suriye´deki olayların karşısında, burada yalnızca emperyalizmin parmağını gören güçlerin düştüğü şaşkınlığı yansıtıyor. Al-Manar televizyonu, Suriye´nin, yeni bir Libya senaryosu yaratmak üzere düzenlenmiş bir Amerikan komplosunun kurbanı olduğunu öne süren Başkan Hugo Chavez´in açıklamalarına yer verdi (“Chavez: US Plots to Topple Syria´s Assad, Seeks Libya Scenario there”, 27 Ocak). Serge Hamili de Le Monde Diplomatique´nin Nisan sayısında bazı ilerici güçlerin Albay Muammer Kaddafi´ye verdiği desteği ele alacak.

Rejim aynı zamanda kendisini ülkenin birliğinin ve mezheplerin çeşitliliğinin güvencesi olarak sunmaya çalışıyor. Peki bir “Irak senaryosu” korkusu göstericileri durdurmaya yetecek mi? Hiçbir şey kesin değil. İktidar büyük kentlerin birçoğunda rejime destek gösterileri düzenledi. Bazı reformların sözünü verdi: toplumsal düzlemde maaşların yüzde 30 artışı, politik düzlemde olağanüstü halin kaldırılması, yeni bir siyasi partiler ve basın yasası. Başkan Esad, kendisinden önce Başkan Bin Ali ve Başkan Mübarek´in verdiği (ama çatışmaları arttırmaktan başka bir şeye yaramayan) ödünlere benzer bir biçimde, bu reformların çerçevesini açıklamak için yakında ulusa hitap edecek.

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, CBS televizyonuna yaptığı bir açıklamada Suriye´ye yapılacak her türden askeri müdahaleye karşı çıkmakla kalmadı, aynı zamanda Başkan Beşar Esad´ın, her iki Amerikan partisi için de “bir reformcu” olduğunu söyledi (alıntı Joshua Landis´ten, “Clinton Calls Bashar Al-Assad a ´Reformer´, Syria Lifts Emergency Law”, 27 Mart).

Uluslararası Kriz Grubu proje direktörü olan ve Şam´da yıllardır Suriye gündemini izleyen Peter Harling, Le Monde gazetesinde [“La Syrie doit rechercher une troisième voie” (Suriye üçüncü bir yol aramak zorunda, ç.), 22 Mart] şunları yazdı:

“Özellikle dış politikadaki başarılarıyla kendisine belli bir kişisel popülarite sağlamayı bilen Suriye Başkanı kuramsal olarak, statükoyla bir altüst oluş arasında üçüncü bir yola hizmet edebilecek bir vizyona uzunca bir süre yatırım yapabileceği politik bir sermayeye sahip bulunuyor. Ama bu sermaye hızla değer de kaybedebilir.”

“Gerilemekte olan bir kişiliğe duyulan inancın yeniden hortlaması, atadan kalma başkanlık sistemlerinin görünümleri ve geçici delegasyonlarla yapılan görüşmeler, koşullara uyum sağlayan bir lider formu oluşturmuyor: kendine güven ve uluslararası kabul, kuşkusuz yaşama geçirilecek kolektif bir projenin en iyi bileşenleridir, ama bunu bilmek gerekiyor.”

“Direniş iyi, ama Suriye´nin direnişçileri kimler? Şu dönemde, ister istemez başkanın sorumluluğunda olan, onun adına yapılan ve gitgide büyüyen bir bastırma hareketinin, bu türden bir projeye temelde nasıl hizmet edebileceğini üzülerek görüyoruz.” (…)

“Bölgedeki hiç kimse, gecikmiş onyıllar için ödenecek yüksek bir bedel olmadığını düşünemez. Bu bedel, bu türden bastırma eylemleri yerine, acilen oluşturulacak bir diyalog temelinde, iktidar yapılarının ve uygulamalarının, gerçek bir politik katılımcılığa, eşitlikçi bir ekonomik paylaşımcılığa ve toplumun tüm kesimlerinin arasındaki ilişkilerin normalleşmesine doğru derinlemesine bir dönüşümden başka bir şey değildir.”

[Le Monde Diplomatique´teki Fransızca orijinalinden Şule Ünsaldı tarafından 5deniz.net (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder