KOKO - öykü

               Koko dövüşmesini bilmezdi. Yufka yürekliydi Koko... Topraklarının, kendilerine haram edildiği bir coğrafyadan kopmuş, İstanbul şehrinin varoşlarına sığınmışlardı. Uzaktan bakıldığında, sıvasız evlerlerinin kırmızıdan kahverengiye bir cümbüş oluşturduğu, sokaklarında yoksulluğun beni gör dediği bir semtte oturuyorlardı. Otuzunda ya vardı, ya yoktu. Kocaman kemikli çenesi, iki metreyi aşan boyu, geniş omuzlarından birer balyoz gibi sarkan kollarıyla tam bir insan irisiydi Koko. Onu tanımayanlara ürkütücü gelen bu görünüşün altında, ondan beklenemeyecek denli saf ve çocukça bir ruh taşıyordu. Gelişkin ve iri gövdesine karşılık, zekası için aynı şey pek söylenemezdi. Bu yüzden olsa gerek, okula da gitmemişti Koko.
       Onunla anlaşabilmek için, kısa ve basit cümleleri seçmek gerekirdi. Uzun olanları anlamakta güçlük çeker, hemen kafası karışırdı. Üç sözcük söylense, aklında ancak son ikisi kalır, birinciyi kesinlikle unuturdu. Doğduğunda, başı normalden çok büyükmüş. Köy yerinde doktor ya da ebe hak getire! Aile, uzun süre çocuklarının iri yapılı vucuduyla övünmüş, zekasındaki geriliği ise çok sonra farkedebilmişlerdi. Hoş, farketseler de ne yazardı; hayatın, onlar için karşı konulmaz olan hışmına  boyun eğmekten başka çıkar yolları yine olmayacaktı. Neyse ki, onun bu engelli hali, “deli” denmeyecek denli zararsız bir zeka geriliği idi. Fikri yeteneklerindeki kısıtlığa karşın, kimseye zarar vermeyen, kendi halindeki uysal kişiliği, herkesçe sevilmesine neden olmuştu. Üstelik, bu heybetli gövdenin taşıdığı çocukça saflık, anlama ve kavrama yeteneğindeki kıtlıkla birleşince, onu mahallenin maskotu yapmıştı.
       Sözcüklerin “k” ile başlayanlarıyla, arası hiç iyi değildi Koko’nun. Böyle sözcüklere takıntısı vardı; kesinlikle ilk seferinde söyleyemez,  “ko..., ko..., ko...” diye birkaç kez kekeledikten sonra, zoraki çıkarırdı ağzından kelimeyi. Bu yüzden “Koko” demişlerdi O’na. Asıl ismini, kimbilir kendi bile unutmuştu ...

Anarşistin Karısı – İZLE

Yapım:2008 – Almanya
Tür:Dram, Tarih,
Süre:112 dakika
Yönetmen:Peter Sehr, Marie Noelle,
Oyuncular:Ivana Baquero, Maria Valverde, Laura Morante, Nina Hoss, Irene Visedo, Juan Diego Botto, Jean-Marc Barr, Adriá Collado, Irene Montalà, Natja Jamaan, Sílvia Sabaté, Pere Arquillué, Biel Durán,
Senaryo:Marie Noelle, Ray Loriga,
Senaryo (Kitap):-
Yapımcı:Peter Sehr,
Konusu: İspanya İç Savaşı esnasında yalnız kalan bir kadının etkileyici hikayesi… Manuela’nun eşi, Franco’nun adamlarıyla savaşan bir anarşisttir. Adam yakalanır ve kampa yollanır, kadın her şeye rağmen adamı beklemeye devam eder. Bu dönemde adamdan bir satır mektup gelmemesi bile kadını beklemekten alıkoymaz.

Çizgili Pijamalı Çocuk - İZLE

Yapım: 2008 ~ ABD , İngiltere
Tür: Dram , Gerilim , Savaş
Oyuncular: Vera Farmiga , David Thewlis , Asa Butterfield , David Heyman , Rupert riend
Yönetmen: Mark Herman
Senaryo: John Boyne , Mark Herman
Senaryo (Kitap): John Boyne
Yapımcı: David Heyman , Rosie Alison , Mark Herman
Görüntü Yönetmeni: Benoît Delhomme
Görüntü Yönetmeni: James Horner
Dağıtım: UIP Filmcilik
Filmin Websitesi: http://www.boyinthestripedpajamas.com/

Süre: 1 saat 34 dk
Nazi Almanya’sı Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri birbuçuk milyon Yahudinin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yoketme kampının bitişiğindedir.

Yusuf Orti'nin Muhteşem Sesi; Ayşenur Kolivar - DİNLE


1976 Rize’nin Çayeli ilçesinde doğan Ayşenur Kolivar, lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Doğu Karadeniz kültürleri ve özelde kadın kültürü konusunda çeşitli alan çalışmaları yapan sanaçı, ayrıca, Doğu Karadeniz müzikleriyle ilgili çeşitli çalışmalarda solistlik ve vokalistlik de yaptı.
1993-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Klübünde vokalistlik ve eğitmenlik yapan Kolivar, 1995-2000 yılları arasında yer aldığı Kardeş Türküler Projesi’nin Kardeş Türküler albümünde de vokalistlik olarak görev aldı.

Costas Siamidis, Archilias Vasiliadis, Nikos Mihailidis gibi Yunanistan’daki Pontuslu müzisyenlerle ortak çalışmalar yapan Kolivar, 2001-2003 yılları arasında Dalepe Nena (Kızkardeşlerin Sesi) adlı Laz kadın müzik grubunda eğitmenlik ve solistlik yaptı. 2003 yılından beri Doğu Karadeniz halk müziklerini icra eden Grup Helesa’da da solistlik solist olarak görev yapan Kolivar, özel bir üniversitede Türkçe okutmanlığı yapıyor.

THE LEDGE - İZLE

Yapım: 2011 ~ ABD
Tür: Dram ,  Gerilim
Oyuncular: Liv Tyler ,  Charlie Hunnam ,  Terrence Howard ,  Patrick Wilson ,  Christopher Gorham
Yönetmen: Matthew Chapman
Senaryo: Matthew Chapman
Yapımcı: Matthias Visser ,  Nick Thurlow ,  Gregory M. Walker ,  Michael Mailer ,  Steven Saxton
Görüntü Yönetmeni: Bobby Bukowski
Görüntü Yönetmeni: Nathan Barr
Filmin Websitesi: matthewchapman.us/ledge.html
Süre: 1 saat 41 dk

Köktendinci bir Hıristiyan ile bir ateist arasındaki felsefe savaşı. İstendiğinde ölümcül bir savaşa dönüşebilen düşünceler. Sonuçta, inançlı olanla bu eksikliği bir deneme olarak gören, inançsızlığa inanan kişi çok yüksek bir binanın uç kısmında mı her şeyi çözecektir?
Sonrasında, kendi hayatı ile bir başkasının hayatı arasında bir seçim yapması gerekirse ne olacaktır? Bunun için ya bir saati kalmışsa! Ölümden sonra, ahirette, iman olmadan, böyle bir kurban yeteneğine sahip olacak mıdır?

Apocalypto - İZLE (Altyazılı)

IMDB Puanı: 7.9
Yapım: 2006 ~ ABD
Tür: Aksiyon, Dram, Macera, Savaş, Tarih
Yönetmen: Mel Gibson
Oyuncular: Rudy Youngblood, Dalia Hernandez, Amilcar Ramírez, Mayra Serbulo, Espiridion Acosta Cache, Gerardo Taracena, Abel Woolrich, Antonio Monroy
Senaryo: Mel Gibson, Farhad Safinia
Yapımcı: Mel Gibson, Bruce Davey, Sergio Miranda
Görüntü Yönetmeni:Dean Semler, Roberto BonellI
Müzik: James Horner
Süre: 2 saat 19 dk
Konusu: Köylerinde mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdüren Maya halkının hayatlarına farklı bir bakış açısı getiren filmde onların yaşamlarından alınmış kesitler aslında bizle olan benzerliklerini gösteriyor. Sonrasında bu olağan yaşantı köye gelen bir grup asker tarafından talan edilip kadınları köle erkekleri ise kurban edilmek üzere alınır geriye kalan yalnızca çaresiz çocuklardır. Tüm bu kargaşadan bir şekilde sıyrılmayı başaran Jaguar Pençesi ise bir gün geri dönme sözü verir fakat esir halkı için zorlu ve sonunun ne olduğunu bilmedikleri bir yolculuk başlar. İyi seyirler…

JOANNA - İZLE

IMDB:7,9
Yönetmen: Feliks Falk
Tür:Dram/Savaş
Yapım tarihi:2010
Yapıldıgı ülke:Polonya
Filmde yer alan oyuncular: Urszula Grabowska, Sara Knothe and Stanislawa Celinska
Süre: 1saat 48dk
2. Dünya Savaşı sıralarında, Polonya işgalinin tam ortasında kalan bir kadın kocasından haber alamamaktadır. Onun kaybolduğunu düşünerek kendi başının çaresine bakar ve bu sırada küçük bir Yahudi kıza rastlar. Tüm risklere rağmen onu korumaya çalışıp, saklayan kadın bu amaç uğruna bir Alman subayıyla yakınlık kurar.
Alman işgalinin en sert yaşandığı ülke olan Polonya yapımı filmde, o topraklarda yaşanmış bir dram beyazperdeye aktarılıyor. Zor şartların hüküm sürdüğü dönemde, küçük bir kızın hayatı için fedakarlık yapmaya hazır bir kadının öyküsünün anlatıldığı filmi beğeninize sunuyoruz. İyi seyirler.

Fairuz - DİNLE

Arap dünyasının önemli sanatçılarından biri olan Feyruz’un pek çok şarkısı, Erkin Koray, Ajda Pekkan, Kamuran Akkor gibi sanatçılar tarafından da Türkçe’ye çevrilerek seslendirildi.
Asıl adı Nouhad Haddad olan ancak Feyruz ismiyle tanınan Lübnanlı Sanatçı’nın aile kökleri Mardin’e dayanıyor. Mardinli Wadi Haddad ile Lübnanlı Maruni Liza Alboustani'nin ilk kızı olarak 21 Kasım 1935'te Jabal Alarz'da doğan Sanatçı’nın ailesi Maruni ve  Hıristiyan. Arapça'da Feyruz (firuze) turkuaz anlamına geliyor.
Müziğe okul korosunda başlayan Sanatçı, eski şarkı yazarı ve kompozitörlerden Mohamed Flayfel'in yardımıyla Lübnan Radyosu Korosu'na seçildi ve radyo yönetmeni Halim Elrumi aracılığıyla Assy Rahbani ve Mansour Rahbani kardeşlerle tanıştı.
Şarkı yazarı ve kompozitör olan Rahbani kardeşler, geleneksel Arap şarkılarını ve bazı Batı müziği eserlerini de yeniden düzenliyorlardı. Fairuz, bu tanışmanın ardından Rahbani kardeşlerin çalışmalarını yorumlamaya başladı. Sanatçı’nın ilk çalışmaları geleneksel bir şarkı olan "Elbint Elshalabia"nın (en popüler şarkılarından biridir) yeni bir düzenlemesi ile söz ve müziği Rahbani kardeşlere ait olan "Nehna Wel Amar Jiran"dır.
1955 'ün temmuzunda Assy Rahbani ile evlenen Sanatçı, kocası ile birlikte Beyrut'un kuzeyindeki Antelias 'a taşındı. Fairuz’un 1956 'da Ziad isimli bir oğlu oldu.

Hopa’yı savunmak yaşamı savunmaktır! –Hopa tutukluları

31 Mayıs günü Ankara'da sokağa çıkanlar AKP zulmüne karşı Hopa halkıyla dayanışmanın en güzel örneğini sergilediler. Şimdi bizler, neoliberalizmin mağduru olan herkesi, toplumsal muhalefetin bütün kesimlerini Ankara'daki arkadaşlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz

Neoliberal talan rejimin temsilcisi AKP, baskı ve zor aygıtlarını kullanarak toplumsal muhalefetin bütün kesimlerini sindirmeye çalışıyor. Yaşamın bütün alanlarında neoliberalizmin ortaya çıkardığı yıkıma karşı itiraz sesini yükseltenler, egemenlerin öfkesini üzerine çekiyor. AKP iktidarı demokratik tepki ve hak arama biçimlerine yönelik büyük bir tahammülsüzlük gösteriyor. Copla ve biber gazıyla terbiye edilmeye çalışılan toplumsal muhalefet, bu yetmeyince her an herkesi içine alabilecek şekilde yaygın bir tutuklama terörü ile soluksuz bırakılmak isteniyor. Parasız eğitim isteyenler, derelerinin sermayeye peşkeş çekilmesine karşı çıkanlar, Kürtler, gazeteciler, aydınlar, hukukçular tutuklanarak hapishanelere gönderiliyor.

Tanrılar ve İnsanlar - İZLE

IMDB Puanı: 7.3/10
Tür: Dram, Tarih
Yönetmen: Xavier Beauvois
Oyuncular: Lambert Wilson, Sabrina Ouazani,
Michael Lonsdale, Olivier Rabourdin
Müzik: Eric Bonnard
Süre: 2 saat 2dakika

90′lı yıllarda, Cezayir’in Mağrip bölgesinde 8 adet Fransız keşiş müslüman halkla içiçe ve huzurlu yaşamaktadır. Ülkedeki köktendinci akım yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladığı yıllarda yabancılara karşı şiddet olayları tırmanışa geçer. Keşişlere ordu tarafından koruma teklif edilir fakat reddederler. Günün birinde köşeye sıkıştıkları manastırda, önceden birlikte yaşadıkları halkın baskılarına maruz kalırlar ve gitmek ile kalmak arasında seçim yapmaya zorlanırlar…
BAFTA Film ödüllerine aday olarak gösterilen ve prestijli festivallerde adı geçen film, Cezayir’de yaşanan gerçek bir olaydan esinlenerek çekiliyor. Hristiyan ve müslümanlar arasındaki barışın bozulmasının nedenlerinin irdelendiği bağımsız bir film olan Tanrılar ve İnsanlar, birlikte yaşamanın da vurgusunu yapıyor.

Frida - İZLE


Yapım:2002  -  ABD
Tür:Biyografi,  Dram,  Romantik,
IMDB Puanı:7,3/10
Süre:118 dakika
Yönetmen:Julie Taymor,
Oyuncular:Edward Norton,  Antonio Banderas,  Salma Hayek,  Geoffrey Rush,  Alfred Molina,  Ashley Judd,  Saffron Burrows,  Diego Luna,  Mia Maestro,  Valeria Golino,  Margarita Sanz,  Roberto Medina,  Patricia Reyes Spíndola,  Lolo Navarro,  Alejandro Usigli,  Aida Lopez,  Lucia Bravo,  Amelia Zapata,  Fermín Martínez,  Roger Rees,
Senaryo:Diane Lake,  Clancy Sigal,
Senaryo (Kitap):Frida Kahlo,  Hayden Herrera,
Yapımcı:Salma Hayek,  Mark Amin,  Margaret Rose Perenchio,  Brian Gibson,  Mark Gill,  Amy Slotnick, Jill Messick,
Konusu:Film sanat tarihinin sıradışı insanlarından biri olan Frida Kahlo’nun hayatını anlatıyor. İyi seyirler..

SINIF UZLAŞISI OLARAK BEDELLİ - Tuncay ARAR

Paran kadar vatandaş, paran kadar öğrenci, paran kadar hasta ve paran kadar asker ol, savaş ve öl!

 Bedelli askerlik şu günlerde ilgili ilgisiz herkesin ağzında. Olması da kaçılmaz gibi. Devletin psikolojik askeri siyasal baskı ile Kürt halkını sisteme yeniden ekleme, ülkede neoliberal yeni sömürge düzenin kurulmasında etkilerinin daha yakıcı hissedilmesi ve özellikle Ortadoğu’da Amerikan jandarmalığının savaşı içinde olduğu bir süreçte insan hayatının pazarlık söz konusu bile olmadığı çok açık. Sorun şu; bu savaşlarda insanlar zarar görecektir, ölecektir ama hangileri?
Neoliberal dönüşümün getirdiği yıkımlar senenin başında kriz kapıda yok teğet geçti safsatası ile geçerken işsizliğe muhteşem bir formül bulunmuştu. Hiçbir Mehmet açlıktan ölmeyecekti kredi kartı borcundan kendini asmayacak cinnet geçirmeyecekti. İşte bir savaş cephesinde bulunan çözüm tüm mevzilere sirayet ediyor, genişliyordu. Artık açsan yoksulsan askere gideceksin para kazanacaksın jandarma olup Suriye'de komando olup dağlarda olacaksın. Ölmemek için öldüreceksin çözümü oluşturuldu ve bu formülün adı ‘’PARALI ASKERLİK’’ oldu.

Protesto mu ettin? Al sana 52 yıl! - Mehveş Evin

Son yılların en önemli davalarından biri olan “Ankara Hopa davası”, 9 Aralık’ta başlıyor. Bu dava çok önemli çünkü, her vatandaşın demokratik hakkı olan “protesto etme hakkı”nı ilgilendiriyor. Ne de olsa Hopa olayı ve protestolar çerçevesinde tutuklanan, çoğu üniversite öğrencisi 29 kişiye yönelik suçlamalar, yarın öbür gün en ufak bir protesto için de örnek teşkil edebilir.
Peki 31 Mayıs’ta, Hopa ve Ankara’daki olaylardan nasıl bugüne gelindi?
HOPA OLAYI: Başbakan Erdoğan’ın seçim konvoyu, miting için gittiği Hopa’da bazı göstericiler tarafından taşlandı. Polis, bunun üzerine HES protestosu yapanlara yönelik çok sert müdahalede bulundu. Başbakan’ın bir koruması otobüsten düşerek yaralanırken, Hopa’da da onlarca kişi yaralandı, gözaltına alındı, Lokumcu hayatını kaybetti. Hopa’da tutuklanan 16 kişiden yedisi hâlâ cezaevinde, yargılanmayı bekliyor.
ANKARA PROTESTOSU: Bu olaylar üzerine aynı akşam Ankara’da, KESK’in çağrısıyla bir protesto düzenlendi. Daha doğrusu düzenlenemedi. AKP İl Başkanlığı önünde yapılmak istenen basın açıklaması engellendi, polis müdahale etti. Göbeğine darp edilen, kalçası kırılan Dilşat Aktaş, öldü sanılarak yol ortasında bırakıldı. (Aktaş şimdi bu olayın mağduru değil, sanığı!) 54 kişi gözaltına alındı, bunlara ev baskınları da eklendi. Bugün Ankara’daki gösterilere katılan 22 kişi, tutuklu olarak yargılanmayı bekliyor. Ancak bu kişilerin gözaltında işkence ve cinsel tacize uğradıklarından bahseden pek yok.

Filistin’le dayanışma eylemi
SUÇLAMALAR NE?: Tutuklamalardan dört ay sonra açıklanan iddianamede “iktidara muhalefet etmek” ve “sol görüşlü olmak” suç kabul ediliyor. Deliller arasında 70’lerde toplama kararı alınan kitaplar, “olay yeri”nde bulunan flama boruları, tabip odası şemsiyesi, üniversitelilerin not defterleri, feminist politika dergisi yer alıyor. Ayrıca 79 yıllık Halkevleri, “silahlı terör örgütünün güdümünde” olmakla suçlanıyor.

Yezidilikte tanrı dünyanın sadece yaratıcısıdır, ancak sürdürücüsü değildir | Ezidi -Yezidiler

Yezidilik (Arapça: يزيدية, Farsça:یزیدیان, Kürtçe: Êzidîtî, Êzidîyên), Ortadoğu kökenli bir dindir. Şeyh Adi tarafından kurumlaştırılmış olan bu dinde inananların tamamı Kürt olup, ağırlıklı olarak Irak'ın Musul kentinde yaşamaktadırlar. Suriye, Türkiye, İran, Gürcistan ve Ermenistan'da da cemaatleri bulunan Yezidiler'in bugünkü toplam sayısının 1,000,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca başta Almanya ve İsveç olmak üzere Avrupa ülkelerinde de birçok göçmen Yezidi yaşamaktadır.
melek_tavus1970'li yıllara kadar özellikle Urfa-Viranşehir'de yoğun olarak yaşayan ve sayıları 80.000'i bulan Türkiye Yezidileri, 1980'lerle beraber yurtdışına göç etmeye başlamışlardır. 1985 yılında 23.000'e inen sayıları, 2007 yılında 377'ye kadar (Urfa'da 243, Batman'da 72, Mardin'de 51, Diyarbakır'da 11 kişi) gerilemiştir. Türkiye Yezidilerinin büyük bir kısmı bugün Almanya'da yaşamaktadır, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknas Uca bunlardan biridir."Yezidi" kelimesi bu dinin tanrısı olan Azda kelimesinden türetilmiştir.
Laliş (Kuzey Irak)
Yezidilik'in önceki ilahi dinlerde anlatılan, Düşmüş meleğin, yaratıcının buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı göstermemesi, onun aslında ne kadar asil olduğunun tüm evrene ispatıdır ve yaratıcı tarafından sınanmıştır. İşte bu sınavı başarı ile verip tüm insanlığın ve dünya işlerinin başına geçme hakkını kazanmıştır diye düşünülür.

İnat Hikayeleri - İZLE

Oynayanlar : Tuncel Kurtiz, Sabri Tutal, Kemal Gültekin, Ali Başkan, Aslı Sulan
Yönetmen : Reis Çelik
Yapımcı : Reis Çelik , Adil Kaya
Senaryo : Reis Çelik
Görüntü Yönetmeni : Reis Çelik
Müzik : Reis Çelik
Konusu : Kış aylarında köyün şehirle ulaşımını sağlayan at kızağına bir rakip çıkmıştır.Kızakçı Daşo’nun rakibi kırmızı minibüstür. Ama kızakçı kışın buz tutan Çıldır gölü üzerinden kestirme gittiğinden minibüsün göle giremeyeceğini ve yeni rakibinin kendisinden hızlı olamayacğını iddia etmektedir. Oysa minibüsçü’nün bu inatlaşmadan galip gelmek için başka bir planı vardır. Bu ikilinin arasında yarış devam ederken kızak ve minibüsün yolcularından tanınmış aşıklar ve hikaye anlatıcıları da bu kıyasıya yarışa katılmışlar ve İNAT üzerine birbirinden güzel öyküler anlatmaktadırlar. Anlatılan öykülerden” LADES”,”5 KIRIK ÇÖP BİR KIRIK KALP” ve “CAMBAZ ŞAHO” canlandırılmaktadır.
Gülmeyi ve ağlamayı içiçe sunan bu filmin Anadolu Halk Edebiyatınının, ”Aşıklama” “Doğaçlama” yöntemini sinemaya taşıyan ilk film örneğidir.
Film oldukça farklı bir yöntemle çekildi. Deneyimli oyuncu Tunçel Kurtiz ve yönetmen Reis Çelik’ten oluşan iki kişi dışında hiç kimse olmadan bölgeye gidildi. Filmin senaryosu tek sözcüktür.”İNAT”. Bu sözcükten doğaçlama yapılarak film ortaya çıkarıldı.

İnsanlığın öyküsü Adem ve Havva ile başlıyor öyle mi?

 Eski bir yahudi efsanesine göre, bu öykü Adem'le Havva'dan öncesine uzanıyor. Yani Adem'in ilk eşi Havva değil, Lilith adında bir kadındır. Ama, tarih boyunca gizlice aramızda dolaşıp, her kadın-erkek tartışmasında kendini gösterse de onu çok az tanıyoruz.Sözü edilen efsane şöyle başlıyor: Tanrı topraktan Adem ile Lilith'i yaratır. Mutlu mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirir. Ama bu iki insan çifti bir türlü huzur bulamaz. Sorunları mı? Günümüz çiftlerinin sorunlarından farklı değildir. Adem ilişkide her alanda söz sahibi olmak ister. Ancak Lilith buna karşı çıkaÖzellikle cinsel ilişki sırasında Adem'in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. Kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. Adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; Lilith'i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek konusunda diretir. Adem tavırlarında ısrar edince, Lilith, birlikte yaşamalarının zor olacağına karar verip Tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. Sahip olduğu olanakları terk eden Lilith'in yeri artık dışlanmışların arasındadır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve onlardan çocuklar doğurur.

Temiz, iyi aydınlatılmış bir yer çok farklı bir şeydi - Ernest Hemingway


Epey geç olmuştu ve ağacın yaprakları elektrik ışığını kapattığından gölgede kalmış yaşlı adam haricinde, kafedeki herkes gitmişti. Sokak gündüz toztopraktı ama gecenin nemi tozları götürmüştü ve yaşlı adam geç saatlere kadar oturmayı seviyordu çünkü sağırdı ve geceleyin etraf sessizleştiğinden farkı hissediyordu. İçerideki iki garson yaşlı adamın biraz sarhoş olduğunu biliyordu ve iyi bir müşteri olmasına rağmen çok sarhoş olursa parayı ödemeden gideceğini bildiklerinden gözlerini adamdan ayırmıyorlardı.
Garsonlardan biri “geçen hafta intihara kalkışmış” dedi.
“Niye?”
“çaresizlikten”
“Nesi varmış?”
“ Hiç”
“Hiç olduğunu nereden biliyorsun?”
“Çok parası var”
Kafenin kapısının yanında, duvara bitişik bir masada oturuyor ve rüzgarla hafif hafif sallanan ağaçların gölgelesinde oturan yaşlı adam hariç tüm masaların boşaldığı terasa bakıyorlardı. Caddeden bir asker ve kız geçti. Elektrik direğinin ışığı askerin yakasındaki rütbeyi aydınlattı. Kızın başında bere yoktu ve adamın yanında hızlı hızlı gidiyordu.
Bir garson “devriyeler yakalayacak” dedi.
“ Adam istediğini elde ettikten sonra ne farkeder?”
“Caddeden sapsa iyi eder, devriyeler yakalayacak, beş dakika önce geçtiler”
Gölgede oturan yaşlı adam bardağıyla tabağa vurdu. Genç olan garson adamın yanına gitti.
“Ne istiyorsun?”
Yaşlı adam ona baktı “bir brandi daha” dedi.
Garson “sarhoş olacaksın” dedi. Yaşlı adam ona baktı, garson gitti.
Arkadaşına “bütün gece oturacak” dedi. “uykum geldi, hiçbir zaman saat üçten önce yatmıyorum, geçen hafta kendisini öldürmeliydi”

Çeşitli Yaratılış Mitleri

1) Musevi-Hıristiyan ve İslam İnançlarının doğuşuYahudi Torah ve Hıristiyan İncil’in ilk kitabı olan Cenesis/Genesis iki yaratılış hikayesi barındırır. Bunların ikisi de Musevi, Hıristiyan ve İslami inançlarda dünyanın yaratılışı olarak kabul edilir. İlkinde Tanrı “Işık olsun,” der, ışık meydana gelir. Altıncı günde Tanrı gökyüzünü, toprağı, bitkileri, ayı, güneşi, hayvanları ve insanları yaratır. Yedinci günde Tanrı dinlenir ve yarattıklarını düşünür.
İkinci hikayede Tanrı ilk insan Adem’i topraktan yaratır, cennete/bahçeye koyar ve yasak ağaçtan elma yememesini öğütler. Adem yalnızdır. Tanrı Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır. Konuşan bir yılan Havva’yı elmayı yemesi için ikna eder, Havva da Adem’i. Tanrı öğrendiğinde onları cennetten kovar ve ölümlü yapar.

Kitle ve İktidar - Elias Canetti


“Güç” sözcüğü, etkisi bakımından doğrudan ve burada olan bir şeyi, iktidardan daha dolaysız bir biçimde zorlayıcı bir şeyi akla getirir. “ Fiziksel Güç” deyişi, gerçekte aynı fikrin yalnızca daha açık bir ifadesidir; çünkü daha aşağı ve kaba dışavurumların içindeki iktidar, her zaman güç olarak daha iyi betimlenmiştir; örneğin avın yakalanıp ağza götürülmesi güç aracılığıyla gerçekleştirilir. Güç kendisine zaman tanındığında iktidar haline gelir, ama kriz anı, geri dönüşsüz karar anı gelince güç çıplak güç haline döner. İktidar daha geneldir ve güçten daha geniş bir uzam üzerinde işler; iktidar çok daha fazlasını içerir ama daha az dinamiktir. İktidar daha törenseldir, hatta belirli bir sabır ölçüsü vardır. Güç ve iktidar arasındaki ayrım kedi ile fare arasındaki ilişkiyle çok basit bir biçimde örneklenebilir.Kedi, gücü, fareyi yakalamak, onu ele geçirmek, pençelerinin arasında tutmak ve nihai olarak da öldürmek için kullanır. Ama fareyle oynamasında bir başka etken daha vardır. Kedi farenin gitmesine izin verir, birazcık kaçmasına, hatta arkasını dönmesine fırsat tanır; bu süre boyunca fare artık güce maruz değildir. Ancak hala kedinin iktidar [alan]ının içindedir ve her an tekrar yakalanabilir. Derhal uzaklaşırsa, kedinin iktidar alanından kaçar; ama, artık ulaşılamayacak olduğu noktaya varana kadar hala kedinin iktidar alanının içindedir. Kedinin egemen olduğu uzam, fareye yaşattığı umut anları, bir yandan da bütün bu zaman zarfında onu yakından izlemeyi sürdürmesi ve onu yok etmeye gösterdiği ilgiyi ve yok etme niyetini asla elden bırakmaması; bunların hepsine, yani uzam, umut, dikkatle izleme ve yok etme niyetine iktidarın fiili bedeni, ya da daha basit bir biçimde, iktidarın ta kendisi denebilir.

34 yıl sonra Mahir Çayan'ın şiirleri

"Hindistan’ın Kalküta şehrinde/ Benerci kendini vurdu/ Türkiye’nin İstanbul’unda, / Hüseyin’i vurdular." Bu dizeler Mahir Çayan'a ait. Bir devrimcinin, sözünü silah eylediği dizelerini ANF 34 yıl sonra okurlarıyla buluşturdu..Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olan THKP-C Lideri Mahir Çayan’ın sadece 1977 yılında Kurtuluş dergisinde yayınlanan şiirlerini, 34 yıl sonra ilk kez ANF yayınlandı.

“Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar.
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.
Güneşi göremeyenler diyarı."

Sözünün arkasında eylemiyle duran bir devrimcinin, sözünü silah ve eylem haline getirdiği bu dizeler, Kurtuluş Dergisi'nin Mart 1977 tarihli 10. sayısında yayınlandı. Daha sonra da başka bir yerde rastlanmadı. Mahir Çayan'ın bir yoldaşının ANF'ye ulaştırdığı bu dizelerde, bir devrimcinin umudu, özlemi ile kavgası var.

Düşman: demokrasi – Slavoj Žižek

‘Wall Street ve St Paul’s Katedralindeki protestolar, odaklanma eksiklikleri, tam oturmamış doğaları ve bunların tümünün üzerinde, mevcut demokratik kurumlara katılmayı reddetmeleri ile, birbirine benziyor’, diye yazmış Anne Applebaum Washington Post’ta. ‘Londra ve New York protestocularının kendileri ile açıktan (ve saçma bir şekilde) benzerlik kurdukları Tahrir Meydanı’ndaki Mısırlıların aksine,’ diye devam ediyor, ‘bizim demokratik kurumlarımız var.’ Tahrir Meydanı’ndaki protestoları, Applebaum’un yaptığı gibi, Batı tarzı demokrasi talebine indirgedikten sonra, elbette Wall Street protestoları ile Mısır’daki olaylar arasında benzerlik kurmak saçma olacaktır: Batıdaki protestocular, zaten sahip oldukları bir şeyi niye talep etsinler ki? Applebaum’un gözden sakladığı ise, küresel kapitalist sistem karşısında, yerine göre farklı biçimler alan genel bir hoşnutsuzluk olasılığı.Ancak şunu da kabul ediyor, ‘Yine de uluslararası İşgal hareketinin sağlam meşru önermeler üretememesi bir şekilde anlaşılabilir bir durum: Hem küresel ekonomik krizin kaynakları hem de buna karşı çözümler, tanımı gereği, yerel ve ulusal politikacıların yeterliliğinin dışında.’ Ve şu sonucu çıkarmak zorunda kalıyor: ‘Küreselleşmenin Batı demokrasilerinin meşruiyetini baltalamaya başladığı açık bir gerçek.’ Protestocuların dikkat çekmek istediği nokta tam da bu: Küresel kapitalizm demokrasiyi baltalıyor. Bunu mantıksal olarak izleyen sonuç ise, ekonomik yaşamın yıkıcı sonuçlarını yönetme becerisine sahip olmadığı kanıtlanmış olan çok taraflı ulus devletlere dayalı olarak, demokrasinin, sahip olduğu mevcut biçimin ötesine nasıl genişletileceği üzerine düşünmeye başlamamız gerektiği. Ancak Applebaum bu adımı atmak yerine, suçu bu sorunları ortaya koydukları için protestocuların kendisine atıyor:

Fidel Castro: G-20 Toplantısı

Havana, 06 Kasım 2011 (Prensa Latina) Küba Devrimi Lideri Fidel Castro'nun son yazısını okurlarımızla paylaşmaktan gurur duyarız.
G-20 Toplantısı
Yarın G-20 Toplantısı başlıyor, gezegendeki en gelişmiş ve en zengin ülkelerin toplantısı: ABD, Kanada, Almanya, Büyük Britanya, Fransa, İtalya, ayrı bir kurumsallık üzerinden katılmakta olan Avrupa Birliği, NATO’nun önde gelen müttefikleri Japonya, Güney Kore, Avustralya, Türkiye ile günde 9.4 milyon varil ham petrol üretimiyle Batılı ülkelerin hizmetinde olan Suudi Arabistan. Hepsi yanyana bir masada, diğer yanda ise artmakta olan ekonomik güç ve siyasi etkileriyle dünyanın çile çeken geniş yığınlarının tepkilerini dile getirme ehliyetine sahip Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Brezilya, Arjantin ve Meksika.
NATO üyesi olan İspanya’nın sadece “davetli ülke” olduğunu hatırlatayım.
Bu toplantı büyük sanayi üreticileriyle hammadde sağlayıcıları arasındaki bir toplantıdır. Öyle ki Amerika kıtasının fethedilmesinden beş asır sonra Avrupalı sömürgecilerin gıda, hammadde ve enerji ihtiyacını sağlayan halklar eşitsiz bir ticaretin kurbanları olmuşlardır.
Tarihin bu karanlık dönemi Avrupa’daki barbar kabilelerin torunlarının Amerika kıtasını “keşfedip”, bu toprakları kılıç, arbalet ve arkebüzlerle fethettiklerinden beri sürmektedir.

Türkiye'nin Suriye'deki Rolü, ABD Çıkarlarına Uygun


Suriyeli stratejisyen Havaş Şahin, Türkiye'nin Suriye'deki rolünün ABD çıkarlarına hizmet ettiğini ileri sürdü.

TürkiyeEhlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye stratejileri konusundaki bir uzman, Beşşar Esed’in öncülüğünde gerçekleştirilmiş olan tutuklu affı girişiminin, reform çabalarının bir parçası olduğunu beyan etti. Ayrıca, Türkiye’nin Suriye’de oynadığı rolü eleştirerek, “Suriye’deki muhaliflere silah ve fon sağlanmasının arkasında olan Amerika da ülkedeki krizi körüklemektedir” dedi.
Şam Üniversitesi Uluslar Arası Hukuk Profesörü Havaş Şahin, El-Âlem Televizyonu’na vermiş olduğu özel demeçte önemli hususlara değindi:
“Tutukluların arasında da hukuk ihlalleri yaparak gösterilere katılan ve şiddet eylemlerinin bizzat içerisinde olan şahıslar mevcuttu. Bu bağlamda bakıldığında tutukluların serbest bırakılması, tamamen Beşşar Esad’ın inisiyatifiyle gerçekleştirilmiş bir uygulamadır. Ayrıca bu uygulama, Arap Birliği Bakanlar Komitesi’nin Suriye’deki krizi çözüme kavuşturma yolunda sunmuş olduğu taleplere bir cevap niteliğindedir.”
Aslında bu anlaşma, Suriye’nin iç işlerine ve özgürlüğüne müdahalesinin bir göstergesidir. Fakat ülkemizin bu kararları kabul etmesinde yatan temel mantık, barış için yardımlaşmanın kabul edilmesinden başka bir şey değildir.”


PRESS - İZLE

Yapım:2010 
Tür:Dram, Gerilim, Polisiye, Politik,
Süre:100 dakika
Yönetmen:Sedat Yılmaz,
Oyuncular:Mahmut Gökgöz, Asiye Dinçsoy, Abdullah Tarhan, Hakan Karsak, Kadim YaŞar, Sezgin Cengiz,
Senaryo:Sedat Yılmaz,
Yapımcı:Sedat Yılmaz,
Konusu: Özgür Gündem gazetesi Diyarbakır bürosu muhabirlerinin 1990'lardaki OHAL koşullarında gazetecilik yaparken yaşadıklarını konu alan 'Press' (Basın) filmi 1992-93 yılında Bölge'de gazetecilik yapan muhabirlerin basın özgürlüğü için verdikleri mücadeleyi anlatmaktadır. 1990'ların başında yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra devletin engellemeleri ve baskılarına mağruz kalan Özgür Gündem gazetesinin muhabirlerine yönelik baskılar, işkence ve öldürümler yönetmen-senarist Sedat Yılmaz tarafından 'Press' (Basın) adıyla beyaz perdeye aktarıldı. OHAL dönemi koşullarında Bölge'de gazetecilik yapan Özgür Gündem gazetesi muhabirlerinin yaşadıklarını anlatıldığı film, Özgür Gündem gazetesinde çalışan Bayram Balcı'nın 1997 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi'nde (MKM) sinema kursları sırasında tanıştığı sinema hocası Hüseyin Kuzu ile birlikte, gazeteci olarak Bölge'de yaşadıklarına ilişkin bir film yapmak için çalıştıklarını ve o dömenin koşulları nedeniyle bu projenin hayata geçirilemediğini ifade eden Sedat Yılmaz, hocası Hüseyin Kuzu'nun daha sonra bu notları kendisine verdiğini belirterek, 'Press' filmiyle basın özgürlüğü için verilen mücadeleyi anlatmak istediklerini söyledi.

N.Ç.'nin tecavüzcüleri AKP'li çıktı!

Mardin’de 13 yaşındaki N.Ç’ye tecavüz skandalının altından AKP’li bir grup çıktı. Ceza alan tecavüzcülerden birinin AKP İlçe Başkanı Halit Denli’nin oğlu Nizam Denli, birinin bir dönem ilçe başkan yardımcılığı yapan Sabri Ajak, diğer ikisinin de AKP içinde aktif çalışan Selman Aydın ve Selahhatin Kuray olduğu ortaya çıktı.
Kamuoyunda infial yaratan Mardin’de 13 yaşındaki kız çocuğu N.Ç’ye tecavüz davasının ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Önceki gün Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altay’lı tarafında açıklanan tecavüzcü listesinde, aralarında Yüzbaşı, İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı da olan ve çoğu kamu görevlisi 26 isim yer aldı. Bu isimlerden biri de Nizam Denli. Nizam Denli, Mardin’in Mazıdağı ilçesinde 3 dönemdir AKP İlçe Başkanlığı görevini yürüten Halit Denli’nin oğlu. Yakın çevresinden edindiğimiz bilgilere göre Nizam Denli, Mazıdağı’nda ‘Oto Yıkama ve Yağlama’ işiyle uğraşıyor.

TECAVÜZDEN SONRA HACCA GİTTİ
Araba tamircisi olan yakın arkadaşı Sabri Ajak ile birlikte ilçedeki bir kadın satıcısı aracığıyla 2002 yıllında 13 yaşındaki N.Ç’ye defalarca tecavüz etti. Sabri Ajak’ın da bir dönem AKP İlçe başkan yardımcısı olarak faaliyet yürüttüğü belirlendi. Tecavüz olayından sonra hacca gidip dindar bir imaj edinmeye çalışan Denli’nin, daha sonra da Menzil tarikatına girdiği öğrenildi.

Mitolojide Bir Kadın Cinayeti: Medusa

MedusaYunan mitolojisinde geçen Medusa hikâyesi çok ilginçtir. Bugüne kadar Medusa üzerinde yazılmış birçok yazı okudum. Ama hepsi de olayın teknik ve yorum farklarından birbirinden ayrılırlar. Hikâyenin, esas itibariyle neyi ifade ettiğini, Medusa’nın kim olduğunu, neden böyle lanetlenip en acı ve trajik bir sonla hayatı son bulduğunu, farklı bir açıdan yorumlayan olmadı, ya da ben rastlamadım.
Medusa kimdir? Mitolojik anlamda Medusa, Phorkus ile Keto’nun üç kızlarından ölümlü olanıdır. Daha küçük iken iki ölümlü kardeşleriyle birlikte, Tanrılara adamak için Zeus’un en sevdiği ve en zeki kızı Athena’nın sorumlu olduğu tapınağa verirler. Sular tanrısı Poseidon Zeus’un kardeşi olup, Athena’nın da kocası olmaktadır. Ve Medusa kardeşleriyle birlikte gereken yaşa geldiklerinde fahişe olarak tapınağa sunulurken, burada çarpıcı bir konu karşımıza çıktığını unutmamalıyız. Tapınak, Tanrılar ve Fahişeler. Bunlar bize bir şeyler anlatmıyor mu? Elbette ki çok şey anlatıyordur. İşte ben, bu yazıda buna değinmeye çalışacağım.

Noviembre ( Kasım ) - İZLE


''Parayı kabul etmek, sanatı satmak demektir.''  Alfredo
Tiyatro ve sanatın, değişimi hızlandırıcı gücü, Achero Mañas ın hafif, idealist, hayat ve umut dolu bu filmine ilham sağlıyor… Yakın gelecekte, bir grup aktör, insanların birbirleri için karşılıksız hiçbir şey yapmadıkları, aşırı bireyci doksanların son dönemini hatırlar. Oyunculuk okulunda hayal kırıklığına uğrayan ve hocasının basmakalıp derslerinden bıkıp sokaklara yönelen Alfredo Baeza nın öyküsü anlatılmaya başlanır. Alfredo, sanatın dünyayı değiştirebileceğine ya da, belki daha doğrusu, dünyanın vaziyetini değiştirebileceğine hâlâ inanmaktadır. Özgür düşünceli arkadaşlarıyla biraraya gelip Kasım adını verdikleri tiyatro grubunu oluşturur; para kabul etmeyeceklerine dair temel bir prensibe dayanan kendi manifestolarını yaratırlar. Metro, caddeler ve herhangi bir kamu alanı sanatsal yaratıcılık mekânına dönüştükçe eğlence başlar. Oyuncular yoldan geçenlerle karşılıklı iletişim kurarlar: oyun oynar, şarkı söyler, çılgın kostümler giyip dans eder, kendilerini ifade etmek için pek çok farklı yöntem denerler. Polis malzemelerine el koyduğunda, bu grubu sadece daha fazla ateşler ve performansları gittikçe daha yüklü bir sosyal bilinç kazanır. Gerilim artar, ancak grup para karşılığı bir iş teklifi aldığında hangi yoldan gitmeleri gerektiği konusunda oyuncuların fikirleri birbirlerinden farklıdır…
“Dünyayı değiştirmek istemiştik ama perişanca yenildik. şimdiyse, değişmemek için ben dünyaya direniyorum.”
Sanatı metalaştırmış, onu pazara sürülen bir mal yapmış; birinci vizyon filmlerinden başkasına yaşama şansı vermeyip insanların ne izleyeceğini o endüstriyel atraksiyonlara koydukları kurallarla tayin edip sinemanın ırzına geçmiş; tiyatroyu kodaman cahillerle bir halttan anlamayan devlet görevlilerine bırakmış; “Bunu yapamazsın” ile başlayan cümleler kuran akademisyenleri eğitim kurumlarının başına dikmiş tüm o hödükler için bir manifesto.
Son yüzyılda canına okuduğumuz sanata dair yakılmış bir ağıttı Noviembre. Bir film ne kadar rahatsız edici olabilir veya bir film ne kadar şey anlatabilirin cevabıydı. Bugüne dek yazılmış bütün sanat eleştirilerinden, sanat galerilerinde sanatın neden hasta olduğuna dair iğneliyici bir yapıda sergilenen eserlerin pek çoğundan daha işlevsel ve.. Ve, ve’si yok aslında. İşlevsel olması yetiyor. Çünkü bugüne dek Noviembre dışında yazılıp çizilen çok az şey bu kadar işlevsel bir manaya sahip olabildi. İyi seyirler dileriz...

Mor Karbasi - DİNLE



Ladino müziğinin son dönemde dünya çapında tanınan isimlerinden biri olan Mor Karbasi, 23 Nisan 1986’da Kudüs’te doğdu. Babası İran, Annesi Fas göçmeni Yahudilerden olan Karbasi’nin müzikle tanışması da küçük yaşlarda oldu. İran, Fas ve Yahudi kültürlerini taşıyan bir anne babanın çocuğu olarak zengin bir kültürün etkisi ile büyüyen Karbasi aynı zamanda müzisyen bir ailenin çocuğu. Özellikle anne tarafından müzisyen bir aileye sahip olan Karbasi, daha çocukluk yıllarında, Yahudi ninnilerini öğrendi ve söylemeye başladı. Sefarad ve Ladino müziğine ilgi duymaya başlayan Karbasi, artık ölü bir dil olan ancak kültürel bir zenginlik olarak, müzikle varlığını sürdüren bu dilde şarkılar söylüyor. 
 Ümmü Gülsüm, Amalia Rodrigues, Madre Deus ve Mercedes Sosa gibi sanatçılardan etkilenen Karbasi’nin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından birisi ise gitarist Joe Taylor ile tanışması oldu. İkili çok sayıda, ortak çalışmaya imza attı. Uzun süre Kudüs’te yaşadıktan sonra Taylor ile tanışan Karbasi, birkaç yıl önce Londra’ya taşındı ve Taylor’la birlikte çalışmalarına bu ülkede devam ediyor.
Mor Karbasi, Taylor ile birlikte 25 Nisan 2011’de La Hija de la Primavera (Daughter of the Spring) isimli ikinci albümünü çıkardı.

Bu, yarı kalmış bir firar hikayesiydi - Sabahattin Ali


Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş odalarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı.Tüylerinden sular damlayarak surların arkasından yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı.

Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır? Bahçede insanın ayakucuna inerek ekmek kırıntılarını toplayan ve aynı hürriyetsiz topraklarda sağa sola adım atan bir kurşun bir kanat vuruşuyla bu duvarları aşarak serbestliklerle kucaklaşmaya gittiğini görmektense, nefes almaktan başka hürriyeti hatırlatacak hiçbir şey bulunmayan bir yerde kapanmak daha iyi değil midir?

Fakat benim kaldığım hapishanede her şey, her ses, hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapılmış gibiydi. Surların üstünde büyüyen ufak ağaçlar, yosunlu taşlardan aşağı sarkan sarı çiçekler bir bahar havası içinde eli kolu bağlı olmanın bütün acılarını içime dökerdi. Uçsuz bucaksız gökte bir kuğu gibi ağır ağır yüzen küçük beyaz bulutlar benden bir tek teselliyi: unutmayı alırlardı.

Ve burada konuşulan şeyler hep eskiye, dışarıya ait şeylerdi. Sanki hiç kimse buraya girdikten sonra yaşamıyor, yahut hafızası bunu zapt etmiyordu. Buradaki hayattan bahsetmek lazım gelince de o kadar isteksiz anlatılırdı ki, insanda, söyleyene azap veren bu şeyleri susturmak arzusu uyanırdı.

Sib / The Apple / Elma - İZLE


Yönetmen : Samira Makhmalbaf
Senaristler : Mohsen Makhmalbaf Samira Makhmalbaf
Yapım : İran Fransa
Süresi : 1sa.26dk.
imdb puan: 7.2 imdb
Oyuncular: Massoumeh Naderi, Zahra Naderi , Ghorban Ali Naderi, Azizeh Mohamadi, Zahra Saghrisaz,
Konusu:
Tahran'ın yoksul bir kesiminde, bazı kişiler yerel sosyal yardım yetkililerine komşularından birinin çocuklarını evde kilitli tuttuğuna dair ihbarda bulunur. Soruşturmadan sorumlu sosyal görevli, 11 yaşındaki ikiz kızlar Zehra ve Masume'nin, yoksul babalarının ve kör annelerinin tutsakları olarak yaşadıklarını keşfeder. Kızlarını dünyadan uzakta tutmasına gösterdikleri neden, kadınların evliliğe kadar kilitli tutulmaları gereken değerli mallar olduklarını savunan köhne bir düşünce ile, kızların erkekleri ve kendi cinselliklerini keşfetmelerinin önüne geçme arzusudur. İyi seyirler dileriz...

Wall Street İşgali, Barack Obama’ya ne yapabilir?


ABD'li gazeteci Amy Goodman, İngiltere'nin The Guardian gazetesinde ABD'deki "Occupy Wall Street" hareketine dair bir makale kaleme aldı. Goodman,şu anda görünen durumun, Obama yönetimi döneminin, Bush döneminin genişlemesinden ibaret olduğu şüphesi yarattığını belirtiyor: Geçmişte, Barack Obama halen başkanlık için koşuşturan bir ABD senatörüyken, New Jersey’nin bir varoşundaki bir grup bağışçıya “Bana bunu yaptırın” dedi. Obama, Afro-Amerikalılar’ın sivil hakları için kendisinden talepte bulunan efsane sendika örgütleyicisi A. Philip Randolf’a cevap verirken aynı ifadeyi kullanan Başkan Franklin D. Roosevelt’in (hikâyeyi direkt Eleanor Roosevelt’ten duyan Harry Belafonte’ye göre) dilini ödünç alıyordu. Başkan Barack Obama, şirketlerin finanse ettiği Çay Partisi ve Wall Street bağışçılarına ardı ardına ödünler verirken, artık yine kampanya modunda ve kendisinin ilerici eleştirmenleri, Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray girişimine yardakçılık edebileceği için ona saldırmamaları konusunda uyarılıyorlar.

Fuller'in Kürt sorunu: İslam çözer...


CIA Türkiye masası eski şefi Graham Fuller’in, Henri Barkey ile beraber yazdığı “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli kitabı Türkçe’ye çevrildi. Fuller, bugüne devrolunan sorunda, “Kürtlerin solculuğu”nun önemli olduğunu iddia ederken, sorunu İslam'ın çözeceğini savunuyor.
Graham Fuller ve Henri Barkey tarafıdan yazılan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli kitap, Profil yayınevi tarafından Türkçe olarak yayımlandı. Fuller, Türkiyeli okur açısından tanıdık bir isim. Bu tanınmışlık, yalnızca Fuller’in daha önce yazdığı kitapların “olay” olmasından kaynaklanmıyor; Fuller aynı zamanda CIA’da uzun yıllar görev yapmış ve Türkiye’yi yakından tanıyan bir isim. Henri Barkey ise, ABD’li bir think-tank olan Carnegie Endowment For International Peace’te ismini duyurmuş birisi. İstanbul’da doğup büyüyen Barkey, 1998-2000 yılları arasında Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın Politika Planlama Bölümü'nde Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Irak ve istihbarat alanlarında direkt dışişleri bakanına bağlı çalışmıştı. Kitabın önsözünü yazan kişi de yine tanıdık bir isim: 1989-1991 yılları arasında ABD’nin Türkiye Büyükelçiği’ni yapmış olan ve Cumhuriyetçilere yakınlığı ile bilinen Morton Abramowitz. Türkiye’nin Kürt Meselesi kitabıyla ilgili ilginç bir ayrıntı, Fuller ve Barkey’in bunu aslında 1998 yılında yayımlamış olmaları. Bu konu önemli, çünkü kitabın yazılış tarihiyle bugünkü durum arasında kimi paralellikler var.
Fuller ve Barkey, kitaba yazdıkları önsözde amaçlarını açıklıyorlar:
“Bu çalışmayı hazırlamaktaki esas amacımız, Amerika’nın kilit bir müttefiki olarak Türkiye’nin gelecekteki istikrarının ve esenliğinin, ayrıca Türk yönetiminin Kürt sorununu tatmin edici biçimde ortadan kaldırma kabiliyetinin korunması gerektiğinin altını çizmektir.” (Sf. 11)

Kimlik siyaseti ile sınıf siyaseti nasıl birleşir? –Ferda Koç


Ezilen ulusun, ulusallıkla tanımlanan “kurtuluş süreci” ile ezen ulusun devrimci sınıflarının politik gündemi ancak “devrimci durum”da örtüşür. Bu örtüşme anına kadar, “ezen ulus şovenizmi” ile “ezilen ulus milliyetçiliği” devrimci toplumsal güçleri birbirinden uzaklaştıran önemli bir sübjektif karşıtlık olarak devreye girer
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun seçimlerde sağladığı başarının yarattığı umut ve heyecanın tüm demokratik toplumsal muhalefet öznelerini ortak bir mücadele hattında buluşturacak bir momenti sağladığı varsayımı, Türkiye sosyalist hareketinin Blok dışında kalan kesimlerinin (Halkevleri, ÖDP, TKP) Kongre Hareketine (en azından ilk adımda) katılmamalarıyla pratikte yeterli karşılığı bulamadı.
Tabii ki bu pratik durum, Kongre Hareketi oluşturma önerisinin yanlışlığının bir kanıtı değil. Ancak bu somut durumu, Halkevleri, ÖDP ve TKP’nin “dar grupçulukları”, “sorunlardan kaçarak varlıklarını sürdürme güdüsüyle hareket etmeleri” gibi basmakalıp suçlamalarla anlamaya ve anlatmaya çalışmak da bir o kadar yanlış.
Kürt ulusal hareketinin, Kürt sorununun barışçı, demokratik ve onurlu çözümünü içeren bir “Türkiye siyasi alternatifi”nin gelişmesini istediğinden kuşku yok. Kürt siyasi hareketinin de içinde yer aldığı böylesi bir cephenin oluşturulması için, hareketin politik potansiyelini seferber etmeye istekli olduğu görülüyor.
Buna karşılık Türkiye sosyalist hareketinin Kongre dışı kesiminin Kürt halkının demokratik taleplerine destek olmak ve yüz yüze olduğu saldırganlığa karşı etkin bir dayanışma gösterme isteğinde olduğu da gerçeğin diğer yüzünde yer alıyor.
Peki öyleyse, Türkiye sosyalist hareketi ile Kürt ulusal hareketi bu karşılıklı çabaya rağmen neden “kavuşamıyorlar”?

Pearl Harbor - İZLE


Yönetmen : Michael Bay
Senaryo : Randall Wallace
Görüntü Yönetmeni : John Schwartzman
Müzik : Hans Zimmer
Yapım : 2001, ABD , 183 dk.
Oyuncular: Ben Affleck , Josh Hartnett , Kate Beckinsale , Onlineizleyin.blogspot.com, Tom Sizemore , Jon Voight , Cuba Gooding Jr.


       İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar, Avrupa'ya silah ve asker yardımı yapmaktadır. Ama başkan Franklin D. Roosevelt, bu durumdan pek hoşnut değildir. Silah ve asker yardımının arttırılması ve artık Amerika'nın da bu savaştaki yerini alması gerektiğine inanıyordu. Savaş, Avrupa ve Asya'yı sarmışken Amerika binlerce kilometre uzaktan savaşın seyrini değiştirecek hamleler yapıyordu. Japonlar bu gidişe dur demek için barış görüşmelerinin yapıldığı sıralarda, Amerika'yı derinden etkileyecek, kalbinden vuracak bir planın hazırlığını yapıyorlardı. Nihayet bu planlarını 7 Aralık 1941 tarihinde uygulamaya koydular. 

Necdet Adalı Belgeseli

Necdet Adalı (d. 1958 - ö. 8 Ekim 1980), 12 Eylül rejimi tarafından idam edilen Kurtuluş Hareketi lise kanadı Dev-Lis'li Devrimci militandır. 12 Eylül rejiminin idam ettiği ilk kişidir.
Adalı 1977 yılında Ankara'da Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde öğrenciyken Ankara İsmetpaşa'da bir kahvehanenin taranması olayıyla ilgili olarak tutuklandı ve yargılandı. Ulucanlar Cezaevi'nde tutuklu bulundu. Bu sırada gerçekleştirilen bir firar eylemine "nasıl olsa suçsuzluğunun anlaşılacağını" ileri sürerek katılmadı.
Kendisini yargılayan mahkeme başkanı Albay Hamdi Sevinç'in Adalı'nın suçsuz olduğunu ileri sürmesine karşın, mahkeme heyeti tarafından suçlu bulundu. Karara şerh koyan Sevinç bu tutumu nedeniyle ceza aldı ve daha sonra ordudan istifa etti.
Adalı 8 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevi'nde asılarak idam edildi.

Kapital’e Karşı Devrim*-Antonio Gramsci

Bolşevik Devrimi şimdi kesinlikle Rusya halkının genel devriminin bir parçasıdır. İki ay öncesine kadar Maksimalistler, olayların durulmamasını, geleceğe doğru ilerleyişe ara verilmemesini ve ulaşılabilecek bir nihai çözüme –burjuva çözüme– izin verilmemesini sağlamak zorunda olan etkin eylemcilerdi. Şimdi bu Maksimalistler, iktidarı ele geçirdiler, kendi diktatörlüklerini kurdular ve sosyalist bir çerçeve yaratıyorlar. Devrim, zaten elde edilmiş muazzam kazanımlar temelinde, kafadan çarpışmalar olmaksızın, uyumlu olarak gelişmeye devam edecekse, bu çerçeve içerisine yerleşecektir.
Bolşevik Devrimi, olaylardan çok ideolojilerden oluşur. (Bu nedenledir ki, günlük olaylara ilişkin bildiğimizden daha fazlasını öğrenmeye aslında gereksinimimiz yok.) Bu devrim, Karl Marx’ın Kapital’ine karşı bir devrimdir. Rusya’da Marx’ın Kapital’i proletaryadan daha çok burjuvazinin kitabıydı. Çünkü olayların önceden belirlenmiş bir yolu nasıl izlemesi gerektiğinin; proletaryanın kendi ayaklanmasını, kendi sınıf istemlerini, kendi devrimini düşünebilmesinden önce, Batı tipi bir uygarlığın kurulmasıyla Rusya’da bir burjuvazinin nasıl gelişmek ve bir kapitalist çağın nasıl açılmak zorunda olduğunun eleştirel bir kanıtı olarak duruyordu Kapital. Ama olaylar, ideolojilerin üstesinden geldi. Olaylar, tarihsel maddeciliğin yasalarına göre Rusya’da tarihin nasıl gelişeceğini belirleyen eleştirel şemanın yanlışlığını kanıtladı. Bolşevikler, Karl Marx’ı reddediyorlar. Onların apaçık eylemleri ve fetihleri, tarihsel maddeciliğin yasalarının sanılabileceği ve sanıldığı kadar katı olmadığına tanıklık etmektedir.

Hopa'dan Gerze'ye, Tortum'dan Solaklı'ya "Eşkıyalar" her yerde -Taylan Kaya


Kara harekâtı tartışmalarının ülke gündemini meşgul ettiği şu günlerde, Gerze’de, Tortum’da, Perisu’da, Solaklı’da yaşananlar, uzunca bir süredir yürütülen başka türlü bir harekâtın görünürlük kazanmasından başka bir şey değildir
Gerze’de, yaşam alanlarına termik santral yapılmasına karşı çıkan yerel halka yapılan saldırıyı, bir başka deyişle Gerzelilerin yüreğimizdeki umudu bir kez daha perçinleyen direnişini, sahibinin sesi medyanın sunduğu kadarıyla görüp takip edebildim. (Yazıyı yazmaya başlamışken, M.A.Birand Beşiktaş maçının gollerini uzun uzun gösterdikten sonra “Hrant Dink haberine vakit kalmadı sevgili seyirciler” diyordu.)
            Panzer üzerine gidiyor insanların, bir de su sıkıyordu. Efendilerinin gladyatörleri gibi kuşanmış olan polis ve askerler, her biri bir yandan olmak üzere otların ve çalıların arasından ilerliyorlardı. Gerzeliler ise, doğayı ve yaşam alanlarını savunmak üzere gereğini yerine getiriyor, direniyorlardı. Bir adam, isyan edercesine “vurun beni” diyordu, bana Metin Lokumcu öğretmenimizin Hopa Meydanı’ndaki son isyanını anımsatarak.

Kaldırım Müzik Topluluğu - DİNLE

1. İnsan-ı Kamil
2. Duzgo
3. Hava Döndü İşçiden
4. Ernesto
5. Yemmi
6. Bandera Rosa
7. Maden Ocağı
8. Dereviye
9. Lungo Lastrada
10. Kimlik Kartı

Kültürün Popüler Halleri'nde Sessiz Kalmak ya da Popülerleşemeyen Bir Hareket Olarak Sol- Katkılar

Mülkiyet İlişkilerinin Parçası Olarak Kültür

Kültür günlük kullanımda incelik, naziklik, sanatsal olanı, üst sınıfa ait olanı, şehirli olanı anlatmak için kullanılmaktadır. Kültürsüz ise, kaba, eğitimsiz, aşağı sınıftan olanı anlatmak için kullanılmaktadır. Kültürün bu tanımını son dönemde ortaya çıkan 'beyaz Türk' , 'siyah Türk' ayrımında da rastlanmaktadır. Burada sınıfsal olarak berzer konumda olan insanları 'modern' olarak tanımlanan değerlere yakınlığı ve yabancılğı oranında 'beyaz' ve 'siyah' sıfatı ile değerlendirilmektedir.

18.yüzyıldan itibaren uygarlıkla, medeniyetle, modernlikle eşleştirilen kültür, bugün günlük konuşma dilinde ifade edilirken de bu eksende kullanılmaktadır. Aslında, kültürü kesinlikle toplumsal yaşamın sanat ve edebiyat gibi belli bir alanına ve anına sıkıştırmamak gerekir. Kültür insanın toplumsal yaşamın her alanında kendisinin ve kendisinin olanın (veya olduğunu sandığını) ifadesidir; çünkü kültür, insanın kendi yaşamını, geçmişten gelen tecrübelerr ve birikimlerle ve kendi yarattıklarıyla nasıl ürettiğini anlatır. İnsan kendini nasıl üretiyorsa, insan odur ve bu üretme yolu onun kültürüdür.

R.Williams'ın terimleriyle kültür, 'yalnızca sanat ve öğrenimde değil ama aynı zamanda kurumlarda ve sıradan günlük davranışta belli anlam ve değerler ifade eden belirli bir yaşam tarzına işaret ediyor. Bu tanıma göre, kültür analizi, belirli bir yaşam tarzı, yani belirli bir kültürdeki açık ya da örtük anlam ve değerin ortaya çıkarılması oluyor.

Amélie - İZLE



IMDB Puanı:8.6/10
Yapım:2001 ~ Almanya, Fransa
Tür:Dram, Fantastik, Komedi, Romantik
Yönetmen:Jean Pierre Jeunet
Oyuncular:Audrey Tautou, Jamel Debbouze, Mathieu Kassovitz, Dominique Pinon, Spencer Tracy, Yolande Moreau, Joan Bennett, Claire Maurier, Isabelle Nanty, Dean Baykan, Artus Penguern, Claude Perron, Clotilde Mollet, Flora Guiet, Lorella Cravotta, Manoush , Rufus - Raphaël Poulain, Serge Merlin, Urbain Cancelier Senaryo:Jean Pierre Jeunet, Gauillaume Laurant
Yapımcı:Jean-marc Deschamps, Helmut Breuer, Claudie Ossard, Jean Deschamps, Arne Meerkamp Van Embden
Görüntü Yönetmeni:Bruno Delbonnel
Müzik:Yann Tiersen Amélie (Özgün adı: Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain  Amélie Poulain'in Masalsı Kaderi), Audrey Tautou’nun başrolünde olduğu, Jean-Pierre Jeunet filmi. Fransız yapımı bu romantik komedi, Jeunet ve Guillaume Laurant tarafından yazılmıştır. Montmartre’de geçen film, modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumudur.Film Nisan 2001’de Fransa, Belçika ve Fransızca konuşulan batı İsviçre’de gösterime girmiş, pek çok film festivalinde yer almış ve ardından tüm dünyada sinema salonlarında izleyici beğenisine sunulmuştur. İyi seyirler dileriz. Film müziklerini dinlemek için TIKLAYINIZ...

Noe-liberalizm Tırmanıyor...

'MEB okulları 49 yıllığına kiralayacak'
Milli Eğitim Bakanlığı'nın kanun hükmünde kararname aracılığıyla yaptığı okulları 49 yıllığına kiraya verebileceği düzenleme tepki gösteren Eğitim-Sen bir basın açıklması yayımladı
14 Eylül 2011 gün ve 28054 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile eğitimin piyasa ilişkileri içine çekileceği bir düzenleme yapılmasına dair Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) bir basın açıklaması yayımladı.
Kamu hizmeti şirketlere devredilecek
Eğitim-Sen, kararnamenin "İnşaat ve Emlak Grup Başkanlığı" başlığı altında düzenlenen 23. maddesinde yer alan hükümlerin Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen maddedeki hükümlerden aynen alındığını belirtti. Açıklamada "Kamu-özel ortaklığı" olarak da bilinen uygulamaların "yap-işlet" ya da "yap-işlet-devret" modellerinden farkının kamu hizmetinin şirket ya da şirketlere kiralanmasının ve devredilmesinin planlanması olduğu ifade edildi.

''Sanat Güneşi'' Zeki Müren - DİNLE


Zeki Müren (d. 6 Aralık 1931, Bursa – ö. 24 Eylül 1996, İzmir), Türk Sanat Müziği sanatçısı.
Bursa’da başladığı orta öğrenimini İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde tamamladı. İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.
Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker’den aldığı solfej ve usül dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949′da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak’ın babası) ile udi Kirkor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan yararlandı.
1950′de sınavla İstanbul radyosu’na girdi. İstanbul radyosunda 1951′de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. Alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı.
Zeki Müren 600′ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar’ın “Bir muhabbet kuşu” güfteli şarkısıdır. Müren 1955′te “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazandı.

'Zorunlu göç ve neo liberalizm yoksullaştırdı'

Diyarbakır'da süren 'Mezopotamya Sosyal Forumu' kapsamında 'Dünyada ve Ortadoğu'da Yoksulluk' başlıklı oturumda zorunlu göç ve neo liberalizm politikalarının yoksulluğu arttırdığına dikkat çekildi.BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Sarmaşık Derneği’nden Selçuk Mızraklı, Batman Belediye Başkan Vekili Serhat Temel’in konuşmacı olarak katıldığı ‘Dünyada ve Ortadoğu’da Yoksulluk’ konulu panelde Selim Ölçer moderatörlüğünde yoksullukla mücadelenin yöntemleri masaya yatırıldı.
ZORUNLU GÖÇ İLE YOKSULLUK ARTTI
Seminerde konuşan Batman Belediye Başkan Vekili Serhat Temel, ciddi siyasi gelişmelerin ve olayların yaşandığı bir ortamda yoksullukla mücadele etmenin de zorlaştığını belirterek, “Aslında yaptığımız çalışmalarda yoksulluğun tam olarak anlaşılmadığını görüyoruz. Yoksulluk kapitalist modernitenin yarattığı bir hastalıktır. Yoksulluk etik ve ahlaki çerçevede tartışılması gereken bir meseledir. Dünyada her 4 kişiden birinin mutlak yoksul olduğu tescillenmiş bir bilgidir. 2008 yılında TUİK araştırmasında mutlak yoksulluk araştırmasında 10 milyon kişinin bu kapsamda olduğu anlaşılıyor. Yine Batman’da bağımsız bir derneğin yaptığı bir araştırma var. Elli yıl önce köy iken şu an 400 bin kişilik bir nüfusa sahiptir. Zorunlu göç ile birlikte kentin yoksulluğu daha da artmıştır. Yoksulluk da kentle aynı oranda büyüyor . yapılan araştırmada sahte yoksulluk gibi bir sorum da ortaya çıkıyor. Sahte iyilik halinde de bir çarpıtma söz konusu. Bütün araştırmalar yoksullukta sürekli bir artış olduğunu ortaya koyuyor” diye konuştu.
Konuşmasının devamında Temel, “Biz de bu durumu düzeltmek için neler yapabiliriz diye arayışa girdiğimizde birçok çalışma yapmak durumunda olduğumuzu gördük. Sarmaşık derneğinin bir deneyimi var ondan da yararlanıyoruz. Yoksulluğun ırkı ve cinsiyeti yok. Sorunun çözümüne dönük ise önümüzdeki iki yıl içinde 2 bin aileye ulaşmak gibi bir hedefimiz var. Temel çalışmamız ise sürdürülebilir bir çalışma olması şartıyla yürüyor” dedi.

1968 Hareketinin İlk Faili Meçhul Cinayeti - Belgesel

Taylan Özgür emekli bir binbaşının oğluydu. ODTÜ öğrencisiydi. 1969 yılında 23 Eylül günü İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliği'nin Beyazıt'taki kongresi sırasında arkasından kurşunlanarak öldürüldü. O yıla kadar belli bir noktada varoln şiddet, Vedat Demircioğlu ve Taylan Özgür cinayetlerinden sonra birden dozunu arttırmış ve 70'lerin başında 12 Mart'la beraber sonuçlanacak kanlı bir perde böyle açılmıştı.
Aslında Taylan Özgür'ün katili olarak Lisan Çakıcı adlı polis memuru yargılanmış, ancak kimi öğrencilerin ve tanıkların anlatımları arasındaki çelişkiler nedeniyle delil yetersizliğinden beraat etmişti. Aranan ipucunu, 1990 yılında emekli yarbay Talat Turhan vermişti. ''Kontrgerilla uzmanı'' sayılan Turhan bir söyleşide ''derin devlet''in eylemlerini anlatırken Özgür'ün öldürülmesini örnek vermiş ve şöyle demişti: ''1978'de Hasan fehmi Güneş'in İçişleri Bakanı olmasının ertesi günü Taylan Özgür'ün dosyasını kendisine verdim.'' Turhan'a göre bu dosyada; Özgür'ü bir polisin değil  bir üsteğmenin öldürdüğü yazılıydı. Dosya, Bakan'a verdiğimde odada üç kişi vardı: Deniz Baykal, Ertuğrul Günay ve Uğur Mumcu... Turhan bunları anlattıktan sonra onun (üsteğmenin) - 1990 itibarıyla- orduda üst düzeyde görev yapan bir general olduğunu da belirtmişti. Ancak Turhan bu ismi açıklamaya yetkili olmadığını söylüyor ve ekliyordu: ''Olayı delillendirmek İçişleri Bakanı'nın sorumluluğunda ... Çünkü bu örgüt, devlet içinde devlet...''
NOT: Sosyal demokratlar bu ''devlet içinde devlet''in neresindeler?

Biyolojik Coşku: Hayvanlarda Homoseksüellik ve Doğal Çeşitlilik


Biliminsanlarının gördükleri karşısında soluğu kesiliyor. Öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlar. Kimse gördüğünü gerçekten tanımlamak istemiyor. Dişi bir maymun bacaklarını diğer bir dişinin beline dolayıp klitoristini diğerininkine sürterken zevk çığlıklar atıyor. Araştırmacı açıklamaya başlıyor: Bu bir tür tanışma ya da barış/uzlaşma davranışıdır. Belki de besin değiş tokuş hareketi; ama bu kesinlikle seks değil. Kesinlikle lezbiyen bir seks değil.
Altı iriboynuzlu yaban koyunu erkeği bir araya gelip birbirlerine sürtünüp, burunları ile birbirlerini dürtüyorlar ve birbirlerinin üzerine çıkıyorlar. Biyolog bunu “Agreseksüel bir davranış” olarak açıklıyor: sadece dominantlık sağlama yöntemi.

Hayvanat bahçesindeki penguenlerden biri diğerine yaklaşıp uysal bir şekilde eğiliyor. Kuşlar neredeyse birbirinin aynısı ve ziyaretçiler hangisinin dişi ya da erkek olduğunu nasıl anlaşıldığını soruyorlar. “Davranışlarından anlayabiliriz” diyor araştırmacı. “Eric, Dora’ya kur yapıyor.” Daha sonra bakıcı Eric’in yumurtladığı haberini veriyor.
Gerçekler bizden hep saklandı. Dağ gorillerinden, kedi, köpeklere ve kobaylara kadar doğa homoseksüel ve biseksüel hayvanlarla dolu. Diğer cinsiyetle hiç ilişkiye girmeyen ve onların davranışlarını kabul eden travesti ya da biseksüel hayat süren hayvanlar var.

Yarın (Morgen) - İZLE

IMDB: 7,3
Filmin Orjinal Adı: Morgen
Filmin Süresi: 1 saat 40 dk
Yapım Tarihi: 2010
Yapıldıgı Ülkeler: Fransa, Macaristan, Romanya
Tür: Dram
Yönetmen: Marian Crisan
Oyuncular: András Hatházi, Elvira Rimbu, ıstván Dankó, Szabolcs Hajdu, Yilmaz Yalcin
Senaryo: Marian Crisan
Yapımcı: Anca Puiu, Iván Angelusz, Marianne Slot
Görüntü Yönetmeni: Tudor Mircea
Müzik: Fericean Cosmin
Filmin Konusu: Nelu, Romanya-Macaristan sınırındaki küçük bir kasabanın süpermarketinde çalışmaktadır. Bir sabah nehirden her zamankinden farklı bir şey “tutar”: Yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan bir Türk… Konuşarak iletişim kuramayan iki adam bir şekilde birbirlerini anlamayı başarır. Nelu kendisine tüm parasını veren bu yabancıya yardım etmek için uğraşır.“Yarın”, der Nelu, morgen… Yönetmen Marian Crisan’ın ilk uzun metrajlı kurmaca filmi bağlılığın önemi ve insan doğası hakkındaki hikâyesiyle otorite, bürokrasi ve yozlaşma gibi konuları ele alıyor.

Liberalizmle Mücadele - Mao Zedung

Biz aktif ideolojik mücadeleden yanayız; çünkü bu mücadele, Parti ve devrimci örgütler içinde savaşımızın yararına olan birliği sağlayan silahtır. Her komünist ve her devrimci bu silaha sarılmalıdır.
Buna karşılık liberalizm, ideolojik mücadeleyi reddeder ve ilkesiz barıştan yanadır; bu yüzden yozlaşmış ve bayağı bir tavra yol açar, Parti ve devrimci örgütler içindeki bazı birimlerde ve bireylerde siyasi soysuzlaşmayı doğurur.
Liberalizm, kendisini çeşitli biçimlerde gösterir.
Bir kimse açıkça hata işlediğinde, barış ve dostluk uğruna işi oluruna bırakmak; eski bir tanıdık, bir hemşeri, okul arkadaşı, yakın bir dost, sevilen biri, eski bir meslektaş ya da alt kademeden eski bir arkadaştır diye ilkelere bağlı tartışmadan kaçınmak. Ya da arayı bozmamak için, meseleye derinliğine girmeyip, şöyle bir dokunup geçmek. Bunun sonucunda hem örgüt, hem de o kişi zarar görür. Bu, liberalizmin birinci biçimidir.
Düşüncelerini örgüte aktif olarak iletmek yerine, özel çevrelerde sorumsuz eleştirilere girişmek. Kişilerin yüzlerine karşı hiç bir şey söylemeyip arkalarından çekiştirmek ya da toplantıda birşey söylemeyip sonradan dedikodu yapmak. Kollektif hayatın ilkelerine kulak asmayıp kendi bildiğini okumak. Bu, liberalizmin ikinci biçimidir.

İkinci Özelleştirme İdaresi: TOKİ - Mustafa Sönmez


Geçenlerde katıldığım bir panelde AKP rejimi tarafından doludizgin gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının sonuçlarını şöyle özetledim:
Özelleştirme İdaresi (ÖİB) tarafından bugüne kadar 200 kamu kuruluşu özelleştirildi. Özelleştirmelerden 47 milyar dolara yakın gelir elde edildi. Bu gelirin ağırlıklı bir kısmı bütçe açıklarını kapamada kullanıldı. Bütçe açıklarının devasa boyutlara ulaşması, 2000-2001 krizi sırasında batık-dolandırıcı 20 bankanın devletin kucağına bırakılmasıyla oluşmuştu. Bu enkazı kaldırmak için IMF’den 30 milyar doların üstünde borç alınmıştı. Özelleştirilen KİT’lerin parasının çoğu, IMF borcu ve faizini kapatmada kullanıldı. Özelleştirmeler sonrası , bugün kamuda sanayi faaliyeti sıfıra yakın. Haberleşmede sıfır. Enerjide kamu, tasfiye sürecinde. Bankacılıkta tasfiye sürecinde. Kamunun toplam yatırımlardaki payı yüzde 20’de kalırken ağırlıklı işi karayolu yapımı, özellikle de duble yol…
Salondan gelen bir soru şöyleydi: “Bütün bu kamu tasfiyesine rağmen, AKP iktidarı, TOKİ gibi bir kurum ile inşaat sektöründe dev bir KİT oluşturdu. Bunu nasıl açıklarsınız?” Bu 1 milyon dolarlık soru, ne zamandır anlatmak istediğim bir şeyi ifademe vesile oldu. Okurla da paylaşmalıyım.
2003’den bu yana doğrudan RTE’ye bağlı bir kurum olarak iş gören TOKİ, yeni hükümette bir bakanlığa dönüştürüldü ve TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, AKP’den miletvekili de seçildikten sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adını alan bu “TOKİ Bakanlığı”nın (Siz bunu rant bakanlığı diye de okuyabilirsiniz) başına geçirildi. RTE’nin he tür kamu denetiminin dışında iş gördürdüğü TOKİ’nin 2003-2010 döneminde 500 bin dolayında konut inşa ettirdiği bildiriliyor. Yine kendi ifadeleriyle, “100 bin nüfuslu 20 şehir” anlamına gelen bu inşaat faaliyetinin yatırım maliyeti yaklaşık 35 milyar TL.

Post Sanat Döneminin Don Kişot’ları!.. / Naime Erlaçin

“Söktüğümüz sözcükler
Söylememiz gereken,
Azalıyor günler gibi…”
 ( Eugène GUILLEVIC )

Kültürel birikimden, çevreden, özellikle de doğumundan itibaren oluşturduğu bilinçdışından beslenen şairin yapıtları bu öğelerin zenginleşmesi ya da fakirleşmesiyle doğru orantılı bir biçimde etkilenecektir de. Etkileşim içte ve dışta olmak üzere iki şekilde kendini gösterir; bireysel üretimde ve günümüzde giderek daralan okur kitlesindeki olumsuz yansımalarıyla.

Kültürel ortamda kuraklık egemense, örneğin dil fakirleşmişse veya yazın sanatına gösterilen ilgide bir azalma varsa şiirin niteliğinde de kaçınılmaz bir tökezleme olacaktır. Şairin kendini besleyerek şiir damarının kurumasını engellemeye çalışması alınacak önlemlerden sadece biridir. Öte yandan okur kitlesiyle iletişim kurulamıyorsa eğer, bu kez şair işe yaramazlık duygusu ile büyük olasılıkla şiire küsecektir. Başka bir olasılık ise daha kolaycı bir yolun seçilmesi, koşullara boyun eğerek yeni ve sığ okur kitlesinin gereksinimlerini karşılar türde şiirler üretilmesidir. Böylelikle şiirin temelleri dinamitlenmiş olacaktır.

Ruhi Su Anısına (Biyografisi) / Belgeseli İZLE - Seçmeleri DİNLE

Ruhi Su'nun, Osmanlı'nın son döneminde, 1912'de Van'da başlayan, acılı, ama mücadelelerle dolu anlamlı yaşamı 20 Eylül 1985'de son buldu.
Osmanlı'nın çöküş yıllarını, 1. Dünya Savaşı'nın(1914-1918) yıkıcı günlerini, Adana'nın Fransız ve İngilizler tarafından işgali sonrası Toroslarda geçen "kaç kaç" yıllarını çocuk yaşlarda yaşadı. 5-6 yaşında savaşın nasıl bir şey olduğunu yaşayarak, seferberlik türküleri dinleyerek, öğrenerek, söyleyerek geçirdi. Bu dönem Ruhi Su'nun çocuk ruhunda müzikal duygularının da geliştiği bir dönemdi.
Adana'ya dönüşte(10 yaşında) evlatlık olarak yaşadığı ailesinden ayrılıp, öksüzler yurduna yerleşti ve gerçek anlamda tek dostu, arkadaşı olan ve ölümüne kadar O'nu yalnız bırakmayan, besleyen; yalnız bırakmadığı, beslediği "müzikle" yaşam yolculuğu da gerçek anlamda başlamış oldu.
1936 yılında kemanı bırakıp ses sanatçısı olmaya karar verdi. Bu karar O'nun için bir dönüm noktası oldu.1936-1942 yıllarında opera sanatçısı olarak bir çok temsilde yer aldı. Operada çalışırken aynı zamanda da halk türküleri derleme çalışmalarına devam ediyordu. Bu yıllar Ruhi Su'nun siyasi olarak biçimlendiği yıllardı.1943-1945 yıllarında Ankara Radyosu'nda türküler söyledi. Her pazar saat 10'da"Bas Bariton Ruhi Su Türküler Söylüyor" adıyla çok dinlenen ve beğenilen program, bir süre sonra söylediği Alevi deyişleri ve nefesleri nedeniyle "Komünizm propagandası yaptığı"gerekçesiyle Mesut Cemil tarafından yayından kaldırıldı. Operadan uzaklaştırıldı. O yıllarda Sıdıka Su ile tanıştı. Türkiye Komünist Partisi ile tanışması da o yıllara rastlar.1950'lerin başlarında dönemin iktidarının başlattığı "cadı avında" O da tutuklanır.