GDO kabusu büyüyor !

Tarımsal Biyoteknoloji Uygulamaları İçin Uluslararası Hizmetler Enstitüsü (ISAAA) 2010 raporuna göre, genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların (GDO/transgenik) üretildiği alanlar 2010 yılında bir önceki yıla göre yüzde 10 oranında artarak 148 milyon hektara yükseldi.
En hızlı adapte olunan ürün teknolojisi unvanını alan transgenik ürünler ilk kez 1996′da ticarileştirildi ve oldukça yeni bir pazar olmasına karşın önemli büyüme kaydetti. Dünyada toplam GDO ekim alanı 1996′da 1,7 milyon hektarken, bu rakam 2010′da bir önceki yıla göre yüzde 10 (14 milyon hektar) artarak 148 milyon hektara yükseldi. Transgenik ürünleri üreten ülke sayı 1996′da 4 iken, bu rakam 2010′da 29′a çıktı. ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Kanada GDO üretimi yapan ilk beş ülke olarak sıralanıyor.
ISAAA’nın 5 yıllık tahminlerine göre, 11 ülke daha 2015 yılına kadar GDO’lu ürün üretimine başlayacak. Böylece, toplam sayı 40′a ulaşacak. Dünyada GDO’lu ürünlerin toplam Ekim alanına bakıldığında gelişmiş ülkelerde daha fazla olmasına rağmen son yıllardaki artış hızı, gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre daha yüksek. Son 10 yıllık süreçte GDO’lu bitkilerden en fazla üretilen ve üretimi devamlı artış gösteren ürün ise soya oldu.

'Tendûristî mafê naye firotin'

TTB, SES ve Dev Sağlık-İş, 27 Şubat günü Diyarbakır’da ‘Özgürlükten ve sağlıktan tasarruf edilemez mitingi’ düzenledi. Yoğun dolu yağışına rağmen yapılan mitinge 5 bin kişi katıldı
Anadilde, parasız, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hakkı için İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitinge Dev Sağlık-İş, Batman Tabip Odası, SES Urfa Şubesi, SES Dersim Şubesi, SES Batman Şubesi, Siirt Tabip Odası, SES Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Tabip Odası kendi pankartları ile katıldılar. Mitingde sık sık “Tendûristî mafê naye firotin”(Sağlık haktır satılamaz) sloganları atıldı. Sağlık çalışanlarının yanı sıra üniversite öğrencileri ve Kürt kadınlarının mitinge katılımı dikkat çekti.
“Xizmeta tendûristiya bi zimanê zikmakî mafê mîrovan e” (Anadilde sağlık hizmeti insan hakkıdır) sloganıyla düzenlenen mitingde yapılan konuşmalarda sağlığın ticarileştirilmesine karşı çıkılarak anadilde, erişilebilir, nitelikli ve parasız sağlık hizmeti talebinde bulunuldu. Sağlık alanında yaşanan bölgesel eşitsizliklere değinilen konuşmada son günlerde gündeme gelen toplu mezarlara da dikkat çekildi ve ‘ölülere saygı ve insanca muamele’ talebi de öne çıkan talepler arasında yer aldı.

Libya’nın Çöl Fırtınası - Mustafa Sönmez

2010’un şamatalı yüzde 8 büyümesini ancak tarihi 48,5 milyar dolarlık döviz (cari) açığı ile becerebilen AKP iktidarı, Libya’dan sonra her şeyin çok farklılaştığını görecek mi acaba? Bu cari açıkla, hedeflenen yüzde 5’lik 2011 büyümesi zaten zor, peki ne olur? Bilinen şu ki, Libya sonrası dünya ahvali yine karışacak. Çöl fırtınası, yeni bir topoğrafya yaratmaya aday. Fırtına ilk olarak enerji fiyatlarını yukarı çekerken enerjide ithalata göbekten bağımlı Türkiye, birçok yönden olumsuz etkilenecek. .
Kaynak TÜİK Dış Ticaret veri taban ve Hazine M
     Ham petrol fiyatları en iyi ihtimalle 2008’deki düzeyine (varili 93 dolar) çıksa ve orada kalsa bile Türkiye’nin sadece enerji ithalat faturası o yılın 47 milyar dolarlık düzeyinden az olmaz. Bu, ithalata ağır bir yük ve akabinde de cari açığı daha da artırıcı bir unsur. Türkiye’nin “enerji” olarak konsolide ithalatında ham petrol ve doğalgaz yüzde 60 pay alırken kok kömürü ve işlenmiş petrol ürünleri yüzde 14’lük, diğer kömür türleri de yüzde 4’lük pay alıyor. Tüm enerji kalemlerinin fiyatları yukarı yönlü gelişiyor.
     Gelelim Libya çöl fırtınasının ihracat üzerindeki etkilerine. Türkiye’nin küresel krizin kopuşu ile birlikte , en büyük yara alan kanadı, dış pazar oldu. Özellikle AB’ye olan ihracatta ciddi azalma yaşandı. Kriz öncesi yıl 2008’de 132 milyar doları bulan ihracatta, AB(27)’nin payı yüzde 48’di. Kriz yılı 2009’da ihracat 102 milyar dolara kadar düşerken AB’nin payı da yüzde 46’ya geriledi. AKP iktidarı, “İslami kredileri” de kullanarak yüzünü Afrika ve Orta Doğu pazarlarına döndü ve kayıpların bir kısmını oralardan telafi etmeyi denese de büyüme yılı 2010’da ihracat ancak 114 milyar dolara çıkabildi. Yani kriz öncesinin hala yüzde 14 gerisinde kaldı.

SİLİKOZİS ÖLDÜRÜR... - İZLE

Zincirin bir ucunda çağın popüler giysisi blue jean ve ünlü markalar diğer ucunda tozlu kayıtsız atölyelerde ölümcül bir hastalığa yakalanmış hasta ciğerli insanların bedenleri duruyor. Taşlanan kotlar daha pahalı satılırken ciğerlere yapışan tozlarla işçinin hayatı sönüyor. Çok kısa bir süre içinde.
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Televizyon Haberciliği ve Programcılığı öğretim üyesi Ethem Özgüven’in hazırladığı Toz adlı film, silikozis hastalığını ve bu hastalığına yakalanan kot kumlama işçilerini anlatıyor. Belgeselde hiçbir önlem alınmadan kot kumlama işinde çalıştırılan işçilerin yaşadıkları anlatılıyor.
Belgeselin yapımında emeği geçenler:
Kamera: Selçuk Erzurumlu, Can Aydın
Fotoğraflar: Saner Şen
Kurgu: Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven
Yapım: Ethem Özgüven
Yönetmen: Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu, Ethem Özgüven

SİLİKOZİS ÖLDÜRÜR !!!

Silikozis belgeseli bir kişi daha eksildi
Mehmet Şah Yalçın, iki yıl önce çekilen, silikozis hastalarıyla ilgili ‘Dönüş’ adlı belgeselde, “Bir gün ölmüşüz daha rahat olur bizim için. Nefes darlığından dolayı... Ben uyuyamıyorum” diyordu. 31 yaşındaki Mehmet Şah, aynı belgeselde öyküsü anlatılan 11 işçiden üçü gibi hayatını kaybetti. Kot kumlama kurbanlarının sayısı 49’a çıktı. Yalçın, Batmanlı genç bir işçiydi. Eli ekmek tutsun diye geldiği İstanbul’da, 2004-2007 arasında Güngören’deki bir kot kumlama atölyesinde çalıştı. Aynı yılın sonunda rahatsızlandı. Önce tüberküloz teşhisi konuldu. Fakat sonra kot kumlama işinin akciğerleri tahrip ettiği silikozise yakalandığı ortaya çıktı. Artık çalışamıyordu. Üç yıldır oksijene bağlı yaşıyordu.
Kayseri Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinden Soner Yıldırım, 2009 yılında, silikozis hastalarını konu alan ‘Dönüş’ adlı bir belgesel çekiyordu. Belgesel için Bingöl’de 22 yaşındaki Hacı Önal’la, İstanbul’da Mehmet Şah Yalçın’la görüştü. Yalçın, geçmişteki çalışma koşulları için, “Orada yatan arkadaşlar vardı. Onlar da zaten huzurlu şekilde ne uyuyabiliyordu ne yemeklerini yiyebiliyordu.

SOL ANAHTARI BARAKA MÜZİK GRUBU - DİNLE

Baraka Kültür Merkezi, Kıbrıs'da 2001 yılından bu yana kültürel alanda faaliyet yürüten bir demokratik taban örgütlenmesidir. Kültürel alan konusundaki kavrayışı; kültürün toplumsal hayatın hemen her boyutu ile ilişkilendirilebilecek bir olgu olduğu yönündedir. Aslında Baraka kurulduğundan beri şarkılarla, türkülerle, aramızdan müzik konusuna ilgili arkadaşlar, çeşitli etkinliklerde  kendiliğinden ve düzensiz olarak müzik yapmaya başlamıştı. Bizler de müziğin yaratıcı, dönüştürücü  gücünü düzenli bir koro-müzik grubu ile daha da güçlendirebileceğimize karar verdik. Ve Sol Anahtarı’nı oluşturduk. Sol Anahtarı, daha sonra biçim değiştirerek sadece müzik grubu haline geldi. Şimdi ise kendi albümünün çalışmalarını yürütüyor.
Peki neden yapıyoruz? 
# duygu ve düşüncelerimizi, coşkularımızı müzik aracılığıyla birbirimizle, dinleyenlerle paylaşabilmek için.
# müziği, belli kalıplara bağlı kalmadan, özgürce, yaratıcılığa açık olarak üretebilmek için.
# kendimizi ve birbirimizi eğitmek, birbirimizi her yönüyle tanımak ve hayal ettiğimiz ilişki  ve üretme biçimini müzik aracılığıyla da yaratmak için
# başka bir kültürü, başka bir dünya özlemini, müzik aracılığıyla insanlara aktarmak, topluma müzik aracılığıyla temas etmek için.  
# Baraka’nın değerlerinin insanlara bulaştırılmasında, gerek şarkıların sözlerini, gerekse müziğin yarattığı coşkuyu araç olarak kullanmak için. 

KARA TAHTA (Texte Reş) - İZLE

Yönetmen : Samira Makhmalbaf
Senaryo : Mohsen Makhmalbaf , Samira Makhmalbaf
Görüntü Yönetmeni : Ebrahim Ghafori
Müzik : Mohamad Reza Daryishi
Yapım : 2000, İran / İtalya , 85 dk.
Oyuncular: Said Mohamadi , Bahman Ghobadi, Behnaz Jafari, Rafat Moradi (Reboir)

KONU: Halepçe’den 1980-87 yıllarındaki İran-Irak savaşı sırasında Saddam Hüseyin dikatatörlüğünden kaçarak İran’a sığınan ve yasal olmayan yollarla(devletlere göre) dağlardan topraklarına dönmeye çalışan Kürt mültecileri konu alıyor. Bir öğretmenin tahtasıyla gezerek çocuklara ders vermeye çalışması Kürt trajedisini gözler önüne seriyor. Bölgede yakın zamanda yaşanmış savaşların yarattığı yıkım ise, her sahnede kendini belli ediyor. Öğretmenlerin sırtlarında taşıdıkları kara tahtaların tek işlevi, öğrenciler ders verilirken ortaya çıkmıyor. Bu kara tahtalar, aynı zamanda birer kalkan ve sığınak görevi de üstleniyor zorlu coğrafyada.
Yönetmeni  Samira Makhmalbaf.  Film 2000 yılında Cannes’da büyük jüri ödülünü aldı. Kürt kadın yönetmen Samira Makhmalbaf ödülü aldığında 20 yaşındaydı.

Libya liderinin demir yumruğu-George Joffe*

Bingazi'deki göstericilerLibya'nın Bingazi kentinde başlayan gösteriler pek çoklarını şaşırtan şekilde, protestocuların ülkenin doğusunda fiili denetimi ele almasına yol açmış gibi görünüyor.
Pazar gününe dek Trablus'ta düzenlenen gösteriler sadece rejim ve liderine destek hedefini taşıyordu ve şüphesiz doğuda yapılan istifa çağrılarına yönetimin yanıtı niteliğindeydi.
Her şey bir yana, Albay Muammer Kaddafi'nin yolsuzluklara karışmamış olması ve nev-i şahsına münhasır siyasi kişiliği; rejimin acımasızlığına rağmen halkın ister istemez hürmetini kazanmasını sağladı. Dahası son yıllarda, sosyal barışı sağlamak için ekonomiyi iyileştirmeye yöneldi.
Ancak, göstericilerin Pazar gününden itibaren başkentin kalbine ulaşması; rejimin destekçileri ile muhaliflerini karşı karşıya getirdi. Güvenlik güçlerinin müdahalesi yüzlerce kişinin ölümüne ya da yaralanmasına yol açınca, durum değişti.
Bir bakışta Libya
  • Lider: Albay Muammer Kaddafi - 1969'da iktidara geldi
  • Nüfus: 6,5 milyon
  • Yüzölçümü 1,77 milyon km2
  • Ortalama yaş 24,2
  • Okuryazarlık oranı %88
  • Kişi başına milli gelir: 12.020 dolar (Dünya Bankası, 2009)

Güneşe yolculuk - İZLE

Yönetmen : Yeşim Ustaoğlu
Senaryo Yazarı : Yeşim Ustaoğlu
Oyuncular : Lucia Marano, Nazmî Kirik, Newroz Baz, Mizgin Kapazan, Ara Güler.
Güneşe Yolculuk, saf bir gencin günümüz Türkiyesinin gerçeklerinden haberdar biri haline dönüşmesinin, dostluğun ve cesaretin öyküsüdür. Türkiyenin iki ucundan iki genç- Batıdan gelen Mehmet ve Doğudan gelen Berzan İstanbulun alt tabakayaşamının içinde ayakta kalmaya çalışırken tanışırlar. Gün geçtikçe birbirine bağlanırlar. Şehre yeni gelmiş olan Mehmet, seyyar arabasında müzik kasetleri satan Berzan ile arkadaş olur. Mehmet, Tireli olmasına rağmen koyu teni nedeniyle herkestarafından doğulu sanılmaktadır. Mehmet, Berzana bir çamaşırhanede çalışmakta olan Arzu ile ilgili gelecek hayallerini, Berzan ise ona günün birinde Irak sınırındaki köyü Zarduçdaki sevgilisine geri dönme arzusunu anlatırlar. Mehmetin bir gece eve dönerken bindiği minibüs durdurulur. Polis kimlik kontrolü yapar ve Mehmet haksız yere tutuklanır. Bir hafta sonra serbest bırakılmasına rağmen, artık Mehmetin hayatı tamamen değişmiştir. Önce evini, sonra da işini kaybeder. Berzanın yardımıyla yeni bir iş ve kalacak bir yer bulur. Arzuya olan duyguları da gittikçe güçlenmekte ama bir yandan da gelecek hayalleri korkuyla kararmaktadır. İstanbulun gecekondularına sürüklenen Mehmet, hayatın gerçeklerini istediğinden de sert bir şekilde öğrenir. Berzana olan bağlılığı onu, acımasız bürokratik engelleri görmezlikten gelip, bütün ülkeyi katederek dostunun köyüne, doğuya bir yolculuğa sürükler...Güneşe Yolculuğa...

Kürdistan'da Cuma günü büyük protestolar planlanıyor

25 Şubat Cuma günü, muhtemelen Irak’ta son zamanlarda görülmüş en büyük gösteriye şahit olunacak. Kürdistan’da kitlesel gösteriler, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) hükümetine bağlı güçlerin göstericilere ateş açmasına ve dört protestocuyu öldürmesine karşın devam ediyor.
Süleymaniye’de 21 Şubat Pazartesi günü düzenlenen gösterilere yaklaşık 2 bin kişi katıldı. Şehir hastanesi çalışanları da gösteriye işyerlerinde yaptıkları eylemin ardından katılırken, hastane çalışanlarından Dr. Kawa Sabah, “Protestocularla birlikteyiz ve protestolara katılıyoruz” dedi. Geçtiğimiz hafta göstericilere öldürücü biçimde ateş açılmasının üzerine üniversite çalışanları da protestolara katıldı.
Protestolar, Irak Kürdistanı’ndaki başka şehirlere de sıçramış durumda. Pazartesi günü Kalar, Dervendişan ve Halepçe’de gösteriler gerçekleşirken, önümüzdeki günlerde bunları başka gösteriler izleyecek. Karal ve Dervendişan’daki protestolara 200’er kişi katılırken birkaç kişi gözaltına alındı.
Pazartesi günü Süleymaniye’de 17 yaşındaki Şerko Muhammed isimli gösterici polis kurşunuyla öldürülürken, geçen hafta silahla vurulan Surkiu isimli bir gösterici de hastanede hayatını kaybetti. Aynı gün 47 kişinin de yaralandığı bildirildi.

Kaybedilmiş egemenlik; gıda/Nihal Kemaloğlu

2011 yılı ‘ertelenmez bir gıda krizinin’ dünyanın kapısına dayandığı değil, eşiği geçip içeriye girdiği bir yıl olacak.
Küresel tarım ve gıda üretimi sayıları 6 ila 8 arası değişen şirketin egemenliği altındayken BM Gıda Örgütü, gıda fiyatlarının tarihin en yüksek rakamına ulaştığını duyurdu.
Bu tehlikeli fiyat artışının nedeni olarak iklim koşulları gösterilse de dünya üzerinde üretilecek bütün tarımsal ürünlerinin 2013 yılına kadar küresel tekeller tarafından kapatıldığından bahsedilmedi.
Son otuz yılda tarım ve gıda ürünlerinde dışa bağımlı hale getirilen yoksul ve gelişmekte olan ülkeler, bu tekellerin biçtiği fiyatı veremezlerse aç kalacaklar…
Ayrıca 2010 yılında buğday %84, mısır %63 ve şekerde %55 oranındaki şok artışlar spekülatif finansın emtia piyasalarına yuvalanıp muazzam karlarını pusuda beklediğini gösteriyor…
Aylardır bu piyasaların yatırımcısına neler kazandıracağının yazılıp çizildiği türev piyasaların da nasıl coştuğu sır değil…
2008 yılında Tunus ve Mısır’ın da dahil olduğu Afrika ve Asya ülkelerinde ‘gıda fiyatlarında’ artışla baş gösteren ayaklanmalar ‘finansal krizin’ patlamasıyla gölgede kalmıştı.
Tunus, Cezayir, Mısır, Yemen, Ürdün hattında yoğunlaşan kitlesel hareketlerde ’sokağı kim yönetiyor’ sorusunun tek doğru cevabı ‘açlık’ olsa gerek…

Anadilde eğitime 1 milyon imza mecliste

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından iki ay önce "anadilde eğitim" talebiyle başlatılan kampanya çerçevesinde toplanan 1 milyon 100 bin imza, Meclis Dilekçe Komisyonu'na sunuldu

Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) çağrısı ile iki ay önce "Kürtçe anadilde eğitim" talebiyle başlatılan imza kampanyası sonuçlandırıldı. Kampanya çerçevesinde sembolik olarak toplanan 1 milyon 100 bini aşkın imza, 10 koli eşliğinde BDP Genel Merkezi’nden TBMM’ye getirilerek Dilekçe Komisyonu’na verildi. Dilekçeler TBMM dışında UNESCO'ya, BM ve AB'ye de verilmek üzere toplandı.
DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ve BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, BDP Muş milletvekili Sırrı Sakık ve kampanyaya destek veren kurum temsilcileri, mecliste bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Tuğluk, DTK'nin anadilde eğitim talebiyle 2 ay önce 1 milyon imza hedefiyle başlattığı kampanya sonucu 1 milyon 100 bin imza topladıklarını belirterek, kampanyayı ortak mücadeleye dönüştürerek çok kısa bir sürede hedeflerine ulaştıklarını söyledi. Tuğluk, anadilde eğitim hakkının Kürt sorunundan bağımsız ele alınamayacağına işaret ederek, "Kürt sorunu çok boyutlu bir hak ve özgürlükler sorunudur. Bu yüz yıllık soruna hak ve özgürlükler genişletilerek çözüm bulunabilir.

Bahreyn: Diğer bir ABD müttefikine karşı isyanın toplumsal kökenleri -Finian Cunningham

“Sen hiç sahili olmayan ada gördün mü?”

İlk bakışta gündem dışı gelen soru, hükümet-karşıtı sloganlar atan binlerce protestocunun arasında duran genç bir taksi sürücüsü tarafından geldi. Ancak bu soru, geçen hafta on binlerce Bahreynliyi sokağa döktü ve yüreklerindeki kedere tercüman oldu –protestolarda, devlet güvenlik güçlerinin aşırı şiddet kullandığı sahnelerin ortasında kalan en az yedi sivilin öldürülmesine tanık olundu. Ancak doğrulanmayan haberler ölü sayısının daha fazla olduğunu söylüyor.
Bu genç taksi sürücüsü gibi, birçok Bahreynli, yerlilerin 600 bin gibi bir azınlığı oluşturduğu (belki bunlara, resmî rakamlarla belirsiz olsa da, dışarıya göç eden 300 bin de eklenebilir) küçük ülkelerinde, muazzam bir servetin sulu çamur gibi etrafta dolaştığı, etrafı kapladığına tanık oldu. Fakat, petrol fiyatlarının yüksek olduğu ve Bahreyn ulusal gelirinin üçe katlandığı son yedi yılda, bu muazzam servetin yalnızca çok küçük bir parçası, iş yaratmada ve insanca bazı koşullar sağlamada kullanıldı. 50 binin üzerinde Bahreynli ailenin ev edindirme listelerinde sıranın kendilerine gelmesini beklediği tahmin ediliyor. Bazı aileler 20 yılı aşkın zamandır, aynı çatı altında, bozuk sıhhî koşullar altında, arka arkaya gelen birçok nesillerle bir arada ve sıkıntılı şartlarda, barınma kapsamında kendilerine bir ev verilmesini beklemekte.
Bütün bu süre boyunca, bu insanlar; ABD´li ve Avrupalı yatırımcıları, finansörleri, şirketleri ve zengin turistleri çekmek için mantar gibi biten mega alış veriş merkezleri ve çok katlı gökdelenlerin yanında, bunlarla tamamen çelişen, şehirlerin dış kısımlarında ve köylerde sürdürdükleri sefil yaşam koşulları içinde, kendilerini kendi ülkelerinde yabancı gibi hisseder olmuşlardır.

Halep Oradaysa, Notlar Burada… - Mustafa Sönmez

Hükümetin ekonomi bakanları, onların medyadaki yağdanlıkları, işlerin hep yolunda gittiğinden dem vuruyorlar. Onların borazanı durumuna gelen Anadolu Ajansı, TRT ve yandaş medyada da aynı çarpıtmalar boy boy... TÜİK’in 14 Şubat’ta açıkladığı işsizlik verileri, işin arka planı gösterilmeden “ Yükselen büyümeyle işsizlik düştü” biçiminde verilirken Bakanlardan Nihat Ergün da işsizliği yakında yüzde 10’a indireceğiz diye buyuruyor. Önümüzdeki ay açıklanacak yüzde 8’lik büyümenin arkasında bıraktığı 48,5 milyar dolarlık cari açığın his esamesi okunmuyor ama bütün bu “parlak tablo”ya, hem IMF’den hem de kredi derecelendirme kuruluşları cephesinden farklı notlar var.
Hafta içinde IMF İcra Direktörleri Kurulu, “Program sonrası izleme görüşmeleri”nin ikincisini bir notla kamuoyuna açıkladı.. Açıklama metninin orijinali eleştirel tonda ve bir dizi uyarı içeriyor. Gelin görün ki, Anadolu Ajansı, açıklamayı bir dizi çeviri hatası ile ve cımbızlanmış cümlelerle servis etti. Medyadaki sazanlar da alıp kullandılar; “IMF, Türkiye’nin performansından memnun!” gibi başlıklarla…

Oysa gerçekte IMF, 2010’daki toparlanma ve işsizlikteki iyileşmeyle kriz öncesi üretim seviyesinin üzerine çıkılmasını olumluyordu ama sıcak para girişi ile rekabetçiliğin zayıflattığı ortamda, hızla büyüyen cari açığa hemen dikkat çekiyordu. IMF direktörleri, sıcak para girişlerinin devam edebileceğini ama ani sermaye çıkışları karşısında da kaygılı olduklarını belirtiyorlardı. Bu yüzden de Türkiye’nin, aşırı iç talep ve oynak kısa vadeli sermaye akımları karşısında ‘doğru politika bileşimini’ belirlemesi gerektiği uyarısını yapıyorlardı.

Mısır ayaklanması: Yalnızca bir ‘geçiş’ sorunu değil

Geçen haftanın olayları, on yılların derslerinin kısa bir zaman diliminde iç içe geçirilebildiği ve görünüşe göre daha küçük hadiselerin fevkalade önem kazanabildiği tarihsel anlardan biridir. Milyonlarca Mısırlının politik sahneye girişi, Ortadoğu siyasetinin esasını meydana getiren gerçek süreçleri canlı biçimde aydınlatmıştır. Ayaklanma, ABD’nin ve mümkün olan en kötü rejimlerle birlikte diğer dünya güçlerinin epeydir devam eden suç ortaklığını açığa çıkarıp, ABD Başkanı Barack Obama ve diğer liderlerin boş ve ikiyüzlü retoriklerini ifşa etti ve bütün Arap rejimlerinin ödlek kapitülasyonlarını sergileyip, bu rejimler arasındaki, İsrail ve ABD, gerçek ittifakları gösterdi. Bunlar uzun süre hatırlanacak politik derslerdir.

Ayaklanmalar aynı zamanda Arap dünyasındaki iltimas rejimlerinin olağanüstü kırılganlığını göstermiştir. Bu rejimler gizli polis (muhaberat) ve eşkıya (baltacıya) ağlarına dayanıyordu ve Arap politik mizahının keskin iğnelemesinde yansıtılan değişim olasılığı hakkında görünüşe göre kati bir karamsarlık telkin etmiştir. Ancak bu kontrol mekanizmaları, insanlar korkularından arındıkça tamamen buharlaştı.

DEVRİM ADA - Özgürlüğün Şarkıları ( DİNLE )

Kısaca Özgürlüğün Şarkıları
-Bu bir ekip albümü
Bu albüm solo değil bir ekip albümü; başta Nebula olmak üzere;Mirza,Candemir,B-Size(Almanca)Kusta(Lazca),Melo(Kürtçe) gibi arkadaşlarımız bizlere eşlik etti.
-Her Dilde Her Kültüre..
Albüm içinde Türkçe dahil olmak üzere 4 farklı dilde vokaller var o yüzden Türkiye'de sayısı nerdeyse yok denilenibilcek sayıda kültür ve dil içeriyor.Her arkadaşımız kendi dilinde kendi sorunlarını anlattı..
Bu albüm Özgürlüğün albümü, bu albüm emeğin ve amatörlüğün albümü, bu albüm metalaşmaya karşı başlatılan savaşın adını koyduğumuz albüm herkez indirsin diye herkez herkezin olan albüm!..
Ada'lıyız biz Ada'lı..
Devrim,Nebula,Mirza,Kusta,B-Size,Candemir,Melo,Mrt,Roqo,Cheky,Atlantis of Baran ;Fırat,Red,Gzp,S-Red,Crow2,DeminYek Anofel,Requıem,Rahu,Raşit,Kızılboran,Barni Özdemir,Melih,Freaj Sanatevi,Devrimci Müzisyenler,Shark Records Ailesi
Yani Ada Halkı..

SU HAKTIR SATILAMAZ !!! -( ANADOLU İSYANDA - KISA FİLM )

Yaşamın kaynağı olan suyu, alınıp satılabilen piyasa malı haline getirenlere; sulama kanallarına, evlerimize, okullarımıza, hastanelerimize kontörlü sayaç takmaya kalkışanlara; akarsularımızı satışa çıkaranlara, su kaynaklarımıza el koyanlara; sularımızı, su havzalarımızı kirletenlere, halkın sağlık hakkını yok sayanlara karşı mücadelede su hakkına, yaşam hakkına sahip çıkmak için bir araya geldik.

Yaşam alanlarımızın kar hırsı için sermayenin kullanımına sokulmasına, doğal varlıklarımızın metalaştırılmasına yani piyasa üzerinden alınır satılır mal haline dönüştürülmesine karşıyız.

Bizler;
•Türkiye’nin enerji ihtiyacı bahaneleriyle Hidroelektirik santral projelerini yaşama geçirmek için AKP iktidarının 2003 yılında uygulamaya geçirdiği “su kullanım hakkı anlaşmaları” yoluyla akarsularımızın sermayeye satılmasına ve akarsularımızın ticarileştirilmesine KARŞIYIZ;
•Su şirketlerinin başta Uludağ’daki köylere ait sular olmak üzere Anadolu’daki gözelerden (kaynaklardan) akan suları şişelemesine, satmasına, yer altı sularının ticarileştirilme amacıyla kullanılmasına, suyun ticarileştirilmesiyle insanca ve sağlıklı bir yaşam sürme hakkımızın elimizden alınmasına KARŞIYIZ;

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ - 3 Kurtuluş Savaşında Sosyalist Hareket

Mustafa Kemal şöylediyordu: "Komünistliğin memleketimizde değil henüz Rusya'da bile kabiliyet-i tatbikiyesi hakkında sarih kanaatler hasıl olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber dahilden ve hariçten muhtelif maksatlarla bu cereyanın memleketimiz dahiline girmekte olduğu, vahdet vesükununu muhil ahvalin hulusu da daire-î imkânda görülmüştür. En makul ve tabiî tedbir olarak aklı başında arkadaşlardan, Hükümetin malumatı tahtında bir Türkiye Komünist Fırkası teşkil ettirmek olacağı düşünüldü. Bu takdirde memlekette bu fikre müteallik bütün cereyanları bir muhassalaya rica etmek mümkün olabilir..."
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ - 1
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ - 2
Kurtuluş Savaşında Sosyalist Hareket 1919'da Anadolu'da başlatılan, 1923'de zafer ve Cumhuriyetin ilanıyla sonuçlanan Ulusal Kurtuluş Hareketi, 1908'de ilk önemli adımı atılan burjuva demokratik gelişme sürecinin yenibir aşamasıydı. Osmanlı toplumunun «kendine özgü yapısal özellikleri, ulusal burjuvazinin güçsüzlüğü, sanayi sermayesinin hemen hemen yokluğu, burjuva devriminin Batı'daki klasikörneklerden farklı bir yol izlemesine neden olmuş, yine aynı özellikler, yerli kapitalizmigeliştirme ve ulusal burjuvaziyi güçlendirme -hatta yaratma- niyetleriyle ortaya çıkan, bununyolunu da devlet kapitalizminde gören İttihat ve Terafefefnin amacına ulaşamamasına, sonunda Alman emperyalizmine teslim olmasına ve savaş yenilgisiyle iktidardan düşmesine yol açmıştı. Bu yönüyle ele alınırsa. 1919-1923 hareketi, İttihat ve Terakki'nm başaramadığım, II.Meşrutiyet'in tamamlayamadığını, yeni koşullarda ve daha radikal adımlarla başarma denemesiolarak da değerlendirilebilir.Mütareke'den Cumhuriyet'e kadar uzanan dönemde Türkiye'deki sınıf ve katmanların kaba birtablosu şöyledir:

Biz eşek'ler eskiden, siz insanlar gibi konuşurmuşuz - Aziz Nesin

Bizim de kendimize göre bir dilimiz varmış. Konuşmamız, müzik denli güzel, uyumlu, kulağa tatlı gelirmiş. Ne güzel konuşur, ne türküler söylermişiz. Biz eşek olduğumuzdan, sizler gibi insanca değil, eşekçe konuşurmuşuz. Ama eşekçe, yumuşak, tatlı, uyumlu zengin bir dilnıiş. Biz eşek milleti eskiden, şimdi olduğu gibi anırmazmışız, sonradan anırmaya başlamışız. Şimdi, biliyorsunuz, bütün isteklerimizi, duygularımızı, algılarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi, birbirimize ve siz insan efendilerimize anırarak anlatmaya çalışıyoruz. Anırmak nedir? "Aaaaii, Aaaaii" diye arka arkaya bir kalın, bir ince, ağızdan iki uzun heceli ses çıkarmak. Anırmak işte bu... Bizim o zengin dilimiz, şimdi kala kala, bu iki heceli tek sözcüğe kaldı
Bir yaratık, bütün duygularını tek sözcükle nasıl anlatabilir!.. Nasıl olup da o zengin eşekçe ölmüş, bir ölü dil olmuş, sonra biz eşekler anırmaya başlamışız; bunu merak etmiyor musunuz? Merak ediyorsanız anlatayım. Kısacası, bizim dilimiz tutulmuştu. Korkunç bir olayla aklımız başımızdan gidip de, dilimiz tutulunca eşekçeyi tüm unutmuşuz. O günden sonra da yalnız anırarak, iki uzun heceyle bütün duygularımızı anlatmaya çalışmışız. Biz eşeklerin dilimizin tutulması, epiyce eski bir olaydır.

Dünya Sosyal Forumu, Mısır ve değişim –Immanuel Wallerstein

Dünya Sosyal Forumu (DSF) hala hayatta ve ayakta. 6-11 Şubat arasında Senegal, Dakar’da toplandı. Öngörülemeyen bir tesadüfle, aynı hafta Mısır halkı Hüsnü Mübarek’i tahtından indirdi ve hareketin başarıyla sonuçlanması forumun kapanış oturumuna denk geldi. DSF tüm haftayı Mısır’ı selamlayarak ve Tunus ve Mısır’daki devrimlerin başka bir dünyayı mümkün kılmak (kesinleştirmek değilse bile mümkün kılmak) hedefindeki değişim programları açısından anlamını tartışarak geçirdi.

60 bin ila 100 bin kişi arasında olduğu sanılan önemli sayıda insan bu foruma katıldı. Böyle bir organizasyonu düzenlemek için DSF’nin ihtiyacı güçlü yerel toplumsal hareketler olduğu kadar (ki Senegal’de vardı) forumun düzenlenmesini en azından tolere edecek bir hükümetti. Senegal’deki Abdoulaye Dade hükümeti her ne kadar birkaç ay önce finansmanının üçte ikisini karşılayacağına ilişkin verdiği sözden dönse de DSF’nin düzenlenmesini “tolere” etmeye hazırdı.

Bana ‘Old and Wise’ı Çal - (Kısa Film)

Yönetmen : Çağan Irmak
Senaryo   : Çağan Irmak
Oyuncular: Derya Alabora, Erkan Can, Nedim Doğan, Tomris İncer,Naz Öncel
Çağan Irmak'ın 1998 yılında çektiği kısa filmi.

Başrollerinde Derya Alabora ile Erkan Can'ın oynadığı film, Irmak'ın sonradan senaryosunu yazacağı gerilim serisi Kabuslar Evi'nin ilk ipuçlarını vermektedir.Çağan Irmak, bu filmi çekmeden önce Şaşıfelek Çıkmazı dizisinde yönetmen Mahinur Ergun'un asistanlığını yapmıştır. Bu dizinin de başrol oyuncusu Derya Alabora'dır.
Ayrıca Irmak, bu filmle 1998 İFSAK Kısa Film Festivali Birincilik Ödülü'nü kazanmıştır.
Filmin konusuna gelince: Oğuz, gece saatlerinde program yapan bir radyo programcısıdır. Bir gece, Onur adında bir adam, kendisinden Eda adında bir kadın için The Alan Parsons Project'ten Old and Wise adlı şarkıyı çalmasını ister...

Bahreyn'de eylemler hız kazandı...- VİDEO

Bahreyn'in başkenti Manama'da binlerce hükümet karşıtı gösterici kent merkezindeki İnci Meydanı'ndan ayrılmıyor.
Göstericiler, talepleri yerine getirilene dek meydanı terk etmeyeceklerini söylüyor. Göstericiler öncelikle, Başbakan Prens Şeyh Halife bin Salman El Halife'nin istifa etmesini ve siyasi reformlar yapılmasını istiyor. Bahreyn Başbakanı, ülkenin bağımsızlığını ilan ettiği 1971'den bu yana görevde. Ülkede Şii muhalifler anayasal monarşi talebinde bulundu. Muhalif Ulusal İslami Uzlaşma Birliği'nin lideri Şeyh Ali Salman, başbakanın halk tarafından seçilmesine olanak sağlayacak bir 'anayasal monarşi' istediklerini söyledi. Şeyh Salman ayrıca din adamlarının yönetimde olduğu İran modeli üzerine kurulu 'dini bir devlet' istemediklerini belirtti. Bahreyn'de oturma eylemi yapan göstericilerin diğer talepleri arasında; siyasi mahkumların serbest bırakılması, daha fazla kişiye iş ve ev verilmesi, daha temsili bir meclisin oluşturulması ve halkın yeni bir anayasa hazırlaması da var.
İnci Meydanı'nda yaklaşık 10 bin kişinin olduğu belirtiliyor. Bahreyn'de Pazartesi günü göstericilerden biri güvenlik güçlerince öldürülmüştü. Dün de bu göstericinin cenaze töreni sırasında çıkan çatışmada, bir kişi daha yaşamını yitirmişti. Muhalefet de bu gelişmeler sonrası, meclis faaliyetlerini boykot edeceğini duyurdu. Şiilerin destek verdiği Ulusal İslami Uzlaşma Birliği'nin milletvekillerinden Halil el Marzuk, ölen eylemcileri 'şehit' diye tanımlamıştı. Grubun 40 üyeli parlamentoda 18 sandalyesi bulunuyor. Bahreyn İçişleri Bakanlığı, protestocuları öldürdükleri iddia edilen polislerin gözaltına alındığını duyurdu. Kral Namad bin İsa El Halife de televizyondan halka hitap edip, ölümlerin soruşturulacağını açıkladı ve siyasi reformları sürdürme sözü verdi.

Gönül Yarası (2004) - İZLE

Yönetmen: Yavuz Turgul
Senaryo Yazarı:Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Meltem Cumbul, Timuçin Esen, Güven Kıraç, Sümer Tilmaç,
Konu: Bütün hayatını Anadolu’nun ücra köşelerinde öğrencilerine adamış, bunun uğruna karısı ve çocuklarından bile vazgeçmiş bir öğretmen Nazım (Şener Şen). Psikopat kocasından kaçıp, kızıyla birlikte İstanbul’a yerleşen ve bir pavyonda çalışan türkücü Dünya (M. Cumbul). Eski karısı Dünya’ya takıntılı bir aşkla bağlı, gözü kara, sevdası için dünyayı yakacak kadar çılgın bir adam: Halil (T. Esen). Nazım Bey, Anadolu’da öğretmenlik yapmaktadır. Emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleşir ve emekli maaşının bağlanmasını beklerken arkadaşı Takoz’un taksisinde çalışmaya başlar. Dünya ise pavyonda çalışan ve eski kocası Halil ile başı belada olan zor durumda bir kadındır. Bir gün, Nazım’ın taksisine bindiğinde her ikisinin de hayatı değişir. Nazım, Dünya’yı her gün işe götürüp getirmeye başlar. Bir gün Dünya’nın eski kocası pavyonu basınca, Nazım, Dünya ve küçük kızına sahip çıkar.

Tarımda Neoliberal Dönüşüm ve Küçük Köylülüğün Tasfiyesi - James Petras

James PetrasKöylü hareketleri ve ekolojik hareketler ile ilgili konuşmama günümüzdeki uluslararası duruma odaklanarak başlamak istiyorum. Bugünkü uluslararası durumun; köylü sosyal hareketleri ve köy yaşamındaki gelişmeler üzerinde belirleyici olan iki temel etkeni var.

Uluslararası durumun birinci etkeni; uluslararası pazarlardaki yüksek metal ve tarımsal ürün fiyatları. Bu yüksek fiyatlar tarımsal-ticaretin gelişmesini teşvik etti. Yüksek tarımsal ürün fiyatları ve tarıma büyük ölçekli sermaye girişi sonucunda çok belirgin olarak toprak fiyatları yükseldi. Aynı zamanda tarım ilacı, kimyasal gübre ve genetiği değiştirilmiş tohum gibi kimyasal girdilerin de fiyatları arttı. Bu etkenler, yüksek tarımsal ürün fiyatları, değerlenen toprak ve büyük ölçekli tarımsal ticaretin gelişmesi sonucu, çiftçi ve küçük üreticilerin büyük çapta tasfiyelerine neden oldu. Aynı zamanda köylünün toprak sahibine ödediği kira arttı. Böylece uluslararası fiyatların artışı büyük toprak sahiplerinin yararına olurken, tarımsal işçiler ile kiracı köylüler için yıkım oldu. İlk defa Wall Street, Londra Borsası ve diğer büyük borsalar büyük ölçekli toprak mülkiyeti için yatırım yapıyorlar. Özellikle Brezilya ve Arjantin’de. Yalnız tarımsal ticaret değil, aynı zamanda pek çok yüksek riskli yatırım fonuyla da tarıma yatırım yapılıyor.
Peki fiyatlar niçin yükseldi? Yabancı sermayenin büyük ölçekli yatırımla büyük miktarda toprak alması işlemini teşvik etmek için. Doğrudan doğruya iki etken, biri Çin’de, diğeri Hindistan’da yükselen talep. Bu iki ülkenin sanayileşmesi ve insani tüketiminin artması uluslararası stoklar üzerine baskı yaratıyor. Giderek artan bir öneme sahip ikinci etken; benzin, petrol ve enerjideki fiyat artışıdır. Petroldeki yüksek fiyat artışı yanı sıra ethanol üretiminde büyük ölçekli bir artış var. Ethanol, tahıla büyük ölçekli yatırım demek. Ama gıda tüketimindeki tahıllara değil, ethanol için gereken tahıllara. Bugün tarımdaki

2010' da Asya'da Hak Mücadeleri - Ulaş Başar Gezgin

2010’da, Asya halklarının hak mücadeleleri açısından, diğer yıllarda da görüldüğü gibi, ülkeler düzeyinde ve her bir ülke içinde inişler çıkışlar görüldü. Asya’nın en hareketli ülkelerindeki mücadeleler, anlatmaya değer.

Tayland

Dünya gündemini 2010’da en çok meşgul eden ülkelerden biri, Tayland’dı. Hani şu insanlarının edilgen, güleryüzlü, suya sabuna dokunmayan nitelikte olduğu söylenen ülke. Hani şu ‘yaprak bile kıpırdamaz’ dedirten ülke. Kısa adıyla ‘kırmızı gömlekliler’, uzun adıyla ‘Diktatörlüğe karşı Demokrasi için Birleşik Cephe’ olarak bilinen hareket, daha önceki yıllarda, Kral’ın, onun destekçisi olan para babalarına ve onların tezgahladığı askeri darbeye karşı, bir başka para babasını (Taksin Şinavatra) desteklemek gibi bir yanlışın içindeydi. Geniş kitleler, düzenin adaletsizliklerini görüyor; ancak, bu adaletsizliklere karşı, yanlış olarak ‘yoksul dostu’ saydıkları bir başka adaletsizlik anıtına arka çıkıyordu. İlerleyen günlerde, bu yanlış bilinç, ne istediğini bilen, “al birini vur ötekine” bakışını içselleştirmiş bir bilince evrildi. Kırmızı gömlekliler, şu an başta olan Tay hükümetinin darbeyle geldiğine ve darbeciler tarafından desteklendiğine dikkat çekerek, meclisin ve hükümetin dağıtılıp adil seçimlere gidilmesini savunuyor. Hükümet, pes edeceğe benzemiyor; ancak, kırmızı gömleklilerin, çok güçlü ve çeşitlilik gösteren eylemleriyle, hükümeti dize getirme noktasına neredeyse vardığı anlar oldu.

14 Mart 2010’da, Bangkok, Tayland tarihinin en büyük gösterilerine tanık oldu. Özellikle Kuzey ve Kuzeydoğu Tayland’dan gelen onbinlerce gösterici, sokakları, giydikleri kırmızı giysilerle renklendirdiler. Hükümetin ve ordunun denetiminde olan basın, kendilerinden hep bekleneceği gibi, gösterici sayısını düşük gösterdi. Gösteri örgütçüleri, gösteriye katılanlar arasında gönüllü olanlardan kan toplayıp hükümet konağı ve diğer çeşitli resmi kurumlar

DENGE OLUŞTURALIM DERKEN -Dünya Tarihinde İlginç Olaylar

Tirana Ölüm, Yaşasın Yeni İmparator
İÖ 10, Roma
Jul Sezar'ın yönetimi altındaki Roma savaş ganimetleriyle güçlenmiş ve zenginleşmiş bir imparatorluğun merkeziydi, yüzyıllarca önce Roma'nın soylu ailelerinin yaşadıkları ve hatta üzerinde tarım yaptıkları toprakları, şimdi zengin Romalı senatörler köle çalıştırarak işletiyorlardı. İmparatorluğun özgür vatandaşları yoksullaşıyordu. Ne çiftlikleri onların verimli topraklarıyla, ne de güçleri köle fabrikalarının üretimiyle boy ölçüşebilecek durumdaydı.

Roma şehrinde yaşayanların sayısı birkaç bin kişiden iki milyonun üstüne çıkmıştı. Bu kadar insanı beslemek şimdiden hazineye ve tüccar denizcilere zor geliyordu. Şehir halkını beslemek için gereken tahıl, Mısır'ı ve bugün Balkanlar diye bilinen Romalıların Panoria adını verdikleri bölgeyi fethetmelerinin önemli bir nedeniydi. Her iki bölgede de tahıl bol miktarda vardı. Nüfusu artan, aç Roma kendisini yönetenlerden çok şey bekliyordu.

Bütün hükümetlerde olduğu gibi bürokrasi kendi kendine varolmaya başlamıştı. Rüşvet yeme toplumun her kesiminde almış başını gidiyordu. Genellikle rüşvet, alınmamasını kontrol etmekle görevli zengin senatör aileleri tarafından destekleniyor ve korunuyordu. Lejyonlar az sayıda İtalyan, daha çok da yeni fethedilmiş ülkelerin vatandaşlarının egemenliğindeydi.

Türlerin Eşitliği, Darwin Sonrası Ahlakının Mantıksal Sonucudur

Türcülük terimi 35 sene kadar önce Oxford’da bir hamamda uzanmış yatarken geldi aklıma. Irkçılık ya da cinsiyet ayrımcılığı gibi bir şeydi- ahlaken alakası olmayan fiziksek farklılıklara dayalı bir önyargıydı. Darwin’den bu yana  insanların evrim aracılığıyla diğer bütün hayvanlarla akraba olduğunu biliyoruz; o halde diğer bütün türlerin topyekûn baskı altına alınmasını nasıl meşrulaştırabiliriz? Bütün hayvan türleri acı ve ızdırap yaşayabiliyorlar. Hayvanlar bizim gibi çığlık atıp bizim gibi acıdan kıvranıyorlar; sinir sistemleri bizimkine benziyor, sinir sistemleri bizim acı çekmemizi sağlayan aynı biyokimyasalları içeriyor.

Diğer insanların acısına ve ızdırabına gösterdiğimiz ilgiyi bütün acı çekebilen canlıları kapsayacak şekilde genişletmeliyiz, bunu yaparken onun cinsiyetini, sınıfını, dinini , ulusunu ve türünü de gözönüne almamalıyız. Gerçekten eğer uzaylıların da acı hissedebildiği ortaya çıkarsa ya da acı hissedebilen makineler üretebileceğimiz bir gün gelirse, o zaman ahlaki çemberimizi onları da kapsayacak şekilde genişletmemiz gerekir. Acı çekebilmek diğer canlılara haklarını teslim etmek ya da aslında diğer canlılara ilgi göstermemizdeki tek iknâ edici temeldir.
“İçkin değer” gibi başka nitelikler de önerildi. Ama değer potansiyel bilinç veya bilinç yoksunluğu söz konusuyken böyle bir şey var olamaz. Bu yüzden

El-Hamalawy: Cunta için orta sınıf, sürekli devrim için emekçiler

Mısır’ın önde gelen sosyalistlerinden olan Hossam el-Hamalawy, Mısır’da yönetimin askeri yüksek konseye devredilmesinin ardından, mevcut durumun çok da olumlu olmadığına dair bir metin kaleme aldı. el-Hamalawy’ye göre ordu bugüne kadar Mübarek rejimini ayakta tuttu ve cuntanını halkın taleplerini karşılaması mümkün değil:

Dünden beri, aslında daha öncesinden beri orta sınıf Mısırlıları protestoları durdurmaya ve işlerine dönmeye çağırıyor, bunu vatanseverlik adına yapıyor, “Mısır’ı yeniden inşa edelim”, “eskisinden daha çok çalışalım” vb. biçimdeki en gülünç ninnileri söylüyor. Eğer hâlâ bilmiyorsanız, aslında zaten yeryüzünün en çok çalışan insanları arasındadır.
Bu eylemciler, bizim demokrasiye geçiş konusunda Mübarek’in generallerine güvenmemizi istiyorlar –son 30 yıldaki Mübarek diktatörlüğünün bel kemiğini oluşturan aynı cunta. Ve ben ABD’den yılda 1.3 milyar dolar yardım alan Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi’nin sonuçta bir “sivil” hükümete geçişin mühendisi olacağına inanırken, bunun ordunun imtiyazlarına asla dokunmayacak bir sistemin devamlılığını garanti edecek, orduyu politikalar hakkında son sözü söyleyecek kurum olarak tutacak (Türkiye örneğinde olduğu gibi), bu İsrail apartheid devleti ile istenmeyen bir barış, ABD donanmasına Süveyş’ten güvenli geçiş, Gazze kuşatmasının

Tanrıkent (Cidade de Deus) - İZLE

Tanrı Kent  Brezilya - Fransa ortak yapımı dramatik suç filmidir. Portekizce özgün adı Cidade de Deus olan film İngilizce konuşulan ülkelerde de Türkiye'de olduğu gibi özgün adının tam çevirisi olan City of God adıyla gösterilmiştir. Türkiye'de basılan videolarında Tanrı ve Kent kelimeleri ayrı yazılmıştır. Film 13 Nisan 2003'te 22. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde de gösterildi.

Yönetmenliğini Fernando Meirelles ve Kátia Lund'un birlikte yaptıkları filmin senaryosunu Paulo Lins'in 1997 tarihli aynı adlı romanından Bráulio Mantovani uyarlayıp yazmıştır. Romanın yazarı da uzun yıllar konunun geçtiği gettoda yaşamıştı ve roman gerçek olaylara dayanıyordu.

"Cidade de Deus", kent içindeki çirkin ve suç odağı gecekonduları sistematik bir şekilde kent dışına taşıma projesinin bir parçası olarak 1960'larda kente uzak bölgelerde Brezilya hükümeti eliyle kurulmuş gecekondu önleme yerleşkelerinden birinin, belki de en ünlüsünün

Tunus ve Mısır'da yükselen karşıdevrimler -Mahdi Darius Nazemroaya

Süleyman kısa açıklamasında şöyle dedi: ‘Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek Mısır cumhurbaşkanlığı görevini bırakmaya karar verdi ve ülkenin yönetimi konusunda silahlı kuvvetler yüksek konseyini görevlendirdi. Allah herkesin yardımcısı olsun.’

Süleyman konuşmasını bitirmeden önce Kahire sokaklarında alkışlar duyulabiliyordu. Ordunun demokratik seçimleri garanti altına alan daha önceki taahhütlerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmese de, kitleler Mübarek’in 30 yıllık otoriter yönetiminin bitmesini sevinçle karşıladı.

‘Mısır özgürdür! Mısır özgürdür!’ diye bağırıyorlardı Tahrir Meydanı’nda. ‘Rejim çöktü.’


Washington Post gazetesi (11 Şubat 2011)
Küstah bir firavun çökmüş durumda. Mısırlılar ülkelerinin özgür olduğu nidalarını atabilirler, ancak mücadele bitmemiştir. Mısır Birleşik Arap Cumhuriyeti henüz özgür değildir. Eski rejim ve aygıtları halen yerli yerinde durmakta ve toz duman olan ortalığın yatışmasını

Diyeceksiniz ki korku bir bilim değildir - Korku Çağı - Albert Camus

XVII. yüzyıl, matematik çağı, XVIII. yüzyıl fizik çağı, XX. yüzyılımız korku çağıdır. Diyeceksiniz ki korku bir bilim değildir. Ama, bu korkuda bilimin payı var. Çünkü kuramsal alandaki son gelişmeleri onu kendi kendini yadsımaya götürdü; pratik alandaki gelişmeleri ise, bütün dünyayı yok edebilecek duruma geldi. Üstelik, korku bir bilim sayılmasa bile, onun bir teknik olduğu su götürmez.


Yaşadığımız dünyada en göze çarpan şey, çoğu insanların, her çeşit inanç sahipleri dışında, gelecekten yoksun olmalarıdır. Geleceğe el atmayan, gelişme, iyileşme umudu olmayan bir yaşamın ne değeri olabilir? Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır. Doğrusunu isterseniz, benim kuşağımdakiler ve bugün atölyelere ve fakültelere girenler köpekçe yaşamış ve yaşamaktadırlar.


İnsanların geleceğe kapalı yaşamaları ilk kez bugün olmuyor elbet. Ama, insanlar eskiden konuşarak bağrışarak bu duvarı aşarlardı. Kendilerine umut veren başka değerleri yardıma çağırırlardı. Bugün kimse konuşmuyor (eski söylediklerini yineleyenlerden başka),

La Fontaine'in Yazamadığı Masal - Aziz Nesin


Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması düzenlemişlerdi. Her hayvan, kendini hayvanların en zekisi sandığından, bu yarışmayı kazanacağını sanıyordu. Ama hepsi de yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu adaylardan biri tilki, biri de sansardı.

Kurnazlıkta, zekada, bu ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya öbürü kazanacaktı.
En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için, elinden geleni yapıyordu.
Sansar,
- Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım... diyordu.
Tilki de,
- Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın... diyordu.
Durum bu denli düşmanlığa varınca, sansarla tilki, en zeki hayvan yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar. Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz...
Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün yanına gidip,
- Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün
zekasını övmeye başladı.
Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek,

Orhan Veli Yaşasaydı Ne Derdi? -KARBON PİYASASI

Bedava yasiyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yagmur camur bedava;
Otomobillerin disi,
Sinamalarin kapisi,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek degil ama
Aci su bedava;
Kelle fiyatina hurriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yasiyoruz, bedava.
                                                Orhan Veli
           Toprağımızı kentsel dönüşümle daha yaşanabilir kent için suyumuzu-derelerimizi HES'lerle enerji için şimdi de havamızı sera gazına karşı ''temiz hava'' için piyaşalaştırıyorlar.  Doğanın metalaştırılmasına karşı ve insanın emeğin yeniden üretimini  sağlamak için mücadele şimdi daha güçlü ve kararlı verilmelidir.
Kurak alanlarda su miktarının azalması, şimdiden su sıkıntısı çeken bir milyar insanın temiz suya ulaşmasının imkansızlaşması,suyun piyasalaşması, dünya üzerinde salgın hastalıkların artması, tarımsal verimliliğin düşmesi, türlerin yok olması, deniz seviyesine yakın yerlerde insanların yerlerinden olması ve daha insanlığı bekleyen birçok ciddi sıkıntı… Tüm dünya iklim değişikliğinin şimdiden baş gösteren korkunç etkilerini tartışırken bu tartışmalar arasından milyar dolarlık bir sektör yükseliyor: Karbon Ticareti. 

Close up Kurdistan ( Yakın Plan Kürdistan) - İZLE

Kürt yönetmen Yüksel Yavuz ‘Close Up Kürdistan – Yakın Plan Kürdistan, toplumsal sorunlar üzerine çekilmiş bir belgesel.
Yönetmen bu belgeselinde Hamburg’dan Maxmur kampına kadar karşısına çıkan herkesin fikrine yer veriyor. Belgesel, 25 yıllık savaşta Bölge’de tahribatı irdeliyor.
Sinemaya ‘Misafir İşçi Babam’ filmiyle kendi ailesinin öyküsünü beyazperdeye taşıyarak giriş yapan Yüksel Yavuz, bu belgeselinde Kürtlerin yaşadığı trajediyi işliyor. Kamerasıyla Bölge’yi boydan boya dolaşan Yavuz, Türkiye’deki yatılı bölge okullardaki eğitim sistemi, yükselen ırkçılığıyla Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşı irdeliyor.
Belgeselde, İsmail Beşikçi, Orhan Miroğlu, Abdülkadir Aygan ve birçok kişinin penceresinden Kürt sorunu farklı yönlerden gözler önüne seriliyor.
Yüksel Yavuz, filmi yapmadaki amacının Kürt sorununu derli toplu dile getiren bir eserin olmayışına bağlıyor. Yönetmen Yüksel Yavuz’un kendi göç hikayesiyle Türkiye’deki güncel Kürt sorunu arasında bağlantı kurduğu bir belgesel yapım.
* Yönetmen: Yüksel Yavuz
* Produksiyon: Peter Stockhaus Filmproduktion /Peter Stockhaus, mîtosfilm / Mehmet Aktaş
* Redaktion: Dr. Sabine Rollberg
* Kamera: Emre Erkmen
* Ses: Bilge Bingül
* Muzik: Kardeş Türküler, Aynur Doğan
* Kurgu: Özgür Tan

Slavoj Zizek: “Tahrir Meydanı Mucizesi”

Mısır Açısıdan Bunun Anlamı: Tahrir Meydanı Mucizesi Tavize yer yok. Ya Mübarek sisteminin tümü çökecek, ya da isyana ihanet edilmiş olacak.
Mısır’daki gelişmelerin mucizevi doğasını farketmemek mümkün değil: çok az kişinin öngörebildiği, uzmanların görüşlerini boşa çıkaran bir şey oldu. Sanki ayaklanma sadece toplumsal nedenlerden kaynaklanmadı da, Platonik bir şekilde, ebedi özgürlük, adalet ve haysiyet fikri diye adlandırabileceğimiz gizemli bir
faktörün müdahelesiyle meydana geldi. Ayaklanma evrenseldi: dünyanın dört bir yanına dağılmış olan hepimiz derhal, Mısır toplumunun çeşitli yönlerinin kültürel analizine falan gerek duymadan, kendimizi bu ayaklanmayla özdeşleştirebildik, onun ne anlama geldiğini anlayabildik. İran’daki Humeyni devriminin tam tersine (orada solcular kendi mesajlarını, ağırlıkla İslami bir çerçevenin içine zorla sıkıştırmak durumunda kalmışlardı) burada çerçeve, evrensel laik özgürlük ve adalet talebiydi, öyle ki Müslüman Kardeşler, laik taleplerin dilini benimsemek zorunda kaldı. En olağanüstü an Kahire’nin Tahrir meydanında Müslümanlar ve Kıpti Hristiyanların birlikte “Hepimiz biriz” sloganlarıyla ibadet edişiydi- bu, dini ayrılık temelindeki şiddete verilmiş en güzel cevaptı.  Evrensel özgürlük ve demokrasinin değerleri adına çok kültürlülüğü eleştiren yeni muhafazarlar açısından zurnanın zırt dediği yer gelmiştir: evrensel özgürlük ve demokrasi istiyordunuz değil mi? Mısır halkının da talebi bu işte, niye bu kadar rahatsızsınız? Acaba Mısır’daki göstericiler, özgürlük ve onurla beraber, bir nefeste toplumsal ve ekonomik adaletten de söz ettikleri için mi?

Mısır’da Neden İlericiler Kazanır? Paul Amar

1970′lerdeki İran Devrimi örneğinde “Tahran pazarcıları” (orta ölçekli tüccarlar ve dükkan sahipleri) büyük önem arz eden “salınan oy” haline gelmişler; İran Devrimi’ni soldan sağa, sosyalist bir isyandan İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasına doğru kaydırmışlardı. Mısır örneğinde kadın ve genç mikro-müteşebbislerin sosyal ve siyasi gücü tarihi tam tersi yöne götürecektir.
Mısır’ın alelacele göreve atanmış Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ömer Süleyman, 6 Şubat 2011′de eski muhafızları, yani bizim, Müslüman Kardeşler’in Müteşebbisler Kanadı diyeceğimiz grubu Mübarek’in başkanlık sarayının cilalı ahşap kaplı kabine odasında gösterişli bir toplantıya davet etti. Bu çay partisinin amacı, ulusal isyanı sona erdirip “normalliği” yeniden tesis edecek bir tür anlaşmayı tartışmaktı. Toplantının haberleri duyulunca blog evreni memnuniyet ve korku ifadeleriyle dolup taştı. Siyasi solun da sağın da kabus senaryoları gerçek mi oluyordu yoksa? ABD/İsrail memuru Süleyman kendi askeri-polis aygıtını, eski İslamcı sosyal hareketin daha muhafazakar kanadının gücüyle mi birleştirecekti? Haberleri duyan İran dini lideri tebriklerini gönderdi. Amerika’nın Glen Beck ve John McCain’i de dünya savaşları ve Kozmik Halifeliğin kaçınılmaz yükselişi hakkında coşkuyla atıp tutmaya başladı. Aynı gün, ismini açıklamayan bir Beyaz Saray yetkilisi Associated Press’e Müslüman Kardeşler’e odaklanmayan, onları bu oyunda baş aktör olarak görmeyen “akademik tipler”in “b.k çukuru” olduğunu söyledi. Öyle görünüyor ki Beyaz Saray, Mısır İstihbarat Servisi Başkanı Süleyman’ın güvenilecek türden keskin bir zeka olduğuna inanıyor. Oysa Süleyman, 3 Şubat’ta verdiği bir söyleşide Mısır’daki isyanın sebeplerini İsrail ile Hamas’ın

TÜTÜN ZAMANI - YILMAZ GÜNEY (1959) - İZLE

Yönetmen ve Senaryo : Orhan M.Arıburnu
(Necati Cumalı'nın aynı adlı romanından)
 
Görüntü Yönetmeni : Memduh Yükman
 
Müzik : Muzaffer Sarısözen
 
Oyuncular : Yılmaz Güney, Cavidan Dora, Orhan M.Arıburna, Ulvi Uraz, Ahmet Tarık Tekçe, Sevim Çağatay
 
Yapımevi (şirket) : Duru Film (Naci Duru)
 
Konu : Sevdiği kızı kaçırıp hapse giren ve sonunda köylülerin aracılığıyla Zeliha'sına kavuşan tütün işçisi Cemal'in öyküsü. İyi seyirler dileriz.

İsyan ateşi İran’ı da ısıtıyor

2009’da ‘Yeşil Devrim’ adı verilen isyanla sarsılan, ancak isyanın bastırılmasında sonra sessizliğe gömülen İran’da muhalefet yeniden eyleme geçiyor. Eylem tarihi 14 Şubat

Mısır ve Tunus’taki isyanları destekleyen açıklamlar yapan Ahmedinejad yönetimi, bir yandan da isyanların İran’a sıçramasını önlemeye çalışıyor. Ancak muhalefet çoktan hareketlenmeye başladı. Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Karrubi liderliğindeki muhalifler, Mısır ve Tunus’daki halk ayaklanmalarına destek olmak için 14 Şubat’da büyük bir gösteri düzenlemeyi planlıyor.

İranlı muhaliflerin asıl amacı ise ‘Yeşil Devrim’i yeniden canlandırmak.Cezaevinden yeni çıkan rejim karşıtı blog yazarı Seray Mirdemedi, karşı karşıya kaldıkları baskıları şöyle dile getirdi:
“Bir polis devletindekine benzer bir durum söz konusu. Tüm rejim karşıtları baskı altında. Ya ev hapsinde ya da cezaevindeler. Reform yanlısı partilerin, eğer tabii henüz yasaklanmadılarsa, faaliyetleri engelleniyor. Eleştiren gazeteler ise zaten kapandı.”

Yaratılışcıların onbeş saçmalığına, onbeş yanıt | John Rennie

1) Evrim yalnızca bir kuramdır; bilimsel bir yasa değildir.

Kuramın, ''kesinlik hiyerarşisi''nin ortalarında yer aldığı ilkokullarda öğretilir; yani kuram varsayımın üzerinde, yasanın altında yer alır. Ancak bilim adamları bu terimi bu şekilde kullanmazlar. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne (NAS) göre bilimsel bir kuram ''gerçekleri, yasaları ve test edilmiş varsayımları bünyesinde birleştiren doğal dünyanın bir durumunun gerçekleşmiş açıklaması''dır. Yasa, doğaya ilişkin tanımlayıcı genellemelerdir. Dolayısıyla bir bilim adamı evrim kuramından söz ettiği zaman -bu atomik kuram veya görelilik kuramı da olabilir- doğruluğu hakkında en ufak bir kuşku duymaz.

Değişim geçirerek ilerleme anlama gelen evrim kuramına ek olarak, insanlar evrim gerçeğinden de söz edebilirler. NAS'a göre gerçek ''doğru olarak kabul edilen ve kendini tekrarlayan gözlemlerdir''. Fosil kayıtları ve çok sayıda diğer kanıtlar organizmaların zaman içinde evrimleştiğini kanıtlar. Bu değişiklikleri kimse gözlemediği halde, dolaylı kanıtlar nettir, çapraşık değildir ve zorlayıcıdır.

Tüm bilimler dolaylı kanıtlara dayanır. Örneğin, fizikçiler atomaltı parçacıkları direkt olarak görmez, ancak bunların varolduğunu iyonlaşma odasında parçacıkların bıraktıkları izlerden anlar. Kısaca doğrudan izlenmemesi fizikçilerin vardıkları sonuçların doğru olmadığını göstermez.

Müthiş sinema zekası ve sınır tanımayan aktörlük yeteneği | Charlie Chaplin


Ünlü sanatçı Charlie Chaplin ve ünlü bilim adamı Einstein buluşuyor. Sohbet sırasında Einstein , Chapline itiraf ediyor: Sizi kıskanıyorum. Dünyanın bütün insanları sizin sanatınızı anlıyor ve size hayran.Chaplin itiraz etmiyor: Doğru, ama asıl sizi kıskanmak gerekir; sizi kimse anlamadığı halde herkes size hayran, karşılığını veriyor.

Charlie Chaplin in sessiz sinemaya veda ettiği film olan Modern Zamanlar, kapitalizmin giderek gelişmesiyle birlikte, insan doğasında belirmeye başlayan tektipleşme ve makineleşme unsurlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bantlarda ve dev makineler arasında çalışan insanların, sistemin işlemesi adına birer makine parçası haline gelmesi, filmin ana temasını oluşturur. Üretim ilişkilerinin toplumsal düzenin şekillenmesinde belirleyici bir etmen olduğunu gözler önüne seren film, “modern çağın” insan hayatına ve gündelik yaşamın gereklerine nasıl hakimiyet kurabildiğini tüm açıklığı ile ortaya koyuyor. İşte tam da bunun için hayatın, bir başka deyişle sistemin idamesi söz konusu olduğunda baskı kaçınılmaz oluyor. Modern Zamanlar filminin açılış sahnesinde gördüğümüz kocaman bir saat kapitalizmin hız ve teknoloji kavramlarına bir gönderme yapmaktadır. Ardından ağıllarına giden bir koyun sürüsünün görülmesi, her gün sermayeyi daha da beslemek adına bilinçsizce fabrikaya giden ve bir makine gibi çalışan işçileri yansıtmaktadır. Fabrikanın genel müdürü, George Orwell’ın “1984” adlı romanında yer alan Büyük Birader’le önemli ölçüde benzerlik göstermektedir. Sonuçta kapitalizmin kurumları ve onun uşakları her yerde aynı niteliği taşımaktadır. Daha sonra televizyonunu açıp emirler yağdıran müdürden en çok nasibini alan da serseri kahramanımız Şarlo’dur. Şarlo sisteme kanalize olmaya direnen emekçi halkın sembolüdür. İşçilerin köle gibi çalıştığı ve sürekli aynı işi yaptığı fabrikada Şarlo en sonunda aklını kaçırır. Bu düzen onu fabrikaya, akıl hastanesine, hapishaneye kapar. Sistem onun özgürlüğünü elinden alır ama umudunu, insanlığını elinden alamaz. Bu film Charlie Chaplin’in sınıf mücadelesini birçok yönüyle incelediği ve kapitalizmin kurumlarıyla alay ettiği Chaplin filmlerinin köşe taşlarından biridir.

FARC-EP: Yeni bir Kolombiya için verilen Kavganin Tarihi

 Direnişin Kronolojisi:

Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri- Halk Ordusu önderi Manuel Marulanda Velez yoldaş, şöyle diyordu:
´´ Ülkemizin tarihsel deneyimi gösteregelmiştir ki, diğer gerilla grupları gibi, FARC’ın ortaya çıkışı ve eylemi daha önceden süregelen ulusal sorundan türeyen koşulların olgunlaşma sürecine denk gelmektedir. Gerillanın ilk günlerinden, Kolombiyalılar üzerindeki despotik hükümet biçiminin basladığı o 1949 yılından bu yana…``
Manuel Marulanda Velez (MMV), Sur del Tolima (Tolima bölgesinin güneyinde) komunist bir çizgiye sahip yeni gruplar dahil, gerillalarının ortaya çıkışından ve  onlar arasında, 1949`da Chaparral (Chicalá, Horizonte, La Marina ve Irco) bölgesinde ilk kurulanlardan bahsediyor.
"Liberal gerillalarla, komunist gerillalar arasındaki ilk buluşma, Irco-Chaparral alanında gerçekleşiyor, 1950`nin sonlarına doğru."  MMV.
Chicala, Horizente ve Irco alanlarındaki gerilla yönetimleri merkez hattı sıradağlarının yüksek kesimlerini zaptetmek düşüncesiyle, birlikte bir ´Gerilla bölüğü` oluşturma konusunda anlaşıyorlar. Böylece, hareketin doğdugu alandaki baskıyı azaltmak ve halkın düşmanın olası misilleme saldırılarından zarar görmesini engellemek için, düşmanın dikkatini başka tarafa çekebileceklerini düşünüyorlardı. ´Sur del Tolima Gerillaları`nın birinci konferansı, Cambrin vadisine doğru ilerleme kararını aldı.
"El Davis bölgesine gelindiğinde,heyecan o kadar yüksekti ki, büyük bir kitle toplantısında, komunistler, orada kalma, Tolima`nın güneyi için güçlü bir müfreze kurma ve  birleşik bir askeri kurmay oluşturma önerisini kabul ettiler." MMV.
Böylece, Chaparral bölgesi komunist müfrezeleriyle, Gerardo Loaiza`nın liderliğindeki liberal öz-savunma birlikleri arasındaki işbirliği, Cambrin vadisinin yüksek kısımlarında kararlaştırılan El Davis komandosunun kurulmasına yol açtı. ´´Bu kurmay, birlikte yürütülecek misyonları ve bazı yerel, özellikle de Rioblanco bölgesindeki müfrezeleri yönetmek için kuruldu.``MMV.
Irco bölgesinde Aralık ayında gerçekleşen ikinci gerilla konferansıyla birlikte, komunistler

Küresel bir devrimin başlangıcına mı şahit oluyoruz? -Andrew Gavin Marshall

Kuzey Afrika ve Küresel Politik Uyanış,
Birinci Bölüm


İnsanlık tarihinde ilk defa hemen hemen tüm insanlar politik olarak bilinçli, birbiriyle iletişimli ve hareket halinde... Ortaya çıkan bu küresel eylemcilik, kişisel onur, kültürel saygınlık ve ekonomik fırsat arayışı içinde, yüzyıllarca süregelen gerek sömürgeleştirme, gerekse emperialist yoldan baskı altında tutulmanın anılarıyla acı bir şekilde zedelenmiş bir dünyada bir dalgalanma yaratmaktadır... İnsan onuruna dünya çapındaki özlem, bu küresel politik uyanış olgusunun doğasındaki önde gelen meydan okumalardan birisidir. O uyanış sosyal olarak oldukça büyüktür ve politik olarak radikalleştirmektedir… Neredeyse tüm dünyada radyoya ve televizyona, giderek artan oranda da internete ulaşma olanağı, ortak algılamalar ve politik ya da dini demagojik tutkuların canlandırdığı ve kanalize ettiği bir imrentiler topluluğu yaratmaktadır. Bu tür enerjiler egemen sınırları aşmakta ve en üstte Amerika´nın hâlâ tünemiş durumunda olduğu mevcut küresel hiyerarşiye olduğu kadar mevcut devletlere de engeller ortaya çıkarmaktadır.

Üçüncü Dünya gençliği özellikle hareketli ve kızgındır. Somutlaştırdıkları demografik devrim aynı zamanda bir politik zaman-bombasıdır… Onların potansiyel devrimci öncüleri, muhtemelen gelişmekte olan ülkelerin entelektüel seviyesi şüpheli, ´yüksek´ eğitim kurumlarında yoğunlaşan milyonlarca öğrenci arasından ortaya çıkacaktır. Yüksek eğitim seviyesi tarifine bağlı olarak, halen tüm dünyada 80 ile 130 milyon ´üniversite´ öğrencisi vardır. Tipik olarak sosyal güveni olmayan ortanın altı sınıftan gelen ve sosyal kızgınlık hisleriyle alevlenmiş bu milyonlarca öğrenci, büyük cemaatler içinde yarı-seferber, internetle birbirine bağlı ve yıllarca önce Meksika Şehri´ni veya Tiananmen Meydanı´nı ortaya çıkaran nedenleri daha geniş bir ölçekte yeniden oynamaya hazır, pozisyonlarını almış ve bekleyen-devrimcilerdir. Fiziksel enerjileri ve duygusal hoşnutsuzlukları bir nedenle yada bir inanışla ya da bir kinle tetiklenmeye hazır beklemektedir.

Mısırlı Devrimci Sosyalistlerin Bildirgesi

Şerefli şehitlerimiz için gurur duyuyoruz!
Devrimimizin zaferine!

Bugün olanlar, ülkemizin ve tüm Arap dünyasının tarihindeki en büyük halk devrimidir. Devrimimiz, şehitlerimizin fedakârlığı üzerine inşa edildi ve korkunun tüm engellerini üzerimizden attık. Suçlu ´liderler´ ve onların suçlu sistemi tahrip edilinceye, yok edilinceye kadar geri çekilmeyeceğiz.

Mübarek´in ülkeyi terk etmesi, devrimimizin son adımı değil, ilk adımı olacaktır.
İktidarın; Ömer Süleyman, Ahmet Şefik ve Mübarek´in diğer yakın dostlarının hâkimiyeti altındaki bir diktatörlüğe devredilmesi, aynı sistemin devamından başka bir şey değil. Ömer Süleyman, İsrail´in ve Amerika´nın dostu, vaktinin çoğunu Washington ve Tel Aviv arasında mekik dokuyarak geçiriyor ve onların çıkarlarına devamlı sadık kalan bir hizmetkar. Ahmet Şefik, Mübarek´in yakın dostu ve Mısır halkına dayatılan zulüm, baskı ve yağmada Mübarek´le el ele çalışıyor.

İhvanül Müslimin yolu nereye çıkar?/PERWER YAŞ

50 yıl sonra muhatap olarak masaya oturan Müslüman Kardeşler (İhvanül Müslimin) genel af, olağanüstü halin kaldırılması ve anayasa değişikliğinde ısrar ediyor. Ancak sadece Mısır’da 100 bin aktif üyesi olan, şiddete karşı çıkan, Şeriat’ı savunan örgütün iktidara gelmesi halinde Hamas gibi radikal mi, yoksa ‘ılımlı İslam’ çizgisinde mi olacağı merak konusu. Wikileaks belgelerine göre ise örgüt, uzun bir süredir ABD’nin yakın takibinde.

Ortadoğu’nun en etkili, kökleri yüzyıl öncesine giden Müslüman Kardeşler, diğer radikal İslamcı örgütler gibi şiddet kullanmamasıyla dikkat çekiyor. Hatta 11 Eylül saldırılarını kınayan örgüt, intihar saldırılarına da kesinlikle karşı çıkıyor. 70 ülkede örgütlü olan Müslüman Kardeşler, Mısır’daki halk ayaklanmasının ardından bölgenin en önemli aktörüne dönüştü.
Şu anda Mısır, Suudi Arabistan, Tunus ve Lübnan’da etkili olan örgüt, Halifeliğin kaldırılması ve İngiliz işgali üzerine medrese hocası Hasan al-Benna’nın öncülüğünde 1928 yılında Mısır’ın İsmaliye kentinde kuruldu.
20. yüzyılın başındaki uluslaşma ve sanayileşmenin de etkisiyle İslami değerleri ‘ılımlaştıran’ Müslüman Kardeşler; daha çok camiler, okullar, fabrikalar, işçi sendikaları ve hastanelerde örgütlendi.
Bir çeşit Abdülnasır’n ‘Arap sosyalizimine’ alternatif İslami rejimi öneren örgütün lideri al-Benan’ın 1949 yılında istihbarat tarafından sokak ortasında öldürülmesi, gücünü kırmaya yetmedi. Abdülnasır’ın 1952’deki darbesinden sonra Mısır’daki diğer parti ve örgütler gibi yasaklanan Müslüman Kardeşler, birçok kez iktidarın gazabına uğradı, ancak hala ülkedeki en etkili muhalefet.

Sinemacılardan Sansüre Karşı Bildiri

Sinema Emekçileri Sendikası ve farklı sinema oluşumları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sansür uygulamalarına dikkat çekerek kınama içeren bir bildiri yayımladı

Sine-Sen, Altyazı Sinema Dergisi, Documentarist – İstanbul Belgesel Günleri, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, YeniFilm Dergisi ve Yeni Sinema Hareketi, yaptıkları ortak açıklamayla Kültür ve Turizm Bakanlığı’nun sansür uygulamalarını kınadı.

Sinema alanındaki sansür uygulamalarından kaygı duyduklarını belirten sinemacılar, Arzu Köksal’ın Son Kumsal belgeselinin İnebolu’da belediye başkanı tarafından yarıda kesilmesini hatırlattı. Sinemacılar, Hüseyin Karabey’in Gitmek ve Kazım Öz’ün Fotoğraf filmlerinin de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müdahalesiyle uluslar arası festivallerin programlarından çıkarıldığını belirtti. Bu uygulamalara dikkat çeken kurumlar, son olarak Çayan Demirel’in Dersim 38 belgeseline getirilen dağıtım yasağına büyük tepki gösterdi.

Açıklamada Denetleme ve Sınıflandırma Kurulu’nun Dersim 38 belgeseline dağıtım yasağı getirdiği, mahkemenin kararı iptal etmesine rağmen bakanlığın sansür için hala çaba gösterdiği ifade edildi.

“Sinema sektörünü desteklemesi ve yaratıcı filmlerin yapımını teşvik etmesi beklenen bir kurumda, belgesel yapımını akla ziyan kalıplara sokmaya çalışan, yaklaşımını beğenmediği filmleri ise yasaklamayı marifet sayan bir zihniyetin egemen olması biz sinemacıları utandırmaktadır” denilen açıklamada Dersim 38 belgeseline dönük yasaklama çabalarının durdurulması istendi. Bildiriye imza atan sinema kurum ve oluşumları belgeselin hukuki mücadelesinin takipçisi olacaklarını ifade etti.
DERSİM'38 İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Sendika.Org

KANLI PAZAR ( Bloody Sunday) - İZLE

 Konu:  30 Ocak 1972 tarihinde Britanya askerleri, Kuzey İrlanda’nın Derry şehrinde, insan hakları için düzenlenen yürüyüşe katılan 13 silahsız sivil vatandaşı vurarak öldürür.
“Kanlı Pazar” olarak bilinen bu olay, modern İrlanda sorunu tarihinde önemli bir dönüm noktası olur. Hafif ölçekte bir uzlaşmazlığı iç savaşa dönüştüren gelişmeler, çoğu genç İrlandalı’nın IRA ordusuna katılmasına ve şiddet dolu 25 yıllık bir mücadele devrinin başlamasına neden olur.
Kanlı Pazar, 2002 Berlin Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alarak, İngiliz Parlemanto’sunun 30 yıl önceki filme konu olan olaylar hakkında yeniden soruşturma açmasına sebep oldu. Paul Greengrass filmografisinin en önemli filmlerinden olan Kanlı Pazar, politik sinemanın da en etkileyici örnekleri arasında yer alıyor.
Yapım:2002  İngiltere, İrlanda   
Tür:Dram, Tarih   
Yönetmen ve Senaryo: Paul Greengrass   
Süre:1 saat 47 dakika.
Oyuncular:Tim Pigott-Smith, James Nesbit

Zorunlu Göç ve Türkiye’de Neoliberalizm - Erdem YÖRÜK

Formel proleteryanın direnişi kırarak Türkiye'de neoliberalizme hoşgeldin diyen sermaye ve devlet, şimdi de Kürtleşmiş enformel proleteryanın yaklaşan uğultusuyla karşı karşıyadır: Türkiye varoşlarından tehlikeli bir ses yükselmektedir, ve bu ses de büyük ölçüde Kürtçe'dir.

Bu yazıda temel olarak şunu iddia ediyorum: Kürtlerin zorunlu göçü, Türkiye'de neoliberalizmin hem inşasını, hem de başarısını mümkün kılmıştır. Türkiye'de neo-liberalizmin inşası derken, sermaye birikiminin uluslararası üretim, ticaret ve finans ağlarına eklemlenmesi ve devletin de bunu kolaylaştırıcı önlemler alması süreçlerini kastediyorum.
Söz konusu süreçlerin, üretim ve ticarette uluslarası şirketler arasındaki rekabetin, akışkan finans sermayesine erişimde de devletlerarası rekabetin arttığı dünya çapındaki yeniden yapılanmanın bir yansıması olduğu çokça kabul ediliyor. Küreselleşme denilen bu "esnek sermaye birikimi" döneminde Türkiye'de üretim yapan sermaye grupları üretimlerini giderek daha çok taşeron ağları üzerinden gerçekleştirirken, kayıtdışı, ucuz ve örgütsüz emek gücünü kullanarak dünya piyasalarında rakiplerine karşı avantaj yakalamaya çalışıyorlar. Devlet de özelleştirme uygulamaları ile ekonomiyi planlı bir strateji çerçevesinde sermaye gruplarına terk etmeyi seçiyor.
1980 sonrasına ilişkin temel süreçlerden biri bu neoliberal politikalar olsa da aynı dönemde Kürt hareketi bize başka bir tarih hazırlamaktadır. 1980'lerin sonundan itibaren PKK'nin güç kazanması ile yeniden yükselen Kürt hareketi, 1990'ların ilk yarısında yeniden güçlü bir halk hareketine dönüşmüştür.

Pepuk Kuşu Efsanesi


Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran dağların yamaçlarında kenger nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah! içinin kızıllığınca gül ve yangın her bahar lavlara korlara ateşlere düşer yüreğim bir söğüt dalının efil efil titreşen yaprağıdır yüreğimdeki açarım yarasını bakarım canyerimin ağlayamam acının ve sevginin kesiştiği yerde iki çığlık arasında kaldım ah acılı rüzgarlara bıraktım kanatlarımı istedimki kuş olayım kanatlarımın altında saklayayım alıp gideyim başımı dağ dağ göklere yazayım hasretimi istedimki ağaç olayım üzerinde yeşereyim gölge edeyim her yaz her güz dökülsün yapraklarım serileyim üzerine ah! edeyim istedimki yağmur olayım yüreklere yağayım her bahar sel olayım dere tepe katayım önüme tüm acıları denizlere, okyanuslara götüreyim istedimki ıstırabın sunaklarında karalanmış rengi olayım yaşamın sonsuzluğun kurgusunda cezalanmış acı binlerce yıllık geçmişimle her bahar beni anlatsın analar çocuklarına, babalar beni anlatsın istedimki yürekteki her çiçeği gözyaşlarıyla besleyeyim kuruyup gitmesin diye istedimki dağlara sesleneyim yazgımı özlemlere söylenen türkülere sesleneyim gelip geçenler okusun diye gözlerimdeki şiiri istedimki dağlara yazayım hasretimi ovalara, denizlere, gökteki yıldızlara yağmur olayım gökkuşağını hediye edeyim parça parça