İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler,
Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü"
kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle
bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik"
bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde
eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal
eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de
yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni
akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi
gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden
biri oldu. Şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal
dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı.
"Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde
tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni
içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması
güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler
kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir
bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da
çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de
kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak
ilgileri hep üstünde tuttu. Aslen Çankırı Atkaracalarlıdır.
Edip Cansever Bütün Şiirleri kitabına ulaşmak için tıklayınız.
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
34 yıl sonra Mahir Çayan'ın şiirleri
"Hindistan’ın Kalküta şehrinde/ Benerci kendini vurdu/ Türkiye’nin İstanbul’unda, / Hüseyin’i vurdular." Bu dizeler Mahir Çayan'a ait. Bir devrimcinin, sözünü silah eylediği dizelerini ANF 34 yıl sonra okurlarıyla buluşturdu..
Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olan THKP-C Lideri Mahir Çayan’ın sadece 1977 yılında Kurtuluş dergisinde yayınlanan şiirlerini, 34 yıl sonra ilk kez ANF yayınlandı.
“Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar.
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.
Güneşi göremeyenler diyarı."
Sözünün arkasında eylemiyle duran bir devrimcinin, sözünü silah ve eylem haline getirdiği bu dizeler, Kurtuluş Dergisi'nin Mart 1977 tarihli 10. sayısında yayınlandı. Daha sonra da başka bir yerde rastlanmadı. Mahir Çayan'ın bir yoldaşının ANF'ye ulaştırdığı bu dizelerde, bir devrimcinin umudu, özlemi ile kavgası var.
Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olan THKP-C Lideri Mahir Çayan’ın sadece 1977 yılında Kurtuluş dergisinde yayınlanan şiirlerini, 34 yıl sonra ilk kez ANF yayınlandı.“Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.
Oda ama ne oda: Hücre hücre…
Kapısına kilit vurmuşlar.
Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.
Güneşi göremeyenler diyarı."
Sözünün arkasında eylemiyle duran bir devrimcinin, sözünü silah ve eylem haline getirdiği bu dizeler, Kurtuluş Dergisi'nin Mart 1977 tarihli 10. sayısında yayınlandı. Daha sonra da başka bir yerde rastlanmadı. Mahir Çayan'ın bir yoldaşının ANF'ye ulaştırdığı bu dizelerde, bir devrimcinin umudu, özlemi ile kavgası var.
Şiir ve Şiirsel Eylem - Octavio Paz
yukarılarda bir yerlerde vuruyor çekiçler..
tozlaşıyor sesleri
ikindinin tepelerinden
dümdüz iniyor yapı işçileri
mavi ve hoş bir akşamın içindeyiz
burda başlıyor aylaklık günleri
tutuşuyor aniden solgun su birikintisi
yakıyor sinekkuşunun gölgesi
ilk evlere varır varmaz
paslanıyor yaz
birileri kapıları kapatıyor,
birileri gölgesiyle konuşuyor...
Ortalık karardı..caddede kimsecikler yok şimdi...
ne de şu köpeğin
yalnızlığıyla korkak yürüyüşü
korkutacak birisi kapasa gözlerini...*
Şiirsel eylemin her birisinin farklı binlerce biçim içine dağılmış olması bizi ideal bir şiir tipi oluşturmaya zorlayabilir, ancak böyle bir çaba karşımıza bir canavar veya bir hayalet getirecektir.
Şiir bilgidir, kurtuluştur, güç ve terkediştir. Dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir şiir, doğası gereği devrimcidir: Ruhun eğitilmesi ve içsel özgürlüğün yolu. Şiir bu dünyaya anlam kazandırır, onu yüceltir; bir başkasını yaratır. Seçilmişlerin ekmeği, lanetlenmiş lokma. Şiir ayırır, birleştirir. Yolculuğa davet, yuvaya geri dönüştür. Esin, soluk alma, bedenin eğitilmesi. Hiçliğe yakarış, yoklukla yapılan söyleşi: sıkıntı, acı ve ümitsizliktir onu besleyen.
tozlaşıyor sesleri
ikindinin tepelerinden
dümdüz iniyor yapı işçileri
mavi ve hoş bir akşamın içindeyiz
burda başlıyor aylaklık günleri
tutuşuyor aniden solgun su birikintisi
yakıyor sinekkuşunun gölgesi
ilk evlere varır varmaz
paslanıyor yaz
birileri kapıları kapatıyor,
birileri gölgesiyle konuşuyor...
Ortalık karardı..caddede kimsecikler yok şimdi...
ne de şu köpeğin
yalnızlığıyla korkak yürüyüşü
korkutacak birisi kapasa gözlerini...*
Şiirsel eylemin her birisinin farklı binlerce biçim içine dağılmış olması bizi ideal bir şiir tipi oluşturmaya zorlayabilir, ancak böyle bir çaba karşımıza bir canavar veya bir hayalet getirecektir.
Şiir bilgidir, kurtuluştur, güç ve terkediştir. Dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir şiir, doğası gereği devrimcidir: Ruhun eğitilmesi ve içsel özgürlüğün yolu. Şiir bu dünyaya anlam kazandırır, onu yüceltir; bir başkasını yaratır. Seçilmişlerin ekmeği, lanetlenmiş lokma. Şiir ayırır, birleştirir. Yolculuğa davet, yuvaya geri dönüştür. Esin, soluk alma, bedenin eğitilmesi. Hiçliğe yakarış, yoklukla yapılan söyleşi: sıkıntı, acı ve ümitsizliktir onu besleyen.
Farsça’nın Anti-Faşist Şairi Abdul-Kasım Lahuti - ''AYAKLANIN''
Güçlü işçileriz bizler.
Yok bir şeyimiz iki pazumuzdan başka.
Ey, iki pazumuzdan başka.
Ey rençperler, uyanın gençler ve yaşlılar, ayaklanın.
Ey, ayaklanın.
Abdul Kasım Lahuti, 1887 yılında İran’da dünyaya geldi. Gençliğinde günlük gazetelere ülkesinin ahvali üzerine yazılar yazmaya başladı. 1909 yılında yayımladığı ilk şiiri “Duymuyor musun Ey Rençper?” adını taşıyordu.Lahuti, meşruti devrimin yenilgisinden sonra idama mahkûm oldu. Bağdat sürgününü kabul ederek idamdan kurtuldu. Fakat bir yıl sonra, 1910’da İran’a geri döndü ve emperyalizmle mücadele etmek için “İşçi Partisi”ne katıldı. 1922’de İkinci Tebriz Ayaklanmasına öncülük etti. Rıza Han’ının askerleri ayaklanmayı bastırana kadar, halk şehri 10 gün boyunca elinde tuttu. Lahuti kendisine sunulan ölüm ve sürgün seçenekleri arasından sürgünü seçti. Böylelikle, o ve yoldaşları bir kez daha sürgün edildiler.
Daha sonra Lahuti ve yoldaşları sosyalizm düşüncesiyle tanıştılar. Bundan sonraki dönemde Lahuti’nin eserleri renk değiştirdi. Özgürlükçü ve devrimci temaları işlemeyle başladı. Sosyalizmin güçlendirilmesi ve özgürlükçü düşüncelerin yayılması için çaba harcadı.
1940 yılında Sovyetler Birliğine geçmek zorunda kaldı ve Tacikistan’da yaşadı.
Üvercinka (ilk baskı) -Cemal Süreya
Cemal Süreya (d. 1931, Erzincan - ö. 9 Ocak 1990, İstanbul), şair. Asıl adı Cemalettin Seber'dir.
Cemal Süreya 1931'de Erzincan'da doğdu.("1931 yılında Erzincan'da doğdum. Bir doğum günüm yoktur benim"-Güngör Demiray'a mektup,Cemal Süreya Arşivi,Mektuplar Dosyası) 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. 9 ocak 1990 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir.Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.
Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri "Şarkısı Beyaz" Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de de Cemal Süreya arşivi yayımlandı.
Cemal Süreya 38 sürgününü bir şiirinde şöyle anlatıyordu:
"Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu."
Cemal Süreya 1931'de Erzincan'da doğdu.("1931 yılında Erzincan'da doğdum. Bir doğum günüm yoktur benim"-Güngör Demiray'a mektup,Cemal Süreya Arşivi,Mektuplar Dosyası) 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. 9 ocak 1990 tarihinde İstanbul'da ölmüştür. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir.Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.
Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri "Şarkısı Beyaz" Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de de Cemal Süreya arşivi yayımlandı.
Cemal Süreya 38 sürgününü bir şiirinde şöyle anlatıyordu:
"Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu."
DÖRT MEVSİM İLKBAHAR - DENİZ FARUK ZEREN
Dört Mevsim İlkbahar. Uzun yıllar cezaevinde kalan bir çok öyküsü ödüle layık görülen Deniz Faruk Zeren'in ilk kitabı. Kitabını cezaevlerinde bedenini açlığa ve direnişe yatıran, hayatlarını feda eden kadın devrimcilere adayan Zeren, "Şairlik ve sanatçılık onları unuttukça tükenecektir" diyor.
Siverek doğumlu olan Kürt şair, '98'den 2005 yılına kadar politik nedenlerle çeşitli cezaevlerinde kaldı. Dört Mevsim İlkbahar adlı kitaptaki şiirler Nazilli Cezaevi'nde 2001-2003 yılları arasında yazıldı.
Zeren, "90'lı yılların sonları, ve 'milenyum' diye sahte umutlar yaratılarak beklenen 2000'li yıllar hapishanelerde direnişlerle, Ölüm Oruçları ve katliamlarla geçti. Bu şiirler bu atmosferin içinde yazıldı" diyor.
'99'da başlayan, onlarca Kürt tutuklu ve hükümlünün bedenini ateşe vererek hayatlarını kaybetmesi, sonrası açlık grevleri, ölüm oruçları ve ardından 19 Aralık... Ve F tipi cezaevleriyle yeni bir boyut kazanan bir süreç...
"Katliam ve direnişler... Bu sürecin yansımasıdır bu kitaptaki şiirler" diye ekliyor.
Can Yücel - Rengahenk
Can Yücel, 1926'da İstanbul'da doğdu. Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğludur.1943 yılında, yakın dostu Gazi Yaşargil ile birlikte yurtdışı eğitim bursu kazandığı halde, babası, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in " Bakan, kendi oğluna torpil yaptı derler" diyerek engellemesi nedeniyle yurtdışına gidemedi.
Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı.
Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum ve Marmaris'te turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu.
Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü.
JOHN FANTE
"Bukowski'nin minnet borçlu olduğu şahıs"
John Fante, Bukowski'nin edepli hali gibidir aslında...
John Fante, Bukowski'nin en sevdiği adamdır. Bukowski'yi keşfeden, sonrasında da Bukowski'nin O'nu keşfettiği adam. Özellikle hayatının son yıllarını pek iyi geçirmemiştir Fante. Şeker hastalığı yüzünden gözleri gitgide karanlığa alıştığında ve iki bacağı da kesildiği zaman karısı ve Buk yanında olmuştur.
İlk kez "Toza Sor" ile keşfettim O'nu. Sonra da diğer kitapları çıktıkça aldım okudum, aynen Bukowski'de olduğu gibi. Bu konuda hiç eksiğim yok. Okudukça mutlu oldum, her defasında da "bir tek ben değilmişim be" diyip durdum.
Kitaplar Parantez Yayınları'ndan çıktı ve kitapları tercüme eden elbetteki Avi Pardo.
"Toza Sor" dışında okuduğum diğer John Fante kitapları :
- Hayat Dolu
- Üzümün Kardeşliği
- Bunker Tepesi Düşleri
- Gençliğin Şarabı
- Bahara Kadar Bekle, Bandini
- 1933 Berbat Bir Yıldı
- Roma'nın Batısı
- Los Angeles Yolu
- Büyük Açlık
İnsanlar bana hep "eyvallah siteyi yapmışsın, üstelik Bukowski ile beraber Fante'ye de adadığını söylüyorsun, iyi ama neden Fante yok?" diyip duruyorlar. Herkese tek tek cevap veriyorum. En sonunda bir şeyler yazmaya karar verdim. Yani yok, çünkü o adamı kalbimden başka nereye yerleştireceğimi, içimdekileri nasıl anlatacağımı bilemedim.
John Fante, Bukowski'nin edepli hali gibidir aslında...
John Fante, Bukowski'nin en sevdiği adamdır. Bukowski'yi keşfeden, sonrasında da Bukowski'nin O'nu keşfettiği adam. Özellikle hayatının son yıllarını pek iyi geçirmemiştir Fante. Şeker hastalığı yüzünden gözleri gitgide karanlığa alıştığında ve iki bacağı da kesildiği zaman karısı ve Buk yanında olmuştur.
İlk kez "Toza Sor" ile keşfettim O'nu. Sonra da diğer kitapları çıktıkça aldım okudum, aynen Bukowski'de olduğu gibi. Bu konuda hiç eksiğim yok. Okudukça mutlu oldum, her defasında da "bir tek ben değilmişim be" diyip durdum.
Kitaplar Parantez Yayınları'ndan çıktı ve kitapları tercüme eden elbetteki Avi Pardo.
"Toza Sor" dışında okuduğum diğer John Fante kitapları :
- Hayat Dolu
- Üzümün Kardeşliği
- Bunker Tepesi Düşleri
- Gençliğin Şarabı
- Bahara Kadar Bekle, Bandini
- 1933 Berbat Bir Yıldı
- Roma'nın Batısı
- Los Angeles Yolu
- Büyük Açlık
İnsanlar bana hep "eyvallah siteyi yapmışsın, üstelik Bukowski ile beraber Fante'ye de adadığını söylüyorsun, iyi ama neden Fante yok?" diyip duruyorlar. Herkese tek tek cevap veriyorum. En sonunda bir şeyler yazmaya karar verdim. Yani yok, çünkü o adamı kalbimden başka nereye yerleştireceğimi, içimdekileri nasıl anlatacağımı bilemedim.
Patronlar Süzme Orospu Çocuğu/Tozasor
“Patronlar, Mesai Saatleri, Mor Duvarlar, Süzme Orospu Çocuğu”
çalışma saatleri
sömürüye açık
ve her zaman açık olacak
14 saatin sonunda
mor duvarlarla kaplı odana gelirsin
ve yapacak hiçbir şey yoktur
çünkü harcanmışsındır
bozuk paralar gibi,
oturamazsın
uyuyamazsın
yemek yiyemezsin
hatta işeyemezsin
sadece düşünceden yoksun kafan
yastığın üstündedir artık ve
daha harikulade günleri düşlersin
daha güzel günleri hayal edersin
asla gelmeyen ve
gelmesi zor olan günleri
çalışma saatleri
sömürüye açık
ve her zaman açık olacak
14 saatin sonunda
mor duvarlarla kaplı odana gelirsin
ve yapacak hiçbir şey yoktur
çünkü harcanmışsındır
bozuk paralar gibi,
oturamazsın
uyuyamazsın
yemek yiyemezsin
hatta işeyemezsin
sadece düşünceden yoksun kafan
yastığın üstündedir artık ve
daha harikulade günleri düşlersin
daha güzel günleri hayal edersin
asla gelmeyen ve
gelmesi zor olan günleri
KÖŞE- Sezai Karakoç
1.
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kac kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kac kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Şiir Üzerine*-Victor Hugo
Israrla duralım bu nokta üzerinde. Ey şairleri rekabet, güzelin yaşaması içindir: birincilik daima münhaldır. Cesareti kıran, kanatları düşüren ne varsa söküp atalım; sanat bir cürettir... Şiir gerileyemez. Neden? ilerleyemez de ondan. Okur yazarlar boyuna inhitattan, teceddütten söz açmakla, sanatın özünü ne kadar yanlış anladıklarım açığa vururlar. Sathî düşünen kimseler, çabucak ukalâlığa kapılıp bir takım galatı riüyetleri, dil olaylarını, fikir med ve cezirlerini, cihan sanatını meydana getiren o bir sürü yaratış ve düşünüş dalgalarım inhitat veya teceddüt sanırlar. Halbuki bu oluş, insan kafasından geçen sonsuzun ta kendisidir. Görüngülere yalnız en yüksek noktalarından bakılabilir. En yüksek noktasından görününce de şiir sabittir. Sanatta ne yükseliş vardır, ne alçalış, insan dehası daima tam verimini yaşar; gökler bosanırcasma yağmur yağsa, gene de okyanus’a bir damla su katılmış olmaz; med ve cezir bir kuruntudur, su bir kıyıda alçalıyorsa, öbür kıyıda yükselir. İhtizazları eksilme sanmayın. “Bundan sonra şiir olmıyacak” demek, “artık med olmıyacak” demektir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İlgilenilenler
- Niwemang - Half Moon (Yarım Ay) - İZLE
- Kimse İran Kedilerinden Bahsetmiyor - İZLE
- UMUT / Yılmaz Güney - İZLE
- Türk Hamlesi / Turkish Gambit - İZLE
- Olimpia Garajı (Türkçe Dublaj ) - İZLE
- ARARAT - İZLE
- Ulis'in Bakışı - İZLE
- KUTSAL YÜREK - İZLE
- Çingeneler Zamanı - İZLE
- Otobüs-The Bus (Yasaklı film) - İZLE





