Türkiye´de etnisiteye dayalı işsizlik var

İktisat profesörü İzzettin Önder Türkiye’de etnisiteye dayalı bir işsizliğin olduğunu söyledi

Diyarbakır ile Kırıkkale’deki işsiz sayısının aynı olması, Diyarbakır’da işsizliğin müzmin, Kırıkkale’de ise konjonktürel olduğunu gösterir, ki bu durum Diyarbakır’ın aleyhinedir'' diyen Önder, Kriz biraz aşılıp işler açıldığında Diyarbakır’daki işsizliğin aynen devam edeceğini, Kırıkkale’deki işsizlik oranın ise gerileyeceğine dikkat çekti.
İzzettin Önder ile işsizliği, istihdamdaki etnik ayrımcılığı, doğu-batı illerindeki gelir farklılığının nedenlerini konuştuk. Ayrıca, son günlerde Sabah gazetesinde yayımlanan ve ekonomik bakımdan "Türk kentlerinin Kürt kentlerinden geride olduğu" iddiasını içeren makaleler üzerine de, Profesör İzzettin Önder'den kısaca yorumlar aldık...

* Son büyüme verileri ve işsizlik oranı üzerine bir tablo çizersek; durum nedir?
- Son büyüme verileri kriz sonrası verilerdir. Gelişme gibi gözüken bu veriler, aslında gerilemiş bir ekonominin bir miktar durumu telafi etmiş olmasının, yani eksik kapasite ile çalışan firmaların biraz daha aktif olmaya geçmelerinin göstergesidir. Kaldı ki, bu durum yılın ilk çeyreğine ait olduğundan, teorik verilere göre, yıl sonuna doğru bu temponun gerileyeceği kesindir. İşsizlik meselesine gelince, zaten durum daha net olarak anlaşılıyor. Anlaşılan şu ki, hem yeni bir tesis yok ortada, hem de kriz bahanesiyle işten çıkartılan emekçilerin geri dönüşü söz konusu olmamış.

*Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, "ABD'de beyazlarda işsizlik % 8.6, siyahlarda % 15.4. Krizde siyahların % 54'ünün maaşı düştü, beyazların % 37'sinin. Bizde Kırıkkale ile Diyarbakır'daki işsizlik oranı aynı. Rakamlar Türkiye'de etnisiteye dayalı işsizlik olmadığını gösteriyor" şeklinde, bir değerlendirmede bulundu. Bu, doğruluk payı olan bir değerlendirme mi?
- ABD’deki verileri bilemiyorum. Sanırım internet verilerine dayanıyordur ve doğru olabilir. Bizdeki meseleye gelince, Diyarbakır ile Kırıkkale’deki işsiz sayısının aynı olması, Diyarbakır’da işsizliğin müzmin, Kırıkkale’de ise konjonktürel olduğunu gösterir, ki bu durum Diyarbakır’ın aleyhinedir.

* Bu tespitinizi biraz açar mısınız?
- Şöyle ki, Diyarbakır’da hem kırsal hem de kentsel alanda müthiş bir işsizlik sürgit devam ediyor. Kırıkkale’de ise vaktiyle olan istihdam, kriz dolayısıyla azalmış demektir. Bu durum şunu da işaret ediyor ki, kriz biraz aşılıp işler açıldığında Diyarbakır’daki işsizlik aynen devam edecek, ama Kırıkkale’deki işsizlik oranı gerileyecektir.

* Peki Süleyman Yaşar bilinçli olarak mı bu çelişkiye düşüyor?
- Açıkçası, böyle bir hesabı bir zaman kesiti için yapmak kasıtlı değilse, cehalet göstergesidir.

* Yine aynı gazeteden Şeref Oğuz da, Türkiye'de istihdamda etnik ayrımcılık yapılmadığını öne sürerek, "Türkiye'de etnik kökene göre işsizlik yok, Avrupa'da var. Rakamlar, Türkiyeli Kürtler'in iltica için tercih ettiği Belçika, İsveç, Fransa ve Almanya'nın istihdamda en çok etnik ayrımcılık yapan ülkeler olduğunu gösteriyor" diyor. Bu bakış açısı için yorumunuz nedir?
- Kapitalist sistem bölüşümcü değil, ayrışımcı, ayrıştırıcıdır. Hele de kıtlık söz konusu olduğunda söz konusu ayırımcılık çok daha netlik kazanır. Türkiye’de ayırımcılık fiili yaşamda olduğu gibi, resmî konumlarda ve bazı durumlarda yasalar açısından da söz konusu oluyor. Ayırımcılığı sadece işsiz ve işli diye düşünmemek gerek, iş bulanlar arasında da düzgün iş ve kirli iş diye ayrım yaparsak, durum daha da netlik kazanır. Avrupa’da şu anda etnik ayırımcılık, onların daha kapitalist ruhlu olmasından kaynaklanmakta ve küreselleşme ile yükselen mikro milliyetçiliğin bir sonucudur. O ülkelerde sermaye dışarı çıktığından, hem işsizlik yükseliyor, hem de o ülke sermayelerinde istihdam edilmiş olan o ülke emekçileri işsiz kalıyor. Bu durum onları daha duyarlı olmaya itiyor.

* Peki, Türkiye ekseninden bakarsak, 'doğu ve batı illeri arasındaki gelir düzeyi'ni siz nasıl açıklıyorsunuz?
- Bir ülkenin ya da bölgenin gelir düzeyi ekonomik faaliyetler ve ekonomik faaliyetlerdeki verimlilik ile açıklanır. Açıktır ki, doğu illerinde hem yatırımlar daha düşüktür, hatta çoğu yerde yok düzeyindedir, hem de yatırımlar daha çok tarımsal alanlarda veya tarımsal ürünlerle ilgili olduklarından verimliliği düşüktür. Bunun da ötesinde, doğuda yapılmış bir iki yatırımın merkezi batı illerinde ise, o bölgelerde yaratılan gelirin önemli bir bölümü zaten batıya aktarılıyordur. GAP gibi bazı yatırımların ürünleri de daha çok batıda kullanılıyor. Tarım ve hayvancılık çöktükçe bundan en büyük zararı doğal olarak doğu illeri görmektedir. Türkiye’de, özellikle de 1980 Özal politikalarından sonra yaşananlar bunlardır. Beni hayrete düşüren nasıl oluyor da, böyle politika izleyen insanlara bu politikalardan en fazla zarar görenler oy veriyor. Aynı iddiam AKP için de geçerlidir.

* Yani, Türkiye'de etnisiteye dayalı işsizlik olmadığını söylemek mümkün değil...
- Evet. Az önce de değindiğim gibi, bence etnisiteye dayalı işsizliğin olmadığını söylemek olası değildir. Çünkü Türkiye’de esnaf kültürü üzerinden Türk-İslam sentezi ile iptidai bir kapitalist-sömürü ilişkisi devam etmektedir. Bundan nasibini sadece Kürt halkı değil, örneğin Alevî ve diğerleri de kendi çapında almaktadır.

* Özellikle mevsimlik Kürt işçilerin uğradığı ırkçı saldırılar veyahut yine kimliklerinden ötürü iş bulmada sıkıntı çekmelerini, bu duruma örnek olarak verebilir miyiz?
- Öyle tabii. Kapitalist sistemde ayırımcılık hüküm sürdüğü yerde, kriz ve kıtlık da ortaya çıkınca bu durum iyice şiddetlenir. Önce aile fertleri yabancıları kovar, sonra hemşehriler diğer kentlileri kovar, sonra bir ırk diğerini kovar ve bu böyle sürüp gider. İş imkanı daraldıkça çemberin içine, genişledikçe dışına doğru sosyolojik olarak daralma ya da genişleme görülür. Bu durum siyasî çerçevede görülmüyor mu?

* İşsizlik sorununu temel olarak ve Türkiye özelinde hangi gerekçelerle açıklayabiliriz?
- Dünyadaki, özellikle de gelişmiş ekonomilerdeki işsizliği kapitalizme ve ileri teknoloji aşamasına bağlamak gerekir. Türkiye’ye gelince, devletin yatırım yapmaması, kaynak bulmak için girişilen hain özelleştirmeler ve özel sektörün verimsizliği işsizliği ciddî boyutlarda artırmıştır. Türkiye’deki işsizlik Batı ülkelerindeki gibi konjonktürel değil, yapısaldır. Bu nedenle, kapitalizm ve küreselleşme devam ettiği sürece hem işsizlik hem de ayırımcılık, maalesef, devam edecektir.

* Krizle birlikte gelişen işsizlik sayısı, aynı zamanda büyük şirketlerin bol kazancı anlamına da gelir mi?
- Büyük şirketlerin büyüme oranları malî verilerle hesaplandığı zaman, yâni kârlardaki değişimle hesaplandığında büyüme görülür, ama bu sahte bir durumdur. En fazla büyüme ise finans kesiminde görülür. Bu tür hesaplama kapitalizme özgüdür ve yanıltıcıdır. Şöyle ki, bir banka batan bir şirkete kredi verdiğinde, şirket iyice batar ama banka kâr gösterir. Oysa, ekonomide hiçbir reel üretim yapılmamış olduğu gibi, tam tersine azalmıştır üretim. Öte yandan, krizi bahane ederek işçi çıkartan firmalar da faaliyetleri biraz düzeldiğinde de yeni istihdam alanları açmamaktalar, burada da sanki bir büyüme var gibi gözükür, ama istihdamda kıpırdanma olmaz.

* AKP hükümetinin çalışma yaşamına ilişkin vaatlerini yerine getirmediği görülüyor. Olur da, bir gün yerine getirir mi sizce?
- Hayır, çünkü siyasette vaat başkadır, fiili eylem başkadır. Vaat genellikle halka yani emeğe, fiilî eylem ise vatandaşa, yani sermaye yöneliktir. Siyasetin sınıfsal tabanı bunu gerektirir. Sermayenin belirli ellerde toplanma derecesi, aynı zamanda, siyasî kararlarda da bu kesimin hakimiyet derecesini gösterir. O nedenle bu konuda ne fazla lafa gerek var, ne de bu duruma şaşırmaya! Her şey, kapitalizmin, emperyalizmin arzı ve çıkarları doğrultusunda kendi seyrinde ve doğru olarak cereyan ediyor.

http://www.beybun.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder