Afet Riski Bahanesiyle Kıyı, Orman, Zeytinlik ve Meralar Talan Edilecek/Levent Tüzel*

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesine dair düzenleme kanunlaştı. Bu düzenlemeyle amaçlanan nedir, yurttaşlarımız nasıl bir tehlikeyle karşı karşıyadır?
Hükümet tarafından, Van depreminin nedenleri, sonuçları, sorumluları sorgulanmadan, üzeri kapatılarak, yerel seçimler öncesinde yeni rant alanları yaratmak için harekete geçilmiştir. Bu düzenlemeyle, afet, risk, kentsel dönüşüm kavramlarının ardına gizlenerek, kentlerden başlayarak ülkemizin zeytinlik, mera, koru ve sit alanları dahil kültürel ve tarihi değerlerine kadar tüm toprak ve doğal kaynakları paraya tahvil edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Belediyelerin eli kolu bağlanacak, belediyeler arası ayrımcılık artacaktır.
Kentlerdeki finans ve ticaret merkezleri, fuar ve sergi alanları, eğlence merkezleri, şehirlerin ana giriş düzenlemelerine kadar “şehirlerin marka değerlerini arttırmaya” ve gelişlerine katkı sağlayacak her türlü proje, etüt harita, plan, parselasyon yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma, ruhsat ve yapım işlerini sağlamak Bakanlığın görevleri arasına sokuşturulmaktadır.
Yerel yönetimleri iktidar olmanın gücü ve olanaklarını sonuna kadar kullanıp, kentlerin rant alanlarını siyasi iktidarın kontrolünde dağıtmanın yasal kılıfı hazırlanıyor. Bu yasayla Muhalefet partilerine mensup Belediyelerin eli kolu bağlanacak, belediyeler arası ayrımcılık artacaktır.
Hükümet için Anayasa ve hukukun temel prensipleri yok hükmündedir. Bu düzenleme açıkça Anayasaya aykırı hükümler içermektedir. Bunlardan bazıları;
*Bu yasa konusu işlemlere dair dava açma süresi 30 gün’e indirilmiş ve İdari Mahkemenin yürütmeyi durdurma yetkisi veremeyeceği düzenlenmektedir.

*Bakanlık ve TOKİ’ sınırsız yetkiyle donatılmış, İhale kanununa, askı ilan süresine tabi olmayacağı düzenlenmiştir, Bunlar, Anayasanın 2, 36 ve125’inci maddelerine aykırı olup, 27 Kanun ihlal edilmektedir.
*Bu düzenleme ile kentin rantı yükselen bölümlerinde yer alan okul, hastane vb. kamu kurumlarına ait alanların Bakanlık, TOKİ ya da belediye aracılığıyla talan edilmesinin de önü ardına kadar açılmaktadır.
Bu düzenleme ile, riskli yapı olarak belirlenen yapıların yanı sıra, riskli alanlardaki yapıların tamamında, yapılara elektrik, su ve doğalgaz hizmetleri verilmeyecek, verilen hizmetler durdurulacak, yapılar kısa süre içinde terkedilecek, bölgenin zorunlu tasfiyesi sağlanacak.
Peki bu binalarda yaşamak zorunda kalan yoksul yurttaşların ve kiracıların barınma sorunları nasıl çözülecek. Hiçbir düzenleme içermiyor. “Başının çaresine kendin bak”, denilmektedir.
Başbakan “engel çıkarmayın yıkacağız” demişti.
Riskli yapı olarak tespit edilen yapıların tespit, tahliye ve yıkımı vb. işlemleri engelleyenler cezalandırılacaklardır. Bu düzenlemeyle, anlaşmayı kabul etmeyen yurttaşlar barınma hakkından yoksun bırakacaklar. Sosyal donatı ve altyapı maliyetleri, konutları yıktırılanlara ödetilecektir. Bu yasa kentsel dönüşüm değil, barınma sorununu çözmek değil, rant için, talan için yoksul kesimlerin sefaletini büyütecek bir düzenlemedir.
Ülkemizin tüm kıyılarında, tarım alanlarında, zeytinlik alanlarında, meralarında, orman alanlarında ve hatta sit alanlarında yaygın bir talanın önü açılmaktadır.
Büyük bölümü Anayasaya aykırı olan bu düzenlemelerle, Kanunla korunan kıyılarda, ormanlarda yaygın bir talan sürecinin önü açılırken, tarım alanları, zeytinlikler, meralar, ormanlar gözden çıkarılmakta, doğal, kentsel ve arkeolojik sit alanlarında olası bir talanın önü ardına kadar açılmaktadır. Yapılan düzenleme ile bugüne kadar oluşturulan doğal ve kültürel çevrenin korunmasına ilişkin tüm mevzuat yok sayılmaktadır.
Ankara Atatürk Kültür Merkezi Alanı ile ilgili düzenlemeler de açık bir talan girişimidir. Ankara kentinin tarihi açısından önemi kadar, coğrafi olarak da önemi olan bu bölgenin yapılaşmaya açılması, kentin açık ve yeşil alanlardan birisinin daha yok edilmesidir.
Riskli yapıların yenilenmesi gerekçesi ile gerektiğinde sağlam yapıların ve mera, tarım, orman alanlarının bile bu yasa kapsamına alınabilecek olması talan ve yağmanın boyutunu gösteriyor.
Diğer taraftan, Bakanlığa sözleşmeli personel alınması ve diğer kamu kurumlardaki memurların süre sınırlaması olmadan bu hizmetlerde görevlendirileceği düzenlemektedir. Yeterli sayıda ve gerekli nitelik ve mesleki formasyona sahip personel istihdam etmek yerine, mevcut memurların sırtına angarya yükleniyor.
Kamulaştırma fazla olacağından değerleme konusunda Bilirkişilerin sayısının arttırılması gerekirken, bu görev SPK değerleme uzmanlarına verilerek, Şehir Planlamacılar, başta olmak üzere ilgili odalar devre dışı bırakılmaktadır. Bilirkişilik, bağımsız olması gerekirken, SPK uzmanı devlet memurudur nihayetinde, hükümetin emrini yerine getirecektir.
Van Erciş depreminde25 Öğretmenimize mezar olan Okul’u siz yapmadınız mı?
Biryandan “kentsel dönüşüm” riskli yapı ilan edilen yapılar yıkılırken, diğer yandan yeni riskli yapıların üretimine devam edilmesi kabul edilemez. Van Erciş depreminde 25 Öğretmenimize mezar olan okul binası, Hükümetiniz tarafından veAKP’li Belediye Başkanı tarafından kamu ihalesi kapsamında yapılmamış mıydı?
Afet riski gerekçe gösterilerek tüm kentlerimiz talana ve yağmaya açılarak, on binlerce yoksul yurttaşımızın evinden, yurdundan sürülerek sefalete sürüklenmesi kabul edilemez.
Herkesin sağlıklı barınma hakkı güvence altına alınmalıdır. Kentlerimizin afetlere karşı duyarlı, sakınım içerikli planlanması, kamusal denetim ve mühendislik hizmetinin alınması sağlanmalıdır. Şehir Planlamacılar başta olmak üzere ilgili meslek örgütlerinin önerileri dikkate alınmalıdır.
Kentleşme konusunda izlenen “ikiyüzlü” politikalardan vaz geçilmelidir. Yaşamın gerçek sigortası olan ormanlar, meralar, sulak alanlar, kıyılar, tarım alanları gibi doğal varlıkların talanına olanak sağlayacak, yeni afetlerin oluşmasına neden olacak yaklaşımdan vazgeçilmelidir.
*İstanbul Bağımsız Milletvekili
karabasan.net alıntısıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder