Barrio Kadınları: Kentsel Hareket İle Feminist Hareket Arasında*

Yeniden üretim alanındaki mücadelelerin önemi, bu mücadelelerin, “devrimci bir sınıf bilinci geliştirme, yani alternatif bir toplumsal tasarım yaratma ya da toplumsal bir dönüşümün öznesi olma gücü”nü (Assies, 1990: 74) taşıyıp taşımadığı bağlamında tartışılagelmiştir. Ortodoks yaklaşımlara göre toplu (kolektif) tüketim çerçevesinde oluşturulan örgütlenmelerin, bu örgütlenmeler sınıfsal bileşim açısından türdeşlik taşımadığı[1] ve sermayeyi doğrudan karşısına almadığından dolayı, sınıf bilincini yükseltme ya da önemli toplumsal ve politik değişimleri gündeme getirme olasılığı düşüktür. Bu çıkarım, öznelerin üretim alanındaki toplumsal konumlarının dolayımsız olarak bilinçlerini belirlediği varsayımına dayanmaktadır. Ortodoks bakış açısı, üretim alanındaki mücadelelere odaklanıp kadınların tarihsel olarak önemli roller üstlenmiş oldukları yerleşim-temelli mücadelelerin değerini gözardı eder. Altyapıdan ve hizmetlerden yoksun hızlı kentleşme, kadınları ve erkekleri farklı biçimlerde etkileyen su, kanalizasyon, elektrik, sağlık merkezleri, çocuk bakımı, ulaşım vb. gibi bileşenleri içeren toplu tüketim alanında mücadelelerle sonuçlanmıştır. Yoksul kadınlar, çoğunlukla, bu tür mücadelelerin ön saflarında bulunmuştur.
Yeniden üretim alanındaki mücadelelerin üretim alanındakilere kıyasla önemsiz olarak değerlendirilmesinde başka nedenler de öne sürülmektedir. Moser (1985:2) “özel alanda kadınlarca sürdürülen toplu tüketime yönelik mücadeleler görünmez kılınır ve hiçbir değere sahip olmazken, üretim-temelli mücadelelerin, yalnızca üretim temelli olduğu için değil, fakat aynı zamanda erkeklerin etkinliği olduğu ve buna bağlı olarak bu mücadelelere değer biçildiği (çünkü erkeklerin yaptığı değerlidir) için daha başarılı olduğu”nu öne sürmektedir. Dahası, “yerleşim düzeyindeki mücadele, üretim temelli mücadeleye göre doğal olarak daha güçsüz olabilir; çünkü toplumsal cinsiyet ile sınıf arasındaki çatışma birincisinde daha belirgindir.”
Gerek üretim ile yeniden üretim, gerekse kamusal ile özel arasındaki karşıtlık, kadınların kentsel alanlardaki mücadelelere katılımlarını açıklamada yetersiz görünmektedir. Yoksul kadınlar hane-içi “görevleri” ile ekonomik etkinliklerini birlikte yürütürler. Hem çocuk doğurmak, bakmak ve gıda sağlamaktan hem de haneye gelir getirmekten sorumludurlar. Birçok durumda, yeniden üretimin nerede bittiği, üretimin nerede başladığı arasında belirgin bir çizgi yoktur. Kadınların taban (grassroots) örgütlenmeleri, Batılı geleneğin yanıltıcı karşıtlıklarını sorgulatmakla kalmayıp mevcut iktidar biçimlerine bir direniş yolunu temsil eden gündelik yaşam mücadelelerinin daha derinlemesine anlaşılmasına da katkıda bulunmaktadır. Bunun da ötesinde, kentsel mücadele ve toplumsal değişim yalnızca sınıfsal ilişkilere değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, etnisite, ırk, ulus ve din ile ilişkili çelişkilere de dayanabilir. Toplumsal hareketlerin ayırd edici bir özelliği olarak sınıfsal çoğulluk kavramı, sınıfsal belirlenimciliğe ilişkin bir kuşkuyu sergiler ve bilincin şekilenmesinde öteki etmenlere işaret eder (Castells, 1983).
Feminist kuramın yönelttiği eleştiriler, özellikle, birincil - ikincil çelişki ayrımını, sınıf mücadelesinin birincilliğini, üretim ile yeniden üretimin özerk alanlar olarak ayrılmasını ve üretici çalışmanın yeniden üretici çalışmadan üstün görülmesine yönelir. Bu eleştirilerin yanı sıra feminist kuram, iktidarı da yeniden kavramsallaştırmıştır. “Kişisel olan politiktir” sloganı, kamusal alana ilişkin geleneksel kavramsallaştırmaların esaslı bir eleştirisini cisimlendirir. Feminizm, iktidar ilişkilerinin yaşamın bütün yönlerine sızmış olduğunu vurgulayarak, politik etkinliğin içinde yer aldığı çerçevenin genişlemesine katkıda bulunmuş ve “politik olan” kavramını genişletmiştir.
Yeni Toplumsal Hareketler Ve Kadinlarin Katilimi
Kadınların mahalle düzeyindeki mobilizasyonda önemli bir rol oynadıkları konusunda bir uzlaşma olmasına karşın, toplumsal hareketlere ilişkin birçok çalışmada, kadınların katılımı hâlâ görmezlikten gelinmektedir. Ortaya çıkan yeni fail, cinsiyetsiz gibi görünmektedir. Kadınların rolünün ayırdında olmak yeterli değildir; yalnızca hane-içi yaşama değil, aynı zamanda toplu ve politik eyleme katkılarının da anlamını çözümlemek zorunludur (Jelin, 1990). Latin Amerika’da tabandan gelen kadın örgütlenmeleri; insan hakları, demokrasi, yurttaşlık, yaşama koşulları, kentsel hizmetlerin sağlanması vb. gibi konularla ilgili olarak doğmuştur. Bütün bunların ötesinde, yoksul kadınlar, kendi örgütlenmeleri aracılığıyla, ortak kimlik oluşturma, gündelik iktidar ilişkilerini değiştirme ve iktidarı hem ev içinde hem de dışında sorgulayabilecekleri biçimde politik eylemi genişletme konularında deneyim kazanmaktadırlar.
Barrio kadınlarının kentsel hareketlere katılımları, eş ve anne olarak taşıdıkları roller bağlamında açıklanmıştır. Düşük gelirli kentsel alanlardaki kadınlar, yeniden üreten, üreten ve yerel topluluğun idamesini sağlayan olmak üzere üçlü bir rol üstlenirler (Moser, 1989). Kentsel hareketlere katılımları, genellikle, salt zamanlarının çoğunu mahallede harcadıklarından değil, aynı zamanda cinsiyete dayalı rollerinin onları ailelerinin bütün gereksinimlerini karşılamakla sorumlu kılması nedeniyledir. Toplumsal cinsiyet farklılıkları, kadınların ve erkeklerin neden ve nasıl kentsel mücadeleyi örgütlediklerinin ve bu hareketlere katıldıklarının anlaşılmasında yaşamsal öneme sahiptir[2]. Kadınlar ve erkekler farklı roller üstlenirler, farklı gereksinimlere, toplumsal sorumluluklara, beklentilere ve güce sahiptirler ve farklı biçimlerde sosyalleşirler. Toplumsal bir inşa olarak cinsiyet, erkekler ile kadınlar arasındaki, diyalektik olan ve sınıf, ırk, kültür, yaş, din vb. ile birlikte çeşitlilik gösteren toplumsal ilişkileri ve böylece aynı zamanda, erkeklerin ve kadınların farklılaşmış katılımlarını da açıklar (Kaufman, 1991). Bununla birlikte, Morgen’ın belirttiği gibi (1988: 111);
“kadınların yerel topluluk örgütlenmesine katılımı, eş, anne ya da kız çocuk olarak taşıdıkları roller ve sorumluluklar ile açıklanamaz ya da buna indirgenemez. Kadınların yerel topluluk-temelli politik eylemliliği, kadınlar, eşler, anneler, mahallenin ve topluluğun üyeleri, belli bir ırksal, etnik ya da sınıfsal grubun üyeleri olarak kendi çıkarlarını dile getirme ve bu çıkarlar üzerinden etkinlikte bulunmanın bilinçli ve ortak bir yoludur.”
Başka bir deyişle, kadınların katılımını anlayabilmek için onların bu çeşitli rollerini toplumsal, ekonomik, politik ve kültürel etmenlerle ilişkilendirmek önem taşımaktadır. Barrio kadınları, sınıf ve toplumsal cinsiyet çelişkilerini açığa çıkaran ve farklı kimliklerle gereksinimleri somutlaştıran yerel topluluk düzeyindeki mobilizasyonda rol alırlar. Dolayısıyla, sınıf ve toplumsal cinsiyet, kadınların yaşamlarında belli bir noktada birleşir ve birbirini kapsar.
Bütün bunlara ek olarak, Barrio kadınlarının katılımı, pratik toplumsal cinsiyet çıkarlarının (yiyecek, barınak, su, sağlık bakımı vb. sağlanması) ve stratejik toplumsal cinsiyet çıkarlarının (toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yeniden tanımlanması) iç içe geçebileceği bir süreç olarak anlaşılmak durumundadır (Molyneux, 1985). Pratik ve stratejik toplumsal cinsiyet çıkarları planlama terimlerine “gereksinim duyulan” olarak tercüme edilmiştir (Moser, 1989: 1803). Bu yaklaşım; kadınların, cinsiyetçi işbölümünü yeniden üreten pratik gereksinimleri ile tahakküm altına alınışın üstesinden gelmeye yönelmesi gereken stratejik gereksinimlerinin farklılaşmasını ifade eder. Oysa, Barrio kadınlarının katılımı, bir yandan da toplumsal cinsiyet ilişkilerini etkilemekte ve toplumsal cinsiyet kimliğini yeniden kavramsallaştırmaktadır. Bu, kadınların katılımının içinde çözümlendiği çerçeveyi zorlamakta ve pratik ve stratejik toplumsal cinsiyet gereksinimleri arasındaki kuramsal ayrımın sorgulanması gereğini doğurmaktadır (Lied, 1992: 148; Rodriguez, 1993: 36).
Barrio kadınlarının komşuluk birimi (mahalle) düzeyindeki örgütlenmelere katılımlarını incelemek başlıca iki nedenle önemlidir. Birincisi, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ışığında katılımlarının doğasını, içeriğini, biçimlerini ve anlamını kavramak gereğidir. Böylesi bir perspektiften yoksunluk, çoğu zaman, kadınların apolitik oldukları, çıkarlarının politik olmadığı, çünkü ev-içi yaşama “dalmış” oldukları ve katılımda bulunma yollarının pek de politik olmadığı gibi yanıltıcı sonuçlara yol açmıştır. İkincisi, bu tür çalışmalar çok azdır (Blondet, 1984, 1990; Sara-Lafose, 1984; Raczynski and Serrano, 1985; Feijo and Gagna, 1986; CESIP, 1988; Pires de Rio Calderia, 1990; Jelin, 1990) ve Ekvator’da ancak yeni yeni başlamaktadır (CEPALES, 1985; Moser, 1987; Camacho, 1990; Rodriguez, 1990, 1992; Lind, 1992). Sık rastlanan iki eğilimden kaçınılmalıdır: Bir yanda, tabandan gelen halk örgütlenmelerini, demokrasinin, dayanışmanın ve anti-otoriteryenizmin egemen değerler olduğu ideal toplumun mikro-modelleri olarak taçlandıran coşkulu ve romantik yaklaşımlar; öte yanda, geleneksel rolleri güçlendirdiği, pratik toplumsal cinsiyet gereksinimleri temeline oturduğu ve cinsiyetçi tahakküme karşı esaslı bir başkaldırı olmadığı savlarını dayanak yaparak, bu örgütlenmelerin gizilgücünü azımsayan kuşkucu yaklaşımlar.
Bir Pilot Konut Projesinde Kadinlarin Örgütlenmesi
Quito’nun güneyindeki yeni yerleşimlerden biri olan Solanda, düşük gelirli aileler için devletçe ve birkaç uluslararası kuruluşça desteklenen bir pilot konut projesi olarak 1982’de kuruldu. Hibe edilmiş araziler üzerinde ve Ekvator Konut Bankası’ndan alınan kredilerle inşa edilmiş yaklaşık 6 bin konuttan oluşmaktaydı. Birçok yeni yerleşim gibi, başlangıçta, temel hizmetlerle altyapıdan yoksundu. Su, elektrik, yol sağlanması ve yüksek ipotek faizi gibi ortak sorunların üstesinden gelebilmek için, Solandalı sakinler, bir kurul oluşturdular. Kurula ek olarak, kimi gençlik grupları, spor klüpleri ve bir tüketim kooperatifi örgütlendi.
Komşuluk birimindeki etkinliklerin kadınları içermesi ve kurullara destek sağlanması için (erkek) önderler, bir kadın grubunun oluşumunu teşvik ettiler. Bu önderlerden birinin açıkladığı üzere, “Kurul kadınların örgütlenmesini destekledi, çünkü kadınlar komşuluk biriminde daha çok zaman geçiriyordu ve sorunları daha ağır yaşıyorlardı. Komşuluk birimi kurulunun eylemleri yönlendirebileceği beklentisi içindeydik.” Ne var ki kadınlar kendi örgütlerine sahip olmak istedi:
“Bizim için ‘özerklik’ kendimiz için sorumluluk almak, kendi örgütümüze sahip olmak, dışarıdan müdahale olmaksızın karar vermek ve öteki grupların grubumuza saygı göstermesi anlamını taşıyor. Hem kadınların hem de erkeklerin örgütlenmesi komşuluk birimi için daha yararlı; çünkü, birlikte çalışarak amaçlarımıza ulaşabiliriz, ama bunu anlamak istemediler. Diktatör gibiydiler; onlara uymamızı ve onlarla birlikte çalışmamızı istediler. Komşuluk birimimiz için çalışmayı istiyoruz ama ‘uymayı’ istemiyoruz.”
Kadınların ve erkeklerin kendi örgütlenmelerini nasıl gördüklerini anlamada toplumsal cinsiyet ilişkileri belirleyicidir. Komşuluk birimindeki erkekler için, kadınların, komşuluk birimi kurulu gibi erkek-egemen örgütlere ya da kendi rehberlikleri doğrultusunda “yardımcı görevler”e katılmaları normaldi. Bu, büyük ölçüde, erkeklerin hane-içi alandaki rollerinin eşdeğeriydi; hanenin reisiydiler ve dolayısıyla, bütün örgütlerin de reisi olmalıydılar. Kaufman’ın işaret ettiği gibi (1991: 14);
“... demokratik ve katılımcı kuruluşlarda erkeklerin ve kadınların katılımcı ve önder olmak için sergiledikleri eşitsiz kapasiteler yalnızca dar anlamda cinsiyetçiliğin ve eşitsizliğin bir sonucu değildir. Bu, aynı zamanda, erkeklerle kadınların, toplumsal cinsiyete dayalı kendilik kimliklerini oluştururken içselleştirdikleri farklı değerlerin sonucudur.”
Solandalı kadınlar, bu “doğallığı” sorgulamaya, özerklik ve ortak grup kimliği talebini yükseltmeye başladı. Genel etkinliklere katılmak ve ötekilerle eşgüdüm içinde olmak, fakat aynı zamanda, saygı görmek ve eşitler olarak davranılmak istiyorlardı. Bu durum komşuluk birimi kurulunca bir tehdit olarak algılandı: “Onlarla yarışmak, eylemleri ikiye bölmek ve ilişkileri genel amaçlara indirgemek istediğimizi düşündüler.” Komşuluk birimi kurulunun özerk bir barrio kadınları örgütlenmesine olumsuz tepkisi, patriyarkal ve de paternalist bir ideolojinin ifadesi olarak çözümlenebilir - patriyarkal, çünkü erkekler kadınların kendi örgütlenmeleri içinde ve denetimleri altında kalmasını denediler; paternalist, çünkü kendilerince denetlenecek bir kadın örgütlenmesine “izin verdiler” ve bunu “özendirdiler”.
Latin Amerika yerleşimlerinde kadın grupları kabul görmeyi başarmış, genellikle de desteklenmiştir. Kilise, devlet, ulusal ve uluslararası kuruluşlarca başlatılan bir “anneler grubu geleneği” bulunmaktadır. Bu örgütlenmeler genellikle, “sosyal yardım grupları” olarak görülür; kadınlar bir anneler merkezi oluşturmayı isterler, çünkü bu onlar için, dışarıdan yiyecek, kullanılmış giysi, ilaç vb. yardımı almanın bir yoludur. Bununla birlikte, son on yıl içinde barrio kadınlarının örgütlenme biçimi değişti. Birçoğu paternalist ve sosyal yardım temelli uygulamalardan uzaklaşıp yaratıcı alternatif örgütlenme tarzlarına yöneldi. Artık daha çok, yaşam koşullarını iyileştirmek ve özellikle yeni komşuluk birimlerinde altyapı ve hizmet taleplerini dile getirmek için örgütleniyorlar. Bu örgütlenmelerden bazıları, çoğunlukla sivil toplum kuruluşlarınca (NGO’lar) desteklenen kreşler, sağlık bakım merkezleri, okullar ve yerel alışveriş merkezleri gibi hizmetler için olan çabalarını, pratik becerilerin edinilmesi ve kadınların gündelik yaşamının gözden geçirilmesi gibi uğraşlarla birleştiriyor. Bu bilinç-yükseltme süreci, toplumsal cinsiyet kimliğinin yapılanması açısından temel bir önemde. Kimi kadınlar karma gruplara katılırken, Solandalı kadınlar gibi kimileri de özerk katılımı yeğliyor.
TOPLUMSAL CİNSİYET, FARKLI GEREKSİNİMLER VE FARKLI YOLLAR
Başından bu yana Solanda Kadın Merkezi’nin hedefleri, 1) barrio yaşam koşullarının iyileştirilmesi, özellikle su, kreş, ilkokul, alışveriş merkezi gibi hizmetlerin sağlanması ve 2) pratik becerilerin öğrenilmesi, kadın haklarının ve kadınların gündelik yaşamıyla ilgili öteki konuların tartışılmasını da içerecek biçimde, kadınların konumunun iyileştirilmesi olarak tanımlanmıştı. Örgütlenme biçimlerinden doğan çatışmaların bir sonucu olarak, aynı zamanda aile içi şiddeti konuşmaya ve bu konuda danışmanlık almaya başladılar[3]. Kadınlar, gruplarının bir kadın örgütü olarak tanınmasındaki[4] ve komşuluk birimi kurulu ile olan sorunlarının üstesinden gelmedeki başarıları dolayısıyla son derece coşkuluydu. İlk kez olarak kendi seslerini duyuruyor, kendi isteklerini ve gereksinimlerini dile getiriyorlardı. Komşuluk Birimi Kurulu, Kadın Merkezi konusunda yenilgiye uğramıştı ve bu oluşumu gözden düşürmek için katılımcıları karalamaya çalıştı: “Bu kadınlar tembel, evde olmaları gerekiyor, bu grup kadınlar için iyi değil.” Ne var ki kadınlar belli bir dayanışma geliştirdiler ve hedeflerine ulaşmak için çalışma grupları oluşturdular.
Bu noktada, toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantılı bir ayrım yapılabilir. Sahadan çıkan gözlemler; erkeklerin, su, elektrik, kanalizasyon, ulaşım gibi “konut gereksinimleri” için verilen mücadelede yer almaya istekli olduklarını ve komşuluk birimi kurullarının daha çok bu sorunlarla ilişkili olarak uğraş vermeye başladığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda, kadınların, cinsiyetçi işbölümü çerçevesinde belirlenmiş konumu ile ilişkili yiyecek, çocuk bakımı, okul, sağlık, alışveriş gibi “hanehalkı gereksinimleri” var ve bu alanlarda kadınlar erkeklere göre daha ilgili olma ve genellikle de başı çeken eylemciler işlevini üstlenme eğiliminde[5]. Erkekler kadınların girişimlerini kimi zaman desteklese de, bu sorunlarla genellikle daha az ilgililer. Örneğin, bir komşuluk birimi kurulunun, bir kreş ya da anaokulunun kuruluşuyla uğraşması, pek rastlanan bir durum değil; genellikle kadınlar bu tür uğraşlar içinde bulunuyor. Quito’daki birçok farklı komşuluk biriminden elde edilen verilerin[6] yanı sıra, dünyanın diğer bölgelerine ilişkin yazın da bunu doğrulamaktadır.
Bütün bunlar göstermektedir ki, komşuluk birimi düzeyinde, açıkça dile getirilmeyen toplumsal cinsiyete dayalı bir bölünme vardır. Erkekler, özellikle konuta ilişkin gereksinimlerle ilgilenirken, kadınlar hem konut hem de yeniden üretici rolleri ile bağlantılı olarak, hanehalkı gereksinimlerine yönelik mücadelelerin içinde yer almaktadırlar. Aynı zamanda, barrio kadınlarının yerel düzeydeki gereksinimleri algılama biçimleri daha kapsayıcıdır. Komşuluk biriminin eski önderlerinden biri bunu şöyle dile getiriyor: “Olaylara dair, bizim (erkeklerin) düşünmediklerimizi düşünebiliyorlar. Daha açık fikirliler.” Bu durumda, kadınlarla erkeklerin yerel düzeydeki eylemlerini bir araya getirmek olası mıdır? Ne tür talepler hayata geçirilebilir durumdadır? Barrio kadınlarının, “insan gereksinimleri” kavrayışına ve bu gereksinimlerin kentsel toplumsal hareketlerle bütünleştirilmesine katkıları nedir?
Kadın Merkezi, su getirilmesi ve eğitim konularında sorunlarla karşı karşıya kalmaya başladı. Kadınlar, yapılaşmaya açılmış bir alanın okul yapımı için ayrılabileceğini biliyordu ve bunu soruşturmaya başladılar. Şaşırtıcı bir biçimde komşuluk birimi kurulu, o anda gerçek bir gereksinim olmadığı gerekçesiyle okul fikrine karşı çıktı. Kadın Merkezi’nin bir önderi şöyle diyordu:
“Bu akıl almaz bir şeydi! Buna inanmayacaksınız! Komşuluk birimi kurulu ve topluluktaki bazı insanlar, okula, çocukların gürültüsü nedeniyle ve yeşil alanları artırmanın daha iyi olacağı gerekçesiyle karşı çıktılar. Fakat bizim için okul çok önemliydi, çünkü çocuklarımızın Solanda’nın dışındaki okullara gitmelerini istemiyorduk. Örgütümüz, yetkililere olduğu kadar, komşuluk birimi kuruluna karşı da savaşmak zorundaydı. Söz konusu alanın çevresini çitle çevirdik ama gece gelip bu çiti söktüler. Çok kızgındık, zira okul konusunda son derece kararlıydık. Belediyeye gidip arsaya ilişkin yasal belgeleri istedik ama yetkililer bize yardımcı olmadı; her zaman çok meşguldüler. Birçok kez, yeniden ve yeniden gittik. Bize saygı duymadıklarını hissettik; çünkü kadındık ve yoksulduk. Grubumuzdan bir kadın, kendisine son derece saygısız davranıldığından dolayı ağladı. Bir gün yetkilileri kendilerini basın yoluyla suçlamakla tehdit ettik. Dilekçemizi anında dikkate aldılar. Yasal belgeleri verdiler ve ‘lütfen gidin, sizi yeniden görmek istemiyoruz’ dediler. Bütün bu süreçte dışarıdaydık; belediyeyle, il kuruluyla, parlamentoyla görüşmelerimiz oluyordu. Bu kurumlarla ilgili çok şey öğrendik. Sonuç olarak, evimizde pek çok sorun vardı; kocalarımız çok kızgındı, bir kere komşuluk birimindeki insanlar bizim hakkımızda konuşuyordu ve ikincisi, görevlerimizi -çocuklarımız, temizlik ve her şey- ihmal ettiğimizi düşünüyorlardı. Bu doğru değildi. Sabah erkenden evdeki işlerimizi yapıyorduk, çünkü aile içinde sorun çıksın istemiyorduk. Örgütümüzün üyelerinden bazıları, şiddete varana değin sorunlar yaşadı. Erkeklerin katılıma, ev dışına çıkmaya hakkı varken, bizim bu haklara neden sahip olmadığımızı kendimize sormaya başladık.
Örgütlenme sürecimizin bu aşamasında çok şey öğrendik. Okulu elde ettik. Bu büyük bir kazanımdı! Özverilerimizin karşılığını almaktan dolayı çok mutluyduk. Gurur duyuyorduk. Yerel halk, mücadelemizi tanıdı ve bize saygı duymaya başladı. Ne var ki, komşuluk birimi kurulu bu konuda öfke duyuyordu. Kurula katılmak istedik, ama iyi karşılanmadı. İçimizden biri yerel topluluk tarafından kurula seçilmişti, fakat erkekler bu üyenin katılımını sabote etmeye çalıştılar. Örneğin, bütün toplantılar akşam geç saatlerde düzenleniyordu. Sonunda kuruldan tümüyle koptuk ve Kadın Merkezi olarak çalışmalarımızı sürdürdük. Su getirilmesi, alışveriş merkezi ve kreş için mücadele verdik. Birçok kişi, komşuluk birimine ilişkin her şey için bize danışmaya başladı; çünkü neler olup bittiğini biliyorduk. Komşuluk Birimi Kurulu’nun birçok sorunu var; önderleri çok sık değişiyor ve şu anda bir başkandan yoksunlar. Bu süreç boyunca kendimizi de dönüştürdük. Zorlayıcı, ısrarlı bir grup haline geldik.”
Solanda Kadın Merkezi deneyimi, kadınların komşuluk birimi düzeyindeki katılımının çeşitli yönlerini sergilemektedir. Kadınların katılımının olası maddî etkilerinden öte, kişiler üzerindeki etkilerini, grup-içi öğrenme süreçlerini ve bu etkilerin yeni kimlikler kurmaya ne yönde katkıda bulunduğunu çözümlemek önem taşımaktadır. Kadın Merkezi deneyimi, aynı zamanda, sınıf gereksinimleri ile toplumsal cinsiyet gereksinimlerinin ne gibi dinamikler içinde çakıştığını da sergilemektedir. Yoksulluğa karşı savaşırken, bu kadınlar, toplumsal cinsiyete dayalı baskılarla yüzleşmeyi de öğrenmişlerdir. Güç ilişkilerini tartışmaya, dahası değiştirmeye başlamış ve katılımda bulundukları dünyaya ilişkin eleştirel bir bakış açısı geliştirmişlerdir. Bu, kuşkusuz, mekanik bir süreç değil. Jelin’in işaret ettiği gibi (1990: 188) “kadınların, kökenini gündelik yaşamda bulan geleneksel rollerini kamusal alana girmek için terk ettikleri koşulların, kadınlar üzerindeki tahakkümle ilgili toplumsal değişimler bağlamında, güncel baskıcı sistemi sorgulatacak biçimde toplumsal cinsiyet kimlikleri oluşturmaya yardım eden belirgin bir kopuş oluşturup oluşturmadığı sorusunu sormak,” önemlidir.
Solanda Kadın Merkezi üzerinde dışsal unsurların da etkisi olmuştu. Bir kadın grubunun oluşum koşulları, Quito yerleşimlerinde etkinlik gösteren sivil toplum örgütlerinin bir parçasını oluşturan orta-sınıf feminist kadınlarca canlandırılmıştı. Bu deneyim, sivil toplum kuruluşlarıyla tabandan gelen halk örgütlenmeleri arasındaki ilişkilere, sivil toplum kuruluşlarının toplumsal cinsiyet gereksinimlerini karşılamadaki rolü gibi hassas konulara, kadınlar arasındaki benzerliklere, farklılıklara, yoksulluğa ve temsile ilişkin bazı soru işaretlerini de gündeme getirmektedir.
Mücadele Eden Kadınlar: Konuşmayı Öğrenmek
Barrig’e göre (1989:138), barrio kadınlarının örgütlenmelerinde kadınlar, “konuşma gücünü elde ettiler. Bu çok önemlidir; çünkü sessizlik, kadınların tahakküm altına alınışının en belirgin biçimlerinden biridir.” Burada, kadınların konuşmayı öğrenmiş ve konuşmanın gücünü keşfetmiş olmalarına karşın, bunu konuşma hakkını elde etmek için yapmadıklarını öne süreceğim; çünkü bu, onların birincil önceliği değildi. Maria’nın ortaya koyduğu gibi;
“Kendine güvenden yoksundum; huzursuz bir insandım. Eşimle konuştuğumda hiçbir zaman onun gözlerinin içine bakamıyordum. Topluluk içinde konuşmaktan korkuyordum. Şimdi, ne kadar çekingen olduğumun ayırdına varıyorum. Kadın Merkezi içinde konuşmayı öğrendim, insanların gözünün içine bakmayı öğrendim. Bütün korkularım kayboldu.”
Sofia ise şöyle diyordu: “Kadın grubunda ilişkileri yönetmeyi öğrendim. Bunu başkalarından öğrendim çünkü grubumuzda hepimiz benzer sorunlara sahiptik.” Ve Rosa’nın söyledikleri:
“İlk kez bir kadın örgütüne katılıyorum. Bunu daha önce hiç yapmadım. Bir konformist olmaya, sorumluluk alamayacağımı düşünmeye alışmıştım. Bu konuda kendimi güçsüz hissediyordum. Şimdi sanki başka bir insanım. Birçok adaletsizlik olduğunu farkediyorum. Konformist olmak istemiyorum, değişimi yaratmak için birşeyler yapmak istiyorum.”
Konuşmayı öğrenmek dinamik bir süreçtir. Kadınların önce kendi aralarında, bundan sonra kamusal alanda konuşmayı öğrendikleri öne sürülemez. Dahası, Solanda’daki katılımcı gözlemleri, farklı deneyimlerin birbirini güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Barrio kadınları; resmî kuruluşlarla iletişime geçtiklerinde, karma gruplarda söz aldıklarında, kendilerine güven duyduklarında, evde de konuşma gücü buluyorlar. Kimi kadınlar eşlerinden korkuyordu, onlarla çatıştıklarında panik yaşıyordu. Komşuluk Birimi Kurulu’yla, yetkililerle ve politikacılarla karşı karşıya gelme deneyimini yaşadıktan sonra, kendilerine sormaya başladılar: “Bu insanlarla korkusuzca konuşabilirken, kendi eşimle bunu neden yapamayayım?” Ortaklaşılan katılım deneyimi, kadınların yaşamı üzerinde birçok etkiye sahip oldu. Kadınlardan bazıları artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Kişisel gelişim, kendine güven, aile içindeki, komşuluk birimindeki ve yerel topluluk ilişkilerindeki değişim, kendi toplumsal cinsiyet kimliklerinin yeniden biçimlenmesine katkıda bulundu.
Solanda Kadın Merkezi’ndeki kadınlar kendilerini aşağıdan gelen bir kadın halk örgütü olarak tanımladılar: “Solanda’nın mücadeleci kadınları”. Barrio kadınları olarak kimlikleri, yalıtılmış bireyler olarak değil, bir grup olarak kamusal alana müdahalede bulundukları anlamına geliyordu. Özerkliklerini kurma sürecinde, birey olarak ve grup olarak kimliklerini keşfettiler. Komşuluk birimi kurulundaki eril güçle ve cinsiyetçilikle karşı karşıya geldiler ve “edilgen, boyun eğmiş kadın” kalıp-yargısını etkin özneler gerçeğine dönüştürdüler. Kurulla karşı karşıya geliş süreçlerinde, barrio kadınlarının yeni imajını yarattılar ve komşuluk biriminin saygısını kazandılar.
Yeni toplumsal hareketler yazınına hâkim kimlik-yönelimli paradigmanın başat eğilimi, bu hareketlerin kültürel boyutunu vurgularken, bu hareketlerin yapısında iktidarın önemini göz ardı etmek yönünde. Örneğin Evers’e göre (1985), “toplumsal hareketler içindeki yeni öge, iktidarın merkezî olmadığı toplumsal pratik alanlarını yaratma süreciyle birlikte ortaya çıkar”. Kültürel boyut, kuşkusuz çok önemli; fakat halk örgütlenmeleri, iktidar ve güç çatışmalarından arınmış değil. İktidar çatışmaları hem gruplar içinde hem gruplar arasında hem grup içiyle dışı arasında kendini gösterir. Yeni ve eski üyeler, genç ve yaşlı kadınlar, evsahipleri ve kiracılar arasındaki farklılıklar, çatışmayı destekleyebilir. Kadınlar Merkezi’nde de bu tür gerginlikler ortaya çıktı. Her grup kendi somut çıkarlarından kimilerini denetim altında tutma girişiminde bulunduğundan, kurucular ile yeni üyeler arasında tartışmalar başgösterdi. Gerginlikler, aynı zamanda, grup ve dış birimler -öteki örgütler, kurumlar, devlet, yönetim-dışı kuruluşlar, siyasal partiler, kilise, vb.- arasında da ortaya çıkıyordu ve iki düzeydeki gerginlikler birbirleriyle karşılıklı olarak ilişkiliydi. Salman’ın işaret ettiği gibi (1990:133) bu iktidar ilişkileri içinden yeni kimlikler doğdu:
“Yeni kimliklerin, erk ilişkileriyle iç içe geçmiş bir biçimde ve araçsalcı siyasal partilerin verili yapıları içinde gelişeceğini ve gelişmesi gerektiğini varsaymak daha akla yakın olmayacak mıydı? Bu nedenle, çevreleyen toplum ile karşılıklı etkileşimin, hareketlerin hedeflediği kimlikler hakkındaki kavramsallaştırmalarla bütünleştirilmesi doğru değil mi?”
Özerklik, yalıtılma anlamına gelmez; tam tersine, kadınların kendilerinin belirttiği gibi, “özerklik, grubun başkalarından saygı görmesidir.” Özerkliğin bir “elde etme meselesi” olduğunu öğrendiler; komşuluk birimi kuruluyla, devletle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve siyasal partilerle çatışmalı bir ilişkiler süreci içinde onun için kavga verdiler ve onu kazandılar. Özellikle Solanda Kadın Merkezi gibi, erkek egemen örgütlerin kullanamadıkları durumlarda yok sayma yoluna gittikleri örgütlenmelerde, kadın örgütlerinin marjinalleşmesi gibi bir tehlike vardır. Komşuluk birimi kurulu ile yaşadıkları ilk olumsuz deneyimden sonra kimi kadınlar bu kurulla bağlantıyı sürdürmek konusundaki cesaretlerini yitirmişlerdi. Kadın Merkezi; devletle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve siyasal partilerle ilişkilerinde, yüz yüze gelme ve / ya da her biriyle uygun biçimlerde tartışmaya girme tarzlarına dair bir öğrenme deneyimi geliştirdi. Farklı algılamalar sonucunda grup içinde kimi sorunlar doğsa da, birlik sürdü. Aynı zamanda, Ekvator’da tabandan gelen kadın örgütlenmeleri arasındaki bağlantılar güçsüz[7]. Kadın hareketi genç bir hareket ve farklı kadın bakış açılarıyla uygun bir biçimde eklemlenemiyor. Çözülmemiş düğümler hareketin birleşmesine ve genişlemesine engel oluyor (Bkz. Rodriguez, 1992).
Solanda Kadın Merkezi, başta gelen ayırd edici özellikleri arasında “halktan” olmayı vurguladı. Kadınların; yerel yöneticilerle, özel sektör kuruluşlarıyla, politikacılarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve kiliseyle uğraşırken edindikleri deneyim, kendilerini tanımlamalarında büyük önem taşıyordu. “Bize saygı duymadıklarını hissettik; çünkü, kadındık ve yoksulduk” dediklerinde, “yoksul”u “halktan”a koşut kıldılar. Bu, genel bir dışlanma duygusunun yansıması olarak görülebilir. Bununla birlikte, kendilerini aynı zamanda, komşuluk birimleriyle de özdeşleştiriyorlardı: “Solanda, halkın yerleşimi. Hizmetlerden yoksunuz, birçok şeyden yoksunuz; kuzeyli yerleşimlerden[8] farklıyız”. Devletle ve devlet temsilcileriyle karşı karşıya gelişlerinde yaşadıkları ortaklaşa deneyim başlangıçta başarısızdı, fakat sonuçta baskı uyguladılar, kendilerini savundular ve dahası, seslerini duyurabilmek için yetkilileri tehdit ettiler. Güç ilişkilerinin yaşamlarını nasıl etkilediğini anlamaya ve bununla nasıl başa çıkabileceklerini araştırmaya başladılar:
“Başlangıçta endişeliydik; sessizce yürümeyi, sessizce konuşmayı alışkanlık haline getirmiştik. Sanki bir ‘lütuf’ ister gibiydik. Sonraları, haklarımız olduğunu öğrendik. Bu çok önemliydi. Birşeyleri isteme tarzımızı değiştirdik. Şimdi daha güvenliyiz; korkmadan sorular soruyoruz, korkmadan konuşuyoruz... Ekvator Konut Bankası kredilerimizin faizini artırmak istediğinde, bir gösteriye katıldık; banka yetkililerine gittik, fakat bizi kabul etmek istemediler. ‘Peki, önderleriniz nerede? Ofise yalnızca erkekler girebilir’ dediler. Bunu protesto ettik ve grubumuzdan bir kadın, erkeklerle birlikte içeri girmeyi başardı.”
Barrio kadınları kamusal alanda uğraş vermeye başladıklarında, yalnızca ev yaşamının sınırlarını zorlamıyor, aynı zamanda, kuralları kırıyor ve ötekilerle -erkekler, yetkililer, kurumlar ve devlet- ilişki biçimlerini değiştiriyorlardı. Bu süreç “güçlenme” olarak adlandırılabilir. Barrio kadınları, güçten yoksunluklarının üstesinden gelebilmenin kavgasını veriyordu. Kadın grubundaki deneyimleri aracılığıyla, iktidarın değişik biçimlerini ayırd etmeyi ve bunların kendi kişisel ve aile yaşamlarını nasıl etkilediğini öğrendiler. “Bu kadınlar için güçlenme, kendi erksizliklerinin nedenlerine ilişkin düşüncelerini değiştirdikleri, kendilerini baskı altına alan sistematik güçlerin ayırdına vardıkları ve kendi yaşama koşullarını değiştirme edimine giriştikleri noktada başlar.” (Morgen ve Bookman, 1988: 4)
Kadınların ailelerinde birçok sorun doğdu. Bu sorunlarla yüzleşmede kadınlar farklı stratejiler kullandılar. Kimileri, eşleriyle çatışmadan kaçınmak için Kadın Merkezi’nden ayrıldı ya da katılımlarını gizledi. Kimileri, ailesiyle, kadınların toplantılara katılmakta neden özgür olamayacağını tartıştı. İlişkilerini koparma yoluna gidenler bile oldu. Her durumda, kadınlar, kadın oldukları için tahakküm altına alınışlarını sorgulamaya, aile ilişkilerini kısa dönemde dönüştüremiyorlarsa bile yeni düşünceler benimsemeye başladılar. Vargas’ın işaret ettiği gibi (1991: 29) bu, paylaşılan bir deneyimdi:
“Bütün mücadeleleri aynı anda veremeyeceğimizin farkındayız. Yüksek değerdeki amaçlarımızı koruyabilmek için, geleneksel tartışma biçimlerini kullanıyoruz. Örneğin, ev-içindeki cinsiyetçi işbölümünde ciddi bir değişiklik gereksinimini arka plana itiyoruz, çünkü bizimki gibi toplumlarda bunun, değişmesi en güç şeylerden biri olduğunu biliyoruz.”
Aile sorunları ortaklaşılan bir konu olduğundan, bunları tartışmaya, deneyimlerini paylaşmaya ve birbirlerine destek vermeye başladılar. Kadınlara karşı şiddet önemli bir başlık olarak ortaya çıktı. Yerel halkta, eşlerinde ve öteki kadınlarda farkındalık yaratacak tiyatro oyunları aracılığıyla deneyimlerine dikkat çekmeye karar verdiler. İlk oyunları Süpürgeler’de, ev içinde baskı altına alınışlarının simgesi olarak dört tane süpürge kullandılar ve bunları özgürleşmelerinin simgesine dönüştürdüler. Bu, kadınların katılımındaki kısıtlılıklara dair yerel topluluğu eğitmek, ama daha önemlisi, kadınlar olarak tahakküm altına alınışlarına dair kendi bilinçlerini yükseltmek için gösterdikleri çabaların en önemlilerinden ilkiydi. Kadınların, boyun eğişlerinin “doğallığı” ile yüzleşmeleri, kişisel sorunlarını paylaşma ve eklemlemenin getirdiği ortaklaşalık deneyimiyle ve başka kadınların da benzer durumlarda bulunduğunu öğrenmeleriyle bağlantılı görünmektedir. Bu, bilinçlerini değiştirip kendi dünyalarını yeniden keşfetmelerine yardımcı olmaktadır. Kendi yaşamlarını başkalarının yaşamlarıyla karşı karşıya getirmekten, bir toplumsal cinsiyet kimliği doğmaktadır.

Kentsel Toplumsal Hareketler ile Feminist Hareket Arasındaki İlişkiler

Barrio kadınları, sınıf ve toplumsal cinsiyet gibi ikili bir kimliği cisimleştiriyor. Komşuluk birimlerinde yerel topluluğun üyeleri olarak, eşler, anneler, kız çocuklar olarak hareketlere katılıyorlar; fakat, toplumsal cinsiyet farklılıkları nedeniyle, bu katılımları erkeklerden farklı bir yolla gerçekleşiyor. Katılımlarının içeriği, doğası, biçimleri ve anlamı farklı. Bu farklılıklar, çatışmalı ilişkileri güçlendiriyor ve sınıf ile toplumsal cinsiyet arasında çelişkiler ortaya çıkıyor. Kentsel toplumsal hareketlerin kentsel sorunları algılayışı, toplumsal cinsiyet boyutunu içermekten uzak kaldı; bu nedenle, kadınların çıkarları ve gereksinimleri, genellikle görünmez kaldı. Kadınların ve erkeklerin benzer gereksinimlere, beklentilere ve sorumluluklara sahip olduğu varsayıldı. Geleneksel sınıf-temelli ya da erkek egemen örgütlenmelerin toplumsal cinsiyet gereksinimlerini ayırd etmedeki yetersizliği, toplumsal hareketlerin daha demokratik ve kapsayıcı bir yapılanmaya kavuşmasının önünde engeldir.
Kentsel toplumsal hareketlerin önderliğinin erkeklerin egemenliğinde olması sıradanlaşmıştır. Kadınların, erkek-egemen yapılarda yalnızca ikincil rollerde katılımda bulunmaları dert edilmez. Dahası, bu yapılar temsil üzerinden işlediğinden, yerel örgütlenmeler üzerindeki denetim çok önemli bir hâle gelir. Solanda’da olduğu gibi kimi durumlarda, barrio kadın örgütleri ve öteki topluluk-temelli gruplar, geleneksel önderlik yapılarını sorgulamaya başlarlar. Karar alma süreçleri karşısında kıyıya itilmek, komşuluk birimlerinde gerçek bir tehlikedir. Barrio kadınları hâlen marjinalleşmiş durumdadır. Komşuluk biriminin genel dinamiği dışında çalışan birçok kadın grubunun benzer sorunları yoktur, çünkü herhangi bir kimseye ya da gruba herhangi bir tehdit oluşturmazlar. Bununla birlikte, Kadın Merkezi gibi yeni örgütlenme tipleri için, önderliği ve süreçleri sorgulamaya, karar almadaki erk ve katılımdan pay alma iddiasında bulunmaya başladıklarında, sorun doğmaktadır. Burada kadınlar, eril otoriteryenizm ile savaşmak durumundadır ve kimi zaman grupları marjinalleşir, katılım konusundaki cesaretleri kırılır.
Aynı zamanda, kadınların toplumda baskılanmalarıyla ilgili öteki kadın gruplarıyla ortak sorunları olmakla birlikte, barrio kadınları bu gruplardan birçok açıdan farklılaşır. Solanda kadınları, orta-sınıf kadın örgütlenmelerinden ayırd edilmek için, kendilerini halk örgütlenmesi olarak adlandırmaktadırlar. Orta-sınıf feministlerden farklı gündemlere, önceliklere, önderlere ve söylemlere sahip oldukları gibi, feminist olarak tanımlanmayı da reddettiler. Bununla birlikte, barrio kadın örgütlenmelerinin, feminist talepleri cisimlendirmek için büyük bir gizilgüce sahip olduğu açıktır ve uygulamada çoğu, toplumsal cinsiyete dayalı tahakküme karşı savaş vermektedir. Yaşama koşullarını iyileştirmek, ev içindeki ve dışındaki güç ilişkilerini değiştirmek için mücadele etmekte ve böyle yaparak, feminizmin salt orta sınıfların alanı olduğu varsayımını sorgulatmaktadırlar.
Orta-sınıf feminist gruplar kimi zaman bir “kızkardeşlik” ideolojisinin tuzağına yakalanırlar ki bu, kadınlar arasındaki farklılıklarla çatışmaların ayırd edilmesini engeller. Dar bakışlı bir feminizm, pratik toplumsal cinsiyet çıkarları için verilen mücadelelerin önemini gözardı eder, bu tür konular çevresinde oluşan örgütlenmeleri değersizleştirir. Dolayısıyla, feministler için, “kadın hareketi” ve “feminist pratik” kavramlarını genişletmeleri önemli görünmektedir:
“İlerlemeci ve feminist kadın örgütleri, kadınların eşler, anneler ve evi idare edenler olarak rollerini tanımada çoğunlukla isteksiz olmuşlar ve bu bağlamda, halk bilinciyle, eleştirel ve yaratıcı bir yoldan işbirliği içinde olma olanaklarını yitirmişlerdir.” (Bell, Hassim ve Todes, 1989)
Barrio kadınları, kültürel ve toplumsal dönüşüme katkıda bulunmak için büyük bir gizilgüç taşımaktadırlar. Kaynaklara, becerilere, önderliğe, iletişim ve işbirliğine ulaşarak, örgütsel kapasitelerini, bireyler ve gruplar olarak kendilerini güçlendirmeye gereksinimleri vardır. Bu süreçler, gördüğümüz gibi, çok karmaşıktır.
Sonuçlar
Solanda örnekolayı, sonuçlardan çok sorular doğuruyor. Kentsel toplumsal hareketler; nötr anlamda “insanlar”ı değil, fakat farklı kimlikler, kurallar, gereksinimler, umutlar, korkular, dilekler ve katılım biçimleri ile erkeklerle kadınları içermektedir. Sınıf, toplumsal cinsiyet, yaş, bölge ve din ile ilişkili farklılıklar çatışmalar ve gerginlikler yaratabilir. Bu durumda, kentsel toplumsal hareketlerin, bu toplumsal çeşitliliği dile getirmesinin, bu farklılıklarla ilişkili özgül çelişkilerle uğraşmasının olanakları nelerdir? Toplumsal öznelerin, çıkarların ve gereksinimlerin çoğulluğunu tanıyan toplumsal hareketlerin demokratikleşmesini tahayyül etmek olanaklı mıdır? Bu hareketler içinde kültür, ideoloji, gündelik yaşam ve toplumsal cinsiyet ilişkileriyle yüzleşilebilecek bütünsel bir bakış açısı geliştirmek olanaklı mıdır?
Katılım sürecinde, barrio kadınlarının gündelik yaşamları etkilendi. Ev kadını, anne, kız çocuk olmanın kısıtlılıklarının, kadınların baskı altına alındıkları ilişkileri dönüştürmeleri için nasıl bir gizilgüç durumuna da gelebildiğini, toplu katılımdan toplumsal cinsiyet kimliğinin nasıl doğduğunu, güçten yoksun kadınların, ev içindeki ve dışındaki iktidarı ayırd etmeye ve sorgulamayı öğrendiklerinde, gündelik iktidar ilişkilerini ve politikayı nasıl değiştirdiklerini gördük. Bu sessiz süreçler, belki dünyayı değiştirmiyor, ama açıktır ki onların dünyasını değiştirdi. Bu değişimlerin uzun dönemli etkilerine gelince, yalnızca, gündelik yaşama yeni değerler getirebileceğini kestirebiliriz. Toplumsal cinsiyet ilişkisel olduğundan, bunun tek yanlı bir süreç olması düşünülemez; erkeklerle karşılıklı etkileşimi içerir. Topluluğa içerilmeleri, kadınları, daha donanmış olarak ve kendine güvenle erkeklerle etkileşime girmeleri yönünde geliştirdiği gibi, erkeklerdeki değişimleri de özendirir. Kimlik, gördüğümüz gibi, karmaşık süreçler içinde yapılanır. Gündelik yaşamdaki çeşitli yüzleşme deneyimlerinden doğar. Barrio kadınları, yalıtılmış olarak değil, fakat toplu bir hareket olarak, baskı altına alınışlarından sızlanarak değil, fakat sınıf ve toplumsal cinsiyet ilişkileriyle yüzleşerek, ev içinde ve kamusal alanlarda bilinçlerini geliştirmişlerdir.
Solanda Kadın Merkezi, salt açık amaçlarına ulaşmadaki başarısı çerçevesinde değerlendirilemez. Toplumsal örgütlenmeler dinamiktir, örgütün evrimi sırasında değişimler gündeme gelebilir. Belki de bu örgütlenmeleri daha yakından inceleyerek bu süreçlerin varsıllığını yakalayabiliriz. Barrio kadınlarının politikleşmesi, pratik toplumsal cinsiyet gereksinimlerinin çevresinde oluşan devingenliğin, hem sınıf hem de toplumsal cinsiyet bilincini geliştirebileceğini ortaya koymuş, pratik-stratejik karşıtlığını da böylelikle sarsmıştır. Bununla birlikte, söz konusu olan, dolayımsız bir sonuç değil, fakat çeşitli etmenlerin çakıştığı bir süreçtir. Dışsal birimlerin rolü bu süreçte çok önemlidir. Barrio kadın örgütlerinin ayakta kalabilme olasılığı, kendi güçlerine -kendi gruplarını güçlendirmelerine, kendi aralarında şebekeler kurmalarına, öteki hareketlerle, siyasal partilerle, devletle, kurumlarla, kiliseyle bağlantı kurma ya da yüzleşme yeteneklerine ve kendi alanlarını ve özerkliklerini koruyabilmelerine- bağlıdır. Erkek egemen kentsel toplumsal hareketler, barrio kadınlarını, genel mücadelenin salt “yardımcı”ları olmak yerine, eşit failler olarak görecek ve onlarla daha anlamlı ve eşitlikçi işbirlikleri oluşturacak bir noktaya gelebilirler. Aynı zamanda, kadın hareketinin, farklı yaklaşımlarla, pratiklerle ve deneyimlerle canlandırılmasına gerek vardır. Feministler olarak bizler, sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite, ırk ve din arasındaki bağlantıları kurmanın olanaklarını yeterince araştırmadık; bu nedenle, kuramda açık olan, uygulamada karışık bir duruma gelebiliyor. Barrio kadınları kendi tarihlerini yapmaktadırlar; fakat bu tarih inşası, devleti, siyasal partileri, sivil toplum kuruluşlarını, kiliseyi, uluslararası kuruluşları ve kendi mevcut anlayışlarının dışındaki feminist düşüncelerin etkisini de içeren bir bağlamda gerçekleşmektedir. Bununla birlikte, mücadelelerinin sağladığı şey, bu feminist düşünceleri ve uygulamayı, bütün kadınların düşünüşlerini, deneyimlerini ve isteklerini kucaklayacak bir feminizm yönünde dönüştürmektir.
Kaynakça
Assies, Willem (1990), “Of structured moves and moving structures: an overview of theoretical perspectives on social movements”, in W. Assies, G. Burgwall and T. Salman (eds.), Structures of Power, Movements of Resistance: An Introduction to the Theories of Urban Movements in Latin America, Amsterdam: CEDLA.
Barret, Michele (1988), Revised Edition, Women’s Oppression Today: Problems in Marxist Feminist Analysis, London, Verso.
Barrig, Maruja (1989), “The difficult equilibrium between bread and roses: women’s organizations and the transition from dictatorship to democracy in Peru”, in J.S. Jaquette (ed.), The Women’s Movement in Latin America, Boston: Unwin Hyman.
Bell, Jo, S. Hassim and A. Todes (1989), “A bit on the side? Gender struggles in the politics of transformation in South Africa”, Feminist Review, no.34.
Blondet, Cecilia (1990), “Establishing an identity: women settlers in a poor Lima neighborhood”, in Elizabeth Jelin (ed.), Women and Social Change in Latin America, Geneva: United Nations Reserach Institute for Social Development.
Camacho, Gloria (1990), “Organizaciones populares de mujeres y reproduccion de roles tradicionales”, MS, CEPALES, Quito.
Castells, Manuel (1983), The City and the Grassrooots, London: Edward Arnold.
CEPALES (1985), “Sistematizacion proyecto ‘Organizacion y Promocion de la Mujer en Barrios Populares de Quito’: La experiancia en la primavera”, Research Report, Quito.
CESIP (1987), Estrategias de sobrevivencia y de poder femenino en los barnos, Lima.
Evers, Tilman (1985), “Identity: the hidden side of new social movements in Latin America”, in David Slater (ed.), New Social Movements and the State in Latin America, Amsterdam: CEDLA.
Feijo, Mari Carmen and Monica Gogna (1990), “Women in the transition to democracy”, in Elizabeth Jelin (ed.), Women and Social Change in Latin America, Geneva: United Nations Reserach Institute for Social Development.
Kaufman, Michael (1991), “Differantial participation: men, women and popular power”, Paper presented to a CEDLA / CERLAC joint workshop, Amsterdam.
Lind, Amy Conger (1992), “Power, gender and development: popular women’s organizations and the politics of needs in Ecuador”, pp. 134-149 in Arturo Escobar and Sonia Alvarez (eds.), The Making of Social Movements in Latin America, Boulder: Westview Press.
Little, Jo, Linda Peake and Pat Richardson (1988), Women in Cities: Gender and the Urban Environment, Basingstoke: Macmillan Education.
Molyneux, Maxine (1985), “Mobilization without emancipation? Women’s interest, the state and revolution in Nicaragua.”
Molyneux, Maxine (1986), “Prologue”, in Gail Omwedt, Women in Popular Movements: India and Thailand during the Decade of Women, Geneva: United Nations Reserach Institute for Social Development.
Morgen, Sandra (1988), “‘It is the whole power of the city against us’: The development of political conciousness in a Women’s health care coalition”, in Sandra Morgen and Ann Bookman (eds.), Women and the Politics of Empowerment, Philadelphia: Temple University Press.
Sandra Morgen and Ann Bookman (1988), “Rethinking women and politics: an introductory essay”, in Sandra Morgen and Ann Bookman (eds.), Women and the Politics of Empowerment, Philadelphia: Temple University Press.
Moser, Caroline (1985), “Women’s work in urban protest and struggle”, MS, London.
Moser, Caroline (1987), “Mobilization is women’s work: struggles for infrastructure in Guayaquil, Ecuador”, in C. Moser and L. Peake (eds.), Women, Human Settlements and Housing, London and New York: Tavistock.
Moser, Caroline (1989), “Gender planning in the Third World: meeting practical and strategic gender needs”, World Development 17 (11): 1799-1825.
Oakley, Ann (1972), Sex, Gender and Society, London: Gower.
Pires de Rio Caldeira, Teresa (1990), “Women, daily life and politics”, in Elizabeth Jelin (ed.), Women and Social Change in Latin America, Geneva: United Nations Reserach Institute for Social Development.
Raczynski, Dagmar and Claudia Serrano (1985), Vivir la pobreza: Testimonio de majeres, Santiago: PISPLAN / CIEPLAN.
Rodriguez, Lilia (1990), La majeres de Solanda: Mujer, barrio popular y vida cotidiana, Quito: CEPAM-ILDIS.
Rodriguez, Lilia (1992), “La consturuction del movimiento de mujeres en Ecuador”, MS, CEPAM, Quito.
Rodriguez, Lilia (1993), Genero y desarrollo: Nudos y desafios en el trabajo no-gubernamental en Ecuador, Quito: CEPAM.
Salman, Ton (1990), “Between orthodoxy and euphoria: research strategies on social movement, comparative perspective”, in W. Assies, G. Burgwal and T. Salman (eds.), Structures of Power, Movements of Resistance: An Introduction to Theories of Urban Movements in Latin America, Amsterdam: CEDLA.
Sara-La Fosse, Violeta (1989), “Los comedores y la promocion de la mujer”, in Galer and Nunez (eds.), Mujer y comedores populares, Lima: SEPADE.
Vargas, Virginia (1991), “The women’s movement in Peru: streams, spaces and knots”, European Review of Latin American and Caribbean Studies 50 (June): 7-50.


# Türkiye’deki gecekondu yerleşimlerinin Ekvator’daki benzeri. Bu tür yerleşimler; düşük gelirli ve yoksulları barındırmak, kentin çeperlerinde yer almak, yasal inşa ve imar süreçlerinin dışında gelişmek, teknik ve sosyal donatıdan, temel kent hizmetlerinden yoksunluk ya da bunların eksikliği gibi ortak özellikler taşımanın yanı sıra, her ülkede özgül ayırd edici nitelikler de göstermektedir. Bu nedenle, yerel oluşum süreci ve / ya da kavranışını yansıtan farklı isimler almaktadır: favela (Brezilya), bidonville (Fransız Afrikası) ya da busti (Hindistan) gibi (ç.n.)
* Latin American Perspectives, Summer 94, Vol.21, Issue 3, s.32-49.
** Ekvator Kadınlar için Destek ve Eylem Merkezi - CEPAM yöneticisi
[1] Emeğin yeniden üretiminin toplu tüketime indirgenmesi, özellikle kadınlar için önem taşıyan gündelik yaşamın çeşitli yönlerini dışladığı için, eleştirilmektedir (Bkz. Little, Peake ve Richardson, 1988)
[2] “Cinsiyet” (sex) ile “toplumsal cinsiyet” (gender) arasındaki ayrım kadınlar ile erkekler arasındaki toplumsal ilişkilerin anlaşılmasında önemlidir. “Cinsiyet”, kadınların ve erkeklerin ayırd edici fiziksel özelliklerine göndermede bulunurken, “toplumsal cinsiyet”, adı üzerinde, toplumsal bir inşadır. “Cinsiyet” biyolojik bir terimken, “toplumsal cinsiyet” psikolojik ve kültürel bir terimdir (Bkz. Oakley, 1972).
[3] Quito ve Guayaquil’de 1983’ten bu yana çalışan bir gönüllü kuruluş olan Destek ve Eylem için Ekvator Kadın Merkezi (CEPAM), Solanda Kadın Merkezi’ne, başlangıç dönemi için destek ve danışma hizmeti sunmuştur.
[4] Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca tanınan örgütler devletle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve uluslararası örgütlerle sözleşme yapmaya yetkilidir.
[5] Örneğin Peru’da, kadınlar, “çorba mutfakları” ve “süt programları”na kitlesel olarak katılmaktadırlar. Benzer deneyimler Şili, Brezilya ve Kolombiya için de kaydedilmiştir.
[6] Amadres Cuidadoras Hareketi, bir hükümet programını komşuluk birimi düzeyinde yürütmektedir.
[7] Yakın zamanda, Quito’nun güneyindeki kadın halk örgütleri belli projeler üzerinde birlikte çalışmaya başladılar, fakat örgütsel anlamda dağınık, ayrı kaldılar.
[8] Geçmişte, kentin kuzeyindeki ve güneyindeki yerleşimler arasında belirgin bir ayrım vardı; kuzey, eksiksiz hizmetleri ve altyapısıyla, varsıl bir alan olmakla ayırd ediliyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder