Libya liderinin demir yumruğu-George Joffe*

Bingazi'deki göstericilerLibya'nın Bingazi kentinde başlayan gösteriler pek çoklarını şaşırtan şekilde, protestocuların ülkenin doğusunda fiili denetimi ele almasına yol açmış gibi görünüyor.
Pazar gününe dek Trablus'ta düzenlenen gösteriler sadece rejim ve liderine destek hedefini taşıyordu ve şüphesiz doğuda yapılan istifa çağrılarına yönetimin yanıtı niteliğindeydi.
Her şey bir yana, Albay Muammer Kaddafi'nin yolsuzluklara karışmamış olması ve nev-i şahsına münhasır siyasi kişiliği; rejimin acımasızlığına rağmen halkın ister istemez hürmetini kazanmasını sağladı. Dahası son yıllarda, sosyal barışı sağlamak için ekonomiyi iyileştirmeye yöneldi.
Ancak, göstericilerin Pazar gününden itibaren başkentin kalbine ulaşması; rejimin destekçileri ile muhaliflerini karşı karşıya getirdi. Güvenlik güçlerinin müdahalesi yüzlerce kişinin ölümüne ya da yaralanmasına yol açınca, durum değişti.
Bir bakışta Libya
  • Lider: Albay Muammer Kaddafi - 1969'da iktidara geldi
  • Nüfus: 6,5 milyon
  • Yüzölçümü 1,77 milyon km2
  • Ortalama yaş 24,2
  • Okuryazarlık oranı %88
  • Kişi başına milli gelir: 12.020 dolar (Dünya Bankası, 2009)

Güneşe yolculuk - İZLE

Yönetmen : Yeşim Ustaoğlu
Senaryo Yazarı : Yeşim Ustaoğlu
Oyuncular : Lucia Marano, Nazmî Kirik, Newroz Baz, Mizgin Kapazan, Ara Güler.
Güneşe Yolculuk, saf bir gencin günümüz Türkiyesinin gerçeklerinden haberdar biri haline dönüşmesinin, dostluğun ve cesaretin öyküsüdür. Türkiyenin iki ucundan iki genç- Batıdan gelen Mehmet ve Doğudan gelen Berzan İstanbulun alt tabakayaşamının içinde ayakta kalmaya çalışırken tanışırlar. Gün geçtikçe birbirine bağlanırlar. Şehre yeni gelmiş olan Mehmet, seyyar arabasında müzik kasetleri satan Berzan ile arkadaş olur. Mehmet, Tireli olmasına rağmen koyu teni nedeniyle herkestarafından doğulu sanılmaktadır. Mehmet, Berzana bir çamaşırhanede çalışmakta olan Arzu ile ilgili gelecek hayallerini, Berzan ise ona günün birinde Irak sınırındaki köyü Zarduçdaki sevgilisine geri dönme arzusunu anlatırlar. Mehmetin bir gece eve dönerken bindiği minibüs durdurulur. Polis kimlik kontrolü yapar ve Mehmet haksız yere tutuklanır. Bir hafta sonra serbest bırakılmasına rağmen, artık Mehmetin hayatı tamamen değişmiştir. Önce evini, sonra da işini kaybeder. Berzanın yardımıyla yeni bir iş ve kalacak bir yer bulur. Arzuya olan duyguları da gittikçe güçlenmekte ama bir yandan da gelecek hayalleri korkuyla kararmaktadır. İstanbulun gecekondularına sürüklenen Mehmet, hayatın gerçeklerini istediğinden de sert bir şekilde öğrenir. Berzana olan bağlılığı onu, acımasız bürokratik engelleri görmezlikten gelip, bütün ülkeyi katederek dostunun köyüne, doğuya bir yolculuğa sürükler...Güneşe Yolculuğa...

Kürdistan'da Cuma günü büyük protestolar planlanıyor

25 Şubat Cuma günü, muhtemelen Irak’ta son zamanlarda görülmüş en büyük gösteriye şahit olunacak. Kürdistan’da kitlesel gösteriler, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) hükümetine bağlı güçlerin göstericilere ateş açmasına ve dört protestocuyu öldürmesine karşın devam ediyor.
Süleymaniye’de 21 Şubat Pazartesi günü düzenlenen gösterilere yaklaşık 2 bin kişi katıldı. Şehir hastanesi çalışanları da gösteriye işyerlerinde yaptıkları eylemin ardından katılırken, hastane çalışanlarından Dr. Kawa Sabah, “Protestocularla birlikteyiz ve protestolara katılıyoruz” dedi. Geçtiğimiz hafta göstericilere öldürücü biçimde ateş açılmasının üzerine üniversite çalışanları da protestolara katıldı.
Protestolar, Irak Kürdistanı’ndaki başka şehirlere de sıçramış durumda. Pazartesi günü Kalar, Dervendişan ve Halepçe’de gösteriler gerçekleşirken, önümüzdeki günlerde bunları başka gösteriler izleyecek. Karal ve Dervendişan’daki protestolara 200’er kişi katılırken birkaç kişi gözaltına alındı.
Pazartesi günü Süleymaniye’de 17 yaşındaki Şerko Muhammed isimli gösterici polis kurşunuyla öldürülürken, geçen hafta silahla vurulan Surkiu isimli bir gösterici de hastanede hayatını kaybetti. Aynı gün 47 kişinin de yaralandığı bildirildi.

Kaybedilmiş egemenlik; gıda/Nihal Kemaloğlu

2011 yılı ‘ertelenmez bir gıda krizinin’ dünyanın kapısına dayandığı değil, eşiği geçip içeriye girdiği bir yıl olacak.
Küresel tarım ve gıda üretimi sayıları 6 ila 8 arası değişen şirketin egemenliği altındayken BM Gıda Örgütü, gıda fiyatlarının tarihin en yüksek rakamına ulaştığını duyurdu.
Bu tehlikeli fiyat artışının nedeni olarak iklim koşulları gösterilse de dünya üzerinde üretilecek bütün tarımsal ürünlerinin 2013 yılına kadar küresel tekeller tarafından kapatıldığından bahsedilmedi.
Son otuz yılda tarım ve gıda ürünlerinde dışa bağımlı hale getirilen yoksul ve gelişmekte olan ülkeler, bu tekellerin biçtiği fiyatı veremezlerse aç kalacaklar…
Ayrıca 2010 yılında buğday %84, mısır %63 ve şekerde %55 oranındaki şok artışlar spekülatif finansın emtia piyasalarına yuvalanıp muazzam karlarını pusuda beklediğini gösteriyor…
Aylardır bu piyasaların yatırımcısına neler kazandıracağının yazılıp çizildiği türev piyasaların da nasıl coştuğu sır değil…
2008 yılında Tunus ve Mısır’ın da dahil olduğu Afrika ve Asya ülkelerinde ‘gıda fiyatlarında’ artışla baş gösteren ayaklanmalar ‘finansal krizin’ patlamasıyla gölgede kalmıştı.
Tunus, Cezayir, Mısır, Yemen, Ürdün hattında yoğunlaşan kitlesel hareketlerde ’sokağı kim yönetiyor’ sorusunun tek doğru cevabı ‘açlık’ olsa gerek…

Anadilde eğitime 1 milyon imza mecliste

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından iki ay önce "anadilde eğitim" talebiyle başlatılan kampanya çerçevesinde toplanan 1 milyon 100 bin imza, Meclis Dilekçe Komisyonu'na sunuldu

Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) çağrısı ile iki ay önce "Kürtçe anadilde eğitim" talebiyle başlatılan imza kampanyası sonuçlandırıldı. Kampanya çerçevesinde sembolik olarak toplanan 1 milyon 100 bini aşkın imza, 10 koli eşliğinde BDP Genel Merkezi’nden TBMM’ye getirilerek Dilekçe Komisyonu’na verildi. Dilekçeler TBMM dışında UNESCO'ya, BM ve AB'ye de verilmek üzere toplandı.
DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ve BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, BDP Muş milletvekili Sırrı Sakık ve kampanyaya destek veren kurum temsilcileri, mecliste bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Tuğluk, DTK'nin anadilde eğitim talebiyle 2 ay önce 1 milyon imza hedefiyle başlattığı kampanya sonucu 1 milyon 100 bin imza topladıklarını belirterek, kampanyayı ortak mücadeleye dönüştürerek çok kısa bir sürede hedeflerine ulaştıklarını söyledi. Tuğluk, anadilde eğitim hakkının Kürt sorunundan bağımsız ele alınamayacağına işaret ederek, "Kürt sorunu çok boyutlu bir hak ve özgürlükler sorunudur. Bu yüz yıllık soruna hak ve özgürlükler genişletilerek çözüm bulunabilir.

Bahreyn: Diğer bir ABD müttefikine karşı isyanın toplumsal kökenleri -Finian Cunningham

“Sen hiç sahili olmayan ada gördün mü?”

İlk bakışta gündem dışı gelen soru, hükümet-karşıtı sloganlar atan binlerce protestocunun arasında duran genç bir taksi sürücüsü tarafından geldi. Ancak bu soru, geçen hafta on binlerce Bahreynliyi sokağa döktü ve yüreklerindeki kedere tercüman oldu –protestolarda, devlet güvenlik güçlerinin aşırı şiddet kullandığı sahnelerin ortasında kalan en az yedi sivilin öldürülmesine tanık olundu. Ancak doğrulanmayan haberler ölü sayısının daha fazla olduğunu söylüyor.
Bu genç taksi sürücüsü gibi, birçok Bahreynli, yerlilerin 600 bin gibi bir azınlığı oluşturduğu (belki bunlara, resmî rakamlarla belirsiz olsa da, dışarıya göç eden 300 bin de eklenebilir) küçük ülkelerinde, muazzam bir servetin sulu çamur gibi etrafta dolaştığı, etrafı kapladığına tanık oldu. Fakat, petrol fiyatlarının yüksek olduğu ve Bahreyn ulusal gelirinin üçe katlandığı son yedi yılda, bu muazzam servetin yalnızca çok küçük bir parçası, iş yaratmada ve insanca bazı koşullar sağlamada kullanıldı. 50 binin üzerinde Bahreynli ailenin ev edindirme listelerinde sıranın kendilerine gelmesini beklediği tahmin ediliyor. Bazı aileler 20 yılı aşkın zamandır, aynı çatı altında, bozuk sıhhî koşullar altında, arka arkaya gelen birçok nesillerle bir arada ve sıkıntılı şartlarda, barınma kapsamında kendilerine bir ev verilmesini beklemekte.
Bütün bu süre boyunca, bu insanlar; ABD´li ve Avrupalı yatırımcıları, finansörleri, şirketleri ve zengin turistleri çekmek için mantar gibi biten mega alış veriş merkezleri ve çok katlı gökdelenlerin yanında, bunlarla tamamen çelişen, şehirlerin dış kısımlarında ve köylerde sürdürdükleri sefil yaşam koşulları içinde, kendilerini kendi ülkelerinde yabancı gibi hisseder olmuşlardır.

Halep Oradaysa, Notlar Burada… - Mustafa Sönmez

Hükümetin ekonomi bakanları, onların medyadaki yağdanlıkları, işlerin hep yolunda gittiğinden dem vuruyorlar. Onların borazanı durumuna gelen Anadolu Ajansı, TRT ve yandaş medyada da aynı çarpıtmalar boy boy... TÜİK’in 14 Şubat’ta açıkladığı işsizlik verileri, işin arka planı gösterilmeden “ Yükselen büyümeyle işsizlik düştü” biçiminde verilirken Bakanlardan Nihat Ergün da işsizliği yakında yüzde 10’a indireceğiz diye buyuruyor. Önümüzdeki ay açıklanacak yüzde 8’lik büyümenin arkasında bıraktığı 48,5 milyar dolarlık cari açığın his esamesi okunmuyor ama bütün bu “parlak tablo”ya, hem IMF’den hem de kredi derecelendirme kuruluşları cephesinden farklı notlar var.
Hafta içinde IMF İcra Direktörleri Kurulu, “Program sonrası izleme görüşmeleri”nin ikincisini bir notla kamuoyuna açıkladı.. Açıklama metninin orijinali eleştirel tonda ve bir dizi uyarı içeriyor. Gelin görün ki, Anadolu Ajansı, açıklamayı bir dizi çeviri hatası ile ve cımbızlanmış cümlelerle servis etti. Medyadaki sazanlar da alıp kullandılar; “IMF, Türkiye’nin performansından memnun!” gibi başlıklarla…

Oysa gerçekte IMF, 2010’daki toparlanma ve işsizlikteki iyileşmeyle kriz öncesi üretim seviyesinin üzerine çıkılmasını olumluyordu ama sıcak para girişi ile rekabetçiliğin zayıflattığı ortamda, hızla büyüyen cari açığa hemen dikkat çekiyordu. IMF direktörleri, sıcak para girişlerinin devam edebileceğini ama ani sermaye çıkışları karşısında da kaygılı olduklarını belirtiyorlardı. Bu yüzden de Türkiye’nin, aşırı iç talep ve oynak kısa vadeli sermaye akımları karşısında ‘doğru politika bileşimini’ belirlemesi gerektiği uyarısını yapıyorlardı.

Mısır ayaklanması: Yalnızca bir ‘geçiş’ sorunu değil

Geçen haftanın olayları, on yılların derslerinin kısa bir zaman diliminde iç içe geçirilebildiği ve görünüşe göre daha küçük hadiselerin fevkalade önem kazanabildiği tarihsel anlardan biridir. Milyonlarca Mısırlının politik sahneye girişi, Ortadoğu siyasetinin esasını meydana getiren gerçek süreçleri canlı biçimde aydınlatmıştır. Ayaklanma, ABD’nin ve mümkün olan en kötü rejimlerle birlikte diğer dünya güçlerinin epeydir devam eden suç ortaklığını açığa çıkarıp, ABD Başkanı Barack Obama ve diğer liderlerin boş ve ikiyüzlü retoriklerini ifşa etti ve bütün Arap rejimlerinin ödlek kapitülasyonlarını sergileyip, bu rejimler arasındaki, İsrail ve ABD, gerçek ittifakları gösterdi. Bunlar uzun süre hatırlanacak politik derslerdir.

Ayaklanmalar aynı zamanda Arap dünyasındaki iltimas rejimlerinin olağanüstü kırılganlığını göstermiştir. Bu rejimler gizli polis (muhaberat) ve eşkıya (baltacıya) ağlarına dayanıyordu ve Arap politik mizahının keskin iğnelemesinde yansıtılan değişim olasılığı hakkında görünüşe göre kati bir karamsarlık telkin etmiştir. Ancak bu kontrol mekanizmaları, insanlar korkularından arındıkça tamamen buharlaştı.

DEVRİM ADA - Özgürlüğün Şarkıları ( DİNLE )

Kısaca Özgürlüğün Şarkıları
-Bu bir ekip albümü
Bu albüm solo değil bir ekip albümü; başta Nebula olmak üzere;Mirza,Candemir,B-Size(Almanca)Kusta(Lazca),Melo(Kürtçe) gibi arkadaşlarımız bizlere eşlik etti.
-Her Dilde Her Kültüre..
Albüm içinde Türkçe dahil olmak üzere 4 farklı dilde vokaller var o yüzden Türkiye'de sayısı nerdeyse yok denilenibilcek sayıda kültür ve dil içeriyor.Her arkadaşımız kendi dilinde kendi sorunlarını anlattı..
Bu albüm Özgürlüğün albümü, bu albüm emeğin ve amatörlüğün albümü, bu albüm metalaşmaya karşı başlatılan savaşın adını koyduğumuz albüm herkez indirsin diye herkez herkezin olan albüm!..
Ada'lıyız biz Ada'lı..
Devrim,Nebula,Mirza,Kusta,B-Size,Candemir,Melo,Mrt,Roqo,Cheky,Atlantis of Baran ;Fırat,Red,Gzp,S-Red,Crow2,DeminYek Anofel,Requıem,Rahu,Raşit,Kızılboran,Barni Özdemir,Melih,Freaj Sanatevi,Devrimci Müzisyenler,Shark Records Ailesi
Yani Ada Halkı..

SU HAKTIR SATILAMAZ !!! -( ANADOLU İSYANDA - KISA FİLM )

Yaşamın kaynağı olan suyu, alınıp satılabilen piyasa malı haline getirenlere; sulama kanallarına, evlerimize, okullarımıza, hastanelerimize kontörlü sayaç takmaya kalkışanlara; akarsularımızı satışa çıkaranlara, su kaynaklarımıza el koyanlara; sularımızı, su havzalarımızı kirletenlere, halkın sağlık hakkını yok sayanlara karşı mücadelede su hakkına, yaşam hakkına sahip çıkmak için bir araya geldik.

Yaşam alanlarımızın kar hırsı için sermayenin kullanımına sokulmasına, doğal varlıklarımızın metalaştırılmasına yani piyasa üzerinden alınır satılır mal haline dönüştürülmesine karşıyız.

Bizler;
•Türkiye’nin enerji ihtiyacı bahaneleriyle Hidroelektirik santral projelerini yaşama geçirmek için AKP iktidarının 2003 yılında uygulamaya geçirdiği “su kullanım hakkı anlaşmaları” yoluyla akarsularımızın sermayeye satılmasına ve akarsularımızın ticarileştirilmesine KARŞIYIZ;
•Su şirketlerinin başta Uludağ’daki köylere ait sular olmak üzere Anadolu’daki gözelerden (kaynaklardan) akan suları şişelemesine, satmasına, yer altı sularının ticarileştirilme amacıyla kullanılmasına, suyun ticarileştirilmesiyle insanca ve sağlıklı bir yaşam sürme hakkımızın elimizden alınmasına KARŞIYIZ;

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ - 3 Kurtuluş Savaşında Sosyalist Hareket

Mustafa Kemal şöylediyordu: "Komünistliğin memleketimizde değil henüz Rusya'da bile kabiliyet-i tatbikiyesi hakkında sarih kanaatler hasıl olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber dahilden ve hariçten muhtelif maksatlarla bu cereyanın memleketimiz dahiline girmekte olduğu, vahdet vesükununu muhil ahvalin hulusu da daire-î imkânda görülmüştür. En makul ve tabiî tedbir olarak aklı başında arkadaşlardan, Hükümetin malumatı tahtında bir Türkiye Komünist Fırkası teşkil ettirmek olacağı düşünüldü. Bu takdirde memlekette bu fikre müteallik bütün cereyanları bir muhassalaya rica etmek mümkün olabilir..."
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ - 1
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ - 2
Kurtuluş Savaşında Sosyalist Hareket 1919'da Anadolu'da başlatılan, 1923'de zafer ve Cumhuriyetin ilanıyla sonuçlanan Ulusal Kurtuluş Hareketi, 1908'de ilk önemli adımı atılan burjuva demokratik gelişme sürecinin yenibir aşamasıydı. Osmanlı toplumunun «kendine özgü yapısal özellikleri, ulusal burjuvazinin güçsüzlüğü, sanayi sermayesinin hemen hemen yokluğu, burjuva devriminin Batı'daki klasikörneklerden farklı bir yol izlemesine neden olmuş, yine aynı özellikler, yerli kapitalizmigeliştirme ve ulusal burjuvaziyi güçlendirme -hatta yaratma- niyetleriyle ortaya çıkan, bununyolunu da devlet kapitalizminde gören İttihat ve Terafefefnin amacına ulaşamamasına, sonunda Alman emperyalizmine teslim olmasına ve savaş yenilgisiyle iktidardan düşmesine yol açmıştı. Bu yönüyle ele alınırsa. 1919-1923 hareketi, İttihat ve Terakki'nm başaramadığım, II.Meşrutiyet'in tamamlayamadığını, yeni koşullarda ve daha radikal adımlarla başarma denemesiolarak da değerlendirilebilir.Mütareke'den Cumhuriyet'e kadar uzanan dönemde Türkiye'deki sınıf ve katmanların kaba birtablosu şöyledir:

Biz eşek'ler eskiden, siz insanlar gibi konuşurmuşuz - Aziz Nesin

Bizim de kendimize göre bir dilimiz varmış. Konuşmamız, müzik denli güzel, uyumlu, kulağa tatlı gelirmiş. Ne güzel konuşur, ne türküler söylermişiz. Biz eşek olduğumuzdan, sizler gibi insanca değil, eşekçe konuşurmuşuz. Ama eşekçe, yumuşak, tatlı, uyumlu zengin bir dilnıiş. Biz eşek milleti eskiden, şimdi olduğu gibi anırmazmışız, sonradan anırmaya başlamışız. Şimdi, biliyorsunuz, bütün isteklerimizi, duygularımızı, algılarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi, birbirimize ve siz insan efendilerimize anırarak anlatmaya çalışıyoruz. Anırmak nedir? "Aaaaii, Aaaaii" diye arka arkaya bir kalın, bir ince, ağızdan iki uzun heceli ses çıkarmak. Anırmak işte bu... Bizim o zengin dilimiz, şimdi kala kala, bu iki heceli tek sözcüğe kaldı
Bir yaratık, bütün duygularını tek sözcükle nasıl anlatabilir!.. Nasıl olup da o zengin eşekçe ölmüş, bir ölü dil olmuş, sonra biz eşekler anırmaya başlamışız; bunu merak etmiyor musunuz? Merak ediyorsanız anlatayım. Kısacası, bizim dilimiz tutulmuştu. Korkunç bir olayla aklımız başımızdan gidip de, dilimiz tutulunca eşekçeyi tüm unutmuşuz. O günden sonra da yalnız anırarak, iki uzun heceyle bütün duygularımızı anlatmaya çalışmışız. Biz eşeklerin dilimizin tutulması, epiyce eski bir olaydır.