Bulutları Beklerken - İZLE

Yönetmen : Yeşim Ustaoğlu
Senaryo : Yeşim Ustaoğlu , Petros Markaris
Görüntü Yönetmeni : Jacek Petrycki
Müzik : Michael Galasso
Yapım : 2004, Türkiye / Yunanistan / Fransa , 92 dk.
Oyuncular : Rüçhan Çalışkur (Ayşe/ Eleni) , Rıdvan Yağcı (Mehmet), İsmail Baysan (Cengiz) , Dimitris Kamberidis (Tanasis) , Feride Karaman (Feride) , Suna Selen (Selma) , Oktar Durukan (Muharrem), Jannis Georgiadis (Nikos) , Irene Tachmatzidou (Zoe) , Demoklia Mustakidou (Demoklia) , Fatma Parlagi (Fatma)

1.Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı ordusu Karadeniz’deki Rum köylerini boşaltmaya başlamıştır. Evlerini terk etmek zorunda kalan aileler yollara düşerek Güney’e doğru ilerlemeye başlarlar. Ayşe ve ailesi de böyle bir yolculuğa çıkmıştır.
Ayşe (Eleni), ailesinin bir kısmını geride bırakarak küçük kardeşi ile Mersin’e varır. Burada bir Türk ailesi tarafından evlat edinilir. Yeni ailesi ile beraber artık yeni bir de ablası vardır: Selma… Selma'yla aralarında çok güçlü bir bağ oluşan Ayşe, kardeşi Niko’ nun gitmesine bile ses çıkarmaz. Hayatını adadağı Selma vefat edince, yalnız kalan Ayşe, geçmişi ile yüzleşmeye başlar. O’nun bu trajik öyküsünün en yakın dinleyicisi Mehmet adındaki bir çocuktur. Mehmet farkında olmadan sırlarla dolu bu hayatın gizemlerini çözmeye başlayacaktır.
Niko’nun hala yaşayıp yaşamadığı, kendisini affedip affetmeyeceği düşünceleri arasında kalan Ayşe, yıllar öncesinin pişmanlıklarıyla içsel bir hesaplaşmaya girer.

Yaşamları Parçalanırken Kaderleri Birleşenler 3 Nisanda Ankarada Buluşuyor - İZLE

Yaşamları parçalanırken, kaderleri birleşenler güvenceli iş, insanca yaşam için yürüyor.
Sermaye “krizden çıkıyor”, emekçilerin krizi büyüyor. Çalışma hakkını örgütlü güçleriyle kullanabilen işçilere yer vermeyen bir “emek cehennemi”ne sürükleniyoruz.
Tarımın yıkımı, kamu iktisadi teşekküllerinin ve temel hizmetlerin özelleştirilmesiyle milyonlarca insan mülksüzleştirildi, geçim araçlarından koparıldı ve toplumun neredeyse tamamı ücretli işlerde çalışmaya mahkum edildi.
İşçi sınıfının yüzyılı aşkın bir süredir elde ettiği bütün tarihsel kazanımlar ve mevziler yok edildi, çökertildi. Diğer taraftan eğitimden sağlığa, ulaşımdan içtiğimiz suya, ışığa ısınmaya kadar emeğin yeniden üretim alanında yaşanan büyük piyasalaştırma saldırısı emeğin tüm kazanımlarının ortadan kaldırılması anlamına geliyor.
Bu değişim süreci işçi sınıfını farklı istihdam biçimleri, etnik/dinsel ayrımlarla parçalıyor görüngüsü yaratsa da aslında tüm emekçilerin kaderini güvencesiz çalıştırma ekseninde ortaklaştırıyor.
Dünya ve ülkemiz emekçi sınıflarının yaşadığı bütün bu sorun ve dönüşümler, bir yandan da büyük bir mücadele ve örgütlenme deneyiminin oluşmasına kaynaklık etmektedir. Güvencesiz çalışma koşullarına karşı mücadeleler, güvencesizliğe mahkum edilen büyük yığınların özsel birliklerini ortaya koyuyor. Metal, sağlık, tersanecilik, inşaat, tekstil, belediye, eğitim, kara ve hava taşımacılığı, eğitim ve büro işkollarında güvencesizliğe karşı gelişen başkaldırılar emekçilerin gündemine damgasını vurmaya başladı. Birçok iş kolunda, başta taşeron çalıştırma olmak üzere güvencesiz çalıştırma biçimlerinin tümüne karşı direnişler ve mücadeleler yükseliyor ve her geçen gün yeni kazanımlara ulaşıyor. Tersanelerde, inşaatlarda, madenlerde, tekstil iş kolunda, hastanelerde ölümcül çalışma koşullarına karşı isyanlar toplumda geniş yankılar uyandırıyor.

Dünya Kadın Ozanları Seçkisi - DİNLE

Albümde, dünyanın dört bir yanindan kadın ozanların en güzel ürünlerinden yapılan seçki "global divas/dunya kadın ozanları" albumünde bir araya getirilmis. albümde, dünyanın en iyi kadın seslerinden biri olarak kabul edilen Lübnanlı sanatçı Feyruz'dan Rebetika müziklerinin unutulmaz yorumcu ve bestecilerinden Roza Ezkenazi 'ye, Güney Afrika müziği dendiginde ilk akla gelen isimlerden Miriam Makeba'dan Latin Amerika 'nın en iyi seslerinden biri olan Mercedes Sosa'ya, yaşayan en büyük kadın flemenko şarkıcılarından Ilan Carmen Linares'e kadar farklı sanatçıların ürünleri yer alıyor.
Kadın ozanların en güzel ürünlerinden yapılan seçki ''Global Divas/Dünya Kadın Ozanları'' albümünde bir araya getirilerek üç CD olarak çıkan çalışmanın ilk CD sini  online olarak dinleyebilirsiniz.

Psikolojik ve Ahlâkî Bir Sorun Olarak İtaatsizlik | Erich Fromm

Yüzyıllardan beri krallar, rahipler, feodal beyler, sanayi patronları ve ana-babalar itaatin bir erdem ve itaatsizliğin de kötü bir huy olduğunda ısrar edegelmişlerdir. Farklı bir bakış açısı ortaya koymak için, bu tavrın karşısına şu ifadeyi koyalım: İnsanlık tarihi, bir itaatsizlik eylemi ile başladı ve bir itaat eylemi ile sona erdirileceği hiç de ihtimal dışı değildir.

İbranî ve Yunan efsanelerine göre insanlık tarihi bir itaatsizlik eylemi ile başladı. Adem ile Havva, Aden cennetinde yaşadıkları sırada doğanın parçasıydılar; onunla uyum halindeydiler, ancak onu aşarak ötesine geçemediler. Onların doğanın içinde oluşları, ceninin ana rahminde oluşu gibiydi. İnsandılar, ama aynı zamanda henüz insan değildiler. Ne zamanki bir buyruğa karşı geldiler, herşey değişti. Toprak ve ana ile bağı koparıp, göbek bağını kesmekle, insan insanöncesi uyumdan sıyrıldı ve bağımsızlık ile özgürlüğe ilk adımı atabildi. Boyun eğmeme hareketi Adem'le Havva'yı özgür kıldı ve gözlerini açtı. Birbirlerini bir yabancı olarak ve kendileri dışındaki dünyayı da yabancı, hattâ düşman olarak algıladılar. İtaatsizlik eylemleri, doğa ile ilksel bağlarını kopardı ve onları ayrı bireyler haline getirdi. "İlk günah", insanı bozmak şöyle dursun, onu azat etti ve tarihin başlangıcı oldu. Kendi yeteneklerine güvenmek ve tümüyle insan olmayı öğrenmek için, insan Aden Cenneti'ni terketmek zorundaydı.

Fasulye - İZLE

Yönetmen : Bora Tekay
Senaryo : Haluk Özenç
Görüntü Yönetmeni : Mehmet Zengin
Müzik : Erdem Helvacıoğlu
Yapım : 1999, Türkiye , 105 dk.
Oyuncular : Selim Erdoğan , Elvin Beşikçioğlu , Bülent Kayabaş , Taner Barlas

Köydeki emeklilerin vergi iade zarflarını şehire götürme görevi Genç'e verilmiştir. Saf ve iyi niyetli Genç vasıta ararken kendisini, bir işin hemen sonrasında ücretini almak üzere buluşma noktasına giden ünlü bir kiralık katilin arabasında bulur.
Katil'i bu son iş için görevlendiren İşadamı'nın ödemesini taşıyan Kurye buluşmaya gelmez ve Genç kendisini Katil ile İşadamı arasında çıkan büyük bir anlaşmazlığın içinde bulur. Kendisini ait olmadığı bu denklemden kurtarmasına karşın, kaçışı Genç'i daha da şüpheli bir konuma sokar. Genç, bir anda herkesin aradığı adam olmuş, kovalamaca başlamıştır. Bu arada babasının dağ evine tatile giden genç ve güzel televizyon muhabiri Kız da rastlantı sonucu olaylara karışır. Sonuçta İşadamı, Katil, Kurye, muhabir Kız, köylü Genç ve muhabir Kız'ın hiçbirşeyden haberi olmayan Baba'sı ile Kızkardeş'i, Baba'nın dağ evinde bir araya gelirler. Çok geçmeden dağ evinin sakin ortamının yerini gergin yüzleşmeler, komik yanlış anlamalar ve kovalamacalar alır.

Umursama Kapasitesi - Mira Fong



“Başka bir varlığı onun sorunlarını kendi sorunlarıymış gibi sahiplenecek denli umursamak, kişinin gerçek etik gelişiminin başlangıcıdır.” Felix Adler
Yoldaki nice insan gibi benim yolculuğum da anlam arayışı yolunda sürüp giden bir macera. 60’lardan 90’lara dek içinde nükleer karşıtı ve feminist hareketlerin, çevre ve hayvan özgürlüğü hareketlerinin de bulunduğu bir dizi toplumsal reform meydana geldi- bunlar daha az ayrıcalığı bulunan gruplara yönelik adalet ve eşitlik taleplerinin bir uzantısıydı.

Çoğu insan için ruhsal bir hayat yaşamak deyince akla meditasyon, yoga pratikleri ve kutsal metinlerin incelenmesi geliyor, tabii bunlara bir takım ezoterik öğretiler de dahil. Ayrıca insanların sağlığına ve refahına işaret eden kadim iyileşme sistemlerinin yeniden revaçta olduğunu görüyoruz. Bu tür odaklanmalar bir anlamda egoları şişiren ruhsal bir materyalizme dönüşüyor, gerçek ruhsal tesellimiz olan dünyayla değil de fiziksel benliğin iyileşmesine yoğunlaşıyor.

Suriye´de isyan -Alain Gresh

Arap isyanlarının dışında kalan son ülkelerden biri daha bu isyanlardan etkilenmeye başladı. Libya rejimine karşı hareket geçen devletlerin aldırışsızlığının sürdüğü, Bahreyn´de bu hareketleri bastırma eylemlerinin güçlendiği (ben bu arada bugüne dek hiçbir medyanın değinmediği bir şeye, Bahreyn halkıyla dayanışmaya çağrı yapıyorum), Yemen´de sonuç almak için uğraşıldığı, Ürdün´de gösterilerin arttığı ve sertleştiği bir dönemde, sıra Suriye´ye geldi. Ciddi çatışmalar yalnızca ülkenin güneyindeki Dera kentinde yaşanmıyor; ülkenin çeşitli yerlerine de yayılmış durumda ve onlarca ölü var.

Her şey Dera´da kent duvarlarına yönetim aleyhine slogan yazan birkaç çocuğun tutuklanmasıyla başladı. Çocuklarının serbest bırakılması için koşup gelen anneler polisle karşı karşıya kaldı, bazıları tutuklandı ve görgü tanıklarının ifadelerine göre saçları kesildi. Bu kıvılcım otları tutuşturdu, çünkü otlar iyice kurumuştu.

En iyi Suriye gözlemcilerinden biri olan Joshua Landis, Syria Comment adlı sitesinde şunları yazdı (“Derea: The Government Takes off its Gloves: 15 killed”, 23 Mart 2011): “Dera çok yoksul bir Sünni Müslüman kenti. Suriye için sorun olan her şey bu kentte toplanmış durumda: iflas etmek üzere olan bir ekonomi, aşırı bir nüfus artışı, kötü bir yönetim ve otoriter güvenlik güçleri.”

Suriye örneği özel de olsa (her ülke örneğinin özel olması gibi) bu sorunlar, Arap dünyasının diğer yerlerinde yaşanan sorunlardan çok farklı değil. Ama burada mezhep sorunu, tüm sorunların en endişe verici boyutunu oluşturuyor: nüfusun yüzde 60´ı Sünni ve yüzde 10´u Hıristiyan olmasına karşın ülke Alevi bir azınlık tarafından yönetiliyor -rejim Sünni Şam burjuvazisiyle sıkı bir ittifak kurmuş olsa da. Bu arada bir bölümü Suriye uyruklu olmayan önemli bir Kürt azınlığını da unutmamak gerek.

Landis, Dera´daki gösterilerde şu noktaların altını çiziyor:

Yükseköğretimde Paragöz Niyetler - Mustafa Sönmez

Birçok alanda olduğu gibi eğitimde de fırsat eşitsizliği dağ gibi. İlköğrenimi zar zor bitirenin ortaöğrenimi, ortaöğrenimi bitirenin ise yükseköğretimi sürdürmesi, engelli koşuya benziyor. Dökülen dökülene. Sonuçta, üniversite çağındaki gençlerden kapağı üniversiteye atmış olanların oranı yüzde 36 gibi duruyor. Ama, burada soluklanıp bunun ne menem bir oran olduğunu sorgulamak gerek.

AKP iktidarı, üniversite sınav kapılarındaki yığılmanın dudak uçuklatıcı boyutlara ulaştığını ve ailelerin isyanını görünce çala kalem onlarca üniversite açtı, şirketler vakıf üniversitesi kursun diye de her tür tavizi bol keseden saçtı. Sonuçta, 2006-2010 döneminde 49 yeni devlet üniversitesi, 2007-2010 döneminde ise 25 yeni vakıf üniversitesi kuruldu. Böylece, eskiden her ile bir çimento, bir şeker fabrikası popülizminin yerini, her ile bir üniversite aldı ve 102’si devlet , 51’ i vakıf olmak üzere toplam üniversite sayısı 153’e ulaşan bir görüntüye ulaşıldı.

Yükseköğrenimdeki çapaçulluk, yükseköğretim kontenjanlarının artırılması ile sürdü. 2008, 2009 ve 2010 yıllarında örgün yükseköğretim kontenjanları, bir önceki yıla göre sırasıyla yüzde 28,1, yüzde 16,6 ve yüzde 11,8 oranlarında artırıldı ve 2010 yılında 672 bine ulaşıldı.

Farid Farjad ( SEÇKİLERİ ) - DİNLE

Farid Farjad (Farsça: فرید فرجاد), Fars asıllı ABD vatandaşı keman virtüözü. "Kemanı ağlatan adam" olarak bilinir ve dünyanın en iyi keman virtüözlerinden birisi olarak kabul edilir.
8 yaşından beri keman çalan İranlı bir müzisyen olan Farjad, 1938 yılında Tahran’da doğmuştur. 1966 yılında, Tahran Müzik Konservatuarı'nda klasik müzik üzerine master yapmış, bundan sonraki adımında Tahran Senfoni Orkestrası'nda önemli görevler üstlenmiştir. Fars Halk Müziği birikimine sahip olan Farjad, keman ile Klasik Batı müziği üzerinde de çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmaları Fars müziğinin gelişmesinde önemli bir yer tutmuştur.
Farjad’ın, yalnızca piyano ve keman kullanarak oluşturduğu Anroozha (O Günler) isminde beş albümden oluşan bir albüm serisi bulunmaktadır. Ayrıca Golha Orkestrası adlı kolektif iki albüm de sanatçının eserleri arasındadır. Bu albümlerde Farjad, kendi deyimiyle doğadaki hüznü notalara dökmüştür. Albümlerinin bu yönde oluşmasının sebeplerinden birisi olarak devrimden sonra ülkesinden uzaklaşması ve ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kalmasını göstermiştir.

On'lara Yakılan Türküler - DİNLE

12 Mart 1971 askeri darbesi sonrası yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idamlarını engellemek için NATO dinlenme üssündeki görevlilerin kaçırılması kararını Mahir Çayan ve arkadaşları 25-26 Mart 1972'de verdiler. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) kurucularında Mahir :ayan, Dev- Genç MYK üyesi Hüdai Arıkan, Dev-Genç Başkanı Ertuğrul Kürkçi, THKO militanı Cihan Alptekin, Fatsalı şöför Nihat Yılmaz, Fatsalı öğretmen Ertan Saruhan ve Ünyeli çiftçi Ahmet Atasoy kaçırdıkları iki İngiliz ve bir Kanadalı askeride yanlarına alarak Dev-Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru, SBF Öğrenci Derneği yöneticisi Sabahattin Kurt, THKO militanı Ömer Ayna ve ''Hava Kuvvetleri Proleter  Devrimci Örgütü'' kurucusu olarak aranan üstteğmen Saffet Alp'in daha önceden yerleştikleri Tokat'ın Niksar İlçesi, Kızıldere Köyü'ne geçtiler. 30 Mart sabahı elde ettikleri istibaratla köy civarındaki ağıllara varan güvenlik güçleri bilgi almak için köy muhtarının evine gittiler. Muhtar önceden hazırladığı ihbar mektubunu vererek, arananların evinde olduğunu bildirdi. Etrafları sarılan Mahir Çayan ve arkadaşları teslim olmayı reddettiler. makinalı tüfekler, havan topları ve bombalarla yapılan saldırı sonucu on devrimci hayatlarını kaybetmişti. Olay tarihe ''Kızıldere Katliamı'' olarak geçti. '' Kızıldere'' devrimci hareketin dönüm noktası olmuştur.
ON'LARA yakılan türküleri sizinle paylaşıyoruz.

ARK (Animasyon) - İZLE

Yönetmen: Grzegorz Jonkajtys
Süre : 7 Dakika 31 Saniye
Bilinmeyen bir virüs insan ırkını yok eder. Kalan bir avuç insan da büyük gemilere binip daha önce insanoğlunun yaşamadığı bir kara parçası aramak üzere denize açılır. Sin City, Terminator, Star Trek,Blade, Hellboy gibi filmlerde yer alan başarılı görsel efekt uzmanı Grehorz Jonkajtys’ten şaşırtıcı bir kısa film.
Ödüller
ANIMANIMA INTERNATIONAL FILM FESTIVAL (2007, Serbia): Award for the Best Directing
AUSTRALIAN EFFECTS AND ANIMATION FESTIVAL (2007, Australia): Winner – Short Film
BUDAPEST SHORT FILM FESTIVAL (2007, Hungary): Best Animation
CRACOW FILM FESTIVAL (2007, Poland): Silver Hobby-Horse, Best Animated Film
KYIV INTERNATIONAL FILM FESTIVAL MOLODIST (2007, Ukraine): Best Short Film
PRIX ARS ELECTRONICA (2007, Austria): Award of Distinction
SIGGRAPH (2007, USA): Best of Show Award
TEHRAN INTERNATIONAL SHORTFILM FESTIVAL (2007, Iran): Best Experimental Award
TIRANA INTERNATIONAL FILM FESTIVAL (2007, Albania): Best Animation
TOKYO INTERNATIONAL ANIME FAIR (2008, Japan): Notable Entry Prize
VIEW CONFERENCE (2007, Italy): Best 3D Short

MERALAR BETON OLUYOR! / Mustafa KAYMAKÇI*

25 Şubat 2011 tarihli Resmi Gazete’de “Mera Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik” kaşla göz arasında çıkıverdi. Yeni yönetmelik ile 31 Temmuz 1998 tarihli “Mera Yönetmeliği”’ne göre çok önemli, ancak meralarımızın korunması ve geliştirilmesi açısından olumsuz değişiklikler getirildi.
Yapılan değişiklik, aslında yetersiz olan meralarımızı amaç dışı kullanmaya açacak ve meralarımız beton olacak. Durum, salt hayvan yetiştiricilerimiz için değil, bütün yurttaşlar açısından da yaşamsal önem taşıyor.
Meralar neden önemli?
Meralar, zengin bitki çeşidine sahip bitki örtüleridir. Toprak ve su varlığını erozyona karşı korurlar. Bunların yanında hayvanlar için en ucuz ve en sağlıklı kaba yem(ot) kaynağıdırlar. Nedeni şudur; Hayvanlar meradan uzaklaştıkça etleri ve sütlerindeki yağ asitleri, damar tıkayıcı bir niteliğe dönüşür, aynı zamanda antioksidan özelliklerini yitirir. Kısaca, meralar bir ülkenin en önemli doğal kaynakları arasındadır.
Türkiye Meraları, son elli yıldır 41 milyon hektardan 13 milyon hektara düşmüştür. Bu düşüşte bir kısmının tarımsal alana çevrilmesi, bir kısmının da orman alanları içine alınması rol oynamıştır. Geriye kalan meralar ise artan otlatma baskısı nedeniyle verim düzeylerini ve kendini sürdürme yeteneğini yitirmeye yüz tutmuştur.