Taş Yok mu Taş (Sırrı Süreyya Önder) - İZLE

Yönetmen : Sırrı Süreyya Önder
KONU: NTV'nin Türkiye'nin Yönetmenleri projesi kapsamında Sırrı Süreye Önder imzalı, hoşgörüsüzülük temalı bir film.

Filmin Yönetmeniyle yapılan bir söyleyişi ise şöyle;
Beynelmilel filminin Adıyaman'lı yazarı vem yönetmeni Sırrı Süreyya Önder de NTV'nin "Yönetmenler Türkiye'yi anlatıyor" adlı projesinde yıllardır süregelen Nemrut dağı Adıyaman'ın mı yoksa Malatya'nın mı konusunu işleyerek Nemrut dağının zirvesinde rüzgarlı ve soğuk bir hava olmasına rağmen bir kısa film çekti.
Türkiye genelinde yaklaşık 10 kadar senaryo yazarının "Demokrasi, Tahammül ve Ötekileştirmeme" başlıkları altında NTV için hazırlayacakları kısa filmlerle Türkiye'nin anlatılacağını söyleyen Beynelmilel filminin yazarı ve yönetmeni Sırrı Süreyya Önder:" NTV'nin Yönetmenler Türkiye'yi anlatıyor adlı projesinde "Demokrasi, Tahammül ve Ötekileştirmeme" başlığı altında bir kısa film yapmamız istendi. Bunda benim en çok ilgimi çeken tahammül meselesi oldu" dedi.

TOKİ’den Aslan Payı Kimlerin?

Mustafa Sönmez
AKP iktidarının en “korsan” kurumu TOKİ’nin, bugüne kadar 30 küsur milyar TL’yi bulan yatırımları, irili ufaklı inşaat firmaları eliyle gerçekleştiriliyor. Korsan kurum TOKİ, doğrudan RTE’ye bağlı. Bütçesi yok!…Sermayesi, kamu arsaları. Kamuya ait en değerli arsaları büyük müteahhitlere lüks daire yapmaları için veriyor, anlaşmaya göre payını alıyor ve onu diğer projelere sermaye yapıyor. Yılda ne bilanço yapar, kar mı eder zarar mı, kaç kişi çalıştırır ne kadar personel harcaması yapar, ne kadar cari harcaması,yatırım harcaması var, ne kadar transfer harcaması var ? Hangi projeden kar, hangisinden zarar etti, kimse bilmez., bilemez. Çünkü TOKİ’yi Sayıştay filan denetleyemez. IMF bile bilgi alamadı TOKİ hakkında.  Güya Başbakanlık Yüksek Denetim Kurulu denetler. Ama o da zaten RTE’ye bağlı..Böyle bir ucube kuruluşun ne kadar arsayı, kime, hem de kamu ihale yasasına tabi olmadan, hem de yapı denetim sürecinden bağışık olarak ,dağıttığını bilemezsiniz. Bir tek web sitesinde, bugüne kadar yaptırdığı işlerin listesi var. Hangi işi, hangi firmaya yaptırmış, işin bedeli ne kadar ve işin ne kadarı tamamlanmış, böyle bir liste…Bu listeden bile TOKİ’nin işleri belli şirketlerde yoğunlaştırdığı anlaşılıyor.

Yerellikler Üzerinden Kalkınma Kimlerin Çıkarına?: Yerel Sermaye ve İslamcılığın Kentsel Siyasette Güçlenen Hegemonyası

Yerellikler Üzerinden Kalkınma
Türkiye’de “24 Ocak Kararları”ndan (1980) beri geçerli olan dışa açık, ihracatı teşvik eden birikim modelinin, 1990’larda mekansal farklılıkları önemli kılan yeni bir rota üzerine oturtulmaya çalışıldığı görüldü. Bu rota, ülkeye yabancı sermaye çekmek ve ihracatı arttırmak için ekonomik gelişme potansiyeli taşıyan yerelliklerin (kent ve bölgelerin) önünün açılması biçiminde özetlenebilir. Yerel sermayenin de kendi yerelliğinin sınırlarını yeni bağımlılık ilişkilerine girerek aşmasını sağlayan bu sürecin arkasında, sermayenin yeni uluslararasılaşma biçimi olan neo-liberal küreselleşmenin yattığı biliniyor.
Böyle bir genel çerçeve içine oturtabileceğimiz “yerellikler üzerinden kalkınma” stratejisini tanımlamak gerekirse, onun yerelliklerin gelişmek için toprak, emek, sermaye açısından sahip oldukları avantaj ve potansiyellerini harekete geçirerek, ulusal ve uluslararası büyük sermayeyi yörelerine çekme çabası anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Bu avantajlar da yenilerde kendi çapında önemli bir sanayileşme sürecine girmiş kent ve bölgelerin sahip olduğu, çoğunlukla -ucuz, itaatkar ve örgütsüz emek, ya da düşük kiralar, çevre standartları ve denetiminin göz ardı edilmesi, ucuz hammadde gibi- azgelişmişlikle bağlantılı şeylerdir. Yani, ulusal kalkınmacılık söylemi ardında azgelişmiş ülkelerin bir çoğunda söz konusu olan baskıcı, anti-demokratik rejimler ve ekonomik bağımlılığın yol açtığı onca insani ve çevresel sorunun, Pierre Bourdieu’nun “sonsuz sömürme ütopyası” dediği neo-liberalizmin egemenliği koşullarında yerel kalkınma adına daha da vahim biçimde, yerel dinamikler, toplumsal güçler de devreye sokularak yaşandığı
görülmektedir. Bu stratejinin model mekanı (coğrafyası) ise; en düşük ücretlerle, en ağır çalışma koşullarının hüküm sürdüğü, sosyal güvenlik, insan sağlığı ve çevre korumaya dönük düzenlemelerin bulunmadığı, kadın ve çocuk emeğinin umarsızca sömürüldüğü terleme atölyeleriyle karakterize olan Çin’dir.

Kader - İZLE

Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Senaryo: Zeki DemirkubuzOyuncular: Ufuk Bayraktar (Bekir), Vildan Atasever (Uğur), Engin Akyürek (Cevat), Müge Ulusoy (Uğur’un Annesi), Ozan Bilen (Zagor), Settar Tanrıöğen (Bekir’in babası), Erkan Can (İrfan), Mustafa Uzunyılmaz (Uğur’un Babası), Güzin Alkan (Emine), Hikmet Demir (Kudret)
Yapım Yılı: 2006
Ülkesi: Türkiye, Yunanistan
Süresi: 103 dakika
Filmin Konusu:
Uğur çok sevdiği Zagor un adam öldürmesiyle beraber ortalıktan kaybolur. Bekir umutsuz aşkı Uğur’un Zagor’la kaçtığını biliyordur. Ailesinin bulduğu bir kızla evlenir. Bir süre sonra gelen bir habere göre Zagor iki polisi öldürmüş ve yakalanmıştır.
Bekir için Uğur’ u bulma umudu doğuran bu olay her ikisi içinde sürgün yaşantılarının başlangıcıdır. Uğur ve Bekir için hayatın ortak noktası, gururlarını her daim yerle bir eden aşklarıdır. Türlü imkansızlıklar içinde yılmadan süren sürgün hayatlarına rağmen aşkları hiç tükenmez. Artık bir noktadan sonra acısını bile hissetmedikleri bu duygu, yılları onlardan adeta çalar. Kader imkansız bir aşk üçgenini ve onun uğruna ziyan edilen hayatları anlatır. Aşkın hastalık olarak tarif edildiği bu filmin hikayesi Masumiyet’te izlediğimiz Bekir karakterinin yaklaşık 10 dakika boyunca süren monoloğuna dayanır. Kader, farklı bir hikaye anlatmak yerine bizleri, Masumiyet filmindeki unutulmaz karakterlerin, gençlik yıllarına götürmektedir. Yönetmen Masumiyet teki oyuncularla bu filmin baş oyuncuları arasında fiziksel benzerlik ve hikayenin zaman kavramı üzerinde durmamıştır. Önce yazılmış olmasına rağmen Masumiyet ten sonra çekilen Kader, Zeki Demirkubuz’ un en sert ve en gerçekçi filmlerinden biridir.
Ödüller:
2006 Ankara Uluslararası Film Festivali – “En İyi Yönetmen”
2006 Antalya Altınportakal Film Festivali – “En İyi Film”
2007 İstanbul Uluslararası Film festivali – “Yılın En İyi Türk Yönetmeni”
2007 Nürmberg Film Festivali – “En İyi Film” , “Audience ödülü”

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile (4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün) -

YONETMEN: Cristian Mungiu
SENARYO: Cristian Mungiu
MUZİK: David Arnold
YAPIM: 2007, Romanya
SURE: 93 Dk ..
Oyuncular: Ion Sapdaru, Anamaria Marinca, Laura Vasiliu, Vlad Ivanov, Alexandru Potocean, Teodor Corban, Tania Popa, Cerasela Iosifescu, Doru Ana

2007 Cannes Altın Palmiye ödülü sahibi, festivalde büyük beğeni toplayan “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün”de Romanyalı yönetmen Cristian Mingui, süssüz, neredeyse çiğ bir gerçekçilikle, istenmeyen bir eylemin bireysel sonuçları üzerinden totaliter bir toplumdaki soğukkanlı adalet anlayışını ifşa ediyor. “Altın Çağ’dan Öyküler” başlıklı toplayıcı bir projenin parçası olarak tasarlanan ve şehir efsaneleri ve bireysel zorluklar etrafında gelişen anlatılardan yararlanarak komünizm dönemi Romanya’sının sivil tarihine öznel bir bakış geliştiren film, rejimin son yıllarında Romanya’da küçük bir kasabada yaşayan iki oda ve okul arkadaşı Otilla ve Găbiţă’nın öyküsünü beyazperdeye taşıyor.
İstemediği bir gebelikten muzdarip olan Găbiţă Otilia’dan yardım ister. Otilia Găbiţă için ucuz bir otelde bir oda kiralar ve Găbiţă, hatasını temizleyecek olan kürtajcı Mr. Bebe’yi beklemeye başlar. Găbiţă cezadan ve horgörüden kaçmak için herşeyi yapmaya hazırdır fakat hiçbirşey göründüğü kadar kolay olmayacaktır ...

Kötülük Yoksa, İyilik Diye Bir Şey de Olamazdı | Paul Auster

“… Siz buna konuşma diyorsunuz. Sanırım terim bu. Sözcükler çıkarlar, havaya uçarlar, bir an yaşarlar ve ölürler. Garip, değil mi? Bana sorarsanız bir fikrim yok. Hayır, yine hayır. Fakat yine de, ileride gerek duyacağımız sözcükler var. …” s.21
“… Herkes için iyi bir şey ölü olmak. …” s.25
“… Bizim bildiğimiz insan hayatının ancak cennetten kovulduktan sonra var olmaya başladığını iddia ediyordu. Çünkü eğer cennette kötülük yoksa, iyilik diye bir şey de olamazdı. …” s.49
“… Nihayet söyleyeceklerimizi söyleyebilecek bir dil. Çünkü bizim kelimelerimiz dünyaya denk düşmüyor. Nesneler bir bütünken, kelimelerimizin onları ifade edebileceğine dair güvenimiz tamdı. Ama bu şeyler yavaş yavaş parçalara ayrıldı, paramparça olup kaosa düştü. Yine de kelimelerimiz aynı kaldı. Kendilerini yeni hakikate uyduramadılar. Bu yüzden gördüğümüz şey hakkında ne zaman konuşmaya çalışsak, yanlış konuşuyoruz, temsil etmeye çalıştığımız şeyin kendisini çarpıtıyoruz. … Bir şey işlevini artık yerine getirmezse ne olur? Hala o şey midir, yoksa başka bir şey mi olmuştur? Şemsiyeden kumaşı yırtıp atarsanız şemsiye hala şemsiye midir? … Kullandığımız kelimelerdeki değişim mevhumunu kabul etmeye başlamazsak, kaybolmaya devam edeceğiz. …” s.86–87
“… Bir şeyden deliler gibi nefret edebilmen için bir yanının onu sevmesi de gerekir. …” s.108

“… Gece ve gündüz göreceli iki terimden başka neydi ki; mutlak bir durumu anlatmıyordu. Herhangi bir zamanda her zaman ikisi de mevcuttu. Bunu bilmeyişimizin tek nedeni de aynı anda iki yerde birden olamayışımızdı. …” s:138

MEHMET ATLI ( Seçkiler) - DİNLE

1975 yılında Diyarbakır’da doğan Mehmet Atlı ilk ve ortaöğrenimini Diyarbakır ve Ankara’da tamamladı. Ergani kökenli ve on çocuklu bir ailenin altıncı çocuğudur. Ergani, Diyarbakır ve Elazığ-Maden kültürünün özelliklerini bir arada barındıran ve Kurmanci, Zazaki ve Türkçenin konuşulduğu bir yöredir. Atlı, bu dillerin konuşulduğu bir aile ortamında ve Diyarbakır’ın Bağlar semtinde Çüngüşlü Türkmen, Balkan ya da Kafkas göçmeni Türk; Mardinli, Batmanlı Arap, Zazaca ve Kurmanci konuşan Kürt ailelerle alevi demiryolcu ailelerin bulunduğu çok kültürlü bir mahallede yetişmesini şans olarak değerlendirmektedir.
1997 ile 2000 yılları arasında Koma Dengé Azadi ile çalışmaları sürerken bir yandan da Ferda Ereren yönetiminde, Marmara Üniversitesi Konservatuar Bölümü öğrencilerinden oluşan “Üç Deniz Topluluğu” nda Çoksesli Anadolu Müziği çalışmalarına enstrümanist olarak katıldı.

TARIM - GERÇEKTİ, HAYAL OLDU !!!

AKP seçim bildirgesinde “Çiftçilerimizin büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” şeklinde, doğru olmayan bir saptamada bulunmuştur. Zira, AKP Hükümetleri’nin yönetiminde olan tüm dönemlerde, çiftçilere verilen destekler çok yetersiz olmuş, ürün girdileri şirketler tarafından sürekli artırılmış, çiftçilerin binbir eziyetle, çileyle elde ettiği ürünlerin fiyatı maliyetlerin altında belirlenmiştir. Üretici fiyatı ile market fiyatı arasında %300-400 oranında fark oluşmuş, üretimden pazarlamaya uzanan zincirde, çiftçilerin egemenliği açısından herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Çiftçinin sömürüsü sürerken, tüketiciler de aynı şekilde tüccarlar eliyle sömürtülmektedir.
AKP’nin doğal varlıkları koruma ile ilgili bugüne kadar uyguladıkları politikalar sonucunda yarattıkları/yaratacakları tahribatlar ileriki dönem için kötü referans oluşturmaktadır. Ayrıca tahribata devam edecekleri Mecliste yasallık kazanmak üzere bekleyen yasa tasarılarıyla anlaşıldığından burada ayrıca ele alınmayacaktır.
Üretim girdilerinin temini ile üretilen ürünlerin pazarlanmasında piyasayı düzenleyecek araçlar çiftçiler için hala oluşturulmamıştır. Bu durumdan yerli-yabancı büyük tarım, gıda ve ecza şirketleri alabildiğine yararlanmaktadır.
Çiftçilerin hak arama örgütleri olan sendikalarıyla ilgili iç hukuk düzenlemesi yapmaktan özellikle kaçınarak çiftçilerin örgütsüz kalmalarına, haklarını aramalarına engel olmaktadırlar.
Aşağıda, AKP’nin seçim bildirgesindeki açıklamaları ve gerçekler konusunda bilgi bulabilirsiniz:

Ölümcül Oyunlar (Funny Games U.S.) - İZLE

Yapım:2008 ~ ABD, Almanya, Avustralya, Fransa, İngiltere
Yönetmen:Michael Haneke
Oyuncular: Naomi Watts, Tim Roth, Michael Pitt, Brady Corbet, Siobhan Fallon, Boyd Gaines, Devon Gearhart, Linda Moran, Robert Lupone, Susanne C.hanke, Sussanne C. Hanke
Senaryo: Michael Haneke
Senaryo (Kitap): Michael Haneke
Yapımcı: Chris Coen, Hamish McAlpine
Görüntü Yönetmeni: Darius Khondji
Müzik: Matthieu Chabrol
Süre: 112 min

Ann (Naomi Watts), George (Tim Roth) ve oğulları Georgie (Devon Gearhart) kısa bir tatil için göl kenarındaki yazlık evlerine giderler. Vardıklarında komşuları Fred ve Eva’de bir gariplik sezerler. Ertesi sabah golf oynamak üzere sözleşmişlerdir. George ve Georgie yelkenli teknelerini tamir ederken, Ann de yemek yapmaya koyulur. Bu sırada Eva’ların misafiri olarak tanıştıkları genç ve kibar görünümlü Peter (Brady Corbet) Ann’den yumurta istemey gelir. Birden, Peter’ın içeriye nasıl girdiği konusunda şüphelenen Ann yumurtaları vermekte tereddüt yaşar ve bu, aile için gerilim dolu saatlerin başlangıcı olur.

Müslüman, laik, demokrat devrimciler

Kafkasya'da basılıp, Fas'tan Hindistan'a kadar okunan sekiz sayfalık Molla Nasreddin dergisi, hicvettiği siyasi konularla hâlâ güncelliğini koruyor. 1901-1936 arası yayımlanan derginin içeriği şimdi bir kitapta toplandı.
Müslüman, laik, demokrat devrimciler
Halk eşek biçiminde tasvir edilen yöneticileri sırtında taşıyor.

Yayın hayatına 1906’da, Avrasya’nın en kozmopolit şehirlerinden Tiflis’te başlayan haftalık Molla Nasreddin (Nasrettin Hoca) dergisi, Fas’tan Hindistan’a uzanan bir coğrafyada okunuyor, tartışılıyor, bazen sansürleniyor, elden ele geziyor ve bir neslin entelektüel gelişimini körüklüyordu. Sekiz sayfalık siyasi hiciv dergisi, Tiflis’ten sonra kısa bir süreliğine Tebriz’e, oradan ise Bakü’ye taşınarak 1931’e kadar yayın hayatını sürdürdü ve geriye sadece Azerbaycan ve Kafkasya’nın değil, Türkiye’nin, İran’ın, Orta Asya’nın kültürel-entelektüel hafızasına kazınmış bir miras bıraktı. Derginin ikonik karikatürlerini kitaplaştıran Slavs and Tatars kolektifi ve bu kitabı sayfalarına taşıyan New Yorker sayesinde, ‘Nasrettin Hoca’ Google aramalarında tekrar üst sıralarda. “Neredeyse dünyayı değiştiren dergi” başlıklı yazıda New Yorker yazarı şöyle diyor: “Evime gelip de kitabı eline alan herkes içinde kayboluyor. Güzel olduğu kadar bana inanılmayacak kadar yabancı ilüstrasyonlarla dolu”. Yayınlandığı zaman okuma yazma bilmeyenlere de hitap edebilmek için karikatüre ağırlık veren dergideki insan tasvirleri bizlere yabancı değil: sarıklı cüppeli mollalar, fesli kravatlı Osmanlılar, gözünde monokl Avrupalı erkekler ve koyun derisinden siyah başlıklarıyla Kafkasyalılar. İlham kaynağı bu bölgenin tümüne mal olmuş Nasrettin Hoca, yöntem de siyasi hiciv.

Sosyalizm ve Paris Komünü - MAXIMILIEN RUBEL

 “Şimdiye kadarki tüm hareketler, azınlıktakilerin hareketiydi veya azınlıktakilerin çıkarına hareketlerdi. Proleter hareket ise, son derece büyük bir çoğunluğun, son derece büyük bir çoğunluk çıkarı adına giriştiği özerk harekettir.” (Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu)
Marx'm ekonomi bilimin eleştirel bir incelemesi olan Kapital'i, bir bakıma, toplumsal sistemin kâr yasasınabağımlı varoluş tarzının bilimsel bir eleştirisini hedefliyordu.
"Ekonomi"sinin planında öngörülen Manc'ın Devlet üzerine olan kitabına gelince, bu işe girişemedi bite; ama somut bazı tarihsel olaylar, ona bu konudaki düşüncelerini ifade etme fırsatını verdi. Komün, bu olayların ilki olmasa da, en önemlisi oldu. 1844'ün daha küçük çaplı Silezya dokumacıları ayaklanması, Marx'a tarih teorisinin maddeci ya da iktisadi çerçevesini aşmak ve işçi sınıfının yaratıcı kurtuluş iradesini ön plana çıkartmak fırsatını vermişti. Bu birkaç bin yoksul dokumacının bölgesel ayaklanmasını bastırmak için koca bir ordunun harekete geçmek zorunda kalması, ayaklanmanın Prusya Kralı ya da devletini değil, toplumsal bir sınıf olarak burjuvaziyi hedef aldığını kanıtlamıştı. Marx, ne kadar "şevkle" çalışırsa çalışsın, hiçbir devletin yoksulluğu, siyasal araçlarla ortadan kaldıramayacağını savundu. İngiltere gibi siyasal yönden çok gelişmiş bîr ülke, yoksullar üzerine yasaları ve yoksullarının zorla kapatıldığı işevleriyle bunun bir kanıtını oluşturuyordu. Aynı şekilde Fransız Devrimi sırasında Konvansiyon, gerekli planları yapmayı ve önlemleri almayı Kamu Selamet Komitesi'ne devretmekle, yoksullardan yakasını sıyıramamıştı. Devletler, ne zaman yoksullarla tlgilendilerse, kendi ifadeleri oldukları mevcut toplumun örgütlenmesindeki kusurların kökünü aramadan, idari ve merhametli önlemler almakla yetinmişlerdir. Sosyalizm, önce-, ki düzeni yıkmaya ve çözmeye ihtiyacı olduğu ölçüde siyasal bir eylemi zorunlu kılar. Ama "örgütleyici faali: yetinin başladığı ve kendi asıl ruhunun ortaya çıktığı her yerde, sosyalizm siyasal örtüsünü fırlatır," Kötülük Devletin özgül bir biçiminde değil, doğasında yatar. "Devletle köleliğin varlığı birbirinden ayrılmaz."

Mayıs Müzik Toplulugu / Gülizar - DİNLE

80li yılların ortalarında Eskişehirli bir grup öğrencinin kurduğu, ve Gülizar adlı tek albüm çıkartmış müzik grubu...
Gülizar, dört yıla varan bir çabanın ürünü. Çalışmamızın, bu dört yılda geçirdiği evrimin farklı aşamalarından örnekleri bir araya getirmesine özen gösterdik. Bununla birlikte bir araya gelen, salt bu dört yılın yapıtı değil tek tek ömürlerimiz, bireysel birikim ve etkilenimlerimizdir de. Çocukluğumuzun ud sesi,ilk gençliğimizin rock’ı, gençliğimizin “yiğitlik” türküleri ve erişkinliğimizin jazz’ı dır.
Güzel ses çirkin ses yoktur der Edgü;her sesin kendi türküsü vardır, kişi onu arayıp bulmalı, söylemeli…
Gülizar, kendi türkümüzdür bizim.
Aramıza “Mayıs’çı” olarak katılı ayrılan ve bugünkü çizgimizin oluşmasına katkıda bulunan dostlarımız Esat (Akıncı), “Cazcı” Hakan,Erkan, Ferran, Saba, “Curacı” Ahmet ve Tuncay’a
Saygılarımızla…Mayıs Müzik Topluluğu