Fabrika çiftçiliğiyle yüzleşen nice insan hayvanların gıda olarak kullanılması için hayvanların aşağılanmasının kaçınılmaz olduğunu görüyor. Doğada hayvanlar kendi nedenleri adına varlar, başkaları kullansın diye var değiller, tarımda ise hayvanlar sadece kullanılmak için dünyaya getirilir, neşe ânı diye bir şey varsa o da hayvanın sahibinin “izni”ne bağlıdır, ayrıca söz konusu fayda karşısında ikincil bir öneme sahip olabilir, hayvanın sahibi hayvanların hayatlarında mutlak hüküm sahibidir, ne zaman isterse hayvanları öldürmek de bu hakka dahildir.
Felsefi Vejetaryenizm - Karen Davis
Fabrika çiftçiliğiyle yüzleşen nice insan hayvanların gıda olarak kullanılması için hayvanların aşağılanmasının kaçınılmaz olduğunu görüyor. Doğada hayvanlar kendi nedenleri adına varlar, başkaları kullansın diye var değiller, tarımda ise hayvanlar sadece kullanılmak için dünyaya getirilir, neşe ânı diye bir şey varsa o da hayvanın sahibinin “izni”ne bağlıdır, ayrıca söz konusu fayda karşısında ikincil bir öneme sahip olabilir, hayvanın sahibi hayvanların hayatlarında mutlak hüküm sahibidir, ne zaman isterse hayvanları öldürmek de bu hakka dahildir.
The Terminal (2004) - İZLE

Link Yenilenmiştir.
Yönetmen : Steven Spielberg
Senaryo : Andrew Niccol , Jeff Nathanson , Sacha Gervasi
Görüntü Yönetmeni : Janusz Kaminski
Müzik : John Williams
Yapım : 2004, ABD , 128 dk
Oyuncular: Tom Hanks (Viktor Navorsky) , Catherine Zeta-Jones (Amelia) , Stanley Tucci (Frank Dixon) , Chi McBride , Diego Luna , Barry Shabaka Henley , Zoe Saldana , Onlineizleyin.Blogspot.Com, Eddie Jones , Mark Ivanir (Goran) , Dan Finnerty (Cliff) , Rini Bell
Filmin Konusu
Bir doğu Avrupa vatandaşı, ülkesini yaşanmaz bir yer haline getiren savaş sonucu evsiz barksız kalır. Yeni evine gitmek üzere New York'da bir havaalanında beklerken, aklının ucundan geçmeyen bir olay gerçekleşir.
Ülkesindeki ani bir siyasal gelişme sonucu sınırlar değişmiş ve ülkesi haritadan silinmiştir. Bunun sonucunda ise pasaportu ve kimliği geçersiz hale gelmiştir...
Havaalanından ayrılması, kanunlar nedeniyle yasadışı hale geldiği için havaalanında yaşamaktan başka çaresi yoktur. Zamanla havaalanı görevlileri ile dost olacak ve hatta bir tanesiyle arasında duygusal bir bağ gelişecektir...Steven Spielberg'ün yeni filmi, ilgi çekici bir öyküye sahip bir politik komedi...iyi seyirler diliyoruz..
Küba'da Çocuklar: Eğitim Politikası ve İlkokul Öncesi Eğitim - G. Coe, J. L. McConnell
2001 yılında ABD'de bir eğitim örgütü (People to People International) Küba'ya, ilkokul öncesi eğitim konusunda araştırma yapmak üzere bir heyet gönderdi. Heyette ABD’nin 14 eyaletinden gelen, erken eğitim konularında uzman 19 kişi bulunuyordu. Heyet Havana, Cienfuegos ve Varadero şehirlerinde incelemelerde bulundu. Raporu yazanlardan Gwendolyn Coe, PhD, Wisconsin Üniversitesi-Platteville'de okul öncesi eğitim profesörü. Judith Lynne McConnel,EdD, Washburn Üniversitesi, Kansas'da okul öncesi eğitim profesörü. Değişik ülkelerde araştırmalarda bulunmuş ve 2003 yılından beri İngiltere’de Oxford Üniversitesinin "Okul Öncesi Eğitim - Yuvarlak Masa" toplantılarını düzenliyor.

KÜBA'DA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
Küba'nın en önemsediği konu eğitim. Okul müfredatları bütün ülkede standart ve eğitim 6-11 yaş arası herkes için zorunlu. 1992 yılına Küba, UNICEF'in desteği ile, küçük çocuk ve ailelerini kapsayan, yerel yerleşim bölgelerini hedefleyen bir program başlattı. 1994 yılına kadar 6 ay-5 yaş arası çocuklara hizmet veren 1,160 çocuk bakım/eğitim merkezi kuruldu. Eğitim programları ve bu merkezler sayesinde 6-yaş altı çocuklardan %98'inden fazlası eğitim hizmetlerinden yararlanabiliyor. Eğitim uzmanı L. Gasperini'ye göre, "Geniş kapsamlı küçük çocuk ve öğrenci sağlık bakımı, yaygın okur-yazarlılık, ergin ve okul dışı eğitim programları temel eğitim hedeflerini destekliyor."

KÜBA'DA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
Küba'nın en önemsediği konu eğitim. Okul müfredatları bütün ülkede standart ve eğitim 6-11 yaş arası herkes için zorunlu. 1992 yılına Küba, UNICEF'in desteği ile, küçük çocuk ve ailelerini kapsayan, yerel yerleşim bölgelerini hedefleyen bir program başlattı. 1994 yılına kadar 6 ay-5 yaş arası çocuklara hizmet veren 1,160 çocuk bakım/eğitim merkezi kuruldu. Eğitim programları ve bu merkezler sayesinde 6-yaş altı çocuklardan %98'inden fazlası eğitim hizmetlerinden yararlanabiliyor. Eğitim uzmanı L. Gasperini'ye göre, "Geniş kapsamlı küçük çocuk ve öğrenci sağlık bakımı, yaygın okur-yazarlılık, ergin ve okul dışı eğitim programları temel eğitim hedeflerini destekliyor."
Gitmek: Benim Marlon ve Brandom - İZLE

Yapım: 2007 ~ Fransa, İngiltere, Türkiye
Yönetmen: Hüseyin Karabey
Senaryo: Ayça Damgacı, Hüseyin Karabey
Yapımcı: Hüseyin Karabey, Sophie Lorant, Lucinda Englehart
Görüntü Yönetmeni: Emre Tanyıldız
Müzik: Kemal Sahir Gürel
Süre: 1 saat 33 dk.
Oyuncular: Volga Sorgu, Nesrin Cevadzade, Cengiz Bozkurt, , Nesrin Cavadzade, Ayça Damgacı, Ani İpekkaya, Seyhan Arman, Hama Ali Khan, Mahir Günşiray
Filmin Konusu
Türkiye’de daha önce çekilen bir filmin setinde tanışan Iraklı Kürt Hama Ali ile Türk oyuncu Ayça arasında bir aşk başlamıştır... Film çekimleri bitmiş, Hama Ali Irak’a Ayça ise İstanbul da ki rutin yaşamına geri dönmüştür....
Öykü savaşa iki ay kala başlar. Artık Hama Ali Irak’ta, Ayça ise İstanbul’da dır. Ayça ile Hama Ali arasındaki telefon bağlantısı sağlıklı yürümemektedir. Hama Ali belli aralıklarla her seferinde başka bir yöntemle Kuzey Irak’tan amatör kamera ile çektiği görüntülü mesajları Ayça’ya göndermektedir. Ayça onun için kaygılanmaktadır...
Savaşın başlamasıyla beraber Ayça ile Hama Ali arasındaki iletişim tamamen kesilir. Ayça ona ulaşmak için önce telefon trafiği ile (Konsolosluklar-Dışişleri bakanlığı) sonrasında ise her şeyi göze alarak Irak’a gitmeye karar verir...
"AKP Sağlık Politikası: Yalanlar ve Gerçekler"
Türk Tabipleri Birliği (TTB) 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri sürecinde dokuz yıllık iktidarında sağlık sisteminde yapılan değişiklikleri ve seçim beyannamesindeki vaatlerini değerlendirdi. Birlik, AKP'nin seçim afişlerinde ve kampanyalarında öne çıkardığı sağlıkla ilgili söylemleri 50 başlık altında topladı. Her bir icraat ve vaadin arkasındaki gerçeği ortaya koydu.
İşte TTB'nin hükümete verdiği 50 yanıttan bazıları:1. Yalan: İstediğim hastanede tedavi oluyorum.
Gerçek: Sağlık sigortalı hastalar eskiden öncelikle devlet ve üniversite hastanelerinde, sevk almak koşuluyla da sözleşmeli özel hastanelerde tedavi olabiliyorlardı. Evet, şimdilerde hepsinde değil ama Sosyal Güvenlik Kurumu'yla sözleşme imzalayan özel sağlık kurumlarında tedavi olabiliyorlar. Yalnız küçük bir sorun var; taburcu olurken önlerine konulan milyarlarca liralık faturayı ödeyebilmeleri gerekiyor!
2. Yalan: Hastanelerde rehin kalma ayıbına son verdik.
Gerçek: Evet, hastaneler faturayı ödeyemeyen hastaları artık rehin almıyor. Hastaya senet imzalatılıyor, sonra icra memurları geliyor. Ödeyemeyenlere de hapishane yolu görünüyor.
Şark 3 - Kadınlar Söylüyor (2011) - DİNLE
Şark albümlerinin üçüncüsü albüm diğer şark albümlerinde olduğu gibi bir kaç şarkı hariç genelde albüm dışıkayıtlardan oluşturuldu...bu seçki; ermenice,türkçe,arapça ve tunustan birer şarkı olmak üzere, gerisi kürtçe olan kadın seslerden oluşturuldu..
Zelal Gökçe (Bezaman)
Aygül Erce (Daye Min Bifiltine)
Olga Stoikova (Karlı Kayın Ormanı)
Sakina (Min Ew Kesim)
Tara Mamedova (Birîndar im)
Selima Hilali (De Una Mujer)
Berçem (Dilerizim)
Hannah Berger (Rinde)
Nagat Al Saghira (Ana Baashaq El Bahr)
Meral Önal ( Canamın )
Zulal (Donadzar)
Raperin (Hayde)
Türkan Akay (Venagere)
Aynur & Nederlands Blazers Ensemble (Kece Kurdan)
Zelal Gökçe (Bezaman)
Aygül Erce (Daye Min Bifiltine)
Olga Stoikova (Karlı Kayın Ormanı)
Sakina (Min Ew Kesim)
Tara Mamedova (Birîndar im)
Selima Hilali (De Una Mujer)
Berçem (Dilerizim)
Hannah Berger (Rinde)
Nagat Al Saghira (Ana Baashaq El Bahr)
Meral Önal ( Canamın )
Zulal (Donadzar)
Raperin (Hayde)
Türkan Akay (Venagere)
Aynur & Nederlands Blazers Ensemble (Kece Kurdan)
Babam için ( In the Name of the Father ) - İZLE
Filmin Yönetmeni Jim Sheridan
Yapım Yılı 1993 – Biyografi, Dram
Ülke İngiltere, İrlanda
Senaryo yazarı Terry George, Gerry Conlon
Başrol Oyuncuları Daniel Day-Lewis, Emma Thompson, Pete Postlethwaite, Tom Wilkinson, Mark Sheppard, Alison Crosbie, Anthony Brophy, Frankie McCafferty, Paul Warriner, Julian Walsh, Nye Heron, Philip King
70′li yılların İngilteresi’nde İRA (İrlanda kurtuluş örgütü) terörist eylemlerini arttırmıştır..Polislerin, amirlerin,avukatların ve hakimlerin tek amacı vardır günü atlatmak.
- Teröristler 1974 Gyildford bombalamasını gerçekleştirirler,
- Sokaktaki genç adam yanlış zamanda yanlış yerde bulunur,
- Polis şüphelendikleri genç adamı tutuklar,
- Amirler yüzeysel kararlarla işi geçiştirirler,
- Hakim de şahit olmadığı olayları anlatanlara göre yorumlayıp bir karar verir.
Birilerinin gönlünü hoş tutabilmek için başka birilerinin hayatlarını mahvetme üzerine kurulu yaşanmış gerçek bir hikayedir…
Yapım Yılı 1993 – Biyografi, Dram
Ülke İngiltere, İrlanda
Senaryo yazarı Terry George, Gerry Conlon
Başrol Oyuncuları Daniel Day-Lewis, Emma Thompson, Pete Postlethwaite, Tom Wilkinson, Mark Sheppard, Alison Crosbie, Anthony Brophy, Frankie McCafferty, Paul Warriner, Julian Walsh, Nye Heron, Philip King
70′li yılların İngilteresi’nde İRA (İrlanda kurtuluş örgütü) terörist eylemlerini arttırmıştır..Polislerin, amirlerin,avukatların ve hakimlerin tek amacı vardır günü atlatmak.
- Teröristler 1974 Gyildford bombalamasını gerçekleştirirler,
- Sokaktaki genç adam yanlış zamanda yanlış yerde bulunur,
- Polis şüphelendikleri genç adamı tutuklar,
- Amirler yüzeysel kararlarla işi geçiştirirler,
- Hakim de şahit olmadığı olayları anlatanlara göre yorumlayıp bir karar verir.
Birilerinin gönlünü hoş tutabilmek için başka birilerinin hayatlarını mahvetme üzerine kurulu yaşanmış gerçek bir hikayedir…
MHP’siz Türkiye - Kutay Meriç
Kaset darbesinin son hedefi MHP oldu. Bu saldırının amacının MHP’yi, sadece 12 Haziran seçimlerinde baraj altı bırakmak değil siyaset sahnesinden de silmek olduğu genel kanaat haline geliyor.[1] MHP’nin bütün bir yönetim mekanizmasını işlemez hale getiren bu operasyonun kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri var.
Yayımlanan kaset içeriklerine bakıldığında verilmek istenen imaj şudur: MHP dinsizdir, ahlaksız ve maneviyatı düşük kişiler tarafından yönetilmektedir. Aslında gerçek ülkücüler böyle değildir. Gerçek ülkücüler MHP yönetimine gelmelidir.
12 Eylül referandum sürecinden itibaren, referandumda MHP seçmeninin Evet oyu verdiği çok tartışıldı. Yüzde 42’lik hayır oyunda MHP’nin katkısının az olduğu, seçmenini tutamadığı yolundaki haklı değerlendirmeler, yerini yandaş medyanın kamuoyuna pompaladığı “MHP baraja yakın bir yerde duruyor” yaygarasıyla devam etti. Bu söylemin yerini “MHP artık barajın altında, oyunuz ziyan olmasın”a bırakacağı bekleniyordu. Kaset darbesi ile bunun psikolojik zemini oluşturulmak isteniyor.
Yayımlanan kaset içeriklerine bakıldığında verilmek istenen imaj şudur: MHP dinsizdir, ahlaksız ve maneviyatı düşük kişiler tarafından yönetilmektedir. Aslında gerçek ülkücüler böyle değildir. Gerçek ülkücüler MHP yönetimine gelmelidir.
12 Eylül referandum sürecinden itibaren, referandumda MHP seçmeninin Evet oyu verdiği çok tartışıldı. Yüzde 42’lik hayır oyunda MHP’nin katkısının az olduğu, seçmenini tutamadığı yolundaki haklı değerlendirmeler, yerini yandaş medyanın kamuoyuna pompaladığı “MHP baraja yakın bir yerde duruyor” yaygarasıyla devam etti. Bu söylemin yerini “MHP artık barajın altında, oyunuz ziyan olmasın”a bırakacağı bekleniyordu. Kaset darbesi ile bunun psikolojik zemini oluşturulmak isteniyor.
Yeni MHP'nin Kılıçdaroğlusu kim olacak?/ Erdem Can
İktidar partisi AKP bir yana, statükoda ısrar eden iki muhalefet partisi yeni döneme göre yeniden şekillendiriliyor. 12 Haziran sonrası içine girilen değişim sürecine direnmesi durumunda AKP'nin akıbetinin ne olacağı da şimdiden görünüyor. NATO'ya girdiğinden bu yana siyaseti askeri darbelerle şekillendirilen Ankara egemenliği, ”kaynağı bilinmeyen” bir yerden sızan görüntü kayıtları ile ”kabuk değiştiriyor.” Ankara, yavaş ve sancılı bir biçimde de olsa, ”ikinci cumhuriyetine” doğru iteleniyor. Bunun mevcut siyasi elit eli ile değil de devlet bürokrasi eli ile yapıldığı da anlaşılıyor
Kıbrıs sorunu konusunda yasal Rum yönetimi ile masaya oturmayı reddeden Ankara'nın Abdullah Öcalan ile İmralı Adası'nda masa başında görüşme yürütmesi de yeni paradigma oluşturmanın gereklerindendir. Ancak AKP iktidarının uzun bir süre bu görüşmelerin varlığını reddetmesi ve ”teröristle pazarlık edilmez” söylemi yeni dönemi kavrayamamanın sonucudur. Buradan olumlu bir tablo çizildiği kestirme sonucuna varılmamalıdır. Zira görünen, Ankara'nın, iktidarın yanı sıra sistem içi muhalif siyasal kadroları ve devlet mekanizmasının da tam olarak bu değişimin gerekliliğini, zorunluluğunu yeteri kadar kavrayamadı yönündedir.
Uluslararası güçlerle ilk kez Lozan'da yüz yüze gelişinin ardından dış müdahale ile başlayan siyasal dizaynı 1950'de NATO'ya girişi ile el değiştiren Ankara egemenliği bu uluslararası güce geri dönülemez bir biçimde bağımlı hale gelmiştir. Bir önceki dönemin, ”muhalif” cemaat lideri Fethullah Gülen'in de ABD'ye sığındığı düşünülürse sadece iktidarların değil, sistem içi muhalefetin de bağımlılık alanları daha rahat görülecektir.
Kıbrıs sorunu konusunda yasal Rum yönetimi ile masaya oturmayı reddeden Ankara'nın Abdullah Öcalan ile İmralı Adası'nda masa başında görüşme yürütmesi de yeni paradigma oluşturmanın gereklerindendir. Ancak AKP iktidarının uzun bir süre bu görüşmelerin varlığını reddetmesi ve ”teröristle pazarlık edilmez” söylemi yeni dönemi kavrayamamanın sonucudur. Buradan olumlu bir tablo çizildiği kestirme sonucuna varılmamalıdır. Zira görünen, Ankara'nın, iktidarın yanı sıra sistem içi muhalif siyasal kadroları ve devlet mekanizmasının da tam olarak bu değişimin gerekliliğini, zorunluluğunu yeteri kadar kavrayamadı yönündedir.
Uluslararası güçlerle ilk kez Lozan'da yüz yüze gelişinin ardından dış müdahale ile başlayan siyasal dizaynı 1950'de NATO'ya girişi ile el değiştiren Ankara egemenliği bu uluslararası güce geri dönülemez bir biçimde bağımlı hale gelmiştir. Bir önceki dönemin, ”muhalif” cemaat lideri Fethullah Gülen'in de ABD'ye sığındığı düşünülürse sadece iktidarların değil, sistem içi muhalefetin de bağımlılık alanları daha rahat görülecektir.
Seçim öncesi bahaneler, seçim sonrası tehlikeler -Özcan Özen
DSİP takiye yapan bir partidir. Ciddiye alınamaz. “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” bileşenlerinden biri olması, bu bloka destek olunmaması ya da içinde bulunulmaması için bahane oluşturamaz. DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) her yöne takiye yapan bir partidir:
İsimde ve amblemde takiye
Vakti zamanında henüz Türkiye Komünist Partisi-TKP adını almamış olan Sosyalist İktidar Partisi’nin kısaltması SİP ile aynı olacağı için Sosyalist İşçi Partisi adının önüne “devrimci” sıfatını eklemiştir. Çünkü bağlı bulunduğu International Socialist-Uluslararası Sosyalist Akım dahilindeki partilerin öncelikli tercih ettiği isim Socialist Worker Party (SWP)-Sosyalist İşçi Partisi’dir ve tabii ki İngiltere’deki ana partinin adıdır. Kısacası “devrimci” sıfatı bir “telif hakları” sorunu ile bağlantılı bürokratik bir gerekliliğin sonucudur.
Partinin başkanı Doğan Tarkan’ın 12 Eylül 2010 tarihindeki anayasa değişikliği hakkındaki halkoylamasından sonra Zaman gazetesine verdiği röportajda partisinin kızıl yumruk şeklindeki amblemini itici bulan Nuriye Akman’a verdiği cevap açık seçik bir takiye örneğidir: “Doğru diyorsunuz o yumruğu değiştirmek lazım. Daha nazik bir şey bulmak lazım.” Oysa –aynı röportajda– daha önce söylediği gibi bu amblem DSİP’in bağlı bulunduğu uluslararası akımın tüm dünyadaki alamet-i farikasıdır. Bunu İngiltere’deki SWP değiştirmeden Doğan Tarkan ve şürekası değiştirmeye cesaret edemez. Tabii hayalini kurdukları gibi Türkiye’de on binlerce üyeye sahip olmadıkça; böyle bir durumda Doğan Tarkan gözünün yaşına bakmadan SWP’yi dahi geri kafalı ve hatta “Kemalist” olmakla suçlar ve kraliyetini ilan eder –parti amblemini de muhtemelen rüzgar gülü olarak değiştirir.
İsimde ve amblemde takiye
Vakti zamanında henüz Türkiye Komünist Partisi-TKP adını almamış olan Sosyalist İktidar Partisi’nin kısaltması SİP ile aynı olacağı için Sosyalist İşçi Partisi adının önüne “devrimci” sıfatını eklemiştir. Çünkü bağlı bulunduğu International Socialist-Uluslararası Sosyalist Akım dahilindeki partilerin öncelikli tercih ettiği isim Socialist Worker Party (SWP)-Sosyalist İşçi Partisi’dir ve tabii ki İngiltere’deki ana partinin adıdır. Kısacası “devrimci” sıfatı bir “telif hakları” sorunu ile bağlantılı bürokratik bir gerekliliğin sonucudur.
Partinin başkanı Doğan Tarkan’ın 12 Eylül 2010 tarihindeki anayasa değişikliği hakkındaki halkoylamasından sonra Zaman gazetesine verdiği röportajda partisinin kızıl yumruk şeklindeki amblemini itici bulan Nuriye Akman’a verdiği cevap açık seçik bir takiye örneğidir: “Doğru diyorsunuz o yumruğu değiştirmek lazım. Daha nazik bir şey bulmak lazım.” Oysa –aynı röportajda– daha önce söylediği gibi bu amblem DSİP’in bağlı bulunduğu uluslararası akımın tüm dünyadaki alamet-i farikasıdır. Bunu İngiltere’deki SWP değiştirmeden Doğan Tarkan ve şürekası değiştirmeye cesaret edemez. Tabii hayalini kurdukları gibi Türkiye’de on binlerce üyeye sahip olmadıkça; böyle bir durumda Doğan Tarkan gözünün yaşına bakmadan SWP’yi dahi geri kafalı ve hatta “Kemalist” olmakla suçlar ve kraliyetini ilan eder –parti amblemini de muhtemelen rüzgar gülü olarak değiştirir.
İncelmiş Bir Ulusalcılıkla İşçilerin Yozlaştırılması | V.İ.Lenin
İŞÇİ sınıfı hareketi güçlendikçe, burjuvazinin ve feodallerin, o hareketi bastırma ya da parçalama çabaları daha da çılgınlaşıyor. Her iki yöntem -kuvvete başvurarak bastırma ve burjuva etkisiyle parçalama- tüm dünyada, bütün ülkelerde sürekli olarak uygulanmaktadır; egemen sınıfların çeşitli partileri, bu yöntemlerden zaman zaman birini, zaman zaman ötekini işletiyorlar.
Rusya'da özellikle 1905'ten sonra, burjuvazinin daha akıllı mensupları, salt kaba kuvvetin etkili olmadığını anladıkları zaman, her boyadan "ilerici" burjuva partileriyle grupları, işçi sınıfının savaşımını zayıflatmak için düşünülmüş, farklı burjuva görüş ve öğretilerini savunarak, işçileri bölme yöntemine daha çok başvurmaya başlamışlardır. [sayfa 159]
Bu görüşlerden biri incelmiş (refined) ulusalcılıktır. Bu ulusalcılık en makul gibi görünen sahte mazeretlerle, örneğin "ulusal kültür"ün, "ulusal özerklik ya da bağımsızlığın" gereklerini koruma bahanesiyle proletaryayı bölüp parçalamayı savunur.
Sınıf bilinci taşıyan işçiler, hem kaba, vahşi, kara-yüzler ulusalcılığıyla, hem de işçi davasını, işçi örgütlerini ve işçi sınıfı hareketini ulusal-topluluklara göre bölmenin yanı sıra ulusların eşit olduğu vaazım veren bu incelmiş ulusalcılıkla, ulusalcılığın her türüyle en sert biçimde savaşırlar. Her tür ulusalcı burjuvazinin tersine, sınıf bilinci taşıyan, işçiler, marksistlerin son (yaz 1913) kararları doğrultusunda davranarak, yalnızca ulusların ve dillerin, A'dan Z'ye, tam gerçekleştirilmiş eşitliğinden yana olmakla kalmamışlar, onun yanı sıra değişik ulusal-topluluklar işçilerinin birleşmiş her türlü proletarya örgütü içinde kaynaşmasını da savunmuşlardır.
Kral Übü ve Avangard Yalanlar Tarihi - Eren Buğlalılar
Avangard tiyatronun tarihini az çok bilenler, tarihçilerin Alfred Jarry’nin Kral Übü adlı oyununa ne kadar büyük önem atfettiklerini de bilirler. Yaygın kabul görmüş bir anlatıma göre, 1896 yılında sahnelenen oyun “burjuva seyirciyi” isyan ettirmiş, onun “bilindik tiyatro kalıplarını” yıkmış, Paris tiyatrosunda bir “şok etkisi” yaratmıştı. Kral Übü bir “skandaldı”; perde açılır açılmaz “Merdre!” (“Bok!”) diye bağıran Fransız oyuncu Firmin Gémier, burjuva seyircinin muhafazakâr tiyatro algısını yerle bir etmişti. Bunu kaldıramayan halksa salonu birbirine katmış, seyirci, oyuncuların büyük çabasıyla ancak dakikalar (kimi anlatımlara göre saatler) sonra sakinleşebilmişti.
Tabii böylesi bir olay “avangard tiyatronun resmi tarihi” için çok uygundu. 20. yüzyıl boyunca bütün iddiası burjuva seyirciyi sarsmak, şok etmek, rahatsız etmek olan bir sanatsal projeye bundan daha güzel bir başlangıç tasarlanamazdı da. Kral Übü efsanesi avangard tiyatronun tüm anlatımlarında başköşedeydi. Tarihsel avangardı öykülemeye girişen tiyatro tarihçileri, eldeki kaynakların güvenilirliğini sorgulamaksızın bu öyküyü yeniden ürettiler. Örneğin, Martin Esslin Absürd Tiyatro adlı kitabında şöyle anlatıyordu bu olayı:
Halk gerçekten de sersemlemişti. Übü’yü oynayan Gémier açılış tümcesi “Merdre!”i söyler söylemez fırtına koptu. Yeniden sessizlik sağlanana dek on beş dakika geçti ve oyuna karşı çıkan ve onu savunan gösteriler akşam boyunca sürüp gitti. (s. 279)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İlgilenilenler
- Niwemang - Half Moon (Yarım Ay) - İZLE
- Kimse İran Kedilerinden Bahsetmiyor - İZLE
- UMUT / Yılmaz Güney - İZLE
- Türk Hamlesi / Turkish Gambit - İZLE
- Olimpia Garajı (Türkçe Dublaj ) - İZLE
- ARARAT - İZLE
- Ulis'in Bakışı - İZLE
- KUTSAL YÜREK - İZLE
- Çingeneler Zamanı - İZLE
- Otobüs-The Bus (Yasaklı film) - İZLE




