bir hapishane, kışla ve klinik olarak ‘fabrika’: ter atölyeleri

Terleme atölyeleri (sweatshop’lar) tipik piyasa diktatörlüğü kurumları aslında.  Hem post-fordist üretim çeşitliliği ve esneklik stratejileri, hem de küreselleşmenin ürettiği ‘fazla’, ‘ imha edilebilir’ ya da ‘olmasa da olur’ nüfuslar, (sözde bütün ‘yasadışı’lıklarına rağmen) onlara ‘meşruluk’ kazandırıyor. Kendi mantığı ve işleyiş düzeni içinde ‘hapishane’yi, ‘kışla’yı ve ‘klinik’i kes-yapıştır teknikleriyle birleştiren bir tür rekombinant bir fabrika modeli. İçinde ilişki kurmanın, dil’in, örgütlenmenin ve bütün  yaşam izlerinin mutlak anlamda silinerek, yerini makinelerin zamanla yarışan uğultusuna bıraktığı, aynı anda siyasal ve ruhsal baskının, angaryanın, disiplinin, kontrolün, ileri teknolojinin iç içe geçtiği saf bir üretim-hane. Yalnızca emeğin değil, insan bedeni, zihni ve kişiliğinin güncellenmiş bir toplama mantığı içinde imha edilerek sermayeye dönüştüğü bir faşizm: Yaratıcı yıkım!
Bir mekân tasviri:
“(Burada) tüfekli  muhafızlar devriye geziyor, duvarların üstünde dikenli teller…yabancıların içeri girmesine izin yok. Her yer gözetleme kameralarıyla izleniyor…”
Bu cümlede tanımlanan mekân   (ilk bakışta akla gelebileceği gibi) bir ‘hapishane’ ya da toplama kampı değil; tanımlanan yer, El Salvador  ‘serbest  [ticaret] bölgesi!’  IGLHR yönetici müdürü Charles Kernaghan, çoğu kadın 1500  işçinin, “silahlı muhafızlarla gözlenen ve dikenli tellerle çevrilmiş bir serbest bölgede kilitli” olduğunu belirtiyor. Bu 1500 işçi burada, Amerika ve  dünya pazarı  için tişört üretiyor.

El Salvador’da kadınlar taban örgütlenmelerinin ön cephesindeler – Dahr Jamail

El Salvador’da bulunan Ciudad Romero’da adlı sahil kasabasında kadınlar, doğal kaynakların korunması, iklim değişikliğine uyum sağlama ve kolektif sorumlulukları barındıran güçlü bir toplumsal hareketin başında geliyor.
Cristina Reyes, iki dönemdir Usulután ilinde bulunan Ciudad Romero’da belediye meclisi başkanlığı yapmakta. Elektriği, içilebilir suyu, yolları ve kadın hizmetlerini getirme konusunda yaptığı çalışmalar meclisin başına seçilmesine yardımcı oldu. Cristina Reyes ve aynı yörede yaşayan diğerlerinin bundan önceki yaşamları daha çok, macera, hayatta kalma mücadelesi ve direncin bir arada olduğu kahramanca bir öykü gibi.
Reyes ve ailesi, 1980-1992 yılları arasında 75.000 kadar can aldığı söylenen iç savaş sırasında, siyasal şiddet nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kardeşiyle Birleşik Devletler’e kaçarken, orman ve mağaralarda yaşadıktan sonra nihayet kontrgerilla tarafından desteklenen komşu Honduras’ta sığınak bulabildi.
“Ama 1980’de El Salvador’a geri dönmek zorunda kaldık çünkü Honduras ordusu aynı El Salvador’da olduğu gibi, sivil halka karşı büyük bir baskı kampanyası yürütüyordu.” Reyes Ciudad Romero’daki evinde böyle söylüyor IPS’e ve devam ediyor: “ El Salvador’a dönmüştük ama buradaki ordu aynı şeyleri yapmaya devam ediyordu.”

Çöküntü içinde üzeri örtülen Fukuşima -Alexander Cockburn

Bir hafta kadar önce, Fukuşima birdenbire haberlerden yok oldu. NATO’nun Kaddafi’ye saldırısı ön plana çıktı. Bu tam da, AB’nin Enerji Bakanı’nın dobra dobra “kıyamet” dediği ve düzenli giderek artan alarmların verildiği deprem ve tsunamiyi takip eden ilk haftadan sonra oldu. Birdenbire ön sayfaları kaplayan Fukuşima durumuyla ilgili haberler dikkatli bir güven verici tona dönüşüverdi: Daiçi santralindeki 5. ve 6. birimleri soğutma çabalarında “gelişmeler” kaydedilmişti. Yıkılan santrali elektrik ağına bağlama çalışmalarında “ilerleme” vardı. Hidrojen patlamaları kaygı yaratmamalıydı. Hatta 1 numaralı birimde TEPCO (Nükleer santral şirketi) çalışanları kontrol odasındaki ışıkları bile yakmışlardı. Gelen haberler, kazazede Japon vatandaşlarının sakin, kontrollü hallerinin ve ağırbaşlılığının altını çiziyor, galeyana getirici haber yaymanın felaketten zar zor kurtulanları soymaya benzediğini ima ediyordu. Kişisel olarak söylersem, kızgın Japonların TEPCO idarecilerini, yanlarına George Monbiot’yu (Nükleer felaketten sonra, fikrini değiştirerek artık nükleer enerjinin güvenilir olduğuna karar vererek nükleer enerjiyi artık destekleme kararı alan Avrupalı “yeşil” lider. Ç.N.) da katarak temizleme çalışmasındaki 50 işçi (şehidin) yanına göndermeye kovalamalarını duymak daha hoşuma giderdi.

Hiroşima, Nagasaki, Fukuşima, Akkuyu... X? - Mehmet Ratip

Eylül 1945. İkinci Dünya Savaşı sona erdi. General MacArthur savaş muhabirlerinin Hiroşima ve Nagasaki’ye girmelerini yasakladı. Adı George Weller olan bir savaş muhabiri ise bu yasağı delmeye karar verdi. Weller zafer sarhoşu gruptan ayrılarak Nagasaki’ye doğru riskli bir yolculuğa çıktı. Hedefine ulaşmasına engel olmaya çalışan Japon yetkililere kendini Amerikalı bir albay olarak tanıtmaya dahi cüret etti. İşe yaradı: Atom bombasının geride bıraktığı yıkıma kendi gözleriyle tanıklık eden ilk “yabancı” oldu.
Büyük bir heyecanla, geceyi gündüze katarak, Amerika’daki gazetesine, Chicago Daily News’e bölgede rastladığı savaş esirlerinin mesajlarını ve radyasyona maruz kalmış insanın anatomisini içeren haberler yazıp yolladı. Yazdıkları o denli çarpıcıydı ki Weller haberlerinin muhakkak yayımlanacağını düşündü. Yanılmıştı. MacArthur sansürü çok güçlüydü. Weller’in yazdığı tek bir kelime bile yayımlanmadı. Bir birey kendi özgür iradesiyle Nagasaki’ye dahi gidebilirdi, fakat Nagasaki’yi ABD topraklarında dolaşan bir gazetenin sayfalarına getirme kudreti hiçbir gözü pek deliye -bu, Pulitzer ödüllü bir savaş muhabiri olsa bile- nasip olamazdı. Zaten MacArthur ve onun temsil ettiği muzaffer askerî otorite böyle bir olanağı olanaksız kılmak için yaratılmıştı adeta. George Weller’in yazdığı Nagasaki haberleri, 2002 yılındaki ölümünün ardından oğlu Anthony Weller tarafından tesadüfen keşfedildi ve süratle bir kitap olarak yayımlandı. Ezcümle, sansürün fiilen kalkması yarım asırdan uzun sürdü.

AGORA - İZLE

Yapım: 2009 ~ İspanya ,  Malta
Tür: Dram ,  Macera ,  Romantik ,  Tarih
Oyuncular: Rachel Weisz ,  Max Minghella ,  Amber Rose Revah,  Oscar Isaac ,  Ashraf Barhom
Yönetmen: Alejandro Amenábar
Senaryo: Alejandro Amenábar ,  Mateo Gil
Yapımcı: Fernando Bovaira ,  Álvaro Augustín ,  Jose Luis Escolar
Görüntü Yönetmeni: Xavi Giménez
Görüntü Yönetmeni: Dario Marianelli
Süre: 2 saat 6 dk
Konusu: O, tarihin gördüğü en etkileyici ve ilgi çekici kadınlardan biriydi. İskenderiyeli düşünür, filozof ve matematikçi Hypatia isimli kadın, tüm bunların yanında oldukça etkileyici bir güzelliğe sahiptir.. Ancak, ortaçağ Avrupa’sının değer yargıları onun yaşama arzusunu elinden alacaktır. Hypatia, hak etmediği suçlamalara maruz kalacak ve erkek egemen toplumun vahşiyatında ortada kalacaktır.. Tüm bunlara rağmen adını tarihe bir düşünce ve aydınlanma savaşçısı olarak yazdıracaktır..

Ortadoğu'yu anlamak - Yılmaz DAĞLUM

Ortadoğu konusunda ahkÂm kesmek birçoğumuza kolay gelebilir. Ancak Ortadoğu'yu anlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Hele Ortadoğu konusunda değerlendirmeler yapmak, resmi ideolojilerin halklara yutturmaya çalıştıkları teraneleri aşan şeyler söylemek zordur. Belli bir birikimi, tarihsel-toplumsal özelliklerini, kültürünü bilmeyi; belki daha da önemlisi, Ortadoğulu olarak düşünebilmeyi gerektirir.
Son iki ayda Ortadoğu'da gelişen halk ayaklanmaları için her çevre kendince bir dış kaynak, dış yönlendirici, efendi arayışında. Oryantalist düşüncenin birebir yansımasının sonucudur bu arayışlar. Bunun Türkçeye tercümesi, "Ortadoğulular aşiret-kabile geleneğinden geliyorlar, kendileri için düşünemez, eyleme geçemezler" olabilir. Batılı düşünce kalıplarının bölgeye uyarlanmasından başka bir şey değil bu düşünce biçimi. Mitoloji, Din, Felsefe ve bilimsel düşüncelerin kaynağının bu coğrafya olduğu unutuluyor nedense.

Sümeyra Çakır - DİNLE

İlk ve ortaokulu Ankara ve İstanbul'da okuyan Sümeyra Çakır, Beşiktaş Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Mimarlık Fakültesi'ni 1969 yılında bitirdi. Üniversiteye devam ederken, aynı zamanda 1966 yılında başladığı İstanbul Belediye Konservatuarı Klasik Batı Müziği Şan Bölümü'nde 1977 yılına kadar eğitim gördü.
1975 yılında Ruhi Su ile birlikte Dostlar Korosu'nu kurdu. Birlikte 1977 yılında yaptıkları El Kapıları ve Sabahın Sahibi Var albümleri ve birlikte gerçekleştirdikleri Pir Sultan Abdal, Köroğlu ve Türküler konserleri bir sanat olayı haline gelmişti. 1979 yılında, bir süre Türkiye Maden - İş Sendikası'nın korosunu yönetti.
1980 yılında Doğu Berlin'de yapılan Uluslararası Politik Şarkı Festivali'ne davet edildi. Almanya'da her yıl düzenlenen Türkiye Haftası'na katılmak üzere Berlin Senatosu'nun davetiyle gittiği Berlin'de bulunduğu sırada Enternasyonal Marşı'nı söylediği gerekçesi ile, Türkiye'de hakkında dava açıldı.

TSAR - iZLE

Yönetmen: Pavel Lungin
Senaryo: Aleksei Ivanov
Yapımcı: Vasily Bernhardt, Olga Vasilieva, Pavel Lungin
Görüntü Yönetmeni: Tom Stern
Müzik: Yuri Krasavin
Süre: 1 saat 56 dk

Oyuncular: Aleksandr Ilyin, Aleksandr Domogarov, Aleksandr Negodailov, Aleksei Frandetti, Aleksei Makarov, Anastasiya Dontsova, Artyom Mazunov, Ivan Okhlobystin, Oleg Yankovskiy, Pyotr Mamonov, Ramilya ıskander, Ville Haapasalo, Yuri Kuznetsov

Konu: 16. yüzyılda Rus çarı olan Korkunç Ivan, dünyada kıyametin kopacağı fikrine kendini kaptırmıştır. Buradan yola çıkarak kendisine bir takım misyonlar yükleyen Ivan, yönetimi altındaki halka çok büyük acılar ve işkenceler yaşatacaktır. Piskopos Philip ise bu zorbalığa baş kaldıracaktır…Tarihin en zorba isimlerinden olan Korkunç Ivan lakaplı Rus çarının, yaptıklarını ve o dönemi tüm çıplaklığıyla anlatan bir filmdir.

Kültürde Ulusal Özerklik - Vladimir İlyiç Lenin

Kültürde ulusal" özerklik (ya da "ulusal gelişmenin özgürlüğünü güvence altına alacak kurumların yaratılması") denen planın ya da programın özü, her ulusal-topluluk için ayrı ayrı okullar kurulmasıdır.Açık, kapalı bütün ulusalcı kişiler (bundcular dahil) bu noktayı ne kadar örtmeye çalışırlarsa, biz onun üzerinde o kadar direnmeliyiz.Tek tek üyelerinin yerleşmiş olduğu yere bakılmaksızın (toprağı dikkate almaksızın — "ülke-dışı" özerklik terimi de buradan geliyor) her ulus, ulusal-kültürel işleri yöneten, birleşmiş, resmen tanınmış bir topluluktur. Bu işlerin en önemlisi de eğitimdir.Ulusal toplulukların oluşumuna (composition), yerleşme bölgesi ne olursa olsun her yurttaşın, şu ya da bu ulusal-topluluğa özgürce yazılmasıyla karar verilmesi, okulların şu ya da bu ulusa göre ayrılmasında tam bir kesinliğin, tam bir tutarlılığın güvence altına alınmasını sağlar.
Sorulması gereken soru, böyle bir bölünmeye, genel olarak demokrasi açısından ve özel olarak da proletaryanın sınıf savaşımının isterleri açısından izin verilebilip verilemeyeceğidir.
Böyle bir soruyu, hiç duraksamaksızın, kesinlikle izin verilemez diye yanıtlamak için, "kültürde ulusal özerklik" programının özünü yakalamak yeterlidir.
Başka başka uluslar tek bir devletin sınırları içinde yaşadıkları sürece, milyonlarca, milyarlarca iktisadi, yasal, toplumsal bağla birbirlerine bağlıdırlar. Eğitim, bu bağlardan nasıl ayrı tutulabilir?

Süryanilerin Müzikal Çığlığı - DİNLE


Süryaniler yaşadıkları coğrafyada kültür anlamında derin izler bırakmış, bugün yeni nesil tarafından pek bilinmeyen kültürel zenginlikleri halen varlığını sürdürmektedir.
Dünya coğrafyası üzerinde bugüne kadar kurdukları bir devlet olmamasına rağmen her türlü şartlar altında kültürel birikimlerini koruyarak günümüze kadar ulaştırabilmiş bir halktır Süryaniler.
Anadolu'nun Solan Rengi, Süryani Halk Ezgileri" albümü her dinleyenin kendi tarihsel, kültürel mirasından belki ortak tınılar da duyabileceği bir çalışma.
Din dışı müziklerinde de genel olarak bölgeye ait enstrümanların zengin biçimde kullanıldığını görüyoruz: Ud, cümbüş, kanun, darbuka, bağlama, keman, davul, zurna. Doğal olarak aynı ve komşu coğrafyada birlikte yaşanılan halklarla ortak kültürel miras, akrabalık ve etkileşim. Kürt, Ermeni, Arap ve Türkler. Ve tabii ki bu halkların müzik kültürleri.
Her dinleyenin kendi tarihsel, kültürel mirasından belki ortak tınılar da duyabileceği, ama özgün ve farklı Süryani müziğinin sesini de hissedebileceği bir müzikalite "Süryani Halk Ezgileri".
Ezgiler, dile geliyor ve diyor ki; "Gel çığlıklarımı dinle.../ Yolculuğundan geri dön. / (Gittiğin) dünya sana bir şey kazandırmaz. / Ancak günahkar ve umursamaz biri olursun. / Gurbette ne yapacaksın. / Kötü genç olma, geri dön. / O sessiz uykularda çığlıklarımı dinle."

Toplum, durağan değildir; gelişmezse, kokuşur - Erich Fromm

Yaşamın yapısında umut ve inanca bağlı olan ve onların bir halkasını oluşturan bir öge daha vardır: cesaret, ya da Spinoza'nın adlandırmasıyla, direnme gücü. Belki de direnme gücü belirgin, daha açık bir anlatım, çünkü günümüzde cesaret daha çok yaşama yürekliliğini değil de ölme yürekliliğini göstermede kullanılıyor. Direnme gücü, umut ve inanç'ı, boş iyimserliğe ya da usdışı inanç'a dönüştürerek — dolayısıyla onları yokederek — bu ikisinden ödün verme yönünde baştan çıkarılmaya karşı koyma yetişidir. Direnme gücü, dünya "evet" sözcüğünü duymak istediğinde "hayır" diyebilme yetisidir.
Ancak direnme gücünün bir diğer yönünü dile getirmezsek, onu tam olarak anlayamayız. Bu, korkusuzluktur. Korkusuz kişi gözdağından, hatta ölümden bile korkmaz. Ama çoğu kez olduğu gibi, "korkusuz" sözcüğü, tümüyle farklı birkaç yaklaşımı ve davranışı daha kapsar. Yalnızca en önemli üç tanesini söylüyorum: Birincisi, kişi yaşamayı umursamadığı için korkusuz olabilir; ona göre yaşam pek değerli değildir, dolayısıyla ölme tehlikesi karşısında bile korkusuzdur; ama ölümden korkmamasına karşın yaşamdan korkabilir. Korkusuzluğu, yaşam sevgisinden yoksun oluşundan kaynaklanmaktadır; yaşamını tehlikeye atma konumunda olmadığı zaman, genellikle korkusuz değildir. Hatta, yaşam korkusundan kendisinden korkmaktan, insanlardan korkmaktan kaçınmak için sık sık tehlikeli durumlar arar.

9 Nisan' da Doğanın Metalaştırılmasına Karşı Buluşuyoruz !


 Miting için 9 Nisan Cumartesi günü saat 11.00’de Toros Sokak’ta buluşan platformlar, saat 12.00’de Kolej Kavşağı’na doğru yürüyüşe geçecek.

Aralarında Derelerin Kardeşliği Platformu, Munzur Koruma Kurulu, Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Bursa Su Platformu, Sinop Nükleer Karşıtı Platformu, Mersin Nükleer karşıtı Platformu, Yeşil Gerze Koruma Platformu, Fethiye Saklıkent Koruma Platformu, Perisuyu Koruma Platformu, Çanakkale Çevre Platformu, GDO’ya Hayır Platformu, 3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, Hasankeyf Yaşatma Girişimi, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Çiftçi-Sen'in de bulunduğu çok sayıda çevre platformu miting için bir çağrı yayınladılar.

'Doğanın ve yaşamın yağmalanmasına karşı 9 Nisan Ankara buluşması' için yayınlanan metin şöyle: