E=mc² – Einstein Büyük Fikri ( Belgesel ) - İZLE

İzleyeceğiniz belgeselde bulunan büyük formül hakkında bilgiler vermekte. Yıllar önce görünüşte basit bir formül, evrenin dokusuna işlemiş gizli bir bilgiyi ortaya çıkardı.  Bu formül enerji, madde ve ışık arasındaki bağı anlatıyordu. Formülü yazan genç bilim adamı Albert Einstein di, dünyanın en ünlü denklemiydi bu. E=mc2. Albert Einstein’in büyük formülünü hepimiz duymuşuzdur ama anlamını çok azımız biliriz.
 Çocukluğunda vasatın altında bir zekaya sahip olduğu düşünülen Albert,askerlik yapmamak için 21 yaşında Almanya’dan İsviçre’ye üniversite öğrenimi için taşınır. Ama orada da sürekli okuldan kaytarmasından dolayı bitirdiğinde uzun süre hiçbir iş bulamaz. Sonunda bilimle hiçbir ilişkisi olmadan İsviçre’de patent memurluğuna başlar. Bir gün otobüsle evinden işine giderken gözü saat kulesine takılır ve o anda kafasında şimşekler çakmaya başlar…

"Düş kurma hakkımız yok" - Jaideep Hardikar

Düş kurma hakkımız yok.”
Bu sözü bana söyleyen, Orta Hindistan’ın pamuk yetiştirme bölgelerinde yaşayan köylü bir kadındı; kenarda bir köylü çiftçi olan ve ıssız pamuk tarlası kuraklık nedeniyle mahvolan kocası hayatına son vereli daha bir gün olmuştu. Adı giderek uzayan kırsal bölgelerdeki intiharlar listesine en son eklenen köylü çiftçilerden biriydi o. 1995 ile 2010 seneleri arasında Hindistan kırsalında çeyrek milyonu aşkın köylü çiftçi hayatına son verdi.
Dul kadının karamsarlığı çarpıcı bir çelişkiye işaret ediyor. 1995’den bu yana kentsel Hindistan maddi zenginlik bakımından büyürken, kırsal Hindistan daha da yoksullaştı. Tepedeki yüzde 10’luk bir grup eşi görülmemiş bir servet kazanırken, en alttaki yüzde 50’yi oluşturan bir kesim açlıktan ölüyor. Şimdi Üçüncü Dünya içinde Dördüncü, Beşinci ve altıncı Dünya’lar var.
“Hindistan’ın önde gelen yorumcularından biri olan P. Sainath’ın ifade ettiği gibi: “Eşitsizlik Hindistan’da en hızlı gelişen sektördür.”
Toplam servetlerinin değeri 335 milyar doları ya da Hindistan gayri safi yurt içi hasılasının üçte birini bulan 24 milyarderimiz var. Buna karşılık 2007 tarihli bir rapora göre, en az 836 milyon Hintli günlük 50 sentin altında bir gelirle yaşıyor. Bunların 200 milyonu aşkın bir kesimi ise bu gelirin sadece yarısıyla idare ediyor. Onların dünyası sürekli bir resesyon dünyası.

Sana ant içeriz ki – artık köle olmayacağız!

Irkçılar Macar Köyündeki Romanlara Dehşet SaçıyorAğır postalları, kara yelekleri ve beyaz gömlekleriyle her sabah köyü arşınlıyorlar. Karnaval geçidi değil bu; kendilerince bir "asayiş" tasavvurları olan ırkçı Macar Milli Muhafızların devriye gezmesi. Geçtiğimiz hafta Muhafızlar, yerel Romanlara dünyayı dar ettikleri, Macaristan'ın kuzeyindeki Gyöngyöspata köyünde "nizam"ı sağlamaya çalıştılar.
"Mecliste bana 'felaket turisti' olduğumu söylediler," diyor, "Daha İyi Bir Macaristan İçin" sloganlı, aşırı sağcı, radikal muhalefet partisi Jobbik'in başkanı Gábor Vona. Parti 15 Mart'ta Budapeşte'de Muhafızların Gyöngyöspata köyünü hedef almasına karar verdi. Vona "Orada onlarla birlikte olduğumu inkâr etmiyorum. Felaketi duydum, gördüm," dedi.
Bu satırların yazarı olan muhabirin Gyöngyöspata'da karşılaştığı ilk kişi Piroska'ydı; yaklaşık 35 yaşında, Roman mahallesinin merkezindeki bir evin yanında duran bir kadın. Köydeki Roman azınlık ayrı bir kesimde, Macar çoğunluğun ikamet ettiği konutlardan biraz daha derme çatma evlerde yaşıyor; ama ne kargaşa ne de sefalet var orada. En azından evler ve bahçeler söz konusu olduğunda her şey oldukça yerli yerinde.

İran kontrgerillası Hiwa Tab deşifre oldu

Kürtlere yönelik idam kararları ve Doğu Kürdistan’da halka yönelik baskıları ile gündeme gelen İran rejiminin tıpkı Türkiye’de olduğu gibi JİTEM benzeri bir kontrgerilla örgütlemesine gittiği ortaya çıktı. İstihbaratçılardan oluşan çetenin uyuşturucudan insan ticaretine kadar birçok kirli iş yaptıkları belirlenirken, özellikle Doğu Kürdistanlı çok sayıda Kürt gencini katlettikten sonra üzerlerine gerilla elbisesi giydirerek devletten ‘PJAK gerillası öldürdük’ diyerek ‘kelle başı’ hesabı para aldıkları ortaya çıktı. Bölgede ‘kelle avcıları’ olarak adlandırılan kontrgerilla ekibinin başındaki isim olan Hiwa Tab ise bir yıldan bu yana tutuklu ve idam kararı almasına rağmen rejim tarafından bilinmeyen bir yere götürülerek koruma altına alındı.
Özellikle Kürtlere yönelik‚ ’idam’ kararları ve yine Doğu Kürdistan’da halka yönelik her türlü baskıcı tutumu ile Türk devletinin 90’lı yıllardaki imha politikalarına benzer uygulamaları devreye koyan İran’da kontr-gerilla örgütlemesi olan bir çete deşifre oldu.
Çetenin özellikle Türk devletinin 90’lı yıllar da JİTEM ve benzeri kontrgerilla örgütlemesine benzerliği dikkat çekerken, şu anda tutuklu olan ve hakkında idam kararı verilen çete lideri Hiwa Tab ise rejim tarafından korumaya alınarak bilinmeyen bir yere götürüldüğü belirtiliyor.
Ancak, ‘Kelle avcıları’ olarak tabir edilen çetenin yaptıkları ise hem Kürtler üzerinde estirilen rejim ile işbirliği halinde nasıl bir ‘terör’ estirdikleri ve kullanılan kirli yöntemler ile yüzlerce sivil insanın katledildiğini de ortaya koyuyor. Rejimin bu çeteyi tutuklamasının nedeni ise PJAK’a karşı başarısızlığı ve alınan milyonlarca tümene karşılık rejimin aldatılması oldu.

İfade - Günther Weisenborn

Alman yazar Weisenborn'dan Nazi dönemine ilşkin bir öykü.Akşam saat ona doğru, hayatım pahasına tıkladığımda, kerevetin üzerinde yatıyor ve yün battaniye altında kurşun kalemle duvara tıkırdatıyordum. Her an hücrenin içindeki lamba yanıyor ve nöbetçi, gözetleme deliğinden içeri bakıyordu. Ben de sessizce yatıyordum.

Açılış olarak tekdüze aralıklarla başladım. O da aynı şekilde yanıt verdi. Sesler, çok uzaktan geliyormuş gibi derin ve hafifti. Bir kez tıkladım –a, iki kez tıkladım –b, üç kez tıkladım –c.

Düzensiz aralıklarla bir şeyler tıkladı, anlamamıştı.
Yineledim, gene anlamadı.
Yüz kez yineledim, bir türlü anlamıyordu. Sıkıntımı gidermek için, alnımdaki teri sildim. Bu kez o, benim anlamadığım bazı işaretler tıkladı, benim tıkladığım işaretleri de o anlamadı.
Çaresizlik içindeydim.

Timur Selçuk ( Seçkiler ) - DİNLE

Timur Selçuk, ( 2 Temmuz 1946 İstanbul). Türk pop müzik yorumcusu, piyanist, ve besteci.
Türk sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk'un oğludur. Beş yaşında piyano çalmaya başlamış, yedi yaşında ilk konserini vermiştir. Galatasaray Lisesi mezunudur. Aynı zamanda İstanbul Belediye Konservatuarı piyano bölümüne de devam etmiştir.
Paris'teki Ecole Normale de Musique de Paris'de bestecilik ve orkestra yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra 1975'te Türkiye'ye dönmüştür. "Ayrılanlar İçin", "Sen Nerdesin", "Beyaz Güvercin" ya da "İspanyol Meyhanesi" gibi parçaları bu dönemimin şarkılarıdır. Orhan Veli, Attilâ İlhan ve Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları seslendirmiş, 1976'da İstanbul Oda Orkestrası'nı ve kendi öğrencilerini yetiştirdiği Çağdaş Müzik Merkezi'ni kurmuştur. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda 10 yıl çalışmış, Bilgesu Erenus'un "Nereye Payidar" oyunu için besteler yapmış, Uğur Mumcu'nun "Sakıncalı Piyadesi"nin müziklerini yapmış, ayrıca "804 İşçi", "Ferhat ile Şirin", "Şeyh Bedrettin Destanı", "Tak-Tik", "Küçük Adam Ne Oldu Sana", Rumuz Goncagül ve "Galilei-Galileo" adlı oyunların müziklerini yapmıştır. "Sarıpınar 1914", "Üç İstanbul", "Cahide", "Hakkari'de Bir Mevsim" gibi filmlere de fon muziği bestelemiştir. 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

UMUT / Yılmaz Güney - İZLE

Yönetmen : Şerif Gören Yılmaz Güney
Senaryo : Şerif Gören , Yılmaz Güney
Yapım : 1970, , 100 dk.

Oyuncular : Yılmaz Güney (Cabbar) , Gülsen Alnıaçık (Fatma) , Tuncel Kurtiz (Hasan) , Kürşat Alnıaçık (Memet Emin) , Osman Alyanak (Hüseyin Hoca)

Konu : Cabbar, karısı, yaşlı anası ve beş çocuğunu, borç harç aldığı ve iki atın çektiği eski fayton ile geçindirme çabasındadır. Yaşamları, gecekondu da büyük bir yoksulluk içinde sürüp gitmektedir ve uçan kuşa borcu vardır.

Tek umudu sürekli aldığı piyango biletleridir. Bir kazada, otomobilin çarptığı atlardan biri ölür. yeni bir at almak için çalmadık kapı bırakmaz, evindeki bir kaç parça eşyayı da, satarak parayı ancak denkleştirdiğinde ise araba ve diğer atı, alacaklıları tarafından satılmıştır...Cabbar, baştan beri define aramak için baskı yapan hamal Hasan'ın zorlamasıyla, nefesi güçlü bir hacının da onayıyla, define aramaya başlar. Çılgıncasına Umut giderek bir umutsuzluk dansına dönüşür.

Suudi Kadınların Devrimci Bildirgesi

Aşağıdaki bildirge İngilizce ve Arapça olarak 18 Mart 2011 Cuma günü Mona Kerim tarafından yazılmıştır ve kendi kişisel sayfasında bulunabilir.

Toplumlarımızda değişim yaratan sosyal medyanın günümüzdeki öneminin ardından, Devrimci Suudi Kadınlar (twitter: hash tag #SaudiWomenRevoltion) ve twitter’da aktif olan birçok Suudi kadın, toplumlarında kadınların sosyal eşitliğin sağlanmasını talep ettiklerini yazıyor, toplumda karşılaştıkları adaletsizlikleri anlatılıyor, örnekler veriyorlar.

Medya twitter’daki bu hash tag# hakkında haber yaptı fakat konuyu gündeme getirmeyi önemsemedi. Buna rağmen Suudi Kadınlar kendi devrimleri için Facebook’ta bir sayfa oluşturdular, çeşitli medya araçlarında konuşarak, onların yasal ve meşru insan haklarından olan toplumdaki cinsiyet ayrımıyla mücadeleye destek oldular. Şimdi, aşağıdaki bildirgede Devrimci Suudi Kadınlar tarafından toplanan farklı talepler sunuluyor.

La Via Campesina: Bali Tohum Bildirgesi

Köylü Tohumları: Onur, Kültür ve Yaşam “Doğal servetimizi çalma ve tekelleşme güdüsüyle hareket eden  şirketler ve onların hizmetindeki hükümetler, insanlığın tüm gıda ve tarımsal üretim sistemini riske atıyor.Tohumlar üzerinde sürmekte olan bir kontrol savaşı ile karşı karşıyayız. Ve insanlığın ortak geleceği bu savaşın sonucuna bağlıdır…”
Dünyanın her tarafındaki çiftçiler, tohumlar üzerinde süregiden bir kontrol savaşının mağdurudurlar. Tarımsal sistemlerimiz, tüm mevcut araçlarla tohumlarımızı kontrol etmek isteyen endüstriler tarafından tehdit ediliyor. Günlük gıdamız nedeniyle hepimiz tohumlara bağlı olduğumuzdan, bu savaşın sonucu  insanlığın geleceğini belirleyecek.
Bu savaştaki aktörlerden biri, genetik mühendisliğini, hibrid teknolojileri ve kimyasal tarım ürünlerini kullanan tohum endüstrisidir.  Bu endüstrinin amacı, giderek artan bir kâr kaynağı olarak tohumların mülkiyetini ele geçirmektir. Endüstri bu amaca ulaşmak için çiftçileri onun ürünlerini kullanmaya zorlayarak, onları kendine bağımlılaştırma yönteminden yararlanıyor. Diğer aktör ise, canlı, yerel, köylü ve yerli tohum sistemleri kapsamında erkek ve kadın köylülerce üretilen ve bakımı üstlenilen tohumları hem koruyan hem de yeniden üreten köylüler ve aile çiftçileridir; bu tohumlar halklarımızın bir mirası olup, biz çiftçileri insanlığın hizmetine sokan bir hazineyi oluşturuyor.

İyi ki doğdun Çirkin Kral

Türk sinemasının doruk noktası kabul edilen Yılmaz Güney, 74 yıl önce bugün doğdu. Hayatı yasaklarla, sürgünlerle geçen Güney'in yaşamından anekdotlar ve önemli filmleri...
Derleyen: HASAN CÖMERT

Meksika'da bir adam hayatı hakkında ne yapacağına karar vermemişken, bir gün bir film izler ve yönetmen olmaya karar verir. O adam 'Amores Perros/ Paramparça, Aşklar ve Köpekler', '21 Gram' ve 'Babel' gibi filmlerin yönetmeni Alejandro González Iñárritu, izlediği film ise 'Yol'.
Bugün Türkiye'de yetişmiş en büyük isimlerden Yılmaz Güney'in doğumgünü. Hayatının önemli yıllarını cezaevinde ve sürgünde geçirmesine rağmen üretmeye devam eden Güney, Paris'te yaşama veda etmişti.
Güney, dünyanın önemli eleştirmenlerine, sinemacılarına Türk sinemasını tanıtan isim olmasına rağmen yıllarca ülkesinde yasaklı bir isim olarak kalmıştı. Usta sinemacı ülkesini çok özlediğini ve her zaman daha güzel bir ülke görmek istediğini dile getirse de Türkiye'ye geri dönemedi.
''Ben de kalmaya gelmedim buraya. Bir gün mutlaka döneceğim. Sen de dön. Bil ki ülkende çekeceğin en kötü film, burada yapacağın başyapıta yeğdir. Güle güle...'' (Güney'in Paris'te karşılaştığı Yavuzer Çetinkaya ile konuşmasından, Agah Özgüç, Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney)

Bulutları Beklerken - İZLE

Yönetmen : Yeşim Ustaoğlu
Senaryo : Yeşim Ustaoğlu , Petros Markaris
Görüntü Yönetmeni : Jacek Petrycki
Müzik : Michael Galasso
Yapım : 2004, Türkiye / Yunanistan / Fransa , 92 dk.
Oyuncular : Rüçhan Çalışkur (Ayşe/ Eleni) , Rıdvan Yağcı (Mehmet), İsmail Baysan (Cengiz) , Dimitris Kamberidis (Tanasis) , Feride Karaman (Feride) , Suna Selen (Selma) , Oktar Durukan (Muharrem), Jannis Georgiadis (Nikos) , Irene Tachmatzidou (Zoe) , Demoklia Mustakidou (Demoklia) , Fatma Parlagi (Fatma)

1.Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı ordusu Karadeniz’deki Rum köylerini boşaltmaya başlamıştır. Evlerini terk etmek zorunda kalan aileler yollara düşerek Güney’e doğru ilerlemeye başlarlar. Ayşe ve ailesi de böyle bir yolculuğa çıkmıştır.
Ayşe (Eleni), ailesinin bir kısmını geride bırakarak küçük kardeşi ile Mersin’e varır. Burada bir Türk ailesi tarafından evlat edinilir. Yeni ailesi ile beraber artık yeni bir de ablası vardır: Selma… Selma'yla aralarında çok güçlü bir bağ oluşan Ayşe, kardeşi Niko’ nun gitmesine bile ses çıkarmaz. Hayatını adadağı Selma vefat edince, yalnız kalan Ayşe, geçmişi ile yüzleşmeye başlar. O’nun bu trajik öyküsünün en yakın dinleyicisi Mehmet adındaki bir çocuktur. Mehmet farkında olmadan sırlarla dolu bu hayatın gizemlerini çözmeye başlayacaktır.
Niko’nun hala yaşayıp yaşamadığı, kendisini affedip affetmeyeceği düşünceleri arasında kalan Ayşe, yıllar öncesinin pişmanlıklarıyla içsel bir hesaplaşmaya girer.

Yaşamları Parçalanırken Kaderleri Birleşenler 3 Nisanda Ankarada Buluşuyor - İZLE

Yaşamları parçalanırken, kaderleri birleşenler güvenceli iş, insanca yaşam için yürüyor.
Sermaye “krizden çıkıyor”, emekçilerin krizi büyüyor. Çalışma hakkını örgütlü güçleriyle kullanabilen işçilere yer vermeyen bir “emek cehennemi”ne sürükleniyoruz.
Tarımın yıkımı, kamu iktisadi teşekküllerinin ve temel hizmetlerin özelleştirilmesiyle milyonlarca insan mülksüzleştirildi, geçim araçlarından koparıldı ve toplumun neredeyse tamamı ücretli işlerde çalışmaya mahkum edildi.
İşçi sınıfının yüzyılı aşkın bir süredir elde ettiği bütün tarihsel kazanımlar ve mevziler yok edildi, çökertildi. Diğer taraftan eğitimden sağlığa, ulaşımdan içtiğimiz suya, ışığa ısınmaya kadar emeğin yeniden üretim alanında yaşanan büyük piyasalaştırma saldırısı emeğin tüm kazanımlarının ortadan kaldırılması anlamına geliyor.
Bu değişim süreci işçi sınıfını farklı istihdam biçimleri, etnik/dinsel ayrımlarla parçalıyor görüngüsü yaratsa da aslında tüm emekçilerin kaderini güvencesiz çalıştırma ekseninde ortaklaştırıyor.
Dünya ve ülkemiz emekçi sınıflarının yaşadığı bütün bu sorun ve dönüşümler, bir yandan da büyük bir mücadele ve örgütlenme deneyiminin oluşmasına kaynaklık etmektedir. Güvencesiz çalışma koşullarına karşı mücadeleler, güvencesizliğe mahkum edilen büyük yığınların özsel birliklerini ortaya koyuyor. Metal, sağlık, tersanecilik, inşaat, tekstil, belediye, eğitim, kara ve hava taşımacılığı, eğitim ve büro işkollarında güvencesizliğe karşı gelişen başkaldırılar emekçilerin gündemine damgasını vurmaya başladı. Birçok iş kolunda, başta taşeron çalıştırma olmak üzere güvencesiz çalıştırma biçimlerinin tümüne karşı direnişler ve mücadeleler yükseliyor ve her geçen gün yeni kazanımlara ulaşıyor. Tersanelerde, inşaatlarda, madenlerde, tekstil iş kolunda, hastanelerde ölümcül çalışma koşullarına karşı isyanlar toplumda geniş yankılar uyandırıyor.