Son yıllardaki en azimli ve başarılı hayvan hakları eylemlerinden birisi SHAC kampanyasıydı, bu kampanya Cambridge Üniversitesi ve HLS’in beraber bir primat araştırma laboratuarı açmasını engellemeyi başardı. Kampanya İşçi Partisi’nin Ciddi Organize Suç ve Polis Yasası (2005) ile hayvan hakları protestocularına karşı spesifik hükümler getirdi, böylece ekonomik sabotaj şeklindeki yasa ihlali her türden protestoyu da kapsayacak şekilde genişletildi.
Hayvan Hakları ve Sınıf Mücadelesi - David Coen
Son yıllardaki en azimli ve başarılı hayvan hakları eylemlerinden birisi SHAC kampanyasıydı, bu kampanya Cambridge Üniversitesi ve HLS’in beraber bir primat araştırma laboratuarı açmasını engellemeyi başardı. Kampanya İşçi Partisi’nin Ciddi Organize Suç ve Polis Yasası (2005) ile hayvan hakları protestocularına karşı spesifik hükümler getirdi, böylece ekonomik sabotaj şeklindeki yasa ihlali her türden protestoyu da kapsayacak şekilde genişletildi.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Tarihçesi
8 Mart kutlamalarının ilk ortaya çıkışının doğrudan işçi kadınlarla ilişkili olduğunu tarihsel bir gerçek olarak belirtelim. Bu amaçla önce, tarihsel olarak ortaya çıkışında ve gelişiminde 8 Mart'a nasıl bir içerik yüklendiğini açıklığa kavuşturalım. Ardından, günümüzde de 8 Mart'ı niçin "emekçi kadınların" günü olarak gördüğümüzü ele alalım. Son olarak da, konuya bugün ana damar feminist akımlarla sosyalist akımlar arasında teorik tartışmanın temelini oluşturan ayrım bağlamında gözden geçirelim.
Kadın Hakları Savunuculuğu'nun Reddedilmesi
Kadın hareketi veya kadınların kurtuluş mücadelesi, toplumsal mücadelelerden, dolayısıyla sınıf mücadelesinden bağımsız değildir. Modern anlamda kadın-erkek eşitlik arayışının kökenleri ise tam da sınıf mücadelesinin kökenlerinde yatıyor. Bu günün "emekçi kadınlar günü" değil de, "kadınlar günü" olduğunu iddia etmek, 8 Mart'a ilk olarak önerildiğinde yüklenen anlamı görmezlikten gelmektir. Bu gün, daha en başından bu yana işçi kadınların yürüttüğü mücadeleyle doğmuş ve daha sonraki tarihlerde de hep işçi kadınlara ithaf edilmiştir.
Kadın Hakları Savunuculuğu'nun Reddedilmesi
Kadın hareketi veya kadınların kurtuluş mücadelesi, toplumsal mücadelelerden, dolayısıyla sınıf mücadelesinden bağımsız değildir. Modern anlamda kadın-erkek eşitlik arayışının kökenleri ise tam da sınıf mücadelesinin kökenlerinde yatıyor. Bu günün "emekçi kadınlar günü" değil de, "kadınlar günü" olduğunu iddia etmek, 8 Mart'a ilk olarak önerildiğinde yüklenen anlamı görmezlikten gelmektir. Bu gün, daha en başından bu yana işçi kadınların yürüttüğü mücadeleyle doğmuş ve daha sonraki tarihlerde de hep işçi kadınlara ithaf edilmiştir.
Kapitalist üretim biçiminin ortaya çıkışıyla beraber, işçi sınıfı ağır sömürü koşullarına karşı, sermaye sınıfına karşı mücadele yürütmüştür. İşçi sınıfı içerisinde kadın işgücü, sermaye sınıfı için "en ucuz" ve "uysal" bir işgücü olarak sömürülmesi kolay sayılmıştır. Böylelikle, proleter kadın iktisadi yaşam mekanizmasının içine çekilmiştir. Aynı zamanda, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi içinde proleter kadınlar -kendilerine özgü taleplerle- yer almışlardır.
Erkek Olun Erkek! - Yıldırım Türker
Artık her gün birkaç kadın, kimileyin töredir diye, kimileyin imdat çığlıklarına ve polise onca şikâyetine rağmen sırtı tapışlanıp salıverilmiş kocaları tarafından insanların gözü önünde katlediliyor.
Toplumun bir tık daha yakınına vardığı nokta, kadınlara yönelik toplu katliamlardır.
Bu toplum kadınlarını ölüme yollayarak intihar ediyor.
Her bir hırpalanan, tecavüze uğrayan, öldürülen kadın, kimse kaçmaya çalışmasın, hepimizin suçudur. Bu toplumda yaşayan, bu dili konuşan herkes mizojiniyle maluldür. Buna kadınlar da dahildir.
Kadına uygulanan şiddete karşı örgütlenmeye çalışan dilin kendisi de kadına yönelik şiddet içermektedir.
Bütün şehri kirli bir sırıtışla kaplamış afişleri görmüşsünüzdür.
‘Kadına şiddet uygulayan erkek değildir’.
Kadınları tacizden, tecavüzden, katledilmekten korumaya yönelik dile bakar mısınız?
Dünyada gıda krizi, açlık ve isyanlar - Janaina Stronzake Posted
(Brezilya Topraksız İşçiler Hareketi lideri Janaina Stronzake ile IPS‘den Gustavo Capdevila tarafından 3 Şubat 2011 tarihinde Cenova’da yapılan söyleşi).
Brezilya Topraksız İşçiler Hareketi lideri Janaina Stronzake’e göre, Tunus, Mısır ve Arap dünyasındaki diğer ülkelerde ortaya çıkan halk ayaklanmalarının nedenlerinden biri, yüksek gıda fiyatları ve büyüyen açlık.
Uluslararası Köylü Hareketi La via Campesina’yı da temsil eden Stronzake, açlığın ve temel gıda maddelerindeki kıtlığın birer silah olarak kulllanıldığını, bunların nüfusları belirli şekillerde hareket etmeye zorladığını söylüyor.
Brezilyalı aktivist Stronzake, İsviçre’de Cenova İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün düzenlediği 29-30 Ocak 2011 tarihli toplantıda IPS’ye, gıda krizi döneminde küçük çiftçilerin rolü konusundaki görüşlerini anlattı.
Sizce gıda fiyatları konusundaki bu karmaşanın sebebi nedir?
Gıda fiyatları ve kıtlık ya da açlık sorunu, birçok nedeni olan ve bir dizi faktörün etkilediği karmaşık bir sorundur. Gıda fiyatlarındaki yükselişin nedeni olarak, Çin’de ve Hindistan’da insanların daha fazla gıda tüketmeye başlamış olduğunu söylemek , sorunu fazla basitleştirmek olur. Böylesi bir görüş, “eğer daha fazla para ödüyorsak, bu Çin ve Hindistan halkının bir kabahatidir” demeye benziyor. Ama bu hiç de doğru değil.
Sizce şu an dünyada bir gıda kıtlığı sorunu olduğundan söz edilebilir mi?
Yaşadığımız gezegen, transgenik gibi tartışmalı teknolojilere başvurmaksızın, nitelikli ve herkese yetecek kadar besin üretme yeteneğine sahip.
Brezilya Topraksız İşçiler Hareketi lideri Janaina Stronzake’e göre, Tunus, Mısır ve Arap dünyasındaki diğer ülkelerde ortaya çıkan halk ayaklanmalarının nedenlerinden biri, yüksek gıda fiyatları ve büyüyen açlık.
Uluslararası Köylü Hareketi La via Campesina’yı da temsil eden Stronzake, açlığın ve temel gıda maddelerindeki kıtlığın birer silah olarak kulllanıldığını, bunların nüfusları belirli şekillerde hareket etmeye zorladığını söylüyor.
Brezilyalı aktivist Stronzake, İsviçre’de Cenova İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün düzenlediği 29-30 Ocak 2011 tarihli toplantıda IPS’ye, gıda krizi döneminde küçük çiftçilerin rolü konusundaki görüşlerini anlattı.
Sizce gıda fiyatları konusundaki bu karmaşanın sebebi nedir?
Gıda fiyatları ve kıtlık ya da açlık sorunu, birçok nedeni olan ve bir dizi faktörün etkilediği karmaşık bir sorundur. Gıda fiyatlarındaki yükselişin nedeni olarak, Çin’de ve Hindistan’da insanların daha fazla gıda tüketmeye başlamış olduğunu söylemek , sorunu fazla basitleştirmek olur. Böylesi bir görüş, “eğer daha fazla para ödüyorsak, bu Çin ve Hindistan halkının bir kabahatidir” demeye benziyor. Ama bu hiç de doğru değil.
Sizce şu an dünyada bir gıda kıtlığı sorunu olduğundan söz edilebilir mi?
Yaşadığımız gezegen, transgenik gibi tartışmalı teknolojilere başvurmaksızın, nitelikli ve herkese yetecek kadar besin üretme yeteneğine sahip.
Gülen Cemaati Yemen'de neyin peşinde?
Birer asimilasyon merkezleri niteliğindeki Gülen Cemaati’ne bağlı kurumlar, dünyanın birçok ülkesinde Türk-İslam yayılmacılığında ‘truva atı’ olarak görev yapıyor. Okulların finanse edilmesindeki kuşkulu para akışları ve istihbarat örgütleri ile olan ilişkileri Yemen’de deşifre oldu.
Arap dünyasında ayaklanmaların yaşandığı bir dönemde, birçok hükümetin, bakanın, kurum ve şahsiyetinin otoriter ve diktatör rejimlerle olan kirli ilişkileri de bir bir ortaya çıkıyor. Türkiye’de devlet kurumlarına nüfuz eden ve başta Kürtlere karşı olmak üzere birçok “siyasi operasyonun” arkasındaki güç olarak da değerlendiren Fethullah Gülen Cemaati, özellikle otoritere ve diktatör Arap ülkelerinde geniş faaliyet alanlarına sahip. Eğitim ve İslam adı altında yapılan faaliyetlerin yanı sıra, iktidarlarla yakın ekonomik ve siyasi ilişkiler içinde bulunuyor. Arap devrimlerinin yaşandığı bir sırada Türkiye’nin kendisini model olarak öne sürmesi, gözleri Gülen Cemaati’nin bu ülkelerdeki faaliyetlerine yöneltti.
Arap dünyasında ayaklanmaların yaşandığı bir dönemde, birçok hükümetin, bakanın, kurum ve şahsiyetinin otoriter ve diktatör rejimlerle olan kirli ilişkileri de bir bir ortaya çıkıyor. Türkiye’de devlet kurumlarına nüfuz eden ve başta Kürtlere karşı olmak üzere birçok “siyasi operasyonun” arkasındaki güç olarak da değerlendiren Fethullah Gülen Cemaati, özellikle otoritere ve diktatör Arap ülkelerinde geniş faaliyet alanlarına sahip. Eğitim ve İslam adı altında yapılan faaliyetlerin yanı sıra, iktidarlarla yakın ekonomik ve siyasi ilişkiler içinde bulunuyor. Arap devrimlerinin yaşandığı bir sırada Türkiye’nin kendisini model olarak öne sürmesi, gözleri Gülen Cemaati’nin bu ülkelerdeki faaliyetlerine yöneltti.
Bale Ölüyor mu? Elbette… Zaten bundan evvel de pek çok kez ölmüştü. - Alastair Macaulay
Marius Petipa’nın 1877 tarihli Bayadère’indeki ünlü Gölgeler sahnesi (Shades scenes) sadece bir örnektir. Bu sahnenin 1970’lerde Kraliyet Balesi ve 1980’lerde Kirov Balesi tarafından sahnelenen pek çok icrasını izlemiş ve çok sevmiştim. Ancak son 20 yıl içinde bu eser, bu topluluklar ve diğerleri tarafından sahnelendikçe soldu ve grileşti. Eserin genel görünüşünü beğenebilirim fakat ona asıl kimliğini kazandıran detaylar bulanıklaşmış ve takdir edilebilirliğini kaybetmiştir.
Şu anda dans alanındaki en sert tartışmalar daha büyük bir konu üzerinde dönüyor: Bale çoktan öldü mü, yoksa bugün mü ölüyor? Bunu The New Republic’in dans eleştirmeni Jennifer Homans’ın yeni bale tarihi kitabı Apollo’s Angels’ın (Random House) son sözüne borçluyuz. (Kitabının teşekkürler bölümünde bana da teşekkür ediliyor, ama bunu hak etmiyorum. Beş yılı aşkın bir süre önce, kendisiyle henüz tanışmamışken, yorumlarımı almak üzere bana İngiliz balesi ile ilgili bir bölüm gönderdi ve hatırladığım kadarıyla yaptığım yorumlar genel olarak pek de övgü içeren yorumlar değildi.) “Yıllarca kendimi tersine inandırmaya çalıştıktan sonra,” diye yazıyor Bayan Homans, “artık balenin ölmekte olduğundan eminim.”
Toplumsal Hareket Sendikacılığı Broşürü' den - 2
Yeni Sendikal Harekete Doğru
Sermayenin sendikal model önerileri
Sermayenin yeni saldırı stratejisi, yeni proleterleştirme dalgası ve bu dalganın yarattığı yeni işçi kitleleri geleneksel sendikal yapıları işlevşizleştiriyor. Sendikal hareketin doğup geliştiği Avrupa'da bile, sendikalar ciddi olarak güç yitiriyorlar. Başlangıçta militan örgütlenme hareketleri içinde doğup gelişen ve eylemleri sistem karşıtı bir nitelik taşıyan sendikalar , kapitalizmin sonraki evrelerinde, işçi sınıfını sistemle uzlaştıran kurumlar haline döiıüştüler . Ve bu işlevleriyle Avrupa kapitalizminin vazgeçilmez kurumları arasına girdiler.
Ancak bugün özellikle Avrupa'da, sendikaların giderek uzlaşma kurumları olma işlevini bile yitirdikleri görülüyor. Sendikaların birer uzlaşma kurumu olmaktan çıkmalarının nedeni geleneksel sendikal hareketin yürüttüğü mücadeleyi radikalleştirmesi değil, sermayenin tek tarafli olarak geleneksel sendikal hareketle kendisi arasındaki ''tarihsel uzlaşma ''yı ortadan kaldırmasıdır.
Emek ve sennaye ilişkilerinin vahşi bir sömürü temelinde yeniden örgütlendigi koşullarda sermaye işçi sinifina sendikal hareket adina iki altematif sunuyor. Sunulan alternatiflerden birincisi, çalışma ilişkilerinin bireyselleştirilmesi hedefinden hareket ediyor.
Buna göre sendikaların sadece tek bir işyeri ve işletme düzeyınde sınırlı konularla ilgili faaliyet yürütmesi bekleniyor. Japon sendikacılığı olarak da adlandırılan işyeri/işletme sendikacılığı, aslında bir işletmedeki işçileri bütünüyle şirketin çıkarlarıyla bütünleştirmeyi hedefliyor. Sınıfsal çıkarların yerine işletmenin çıkarlar konuluyor; işçiler prim gibi ek önlemlerle kendi üzerlerindeki sömürüyü yoğunlaştırmak içın özel bir çaba göstenneye zorlanırken, hem aynı işletmedeki hem de değişik işletmelerdeki işçiler arasındaki rekabet körükleniyor. Japon sendikacılığı bu yüzden işçiler arasındaki sınıf dayanışmasını ve birliğıni sağlamanın değil, sennayenın çıkarları uğruna sı- nıf içi rekabeti sistematik hale getirmenin bir aracıdır.
Fidel Castro: NATO'nun kaçınılmaz savaşı (ikinci bölüm)
***
NATO'nun kaçınılmaz savaşı (ikinci bölüm)
Daha 27 yaşında bir albay olan Kaddafi, Mısır'da Nasır'dan ilham alarak 1969 yılında Kral I. İdris'i devirmişti. Kaddafi akabinde tarım reformu ve petrolün millileştirilmesi gibi adımlar atmış, artan gelirler iktisadi ve toplumsal kalkınmaya vakfedilmiş, özellikle de eğitim ve sağlık hizmetleri çölde yaşayan seyrek nüfusa ulaştırılmıştı.
Çölün gerisinde devasa bir paleosu denizi, yani fosil su denizi yatıyordu. Öte yandan, burada deneysel bir çiftliğin varlığını öğrendikten sonra, bu sularla yapılan tarımın petrolden daha yararlı olabileceğini de düşünmüşümdür.
Müslüman halklara özgü yoğun dini faaliyetler de ülkedeki aşiret geleneklerini dengeliyordu.
Küba, Libyalı devrimcilerin kendilerine has girişimlerine ilke gereği saygı duydu.
Libya liderliği hakkında fikir belirtmekten kaçındık.
BETERİN BETERİ VAR! - Türkiye Tarihinde İlginç Olaylar
Turgut Sunalp'in MDP'si Sondan Birinci
Kasım 1983, Ankara
1982 yılında Anayasanın referandumda yüzde 92 gibi yüksek bir oyla kabul edilmesi ve bu arada Kenan Evren'in de devlet başkanlığına seçilmesinin ardından 12 Eylül cuntası en başta söz verdiği gibi "demokrasiye dönüş" adımlarını atmaya başlamak zorundaydı. Evet, kendilerine çok yakışan bir Anayasayı millete armağan etmişler ve Anayasa oylamasının kuyruğuna ekledikleri bir maddeyle de Kenan Evren'in cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamışlardı.
Anayasaya bu kadar yüksek oranda oy çıkması "millet bir an önce gitsinler diye oy verdi" biçiminde yorumlara da neden olmuştu. Ama ne olursa olsun, 12
Eylül'ün ciddi bir toplumsal desteği olduğu görülüyordu. Evren ve arkadaşları da durumu böyle görüyordu ama yine de çok dikkatli ve emin adımlarla "demokrasiye geçmek" için kılı kırk yaran planlar yapıyorlardı.
Geçici maddeleriyle birlikte Anayasa, Evren'in cumhurbaşkanı olması, cunta üyelerinin de Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeleri olması yeterli görülmüyordu. Yapılacak seçimlerde iktidarın gönül rahatlığıyla emanet edileceği bir sivil ve onun kuracağı bir siyasi partiye de ihtiyaç vardı. Evet, eski partileri ve liderleri yasaklamışlardı ama hiçbiri rahat durmuyor, ortalığı karıştırmaya devam ediyorlardı.
Toplumsal Hareket Sendikacılığı Broşürü' den
Yeni Proleterleşme Dalgası
Değişim sürecinin işçi sınıfı saflarında yarattığı son nuçların, geleneksel sendikal hareket içinde kalınarak çözülemeyeceği giderek daha da belirginleşiyor. Sendikal harekette yeniden yapılanma, bir başka deyişle yeni bir sendikal hareketin yaratılması ihtiyacı bugün bütün çıplaklığıyla karşımızda duruyor. Yeni bir sendikal hareket ihtiyacının dayandığı temel, işçi sınıfı saflarında yaşanan değişimdir .Dünya çapında yaşanan yeni bir proleterleşme dalgası yeni bir işçi kitlesi yaratıyor; bu yeni işçi kitlesi de yeni bir emek hareketine ve sendikal harekete ihtiyaç duyuyor.
Geleneksel işçi sınıfı, yeni işçi kitlesi
Modem proletaryanın oluşumunda tarihsel olarak 18. yüzyılın sonlarında yaşanan sanayi devrimi belirleyici bir rol oynadı. Sanayi devrimi ile birlikte, manüfaktür üretimi büyük fabrika sistemine dönüştü;bu üretim sistemi, kitlesel üretim ve ayrıntılı işbölümü temelinde standart (vasıfsız) işçi tipini tarih sahnesine çıkardı. Kırdan koparılan kitlelerin mülksüzleştirilerek bu sistem içerisine dahil edilmeleri, sınıf mücadelesinin yükselmesine de zemin oluşturdu; mülksüz kitlelerin, toplumun diğer kesimlerinden farklılaşmış bağımsız çıkarları etrafında mücadeleye girişmeleri modern proletaryanın doğumunu müjdeledi.
20. yüzyıl tarihi boyunca gelişen işçi hareketlerinin, sendikaların ve siyasal örgütlerin dayandığı temel de bu işçi kitlesi; yani büyük ölçekli işyerlerinde düzenli biçimde istihdam edilen vasıfsız işçi kitlesi oldu. Bu işçi sınıfı yapısı, bugüne kadar varlığmı koruyan kitle sendikalarının temel dayanağını oluşturdu.
Elektriğin temel enerji kaynağı haline gelmesiyle sıçrama kazanan bu üretim sistemi Fordist üretim biçimi (bant sistemi) ve Taylorist (fabrika içi ayrıntılı işbölümü) ,emek yönetimi teknikleriyle dünya çapında egemenlik kazandı. Bu sistem 1970'lere kadar egemenliğini korudu.
Gizli Eşcinsellik mi Açık Homofobi mi? - Umut Güner
Bu gizli eşcinsel tartışması beni hep endişelendirmiştir. Fatih Altaylı’nın kadın düşmanlığının arkasında gizli eşcinsellik yatıyor yönündeki yazısına ilişkin bir şeyler söylemek istedim.“Gizli eşcinsel tartışılması” çok tehlikeli bir tartışma ve bu tartışmalarda ön plana çıkartılması gereken şey nefret söylemi yayan cinsiyetçi kişilerin yatağa kimle girdikleri ya da giremedikleri değil! Zihniyetlerinin nasıl bir idoloji ile şekillendiği üzerine konuşmak lazım.
“Gizli eşcinsel misin” sorusu politik olarak bence çok yanlış bir soru. En önemli nedeni biz cinsel yönelim veyahut cinsiyet kimliğinin kişilerin iradesi dışında ifşa edilmesini de mahremiyet hakkının ihlali olarak görüyoruz ve bunun üzerinden politika yapıyoruz. “Masum” yurdum insanının ifşa edilmesi ne kadar suç ise Fatih Altaylı gibi birinin de cinsel yönelimi üzerinden bir şeyler sorgulamak o kadar suçtur.
Bir başka bakış açısı da eril dilin bahsettiği had bilmezliği neden kişinin cinsel yönelimine bağlıyoruz! Fenerbahçeli olmasına, 40’ını aşmış olmasına, atıyorum esmer olmasına, sünnetli olmasına, bekar ya da evli olmasına bağlamıyoruz!!! Neden ilk aklımıza cinsel yönelimi geliyor? Yoksa biz de erkekliğinden vurarak belaltından dalmış mı oluyoruz? Örneğin faşist bir adama “yoksa sen Kürt müsün” ya da “Ermeni misin” soruların sormayı ayıp sayıyorsak, (ya da gizli kürt müsün diye soramıyorsak zaten) eril dilin cinsel yönelimle ilişkisini bu kadar rahat nasıl kuruyoruz?
Gizli eşcinsel mi? Sorusunun arkasında aslında açık olarak yaşamayan ya da yaşayamayacağını düşünen eşcinsel, biseksüel ve trans kadın ve erkekleri de hafiften inciten bir durum var. Ayrıca “açık olma” haline fazlaca bir yükleme yapıyoruz. Cesaretli, cesur, mert, açık sözlü gibi bir yükleme yapıyoruz. Valla açık olmanın matah bir yanı yok sanırım bunu belirtmek gerekiyor.
İkincisi olarak da burada gizliliğe tam da Türk Dil Kurumu’nun “ibne” olmanın sözlük anlamına verdiği bir yüklemenin yapılıyor olmasından endişe ediyorum.
NATO’NUN KAÇINILMAZ SAVAŞI - Fidel Castro Ruz
Mısır ve Tunus’un aksine Libya, Afrika’nın İnsani Gelişim Göstergesi’nde ilk sırada yer almaktadır ve kıtadaki yaşam ömrü en yüksek ülkedir. Devlet tarafından eğitime ve sağlığa özel bir önem verilir. Şüphesiz nüfusun kültürel seviyesi bakımından da en yüksek ülkedir. Halk açlıktan ve yoksulluktan muzdarip değildir. Sorunları diğer ülkelerden daha farklıdır. Bu ülke, hırslı üretim ve toplumsal kalkınma planlarını gerçekleştirmek için çok sayıda yabancı iş gücüne ihtiyaç duydu. Bu nedenle, Mısır’dan, Tunus’tan, Çin’den ve diğer başka ülkelerden yüzlerce, binlerce işçi aldı. Biriktirdiği inanılmaz serveti, şu an insan hakları adı altında müdahale etmek isteyen zengin devletlerin bankalarına yatırdı.
Medyanın yalan haberleri dünya kamuoyunda kafa karışıklığına yol açtı. Telesur gibi, ciddi ve itibarlı haber ajansları muhabirlerini ve kameramanlarını iki gruba da gönderme ve böylece neler olup bittiğini anlama sorumluluğunu üstlendiler.
Şüphesiz ki, Bingazi’deki protestolardaki genç insanların, erkekleri, çarşaflı ve çarşafsız kadınların yüzleri hakiki bir öfkeyi yansıtıyordu.
Medyanın yalan haberleri dünya kamuoyunda kafa karışıklığına yol açtı. Telesur gibi, ciddi ve itibarlı haber ajansları muhabirlerini ve kameramanlarını iki gruba da gönderme ve böylece neler olup bittiğini anlama sorumluluğunu üstlendiler.
Şüphesiz ki, Bingazi’deki protestolardaki genç insanların, erkekleri, çarşaflı ve çarşafsız kadınların yüzleri hakiki bir öfkeyi yansıtıyordu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İlgilenilenler
- Niwemang - Half Moon (Yarım Ay) - İZLE
- Kimse İran Kedilerinden Bahsetmiyor - İZLE
- UMUT / Yılmaz Güney - İZLE
- Türk Hamlesi / Turkish Gambit - İZLE
- Olimpia Garajı (Türkçe Dublaj ) - İZLE
- ARARAT - İZLE
- Ulis'in Bakışı - İZLE
- KUTSAL YÜREK - İZLE
- Çingeneler Zamanı - İZLE
- Otobüs-The Bus (Yasaklı film) - İZLE







