Dünya Sosyal Forumu, Mısır ve değişim –Immanuel Wallerstein

Dünya Sosyal Forumu (DSF) hala hayatta ve ayakta. 6-11 Şubat arasında Senegal, Dakar’da toplandı. Öngörülemeyen bir tesadüfle, aynı hafta Mısır halkı Hüsnü Mübarek’i tahtından indirdi ve hareketin başarıyla sonuçlanması forumun kapanış oturumuna denk geldi. DSF tüm haftayı Mısır’ı selamlayarak ve Tunus ve Mısır’daki devrimlerin başka bir dünyayı mümkün kılmak (kesinleştirmek değilse bile mümkün kılmak) hedefindeki değişim programları açısından anlamını tartışarak geçirdi.

60 bin ila 100 bin kişi arasında olduğu sanılan önemli sayıda insan bu foruma katıldı. Böyle bir organizasyonu düzenlemek için DSF’nin ihtiyacı güçlü yerel toplumsal hareketler olduğu kadar (ki Senegal’de vardı) forumun düzenlenmesini en azından tolere edecek bir hükümetti. Senegal’deki Abdoulaye Dade hükümeti her ne kadar birkaç ay önce finansmanının üçte ikisini karşılayacağına ilişkin verdiği sözden dönse de DSF’nin düzenlenmesini “tolere” etmeye hazırdı.

Bana ‘Old and Wise’ı Çal - (Kısa Film)

Yönetmen : Çağan Irmak
Senaryo   : Çağan Irmak
Oyuncular: Derya Alabora, Erkan Can, Nedim Doğan, Tomris İncer,Naz Öncel
Çağan Irmak'ın 1998 yılında çektiği kısa filmi.

Başrollerinde Derya Alabora ile Erkan Can'ın oynadığı film, Irmak'ın sonradan senaryosunu yazacağı gerilim serisi Kabuslar Evi'nin ilk ipuçlarını vermektedir.Çağan Irmak, bu filmi çekmeden önce Şaşıfelek Çıkmazı dizisinde yönetmen Mahinur Ergun'un asistanlığını yapmıştır. Bu dizinin de başrol oyuncusu Derya Alabora'dır.
Ayrıca Irmak, bu filmle 1998 İFSAK Kısa Film Festivali Birincilik Ödülü'nü kazanmıştır.
Filmin konusuna gelince: Oğuz, gece saatlerinde program yapan bir radyo programcısıdır. Bir gece, Onur adında bir adam, kendisinden Eda adında bir kadın için The Alan Parsons Project'ten Old and Wise adlı şarkıyı çalmasını ister...

Bahreyn'de eylemler hız kazandı...- VİDEO

Bahreyn'in başkenti Manama'da binlerce hükümet karşıtı gösterici kent merkezindeki İnci Meydanı'ndan ayrılmıyor.
Göstericiler, talepleri yerine getirilene dek meydanı terk etmeyeceklerini söylüyor. Göstericiler öncelikle, Başbakan Prens Şeyh Halife bin Salman El Halife'nin istifa etmesini ve siyasi reformlar yapılmasını istiyor. Bahreyn Başbakanı, ülkenin bağımsızlığını ilan ettiği 1971'den bu yana görevde. Ülkede Şii muhalifler anayasal monarşi talebinde bulundu. Muhalif Ulusal İslami Uzlaşma Birliği'nin lideri Şeyh Ali Salman, başbakanın halk tarafından seçilmesine olanak sağlayacak bir 'anayasal monarşi' istediklerini söyledi. Şeyh Salman ayrıca din adamlarının yönetimde olduğu İran modeli üzerine kurulu 'dini bir devlet' istemediklerini belirtti. Bahreyn'de oturma eylemi yapan göstericilerin diğer talepleri arasında; siyasi mahkumların serbest bırakılması, daha fazla kişiye iş ve ev verilmesi, daha temsili bir meclisin oluşturulması ve halkın yeni bir anayasa hazırlaması da var.
İnci Meydanı'nda yaklaşık 10 bin kişinin olduğu belirtiliyor. Bahreyn'de Pazartesi günü göstericilerden biri güvenlik güçlerince öldürülmüştü. Dün de bu göstericinin cenaze töreni sırasında çıkan çatışmada, bir kişi daha yaşamını yitirmişti. Muhalefet de bu gelişmeler sonrası, meclis faaliyetlerini boykot edeceğini duyurdu. Şiilerin destek verdiği Ulusal İslami Uzlaşma Birliği'nin milletvekillerinden Halil el Marzuk, ölen eylemcileri 'şehit' diye tanımlamıştı. Grubun 40 üyeli parlamentoda 18 sandalyesi bulunuyor. Bahreyn İçişleri Bakanlığı, protestocuları öldürdükleri iddia edilen polislerin gözaltına alındığını duyurdu. Kral Namad bin İsa El Halife de televizyondan halka hitap edip, ölümlerin soruşturulacağını açıkladı ve siyasi reformları sürdürme sözü verdi.

Gönül Yarası (2004) - İZLE

Yönetmen: Yavuz Turgul
Senaryo Yazarı:Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Meltem Cumbul, Timuçin Esen, Güven Kıraç, Sümer Tilmaç,
Konu: Bütün hayatını Anadolu’nun ücra köşelerinde öğrencilerine adamış, bunun uğruna karısı ve çocuklarından bile vazgeçmiş bir öğretmen Nazım (Şener Şen). Psikopat kocasından kaçıp, kızıyla birlikte İstanbul’a yerleşen ve bir pavyonda çalışan türkücü Dünya (M. Cumbul). Eski karısı Dünya’ya takıntılı bir aşkla bağlı, gözü kara, sevdası için dünyayı yakacak kadar çılgın bir adam: Halil (T. Esen). Nazım Bey, Anadolu’da öğretmenlik yapmaktadır. Emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleşir ve emekli maaşının bağlanmasını beklerken arkadaşı Takoz’un taksisinde çalışmaya başlar. Dünya ise pavyonda çalışan ve eski kocası Halil ile başı belada olan zor durumda bir kadındır. Bir gün, Nazım’ın taksisine bindiğinde her ikisinin de hayatı değişir. Nazım, Dünya’yı her gün işe götürüp getirmeye başlar. Bir gün Dünya’nın eski kocası pavyonu basınca, Nazım, Dünya ve küçük kızına sahip çıkar.

Tarımda Neoliberal Dönüşüm ve Küçük Köylülüğün Tasfiyesi - James Petras

James PetrasKöylü hareketleri ve ekolojik hareketler ile ilgili konuşmama günümüzdeki uluslararası duruma odaklanarak başlamak istiyorum. Bugünkü uluslararası durumun; köylü sosyal hareketleri ve köy yaşamındaki gelişmeler üzerinde belirleyici olan iki temel etkeni var.

Uluslararası durumun birinci etkeni; uluslararası pazarlardaki yüksek metal ve tarımsal ürün fiyatları. Bu yüksek fiyatlar tarımsal-ticaretin gelişmesini teşvik etti. Yüksek tarımsal ürün fiyatları ve tarıma büyük ölçekli sermaye girişi sonucunda çok belirgin olarak toprak fiyatları yükseldi. Aynı zamanda tarım ilacı, kimyasal gübre ve genetiği değiştirilmiş tohum gibi kimyasal girdilerin de fiyatları arttı. Bu etkenler, yüksek tarımsal ürün fiyatları, değerlenen toprak ve büyük ölçekli tarımsal ticaretin gelişmesi sonucu, çiftçi ve küçük üreticilerin büyük çapta tasfiyelerine neden oldu. Aynı zamanda köylünün toprak sahibine ödediği kira arttı. Böylece uluslararası fiyatların artışı büyük toprak sahiplerinin yararına olurken, tarımsal işçiler ile kiracı köylüler için yıkım oldu. İlk defa Wall Street, Londra Borsası ve diğer büyük borsalar büyük ölçekli toprak mülkiyeti için yatırım yapıyorlar. Özellikle Brezilya ve Arjantin’de. Yalnız tarımsal ticaret değil, aynı zamanda pek çok yüksek riskli yatırım fonuyla da tarıma yatırım yapılıyor.
Peki fiyatlar niçin yükseldi? Yabancı sermayenin büyük ölçekli yatırımla büyük miktarda toprak alması işlemini teşvik etmek için. Doğrudan doğruya iki etken, biri Çin’de, diğeri Hindistan’da yükselen talep. Bu iki ülkenin sanayileşmesi ve insani tüketiminin artması uluslararası stoklar üzerine baskı yaratıyor. Giderek artan bir öneme sahip ikinci etken; benzin, petrol ve enerjideki fiyat artışıdır. Petroldeki yüksek fiyat artışı yanı sıra ethanol üretiminde büyük ölçekli bir artış var. Ethanol, tahıla büyük ölçekli yatırım demek. Ama gıda tüketimindeki tahıllara değil, ethanol için gereken tahıllara. Bugün tarımdaki

2010' da Asya'da Hak Mücadeleri - Ulaş Başar Gezgin

2010’da, Asya halklarının hak mücadeleleri açısından, diğer yıllarda da görüldüğü gibi, ülkeler düzeyinde ve her bir ülke içinde inişler çıkışlar görüldü. Asya’nın en hareketli ülkelerindeki mücadeleler, anlatmaya değer.

Tayland

Dünya gündemini 2010’da en çok meşgul eden ülkelerden biri, Tayland’dı. Hani şu insanlarının edilgen, güleryüzlü, suya sabuna dokunmayan nitelikte olduğu söylenen ülke. Hani şu ‘yaprak bile kıpırdamaz’ dedirten ülke. Kısa adıyla ‘kırmızı gömlekliler’, uzun adıyla ‘Diktatörlüğe karşı Demokrasi için Birleşik Cephe’ olarak bilinen hareket, daha önceki yıllarda, Kral’ın, onun destekçisi olan para babalarına ve onların tezgahladığı askeri darbeye karşı, bir başka para babasını (Taksin Şinavatra) desteklemek gibi bir yanlışın içindeydi. Geniş kitleler, düzenin adaletsizliklerini görüyor; ancak, bu adaletsizliklere karşı, yanlış olarak ‘yoksul dostu’ saydıkları bir başka adaletsizlik anıtına arka çıkıyordu. İlerleyen günlerde, bu yanlış bilinç, ne istediğini bilen, “al birini vur ötekine” bakışını içselleştirmiş bir bilince evrildi. Kırmızı gömlekliler, şu an başta olan Tay hükümetinin darbeyle geldiğine ve darbeciler tarafından desteklendiğine dikkat çekerek, meclisin ve hükümetin dağıtılıp adil seçimlere gidilmesini savunuyor. Hükümet, pes edeceğe benzemiyor; ancak, kırmızı gömleklilerin, çok güçlü ve çeşitlilik gösteren eylemleriyle, hükümeti dize getirme noktasına neredeyse vardığı anlar oldu.

14 Mart 2010’da, Bangkok, Tayland tarihinin en büyük gösterilerine tanık oldu. Özellikle Kuzey ve Kuzeydoğu Tayland’dan gelen onbinlerce gösterici, sokakları, giydikleri kırmızı giysilerle renklendirdiler. Hükümetin ve ordunun denetiminde olan basın, kendilerinden hep bekleneceği gibi, gösterici sayısını düşük gösterdi. Gösteri örgütçüleri, gösteriye katılanlar arasında gönüllü olanlardan kan toplayıp hükümet konağı ve diğer çeşitli resmi kurumlar

DENGE OLUŞTURALIM DERKEN -Dünya Tarihinde İlginç Olaylar

Tirana Ölüm, Yaşasın Yeni İmparator
İÖ 10, Roma
Jul Sezar'ın yönetimi altındaki Roma savaş ganimetleriyle güçlenmiş ve zenginleşmiş bir imparatorluğun merkeziydi, yüzyıllarca önce Roma'nın soylu ailelerinin yaşadıkları ve hatta üzerinde tarım yaptıkları toprakları, şimdi zengin Romalı senatörler köle çalıştırarak işletiyorlardı. İmparatorluğun özgür vatandaşları yoksullaşıyordu. Ne çiftlikleri onların verimli topraklarıyla, ne de güçleri köle fabrikalarının üretimiyle boy ölçüşebilecek durumdaydı.

Roma şehrinde yaşayanların sayısı birkaç bin kişiden iki milyonun üstüne çıkmıştı. Bu kadar insanı beslemek şimdiden hazineye ve tüccar denizcilere zor geliyordu. Şehir halkını beslemek için gereken tahıl, Mısır'ı ve bugün Balkanlar diye bilinen Romalıların Panoria adını verdikleri bölgeyi fethetmelerinin önemli bir nedeniydi. Her iki bölgede de tahıl bol miktarda vardı. Nüfusu artan, aç Roma kendisini yönetenlerden çok şey bekliyordu.

Bütün hükümetlerde olduğu gibi bürokrasi kendi kendine varolmaya başlamıştı. Rüşvet yeme toplumun her kesiminde almış başını gidiyordu. Genellikle rüşvet, alınmamasını kontrol etmekle görevli zengin senatör aileleri tarafından destekleniyor ve korunuyordu. Lejyonlar az sayıda İtalyan, daha çok da yeni fethedilmiş ülkelerin vatandaşlarının egemenliğindeydi.

Türlerin Eşitliği, Darwin Sonrası Ahlakının Mantıksal Sonucudur

Türcülük terimi 35 sene kadar önce Oxford’da bir hamamda uzanmış yatarken geldi aklıma. Irkçılık ya da cinsiyet ayrımcılığı gibi bir şeydi- ahlaken alakası olmayan fiziksek farklılıklara dayalı bir önyargıydı. Darwin’den bu yana  insanların evrim aracılığıyla diğer bütün hayvanlarla akraba olduğunu biliyoruz; o halde diğer bütün türlerin topyekûn baskı altına alınmasını nasıl meşrulaştırabiliriz? Bütün hayvan türleri acı ve ızdırap yaşayabiliyorlar. Hayvanlar bizim gibi çığlık atıp bizim gibi acıdan kıvranıyorlar; sinir sistemleri bizimkine benziyor, sinir sistemleri bizim acı çekmemizi sağlayan aynı biyokimyasalları içeriyor.

Diğer insanların acısına ve ızdırabına gösterdiğimiz ilgiyi bütün acı çekebilen canlıları kapsayacak şekilde genişletmeliyiz, bunu yaparken onun cinsiyetini, sınıfını, dinini , ulusunu ve türünü de gözönüne almamalıyız. Gerçekten eğer uzaylıların da acı hissedebildiği ortaya çıkarsa ya da acı hissedebilen makineler üretebileceğimiz bir gün gelirse, o zaman ahlaki çemberimizi onları da kapsayacak şekilde genişletmemiz gerekir. Acı çekebilmek diğer canlılara haklarını teslim etmek ya da aslında diğer canlılara ilgi göstermemizdeki tek iknâ edici temeldir.
“İçkin değer” gibi başka nitelikler de önerildi. Ama değer potansiyel bilinç veya bilinç yoksunluğu söz konusuyken böyle bir şey var olamaz. Bu yüzden

El-Hamalawy: Cunta için orta sınıf, sürekli devrim için emekçiler

Mısır’ın önde gelen sosyalistlerinden olan Hossam el-Hamalawy, Mısır’da yönetimin askeri yüksek konseye devredilmesinin ardından, mevcut durumun çok da olumlu olmadığına dair bir metin kaleme aldı. el-Hamalawy’ye göre ordu bugüne kadar Mübarek rejimini ayakta tuttu ve cuntanını halkın taleplerini karşılaması mümkün değil:

Dünden beri, aslında daha öncesinden beri orta sınıf Mısırlıları protestoları durdurmaya ve işlerine dönmeye çağırıyor, bunu vatanseverlik adına yapıyor, “Mısır’ı yeniden inşa edelim”, “eskisinden daha çok çalışalım” vb. biçimdeki en gülünç ninnileri söylüyor. Eğer hâlâ bilmiyorsanız, aslında zaten yeryüzünün en çok çalışan insanları arasındadır.
Bu eylemciler, bizim demokrasiye geçiş konusunda Mübarek’in generallerine güvenmemizi istiyorlar –son 30 yıldaki Mübarek diktatörlüğünün bel kemiğini oluşturan aynı cunta. Ve ben ABD’den yılda 1.3 milyar dolar yardım alan Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi’nin sonuçta bir “sivil” hükümete geçişin mühendisi olacağına inanırken, bunun ordunun imtiyazlarına asla dokunmayacak bir sistemin devamlılığını garanti edecek, orduyu politikalar hakkında son sözü söyleyecek kurum olarak tutacak (Türkiye örneğinde olduğu gibi), bu İsrail apartheid devleti ile istenmeyen bir barış, ABD donanmasına Süveyş’ten güvenli geçiş, Gazze kuşatmasının

Tanrıkent (Cidade de Deus) - İZLE

Tanrı Kent  Brezilya - Fransa ortak yapımı dramatik suç filmidir. Portekizce özgün adı Cidade de Deus olan film İngilizce konuşulan ülkelerde de Türkiye'de olduğu gibi özgün adının tam çevirisi olan City of God adıyla gösterilmiştir. Türkiye'de basılan videolarında Tanrı ve Kent kelimeleri ayrı yazılmıştır. Film 13 Nisan 2003'te 22. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde de gösterildi.

Yönetmenliğini Fernando Meirelles ve Kátia Lund'un birlikte yaptıkları filmin senaryosunu Paulo Lins'in 1997 tarihli aynı adlı romanından Bráulio Mantovani uyarlayıp yazmıştır. Romanın yazarı da uzun yıllar konunun geçtiği gettoda yaşamıştı ve roman gerçek olaylara dayanıyordu.

"Cidade de Deus", kent içindeki çirkin ve suç odağı gecekonduları sistematik bir şekilde kent dışına taşıma projesinin bir parçası olarak 1960'larda kente uzak bölgelerde Brezilya hükümeti eliyle kurulmuş gecekondu önleme yerleşkelerinden birinin, belki de en ünlüsünün

Tunus ve Mısır'da yükselen karşıdevrimler -Mahdi Darius Nazemroaya

“Süleyman kısa açıklamasında şöyle dedi: ‘Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek Mısır cumhurbaşkanlığı görevini bırakmaya karar verdi ve ülkenin yönetimi konusunda silahlı kuvvetler yüksek konseyini görevlendirdi. Allah herkesin yardımcısı olsun.’

Süleyman konuşmasını bitirmeden önce Kahire sokaklarında alkışlar duyulabiliyordu. Ordunun demokratik seçimleri garanti altına alan daha önceki taahhütlerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmese de, kitleler Mübarek’in 30 yıllık otoriter yönetiminin bitmesini sevinçle karşıladı.

‘Mısır özgürdür! Mısır özgürdür!’ diye bağırıyorlardı Tahrir Meydanı’nda. ‘Rejim çöktü.’
”

Washington Post gazetesi (11 Şubat 2011)
Küstah bir firavun çökmüş durumda. Mısırlılar ülkelerinin özgür olduğu nidalarını atabilirler, ancak mücadele bitmemiştir. Mısır Birleşik Arap Cumhuriyeti henüz özgür değildir. Eski rejim ve aygıtları halen yerli yerinde durmakta ve toz duman olan ortalığın yatışmasını

Diyeceksiniz ki korku bir bilim değildir - Korku Çağı - Albert Camus

XVII. yüzyıl, matematik çağı, XVIII. yüzyıl fizik çağı, XX. yüzyılımız korku çağıdır. Diyeceksiniz ki korku bir bilim değildir. Ama, bu korkuda bilimin payı var. Çünkü kuramsal alandaki son gelişmeleri onu kendi kendini yadsımaya götürdü; pratik alandaki gelişmeleri ise, bütün dünyayı yok edebilecek duruma geldi. Üstelik, korku bir bilim sayılmasa bile, onun bir teknik olduğu su götürmez.


Yaşadığımız dünyada en göze çarpan şey, çoğu insanların, her çeşit inanç sahipleri dışında, gelecekten yoksun olmalarıdır. Geleceğe el atmayan, gelişme, iyileşme umudu olmayan bir yaşamın ne değeri olabilir? Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır. Doğrusunu isterseniz, benim kuşağımdakiler ve bugün atölyelere ve fakültelere girenler köpekçe yaşamış ve yaşamaktadırlar.


İnsanların geleceğe kapalı yaşamaları ilk kez bugün olmuyor elbet. Ama, insanlar eskiden konuşarak bağrışarak bu duvarı aşarlardı. Kendilerine umut veren başka değerleri yardıma çağırırlardı. Bugün kimse konuşmuyor (eski söylediklerini yineleyenlerden başka),