Mısır’da Neden İlericiler Kazanır? Paul Amar

1970′lerdeki İran Devrimi örneğinde “Tahran pazarcıları” (orta ölçekli tüccarlar ve dükkan sahipleri) büyük önem arz eden “salınan oy” haline gelmişler; İran Devrimi’ni soldan sağa, sosyalist bir isyandan İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasına doğru kaydırmışlardı. Mısır örneğinde kadın ve genç mikro-müteşebbislerin sosyal ve siyasi gücü tarihi tam tersi yöne götürecektir.
Mısır’ın alelacele göreve atanmış Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ömer Süleyman, 6 Şubat 2011′de eski muhafızları, yani bizim, Müslüman Kardeşler’in Müteşebbisler Kanadı diyeceğimiz grubu Mübarek’in başkanlık sarayının cilalı ahşap kaplı kabine odasında gösterişli bir toplantıya davet etti. Bu çay partisinin amacı, ulusal isyanı sona erdirip “normalliği” yeniden tesis edecek bir tür anlaşmayı tartışmaktı. Toplantının haberleri duyulunca blog evreni memnuniyet ve korku ifadeleriyle dolup taştı. Siyasi solun da sağın da kabus senaryoları gerçek mi oluyordu yoksa? ABD/İsrail memuru Süleyman kendi askeri-polis aygıtını, eski İslamcı sosyal hareketin daha muhafazakar kanadının gücüyle mi birleştirecekti? Haberleri duyan İran dini lideri tebriklerini gönderdi. Amerika’nın Glen Beck ve John McCain’i de dünya savaşları ve Kozmik Halifeliğin kaçınılmaz yükselişi hakkında coşkuyla atıp tutmaya başladı. Aynı gün, ismini açıklamayan bir Beyaz Saray yetkilisi Associated Press’e Müslüman Kardeşler’e odaklanmayan, onları bu oyunda baş aktör olarak görmeyen “akademik tipler”in “b.k çukuru” olduğunu söyledi. Öyle görünüyor ki Beyaz Saray, Mısır İstihbarat Servisi Başkanı Süleyman’ın güvenilecek türden keskin bir zeka olduğuna inanıyor. Oysa Süleyman, 3 Şubat’ta verdiği bir söyleşide Mısır’daki isyanın sebeplerini İsrail ile Hamas’ın

TÜTÜN ZAMANI - YILMAZ GÜNEY (1959) - İZLE

Yönetmen ve Senaryo : Orhan M.Arıburnu
(Necati Cumalı'nın aynı adlı romanından)
 
Görüntü Yönetmeni : Memduh Yükman
 
Müzik : Muzaffer Sarısözen
 
Oyuncular : Yılmaz Güney, Cavidan Dora, Orhan M.Arıburna, Ulvi Uraz, Ahmet Tarık Tekçe, Sevim Çağatay
 
Yapımevi (şirket) : Duru Film (Naci Duru)
 
Konu : Sevdiği kızı kaçırıp hapse giren ve sonunda köylülerin aracılığıyla Zeliha'sına kavuşan tütün işçisi Cemal'in öyküsü. İyi seyirler dileriz.

İsyan ateşi İran’ı da ısıtıyor

2009’da ‘Yeşil Devrim’ adı verilen isyanla sarsılan, ancak isyanın bastırılmasında sonra sessizliğe gömülen İran’da muhalefet yeniden eyleme geçiyor. Eylem tarihi 14 Şubat

Mısır ve Tunus’taki isyanları destekleyen açıklamlar yapan Ahmedinejad yönetimi, bir yandan da isyanların İran’a sıçramasını önlemeye çalışıyor. Ancak muhalefet çoktan hareketlenmeye başladı. Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Karrubi liderliğindeki muhalifler, Mısır ve Tunus’daki halk ayaklanmalarına destek olmak için 14 Şubat’da büyük bir gösteri düzenlemeyi planlıyor.

İranlı muhaliflerin asıl amacı ise ‘Yeşil Devrim’i yeniden canlandırmak.Cezaevinden yeni çıkan rejim karşıtı blog yazarı Seray Mirdemedi, karşı karşıya kaldıkları baskıları şöyle dile getirdi:
“Bir polis devletindekine benzer bir durum söz konusu. Tüm rejim karşıtları baskı altında. Ya ev hapsinde ya da cezaevindeler. Reform yanlısı partilerin, eğer tabii henüz yasaklanmadılarsa, faaliyetleri engelleniyor. Eleştiren gazeteler ise zaten kapandı.”

Yaratılışcıların onbeş saçmalığına, onbeş yanıt | John Rennie

1) Evrim yalnızca bir kuramdır; bilimsel bir yasa değildir.

Kuramın, ''kesinlik hiyerarşisi''nin ortalarında yer aldığı ilkokullarda öğretilir; yani kuram varsayımın üzerinde, yasanın altında yer alır. Ancak bilim adamları bu terimi bu şekilde kullanmazlar. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne (NAS) göre bilimsel bir kuram ''gerçekleri, yasaları ve test edilmiş varsayımları bünyesinde birleştiren doğal dünyanın bir durumunun gerçekleşmiş açıklaması''dır. Yasa, doğaya ilişkin tanımlayıcı genellemelerdir. Dolayısıyla bir bilim adamı evrim kuramından söz ettiği zaman -bu atomik kuram veya görelilik kuramı da olabilir- doğruluğu hakkında en ufak bir kuşku duymaz.

Değişim geçirerek ilerleme anlama gelen evrim kuramına ek olarak, insanlar evrim gerçeğinden de söz edebilirler. NAS'a göre gerçek ''doğru olarak kabul edilen ve kendini tekrarlayan gözlemlerdir''. Fosil kayıtları ve çok sayıda diğer kanıtlar organizmaların zaman içinde evrimleştiğini kanıtlar. Bu değişiklikleri kimse gözlemediği halde, dolaylı kanıtlar nettir, çapraşık değildir ve zorlayıcıdır.

Tüm bilimler dolaylı kanıtlara dayanır. Örneğin, fizikçiler atomaltı parçacıkları direkt olarak görmez, ancak bunların varolduğunu iyonlaşma odasında parçacıkların bıraktıkları izlerden anlar. Kısaca doğrudan izlenmemesi fizikçilerin vardıkları sonuçların doğru olmadığını göstermez.

Müthiş sinema zekası ve sınır tanımayan aktörlük yeteneği | Charlie Chaplin


Ünlü sanatçı Charlie Chaplin ve ünlü bilim adamı Einstein buluşuyor. Sohbet sırasında Einstein , Chapline itiraf ediyor: Sizi kıskanıyorum. Dünyanın bütün insanları sizin sanatınızı anlıyor ve size hayran.Chaplin itiraz etmiyor: Doğru, ama asıl sizi kıskanmak gerekir; sizi kimse anlamadığı halde herkes size hayran, karşılığını veriyor.

Charlie Chaplin in sessiz sinemaya veda ettiği film olan Modern Zamanlar, kapitalizmin giderek gelişmesiyle birlikte, insan doğasında belirmeye başlayan tektipleşme ve makineleşme unsurlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bantlarda ve dev makineler arasında çalışan insanların, sistemin işlemesi adına birer makine parçası haline gelmesi, filmin ana temasını oluşturur. Üretim ilişkilerinin toplumsal düzenin şekillenmesinde belirleyici bir etmen olduğunu gözler önüne seren film, “modern çağın” insan hayatına ve gündelik yaşamın gereklerine nasıl hakimiyet kurabildiğini tüm açıklığı ile ortaya koyuyor. İşte tam da bunun için hayatın, bir başka deyişle sistemin idamesi söz konusu olduğunda baskı kaçınılmaz oluyor. Modern Zamanlar filminin açılış sahnesinde gördüğümüz kocaman bir saat kapitalizmin hız ve teknoloji kavramlarına bir gönderme yapmaktadır. Ardından ağıllarına giden bir koyun sürüsünün görülmesi, her gün sermayeyi daha da beslemek adına bilinçsizce fabrikaya giden ve bir makine gibi çalışan işçileri yansıtmaktadır. Fabrikanın genel müdürü, George Orwell’ın “1984” adlı romanında yer alan Büyük Birader’le önemli ölçüde benzerlik göstermektedir. Sonuçta kapitalizmin kurumları ve onun uşakları her yerde aynı niteliği taşımaktadır. Daha sonra televizyonunu açıp emirler yağdıran müdürden en çok nasibini alan da serseri kahramanımız Şarlo’dur. Şarlo sisteme kanalize olmaya direnen emekçi halkın sembolüdür. İşçilerin köle gibi çalıştığı ve sürekli aynı işi yaptığı fabrikada Şarlo en sonunda aklını kaçırır. Bu düzen onu fabrikaya, akıl hastanesine, hapishaneye kapar. Sistem onun özgürlüğünü elinden alır ama umudunu, insanlığını elinden alamaz. Bu film Charlie Chaplin’in sınıf mücadelesini birçok yönüyle incelediği ve kapitalizmin kurumlarıyla alay ettiği Chaplin filmlerinin köşe taşlarından biridir.

FARC-EP: Yeni bir Kolombiya için verilen Kavganin Tarihi

 Direnişin Kronolojisi:

Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri- Halk Ordusu önderi Manuel Marulanda Velez yoldaş, şöyle diyordu:
´´ Ülkemizin tarihsel deneyimi gösteregelmiştir ki, diğer gerilla grupları gibi, FARC’ın ortaya çıkışı ve eylemi daha önceden süregelen ulusal sorundan türeyen koşulların olgunlaşma sürecine denk gelmektedir. Gerillanın ilk günlerinden, Kolombiyalılar üzerindeki despotik hükümet biçiminin basladığı o 1949 yılından bu yana…``
Manuel Marulanda Velez (MMV), Sur del Tolima (Tolima bölgesinin güneyinde) komunist bir çizgiye sahip yeni gruplar dahil, gerillalarının ortaya çıkışından ve  onlar arasında, 1949`da Chaparral (Chicalá, Horizonte, La Marina ve Irco) bölgesinde ilk kurulanlardan bahsediyor.
"Liberal gerillalarla, komunist gerillalar arasındaki ilk buluşma, Irco-Chaparral alanında gerçekleşiyor, 1950`nin sonlarına doğru."  MMV.
Chicala, Horizente ve Irco alanlarındaki gerilla yönetimleri merkez hattı sıradağlarının yüksek kesimlerini zaptetmek düşüncesiyle, birlikte bir ´Gerilla bölüğü` oluşturma konusunda anlaşıyorlar. Böylece, hareketin doğdugu alandaki baskıyı azaltmak ve halkın düşmanın olası misilleme saldırılarından zarar görmesini engellemek için, düşmanın dikkatini başka tarafa çekebileceklerini düşünüyorlardı. ´Sur del Tolima Gerillaları`nın birinci konferansı, Cambrin vadisine doğru ilerleme kararını aldı.
"El Davis bölgesine gelindiğinde,heyecan o kadar yüksekti ki, büyük bir kitle toplantısında, komunistler, orada kalma, Tolima`nın güneyi için güçlü bir müfreze kurma ve  birleşik bir askeri kurmay oluşturma önerisini kabul ettiler." MMV.
Böylece, Chaparral bölgesi komunist müfrezeleriyle, Gerardo Loaiza`nın liderliğindeki liberal öz-savunma birlikleri arasındaki işbirliği, Cambrin vadisinin yüksek kısımlarında kararlaştırılan El Davis komandosunun kurulmasına yol açtı. ´´Bu kurmay, birlikte yürütülecek misyonları ve bazı yerel, özellikle de Rioblanco bölgesindeki müfrezeleri yönetmek için kuruldu.``MMV.
Irco bölgesinde Aralık ayında gerçekleşen ikinci gerilla konferansıyla birlikte, komunistler

Küresel bir devrimin başlangıcına mı şahit oluyoruz? -Andrew Gavin Marshall

Kuzey Afrika ve Küresel Politik Uyanış,
Birinci Bölüm


İnsanlık tarihinde ilk defa hemen hemen tüm insanlar politik olarak bilinçli, birbiriyle iletişimli ve hareket halinde... Ortaya çıkan bu küresel eylemcilik, kişisel onur, kültürel saygınlık ve ekonomik fırsat arayışı içinde, yüzyıllarca süregelen gerek sömürgeleştirme, gerekse emperialist yoldan baskı altında tutulmanın anılarıyla acı bir şekilde zedelenmiş bir dünyada bir dalgalanma yaratmaktadır... İnsan onuruna dünya çapındaki özlem, bu küresel politik uyanış olgusunun doğasındaki önde gelen meydan okumalardan birisidir. O uyanış sosyal olarak oldukça büyüktür ve politik olarak radikalleştirmektedir… Neredeyse tüm dünyada radyoya ve televizyona, giderek artan oranda da internete ulaşma olanağı, ortak algılamalar ve politik ya da dini demagojik tutkuların canlandırdığı ve kanalize ettiği bir imrentiler topluluğu yaratmaktadır. Bu tür enerjiler egemen sınırları aşmakta ve en üstte Amerika´nın hâlâ tünemiş durumunda olduğu mevcut küresel hiyerarşiye olduğu kadar mevcut devletlere de engeller ortaya çıkarmaktadır.

Üçüncü Dünya gençliği özellikle hareketli ve kızgındır. Somutlaştırdıkları demografik devrim aynı zamanda bir politik zaman-bombasıdır… Onların potansiyel devrimci öncüleri, muhtemelen gelişmekte olan ülkelerin entelektüel seviyesi şüpheli, ´yüksek´ eğitim kurumlarında yoğunlaşan milyonlarca öğrenci arasından ortaya çıkacaktır. Yüksek eğitim seviyesi tarifine bağlı olarak, halen tüm dünyada 80 ile 130 milyon ´üniversite´ öğrencisi vardır. Tipik olarak sosyal güveni olmayan ortanın altı sınıftan gelen ve sosyal kızgınlık hisleriyle alevlenmiş bu milyonlarca öğrenci, büyük cemaatler içinde yarı-seferber, internetle birbirine bağlı ve yıllarca önce Meksika Şehri´ni veya Tiananmen Meydanı´nı ortaya çıkaran nedenleri daha geniş bir ölçekte yeniden oynamaya hazır, pozisyonlarını almış ve bekleyen-devrimcilerdir. Fiziksel enerjileri ve duygusal hoşnutsuzlukları bir nedenle yada bir inanışla ya da bir kinle tetiklenmeye hazır beklemektedir.

Mısırlı Devrimci Sosyalistlerin Bildirgesi

Şerefli şehitlerimiz için gurur duyuyoruz!
Devrimimizin zaferine!

Bugün olanlar, ülkemizin ve tüm Arap dünyasının tarihindeki en büyük halk devrimidir. Devrimimiz, şehitlerimizin fedakârlığı üzerine inşa edildi ve korkunun tüm engellerini üzerimizden attık. Suçlu ´liderler´ ve onların suçlu sistemi tahrip edilinceye, yok edilinceye kadar geri çekilmeyeceğiz.

Mübarek´in ülkeyi terk etmesi, devrimimizin son adımı değil, ilk adımı olacaktır.
İktidarın; Ömer Süleyman, Ahmet Şefik ve Mübarek´in diğer yakın dostlarının hâkimiyeti altındaki bir diktatörlüğe devredilmesi, aynı sistemin devamından başka bir şey değil. Ömer Süleyman, İsrail´in ve Amerika´nın dostu, vaktinin çoğunu Washington ve Tel Aviv arasında mekik dokuyarak geçiriyor ve onların çıkarlarına devamlı sadık kalan bir hizmetkar. Ahmet Şefik, Mübarek´in yakın dostu ve Mısır halkına dayatılan zulüm, baskı ve yağmada Mübarek´le el ele çalışıyor.

İhvanül Müslimin yolu nereye çıkar?/PERWER YAŞ

50 yıl sonra muhatap olarak masaya oturan Müslüman Kardeşler (İhvanül Müslimin) genel af, olağanüstü halin kaldırılması ve anayasa değişikliğinde ısrar ediyor. Ancak sadece Mısır’da 100 bin aktif üyesi olan, şiddete karşı çıkan, Şeriat’ı savunan örgütün iktidara gelmesi halinde Hamas gibi radikal mi, yoksa ‘ılımlı İslam’ çizgisinde mi olacağı merak konusu. Wikileaks belgelerine göre ise örgüt, uzun bir süredir ABD’nin yakın takibinde.

Ortadoğu’nun en etkili, kökleri yüzyıl öncesine giden Müslüman Kardeşler, diğer radikal İslamcı örgütler gibi şiddet kullanmamasıyla dikkat çekiyor. Hatta 11 Eylül saldırılarını kınayan örgüt, intihar saldırılarına da kesinlikle karşı çıkıyor. 70 ülkede örgütlü olan Müslüman Kardeşler, Mısır’daki halk ayaklanmasının ardından bölgenin en önemli aktörüne dönüştü.
Şu anda Mısır, Suudi Arabistan, Tunus ve Lübnan’da etkili olan örgüt, Halifeliğin kaldırılması ve İngiliz işgali üzerine medrese hocası Hasan al-Benna’nın öncülüğünde 1928 yılında Mısır’ın İsmaliye kentinde kuruldu.
20. yüzyılın başındaki uluslaşma ve sanayileşmenin de etkisiyle İslami değerleri ‘ılımlaştıran’ Müslüman Kardeşler; daha çok camiler, okullar, fabrikalar, işçi sendikaları ve hastanelerde örgütlendi.
Bir çeşit Abdülnasır’n ‘Arap sosyalizimine’ alternatif İslami rejimi öneren örgütün lideri al-Benan’ın 1949 yılında istihbarat tarafından sokak ortasında öldürülmesi, gücünü kırmaya yetmedi. Abdülnasır’ın 1952’deki darbesinden sonra Mısır’daki diğer parti ve örgütler gibi yasaklanan Müslüman Kardeşler, birçok kez iktidarın gazabına uğradı, ancak hala ülkedeki en etkili muhalefet.

Sinemacılardan Sansüre Karşı Bildiri

Sinema Emekçileri Sendikası ve farklı sinema oluşumları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sansür uygulamalarına dikkat çekerek kınama içeren bir bildiri yayımladı

Sine-Sen, Altyazı Sinema Dergisi, Documentarist – İstanbul Belgesel Günleri, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, YeniFilm Dergisi ve Yeni Sinema Hareketi, yaptıkları ortak açıklamayla Kültür ve Turizm Bakanlığı’nun sansür uygulamalarını kınadı.

Sinema alanındaki sansür uygulamalarından kaygı duyduklarını belirten sinemacılar, Arzu Köksal’ın Son Kumsal belgeselinin İnebolu’da belediye başkanı tarafından yarıda kesilmesini hatırlattı. Sinemacılar, Hüseyin Karabey’in Gitmek ve Kazım Öz’ün Fotoğraf filmlerinin de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müdahalesiyle uluslar arası festivallerin programlarından çıkarıldığını belirtti. Bu uygulamalara dikkat çeken kurumlar, son olarak Çayan Demirel’in Dersim 38 belgeseline getirilen dağıtım yasağına büyük tepki gösterdi.

Açıklamada Denetleme ve Sınıflandırma Kurulu’nun Dersim 38 belgeseline dağıtım yasağı getirdiği, mahkemenin kararı iptal etmesine rağmen bakanlığın sansür için hala çaba gösterdiği ifade edildi.

“Sinema sektörünü desteklemesi ve yaratıcı filmlerin yapımını teşvik etmesi beklenen bir kurumda, belgesel yapımını akla ziyan kalıplara sokmaya çalışan, yaklaşımını beğenmediği filmleri ise yasaklamayı marifet sayan bir zihniyetin egemen olması biz sinemacıları utandırmaktadır” denilen açıklamada Dersim 38 belgeseline dönük yasaklama çabalarının durdurulması istendi. Bildiriye imza atan sinema kurum ve oluşumları belgeselin hukuki mücadelesinin takipçisi olacaklarını ifade etti.
DERSİM'38 İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Sendika.Org

KANLI PAZAR ( Bloody Sunday) - İZLE

 Konu:  30 Ocak 1972 tarihinde Britanya askerleri, Kuzey İrlanda’nın Derry şehrinde, insan hakları için düzenlenen yürüyüşe katılan 13 silahsız sivil vatandaşı vurarak öldürür.
“Kanlı Pazar” olarak bilinen bu olay, modern İrlanda sorunu tarihinde önemli bir dönüm noktası olur. Hafif ölçekte bir uzlaşmazlığı iç savaşa dönüştüren gelişmeler, çoğu genç İrlandalı’nın IRA ordusuna katılmasına ve şiddet dolu 25 yıllık bir mücadele devrinin başlamasına neden olur.
Kanlı Pazar, 2002 Berlin Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alarak, İngiliz Parlemanto’sunun 30 yıl önceki filme konu olan olaylar hakkında yeniden soruşturma açmasına sebep oldu. Paul Greengrass filmografisinin en önemli filmlerinden olan Kanlı Pazar, politik sinemanın da en etkileyici örnekleri arasında yer alıyor.
Yapım:2002  İngiltere, İrlanda   
Tür:Dram, Tarih   
Yönetmen ve Senaryo: Paul Greengrass   
Süre:1 saat 47 dakika.
Oyuncular:Tim Pigott-Smith, James Nesbit

Zorunlu Göç ve Türkiye’de Neoliberalizm - Erdem YÖRÜK

Formel proleteryanın direnişi kırarak Türkiye'de neoliberalizme hoşgeldin diyen sermaye ve devlet, şimdi de Kürtleşmiş enformel proleteryanın yaklaşan uğultusuyla karşı karşıyadır: Türkiye varoşlarından tehlikeli bir ses yükselmektedir, ve bu ses de büyük ölçüde Kürtçe'dir.

Bu yazıda temel olarak şunu iddia ediyorum: Kürtlerin zorunlu göçü, Türkiye'de neoliberalizmin hem inşasını, hem de başarısını mümkün kılmıştır. Türkiye'de neo-liberalizmin inşası derken, sermaye birikiminin uluslararası üretim, ticaret ve finans ağlarına eklemlenmesi ve devletin de bunu kolaylaştırıcı önlemler alması süreçlerini kastediyorum.
Söz konusu süreçlerin, üretim ve ticarette uluslarası şirketler arasındaki rekabetin, akışkan finans sermayesine erişimde de devletlerarası rekabetin arttığı dünya çapındaki yeniden yapılanmanın bir yansıması olduğu çokça kabul ediliyor. Küreselleşme denilen bu "esnek sermaye birikimi" döneminde Türkiye'de üretim yapan sermaye grupları üretimlerini giderek daha çok taşeron ağları üzerinden gerçekleştirirken, kayıtdışı, ucuz ve örgütsüz emek gücünü kullanarak dünya piyasalarında rakiplerine karşı avantaj yakalamaya çalışıyorlar. Devlet de özelleştirme uygulamaları ile ekonomiyi planlı bir strateji çerçevesinde sermaye gruplarına terk etmeyi seçiyor.
1980 sonrasına ilişkin temel süreçlerden biri bu neoliberal politikalar olsa da aynı dönemde Kürt hareketi bize başka bir tarih hazırlamaktadır. 1980'lerin sonundan itibaren PKK'nin güç kazanması ile yeniden yükselen Kürt hareketi, 1990'ların ilk yarısında yeniden güçlü bir halk hareketine dönüşmüştür.