İhvanül Müslimin yolu nereye çıkar?/PERWER YAŞ

50 yıl sonra muhatap olarak masaya oturan Müslüman Kardeşler (İhvanül Müslimin) genel af, olağanüstü halin kaldırılması ve anayasa değişikliğinde ısrar ediyor. Ancak sadece Mısır’da 100 bin aktif üyesi olan, şiddete karşı çıkan, Şeriat’ı savunan örgütün iktidara gelmesi halinde Hamas gibi radikal mi, yoksa ‘ılımlı İslam’ çizgisinde mi olacağı merak konusu. Wikileaks belgelerine göre ise örgüt, uzun bir süredir ABD’nin yakın takibinde.

Ortadoğu’nun en etkili, kökleri yüzyıl öncesine giden Müslüman Kardeşler, diğer radikal İslamcı örgütler gibi şiddet kullanmamasıyla dikkat çekiyor. Hatta 11 Eylül saldırılarını kınayan örgüt, intihar saldırılarına da kesinlikle karşı çıkıyor. 70 ülkede örgütlü olan Müslüman Kardeşler, Mısır’daki halk ayaklanmasının ardından bölgenin en önemli aktörüne dönüştü.
Şu anda Mısır, Suudi Arabistan, Tunus ve Lübnan’da etkili olan örgüt, Halifeliğin kaldırılması ve İngiliz işgali üzerine medrese hocası Hasan al-Benna’nın öncülüğünde 1928 yılında Mısır’ın İsmaliye kentinde kuruldu.
20. yüzyılın başındaki uluslaşma ve sanayileşmenin de etkisiyle İslami değerleri ‘ılımlaştıran’ Müslüman Kardeşler; daha çok camiler, okullar, fabrikalar, işçi sendikaları ve hastanelerde örgütlendi.
Bir çeşit Abdülnasır’n ‘Arap sosyalizimine’ alternatif İslami rejimi öneren örgütün lideri al-Benan’ın 1949 yılında istihbarat tarafından sokak ortasında öldürülmesi, gücünü kırmaya yetmedi. Abdülnasır’ın 1952’deki darbesinden sonra Mısır’daki diğer parti ve örgütler gibi yasaklanan Müslüman Kardeşler, birçok kez iktidarın gazabına uğradı, ancak hala ülkedeki en etkili muhalefet.

Sinemacılardan Sansüre Karşı Bildiri

Sinema Emekçileri Sendikası ve farklı sinema oluşumları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sansür uygulamalarına dikkat çekerek kınama içeren bir bildiri yayımladı

Sine-Sen, Altyazı Sinema Dergisi, Documentarist – İstanbul Belgesel Günleri, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, YeniFilm Dergisi ve Yeni Sinema Hareketi, yaptıkları ortak açıklamayla Kültür ve Turizm Bakanlığı’nun sansür uygulamalarını kınadı.

Sinema alanındaki sansür uygulamalarından kaygı duyduklarını belirten sinemacılar, Arzu Köksal’ın Son Kumsal belgeselinin İnebolu’da belediye başkanı tarafından yarıda kesilmesini hatırlattı. Sinemacılar, Hüseyin Karabey’in Gitmek ve Kazım Öz’ün Fotoğraf filmlerinin de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müdahalesiyle uluslar arası festivallerin programlarından çıkarıldığını belirtti. Bu uygulamalara dikkat çeken kurumlar, son olarak Çayan Demirel’in Dersim 38 belgeseline getirilen dağıtım yasağına büyük tepki gösterdi.

Açıklamada Denetleme ve Sınıflandırma Kurulu’nun Dersim 38 belgeseline dağıtım yasağı getirdiği, mahkemenin kararı iptal etmesine rağmen bakanlığın sansür için hala çaba gösterdiği ifade edildi.

“Sinema sektörünü desteklemesi ve yaratıcı filmlerin yapımını teşvik etmesi beklenen bir kurumda, belgesel yapımını akla ziyan kalıplara sokmaya çalışan, yaklaşımını beğenmediği filmleri ise yasaklamayı marifet sayan bir zihniyetin egemen olması biz sinemacıları utandırmaktadır” denilen açıklamada Dersim 38 belgeseline dönük yasaklama çabalarının durdurulması istendi. Bildiriye imza atan sinema kurum ve oluşumları belgeselin hukuki mücadelesinin takipçisi olacaklarını ifade etti.
DERSİM'38 İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Sendika.Org

KANLI PAZAR ( Bloody Sunday) - İZLE

 Konu:  30 Ocak 1972 tarihinde Britanya askerleri, Kuzey İrlanda’nın Derry şehrinde, insan hakları için düzenlenen yürüyüşe katılan 13 silahsız sivil vatandaşı vurarak öldürür.
“Kanlı Pazar” olarak bilinen bu olay, modern İrlanda sorunu tarihinde önemli bir dönüm noktası olur. Hafif ölçekte bir uzlaşmazlığı iç savaşa dönüştüren gelişmeler, çoğu genç İrlandalı’nın IRA ordusuna katılmasına ve şiddet dolu 25 yıllık bir mücadele devrinin başlamasına neden olur.
Kanlı Pazar, 2002 Berlin Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alarak, İngiliz Parlemanto’sunun 30 yıl önceki filme konu olan olaylar hakkında yeniden soruşturma açmasına sebep oldu. Paul Greengrass filmografisinin en önemli filmlerinden olan Kanlı Pazar, politik sinemanın da en etkileyici örnekleri arasında yer alıyor.
Yapım:2002  İngiltere, İrlanda   
Tür:Dram, Tarih   
Yönetmen ve Senaryo: Paul Greengrass   
Süre:1 saat 47 dakika.
Oyuncular:Tim Pigott-Smith, James Nesbit

Zorunlu Göç ve Türkiye’de Neoliberalizm - Erdem YÖRÜK

Formel proleteryanın direnişi kırarak Türkiye'de neoliberalizme hoşgeldin diyen sermaye ve devlet, şimdi de Kürtleşmiş enformel proleteryanın yaklaşan uğultusuyla karşı karşıyadır: Türkiye varoşlarından tehlikeli bir ses yükselmektedir, ve bu ses de büyük ölçüde Kürtçe'dir.

Bu yazıda temel olarak şunu iddia ediyorum: Kürtlerin zorunlu göçü, Türkiye'de neoliberalizmin hem inşasını, hem de başarısını mümkün kılmıştır. Türkiye'de neo-liberalizmin inşası derken, sermaye birikiminin uluslararası üretim, ticaret ve finans ağlarına eklemlenmesi ve devletin de bunu kolaylaştırıcı önlemler alması süreçlerini kastediyorum.
Söz konusu süreçlerin, üretim ve ticarette uluslarası şirketler arasındaki rekabetin, akışkan finans sermayesine erişimde de devletlerarası rekabetin arttığı dünya çapındaki yeniden yapılanmanın bir yansıması olduğu çokça kabul ediliyor. Küreselleşme denilen bu "esnek sermaye birikimi" döneminde Türkiye'de üretim yapan sermaye grupları üretimlerini giderek daha çok taşeron ağları üzerinden gerçekleştirirken, kayıtdışı, ucuz ve örgütsüz emek gücünü kullanarak dünya piyasalarında rakiplerine karşı avantaj yakalamaya çalışıyorlar. Devlet de özelleştirme uygulamaları ile ekonomiyi planlı bir strateji çerçevesinde sermaye gruplarına terk etmeyi seçiyor.
1980 sonrasına ilişkin temel süreçlerden biri bu neoliberal politikalar olsa da aynı dönemde Kürt hareketi bize başka bir tarih hazırlamaktadır. 1980'lerin sonundan itibaren PKK'nin güç kazanması ile yeniden yükselen Kürt hareketi, 1990'ların ilk yarısında yeniden güçlü bir halk hareketine dönüşmüştür.

Pepuk Kuşu Efsanesi


Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran dağların yamaçlarında kenger nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah! içinin kızıllığınca gül ve yangın her bahar lavlara korlara ateşlere düşer yüreğim bir söğüt dalının efil efil titreşen yaprağıdır yüreğimdeki açarım yarasını bakarım canyerimin ağlayamam acının ve sevginin kesiştiği yerde iki çığlık arasında kaldım ah acılı rüzgarlara bıraktım kanatlarımı istedimki kuş olayım kanatlarımın altında saklayayım alıp gideyim başımı dağ dağ göklere yazayım hasretimi istedimki ağaç olayım üzerinde yeşereyim gölge edeyim her yaz her güz dökülsün yapraklarım serileyim üzerine ah! edeyim istedimki yağmur olayım yüreklere yağayım her bahar sel olayım dere tepe katayım önüme tüm acıları denizlere, okyanuslara götüreyim istedimki ıstırabın sunaklarında karalanmış rengi olayım yaşamın sonsuzluğun kurgusunda cezalanmış acı binlerce yıllık geçmişimle her bahar beni anlatsın analar çocuklarına, babalar beni anlatsın istedimki yürekteki her çiçeği gözyaşlarıyla besleyeyim kuruyup gitmesin diye istedimki dağlara sesleneyim yazgımı özlemlere söylenen türkülere sesleneyim gelip geçenler okusun diye gözlerimdeki şiiri istedimki dağlara yazayım hasretimi ovalara, denizlere, gökteki yıldızlara yağmur olayım gökkuşağını hediye edeyim parça parça

Eichmann - (Türkçe Dublaj)

Yapım:2007 İngiltere, Macaristan
Yönetmen:Robert Young
Senaryo:Snoo Wilson
Yapımcı:Karl Richards
Görüntü Yönetmeni:Michael Connor
Müzik:Richard Harvey
Süre:1 saat 40 dk
Oyuncular:Thomas Kretschmann(Adolf Eichmann),Troy Garity(Avner Less),Franka Potente(Vera Less),Stephen Fry(Minister Tormer),
Péter Ambrus(Abraham Less
KONUSU:“Eichmann” bir savaş suçlusu olan nazi subayının soy ismidir. Adolf Eichmann Nazi Almanyası’nda üst düzey bir ulaştırma görevlisidir , savaştan sonra ortalıktan kaybolmuş ve izini kaybettirmiştir. İsrailli “Nazi Avcıları” çok uzun süren araştırmalar sonunda Eichmann a ulaşmayı başarmış ve onu mahkemeye çıkarmışlardır.1933 doğumlu Robert Young’ın yönetmen koltuğunda oturduğu bu film ikinci dünya savaşında yaşanan olayların yanı sıra Alman aktörlerden Thomas Kretschmann yer alıyorki zaten bu rolude bir almandan başkasına vermek gerçekten haksızlık olurdu , soruşturma takipçisi olarak Troy Graity’yi Avner Less rolünde görüyoruz. Ve yine eşi olarakta Franka Potente rolü üstlenmiş durumda.

”Devrimi İslamcılar Değil, Sıradan Genç Kadın ve Erkekler Yapıyor!”- VİDEO

NAVAL EL SAADAVİ’YLE SÖYLEŞİ

Mısırlı muhalif Naval El Saadavi, ABD’den yayın yapan “Demokrasi şimdi” radyosu yayıncısı Amy Goodman’la telefon söyleşisinde ayaklanmayı özetliyor: “ABD ve İsrail bizi İslamcılarla korkutup Mübarek’e mecbur etmeye çalışıyor. Bu devrimin İslamla ilgisi yok, genç kadın ve erkeklerin yoksulluk ve yolsuzluğa karşı ayaklanması bu.
Halk sokaklarda Mübarek’i iktidardan çekilmeye çağırıyor, katılıyor musunuz?
Hepimiz, çoluk çocuk, genç yaşlı ben de dahil bütün halk her gün sokaklardayız. Yaşım 80 ve yarım yüzyıldır bu rejiminin acısını çekiyorum. Sedat’ı hatırlıyorsunuz, ardından Mübarek geldi bildiğiniz gibi. Onların düzeni, kadın erkek bütün halka karşıydı. Ve zenginlerle fakirler arasındaki bu uçurumu yarattılar. Üstümüzde egemenlik kursun diye bu sermaye sınıfını yarattılar. Mısır bir Amerikan sömürgesi haline geldi. İsrail ve ABD’nin egemenliği altına girdik. Ve kadın ve erkek 80 milyon insan bu ülkede hiçbir söz hakkına sahip değil.
Ve altı gündür sokaklarda insanlar, ve Mübarek’e git diyorlar. Halkın iradesine saygısı olsa, çoktan çekip gitmiş olurdu. Demokrasi budur. Demokrasi nedir? Halkın iradesine saygı. Halkın kendisini yönetmesi. Gerçekten, şimdi mutluyuz.

Sınıf perspektifi olmayan halk hareketleri başarıya ulaşabilir mi? -Özgür Müftüoğlu

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde dikta rejimlerine karşı halk isyanları dalga dalga yayılmaktadır. Halkın isyan ettiği dikta rejimlerinin iki ortak yönü vardır. Bunlardan birincisi yarattıkları baskı rejimi sayesinde küreselleşme sürecinin gerekleri doğrultusunda ülkelerini ucuz emek alanlarına dönüştüren politikaları uygulamaya koymalarıdır. İkincisi ise yine yarattıkları baskı sayesinde halklarının sesini kesip, küresel kapitalizmin ve elbette bunun merkezi olan ABD’nin bölgedeki çıkarlarının bekçiliğini yapmaktır. Bu ülkelerde dikta rejimlerinin başlangıcı -tıpkı bizim 12 Eylül darbesi gibi- küreselleşmenin yaygınlaşmaya başladığı 1970’li yılların ortaları ile 1980’li yılların başlarına denk gelmektedir. Dikta rejimlerinin tümü demokrasinin sözde savunuculuğunu yapan tüm merkez kapitalist ülkeler tarafından da desteklenmişlerdir.

Dikta rejimlerine yönelen halk hareketlerinde yıllarca süren baskı rejimlerinin son bulması ve daha fazla demokrasi talebi öne çıkmaktadır. Bu talebin isyana dönüşmesinin ardında en önemli etken, dikta rejimlerinin uyguladığı politikalar yani küreselleşme sürecinin derinleştirdiği yoksulluk, işsizlik ve sömürüdür. Batıya biat eden ve bölge halklarının çıkarlarına ters düşen karaktersiz dış politika uygulamaları da yine isyanın büyümesine yol önemli etkenlerden bir diğeridir.

ET PARADOKSUNA KEYFE GÖRE  ÇÖZÜMLER
Marc Bekoff
Etolog


Milyarlarca fabrika çiftliği hayvanı ve diğer hayvanların damak tadımız uğruna acı çektiğine hiç şüphe yok, bu acıların çoğu gereksiz. Şimdi ise, yeni yapılan bir çalışma sonucunda insanlar hayvan yemeye devam edebilmek için işi kılıfına nasıl uydurduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. İngiltere’de Kent Üniversitesi’nden Steve Loughnan ve çalışma arkadaşları “’et paradoksundan’ yani hayvanlara zarar vermekten hoşlanmayıp et yemekten de vazgeçemeyen ve bundan kurtulmak isteyen insanlar bunu yedikleri hayvanın acı çekme kapasitesine sahip olmadığını söyleyerek yaptığını” ortaya koydu.
Hayvanların acı çektiğini öğrendiğinde bazı insanlar et yemekten vazgeçerken büyük çoğunluk ise bunu yapmıyor, yedikleri şeyin acı ve ızdırap barındırdığını bilmelerine rağmen etlerini yemeye devam ediyorlar. Bu insanlar sanki her şey son derece normalmiş gibi tabaklarında gelmiş bulunan hissetme yeteneğine sahip canlıların ahlaki statülerini reddediyorlar. Bu çok önemli, yapılan çalışma şunu gösteriyor, “tercih ettikleri düşünme biçimiyle tercih ettikleri davranış biçimleri arasında bir çelişki ortaya çıktığı zaman insanlar önce düşüncelerinden ve ahlaki standartlarından vazgeçiyorlar- davranışlarını değiştirmeyi tercih etmiyorlar. Ancak; çoğu insanın kendini et yeme zevkinden mahrum etme konusunda isteksiz olduğu, hayvanların aslında ahlaki hakları olduğu konusunda reddetmeye eğilimli olduğu ve yemeye devam etmekten yana olduklarından kuşku duyuyoruz.”

Hizbullah ve cevap arayan sorular

 Kürt illerinde 1991 yılında işlenen faili meçhul cinayetlerle ismini duyuran Hizbullah, son tahliyelerle yeniden Türkiye'nin gündeminde. Yurtsever Kürtlerin ve bağımsız kesimlerin gözünde derin devlet bağlantılı bir oluşum olduğu, desteklendiği, teşvik edildiği ve bu şekilde hayat bularak eyleme geçtiği yönündeki yaygın kanıya rağmen, Hizbullah gerek İsa Alpsoy'un yazdığı kitapta, gerekse internet üzerinden yaptığı açıklamalarda derin devlet bağlantısını kesin bir dille reddediyor.

Sadece Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü kayıtlarında kentte 90'lı yıllarda işlenen 840'tan fazla faili meçhul cinayet yaşandığı ve diğer Kürt illeriyle birlikte bu sayının binleri bulduğu gözönüne alınırsa, 1991-2000 yılları arasında kan deryasına dönen bölgedeki cinayetleri, sebeplerini ve faillerini irdelemek lazım.

Hizbullah'ın bunda ne kadar rolü var, derin devlet bağlantısı ne derecedir, serhildanların yaşandığı bir dönemde birden neden silaha sarılarak 'kafir' diye gördüğü güce karşı değil de yurtseverlere yönelik suikast eylemlerini yaptığını araştırmak lazım.

Hizbullah yayın organlarında sık sık saldırıları kendilerinin başlatmadığını, hep savunmada kaldıklarını, işlenen cinayetlerde kendi dışında oluşturulan 'Hizbülkontra' oluşumunun parmağı olduğunu iddia etse bile, henüz açıklanmamış birçok konunun olduğu, açıklananların da yetersiz olduğu aşikar.

17 Ocak 2000 devlet operasyonu ile darbe alan ve "Rahşan Affı" ile yardım-yataklık gibi suçlardan yargılanan örgütün üye ve sempatizanlarından yaklaşık 2 bininin dışarı çıkmasıyla Hizbullah aslında legal anlamda örgütlenmesine 2004-2005 yılından itibaren yeniden başladı.

Yani Hizbullah yeniden Türkiye yada Kürtlerin gündemine girdi değil. Hizbullah 20 yıldır bilinen ancak eylemsellik olmayınca gündeme gelmeyen bir örgüt. Sivil toplum örgütleri ile basın-yayın organları ile Hizbullah 17 Ocak operasyonu sonrasında bir süre duraksama gösterse bile son yıllarda hep gündemde olan bir örgüt. Kadrolarının henüz nedeni belli olmayan bir operasyonla, hukukçular tarafından bile tartışmalı olan 'tahliyeler!' sonrasında Hizbullah'ın tekrar hayat bulduğunu, hortladığını söylemek biraz safdillik olur.

Arap devrimci ruhundan niye korkalım ki? -Slavoj Zizek (The Guardian / ANF)

Tunus ve Mısır’daki ayaklanmalarda göze çarpmaması imkansız bir şey Müslüman köktenciliğin bariz bir şekilde yokluğuydu. Halk laik demokratik geleneğin en güzel örneklerinde görüldüğü gibi, yalnızca baskıcı bir rejime, onun yolsuzluklarına ve yoksulluğa karşı ayaklandı ve özgürlük ve ekonomik umut talep etti. Batılı liberallerin, Arap ülkelerinde gerçek demokratiklik anlayışının sadece dar bir liberal elit kesimle sınırlı olduğu ve büyük kitlelerin sadece dini köktencilik, ya da milliyetçilik saikleriyle harekete geçebileceği yolundaki negatif inancının yanlış olduğu kanıtlandı.
Büyük soru ise şu: Şimdi ne olacak? Bu işin içinden siyasi olarak kim kazançlı çıkacak?

Tunus’da yeni bir geçici hükümet atandığında, İslamcıları ve daha radikal solu dışladı. Bilgiç liberallerin tepkisi: “İyi, ikisi de aynı kapıya çıkar, iki totaliteryen aşırılık” şeklinde oldu. Ama işler bu kadar basit mi? Gerçek uzun dönemli çelişki tam da İslamcılar ile sol arasında değil mi? Rejime karşı bir an için birleşmiş olsalar bile zafere yaklaştıklarında bu birliktelik parçalanır, ve genellikle ortak düşmanlarına karşı verdikleri mücadeleden çok daha ölümcül bir kavgaya dönüşür.

Mısır: Telefonun ucunda devrime bir adım daha - Çiğdem Çidamlı

Mısır´ın başkenti Kahire tarihsel bir günü, Mısır halkı gerçek bir devrimi yaşıyor. Telefonun öbür ucundaki Mısırlı sosyalist arkadaşlarımız büyük bir heyecanla böyle diyor. Rejim güçlerinin bugünkü büyük gösteri öncesinde bütün yolları kapatmasına, toplu ulaşım araçlarını faaliyet dışı bırakmasına, interneti yasaklamasına ve şu ana kadar yaklaşık 200 insanı öldürmesine karşın, bu öğleden sonra Kahire´nin merkezindeki Tahrir Meydanı´nda toplananların sayısı 2 milyonu aştı. Mısırlı sosyalist gazeteci arkadaşımız Cihan, büyük bir kargaşanın içinden, telefonun ucundan heyecanla konuşuyor, coşkusu ve kahkahası sesine yansıyor: “Burada gerçek bir devrim oluyor. Tahrir´dekilerin sayısı 2 milyonu buldu. Herkes sokakta. Bu Mısır tarihinde ilk kez tanık olduğumuz bir olay. Bütün halk ´Mübarek defol git´ diye bağırıyor”.