Üç Maymun

Türkiye - Fransa - İtalya ortak yapımı Nuri Bilge Ceylan filmidir. Yönetmenin Uzak ve İklimler'den sonra Cannes Film Festivali'nin yarışmalı bölümüne kabul edilen üçüncü, toplamda ise beşinci uzun metrajlı filmidir. Başrollerini Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar ve Ercan Kesal'ın paylaştığı film, küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatır. Filmin adı da, acı ve sorumluluklardan, gerçeği görmeyerek, duymayarak ve gerçekler hakkında konuşmayarak kaçmaya çalışan karakterlere göndermedir. Üç Maymun genel olarak, "üç maymunu oynamanın" gerçekleri ortadan kaldırıp kaldırmayacağını sorgular. 61. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye için yarışan ve Nuri Bilge Ceylan'a en iyi yönetmen ödülünü kazandıran film, 81. Akademi Ödülleri'nde Türkiye'nin yabancı film dalında aday adayıdır. Konusu : Yaklaşan genel seçimlerde bir muhalefet partisinden aday olan işadamı Servet (Ercan Kesal), ıssız bir yolda olan ve ölüme yol açan bir trafik kazasının sorumluluğunu almamak için, o sırada araçta bulunmayan şoförü Eyüp’e (Yavuz Bingöl) para verip yalan söyleterek kendisinin yerine hapse girmeye ikna eder. Seçimde kaybeden Servet, hapisteki Eyüp'in karısı Hacer'le de (Hatice Aslan) ilişki kurar. Hacer'in durumu farkeden oğlu İsmail (Ahmet Rıfat Şungar), annesini suçlar. Bir yıl sonra hapisten çıkan Eyüp de olanları farkeder. İsmail ailenin "namusunu temizlemek" amacıyla Servet'i öldürünce Eyüp onun hapse girmesini önlemek için, daha önce patronunun kendisine yaptığı teklifi kimsesiz gariban bir gence yapacaktır.
Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Yapımcı: Zeynep Özbatur
Senaryo yazarı: Ebru Ceylan Ercan Kesal Nuri Bilge Ceylan
Oyuncular: Yavuz Bingöl Hatice Aslan Ahmet Rıfat Şungar Ercan Kesal Cafer Köse Gürkan Aydın
Görüntü yönetmeni: Gökhan Tiryaki Kurgu Ayhan Ergürsel Bora Gökşingöl Nuri Bilge Ceylan
Yapım yılı, ülkesi: 2008, Türkiye - Fransa - İtalya
Süre: 109 dakika

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI TARİHİ (18.yy-19.yy) - 1

Zanaâtten Sanayiye İlk Geçiş ve İşçi Sınıfının Doğuşu
19. yüzyılla birlikte geleneksel zanaâtlerin yapısında başlayan çözülmeyi Osmanlı'da kapitalizmin Batı Avrupa'daki gelişimi izlemedi, çöken zanaâtlerin yerini doğrudan doğruya burjuvalara ait sanayi işletmeleri almadı. Zanaâtlerin çöküşüne yol açan Batı Avrupa'nın mamul mallarının Osmanlı iç piyasasını işgal etmesi idiyse, fabrika üretimini gerekli kılan da ordunun çağdaş bir donanım edinme gerekleriydi ve büyük ölçekli sanayi işletmeleri, zanaatkar üretimim yıkan bireysel büyük ölçekli üretim birimleri olarak değil devlet kuruluşları olarak ortaya çıktılar. İlk Osmanlı sanayi kuruluşları maliyet kaygısı olmayan, pazar mekanizmalarından bağımsız, devlet siparişleriyle çalışan fabrikalardı. Ordunun talepleri doğrultusunda dokuma ve dericilik kollarında kurulan fabrikalar, Osmanlı sanayileşmesinin başını çekti.
İlk fabrikalardan biri Feshane'ydi. Yeni kurulan Osmanlı ordusu Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin fes ihtiyacını karşılamak üzere 1835'te İstanbul'da Kadırga'da imalata başlıyan fabrika, 1839'da Haliç'te Saray'a ait bir binaya taşındı. Önceleri hayvan gücüyle (katırlarla) işletilen araçlar daha sonra buhar gücü ile işleyen makinelerle donatıldı. Adı 1850'lerin başında Basmahane-i Âmire olarak değiştirilen Bakırköy'deki bez fabrikası Hazine-i Hassa'ca bağlı olarak kuruldu, zamanla geliştirilerek, maliyeti pahalı basmadan bez üretimine
geçti, îl 840'lann ikinci yansında Ohannes ve Bogos Dadyan biraderler tarafından kurulan İzmit Çuha Fabrikası'nm yanısıra bu kişilerin kendi hesaplarına kurduklan pamuklu ve ipek canfes fabrikası bir süre sonra Emlak-ı Hakanfye devredilerek Saray'a bağlandı.

Sermayeyi Endişelendiren ‘Açlık’ Değil, Açlık Ordusu

İlkel insan topluluklarının kaderi onbinlerce sene boyunca doğa koşulları tarafından belirlenmiş, kıtlık ve açlık insan topluluklarını karınlarını doyurabilecekleri verimli alanlara doğru göç etmek zorunda bırakmıştı. Tarım devrimi ve yerleşik hayata geçişle ile insanlık, doğa güçlerine boyun eğmekten kurtulmaya, doğayı dönüştürerek ona egemen olmaya, kendi hayat koşullarını üretebilmeye başlamıştır.
Sanayi devrimi insanın doğa üzerindeki hakimiyet mücadelesinin dönüm noktasını oluşturur. Son 200 yılda öyle muazzam bir teknolojik hamle gerçekleşti ki bugün insanoğlu ekvatordan Kuzey kutbuna, denizin binlerce metre altından uzaya kadar hemen bütün yerde yaşamını üretebiliyor. Bilim ve teknoloji sayesinde en iyi hayvan ırkları yaratıldı. Sulama, gübreleme ve tohum ıslahı sayesinde toprağın verimliliği onlarca kat arttı. İstenilirse çölün ortasında dahi tarım alanları yaratılabiliyor. Cep telefonlarını, yani uzaydaki uyduları kullanmak gündelik yaşamımızın yalın bir parçası haline geldi. eşdeğer uydularla bütün sene dünyada yetişmekte olan tarım ürünlerinin miktarları dahi saptanabiliyor.
İnsanın, asla değilse besin ürünleri üretimi bakımından, doğa üzerindeki egemenliği öyle bir aşamaya geldi ki, hava koşulları ne kadar olumsuz olursa olsun yaklaşık 6 milyar 300 milyonluk insan nüfusunun besin ihtiyacının kat be kat fazlasını üretebilme potansiyeline sahibiz. Bugün dünyadaki besin üretiminin, 10.5 milyar insanın sağlıklı beslenmesine yetebileceği hesaplanmaktadır.

TUNUS'DA MAHALLELER HALK KOMİTELERİNİN KONTROLÜNDE

Tunus: Gerçek bir devrim -Ebu Jahjah
Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi yerlerde dahi Arap rejimleri titriyor ve Arap halkı kabına sığmayan bir hareketlilik içinde. Bu devrimci canlanma bütün Arap dünyasında geçerli
Tunus devrimi bütün düzeylerde kendi mantığını kabul ettirmeye devam ediyor… Rejimin kalıntılarının, bazı taktiklerle (araçlarla sokaklarda dolaşıp insanlara ve evlere rasgele ateş ederek, altyapıyı tahrip ederek vs) kaosu yaymaya dönük girişimlerinin ardından, Tunus halkı her kentte ve her mahallede olmak üzere bütün ülkeye yayılan komitelerde örgütlenerek, sokaklarda devriye gezmeye ve halkı korumaya başladı. Hatta halk komiteleri eski rejimin milis güçlerinin de peşine düştü ve bir silahlı çatışmada iki milis gücü halk tarafından infaz edilirken bir kişi de şehit düştü.
İsrail’in karşıdevrimi desteklemek için Tunus’ta faaliyette olduğuna ilişkin haberler var. Ayrıca Libya’dan sabotaj amaçlı sızmalar olduğu da söyleniyor. Bunların münferit vaka mı yoksa arkası gelecek vakalar mı olup olmadığı bilinmiyor.

İSYANIN SESİ KUZEY AFRİKA

Cezayir Bağımsızlık Savaşı hakkında...BELGESEL (YENİDEN)
Cezayir ve Tunus'da oluşan isyan dalgası nedeniyle geçmişte yayınlaığımız (Cezayir Bağımsızlık Savaşı hakkında...) yazımızı ve belgeselimizi tekrar yayınlıyoruz iyi seyirler...

II. Dünya Savaşından önemli hasarla fakat galibiyetle ayrılan Fransa savaştan sonra iç politika istikrarsızlıklarının yanında, dışarıda ilk olarak Hindiçin (Vietnam) meselesiyle karşı karşıya kalmıştır. Fransa Hindiçin meselesini bu topraklardan çekilmek suretiyle 1954 yılında halletti. Fakat esas sorun şimdi Cezayir’de başlayacaktı.

Fransa Osmanlı toprağı sayılan Cezayir eyaletini 1830 yılında fiilen işgal etmiş ve burada tam bir sömürge sistemi kurmuştu. Fas ve Tunus’tan farklı olarak Cezayir’e ayrı bir önem atfeden Fransa bu topraklarla kendini bütünleşmiş sayıyordu. Bu nedenle Fas ve Tunus’a 1956 yılında bağımsızlık vermesine rağmen Cezayir meselesinde böyle davranmamıştır.
Cezayir Bağımsızlık Savaşının ilk meşalesini yakan 1931 yılında kurulan Abdülhamid bin Badis tarafından kurulan Cemiyetu'l-Ulemai'l-Muslimin ile 1936 yılında Messali Hac tarafından kurulan Cezayir Halk Partisi idi. Bunlardan ilki İslami ikincisi milliyetçi eğilimleri temsil ediyordu. Her iki örgüt de Cezayir halkının bağımsızlığını ve Avrupalılarla eşit haklara kavuşturulmasını amaçlıyordu.

KIRINTI -KISA FİLM-

Yazan-Yöneten: Arinsu Arslan
OYUNCULAR
Baba : Veli Sezgi
Çocuk : Serengil Demir
Dil: Kürtçe/İngilizce
ÖZET:Fakir bir ailenin sürekli televizyon izleyen çocuğu,televizyonda açlıkla mücadele eden insanları,afrikadaki çocukları görünce onlara yardım etmek için elindeki ekmekleri ufalar ve kırıntıları televizyonun mazgalından içeri atar.

Açlığı,yokluğu,fakirliği sorguluyor.Yardım etmenin erdeminden,çocukların saflığından,güzelliğinden bahsediyor.Bize ne kadar duygusuzlaştığımızı,ne kadar kendi içimize kapandığımızı,dünyada olup biteni umursamadığımızı hatırlatıyor.Uyanın diyor bize,uyanın ve ne kadar kirlendiğinizin farkına varın artık..

Fransa Maoist Komünist Partisi tarafından Yapılan Yazılı Açıklama

Tunus’ta halk ayaklanması devam ederken Fransa Maoist Komünist Partisi tarafından yapılan yazılı açıklama ile Mağrip halkları ile dayanışma çağrısı yapıldı. Açıklamada, bölgedeki iktidarların daha önce ulusal kurtuluş mücadelesine öncülük etmiş olsa da, kurtuluş mücadeleleri sonrasında sömürgeciler ile işbirliği içinde oldukları vurgulandı:

“Bağımsızlık mücadelelerle, ulusal kurtuluş savaşlarıyla kazanıldığından bu yana bürokratik ve diktatoryal rejimlerin faşist doğası Mağrip'te başarılı olmakta.

Ulusal kurtuluş için kahramanca mücadeleler nasıl oldu da Mağrip halkına karşı faşist diktatörlüğe dönüştü?

Lenin’in, Komünist Enternasyonal’in ikinci kongresindeki sözlerini anımsamak iyi olacak:

BİSİKLET HIRSIZLARI - (Ladri Di Biciclette / Bicycle Thieves) 1948

 Bisiklet Hırsızları, senaryosunu Cesare Zavattini'nin yazdığı, Vittorio De Sica'nın yönettiği, 1948 İtalyan yapımı drama filmidir.

Film gerek yapım tekniği, gerekse de sinema estetiği açısından Yeni-Gerçekçilik akımının simgesi olarak kabul edilir.
Filmde Vittorio De Sica, II. Dünya Savaşı sonrası yoksul Roma atmosferi içerisinde, var olma mücadelesi veren sıradan bir işçi perspektifinden, umut, utanç ve yitiriliş üçgeni ekseninde insanlık durumunu gözler önüne sermektedir. Bir süredir işsiz olan Antonio Ricci'nin yeni işi için aldığı ve iş için çok gerekli olan bisikleti, bir afişi yapıştırdığı sırada çalınır. Polis hırsızı kendilerinin bulmalarını söyleyince Antonio ve 10 yaşındaki oğlu Roma’yı karış karış dolaşarak bisikleti ararlar.

Yönetmen : Vittorio De Sica
Senaryo Yazarı : Luigi Bartolini
* Lamberto Maggioran - Antonio
* Enzo Staiola - Bruno, Antonio'nun oğlu
* Lianella Carell - Maria, Antonio'nun karısı
* Gino Saltamerenda - Baiocco
* Vittorio Antonucci - Hırsız
* Giulio Chiari - Dilenci
* Elena Altieri

Bella Ciao ya da Nam-ı Diger Çav bella


Bella Ciao, (Türkçe'de Çav Bella olarak bilinir) II. Dünya Savaşı sırasında, İtalyan partizanların söylediği bir şarkıdır.
Çav Bella şarkısı İtalya'da Mussolini döneminde anti - faşist , komünist , devrimci , sosyalist grupların marşıdır . Bu sözlerin yazarı bilinmemektedir , ve melodisi eski İtalyan Halk Şarkılarından Po Valley adlı şarkının melodisine benzemektedir .
Parça Milva'dan Yves Montand'a, KUD Idijoti'den Kızıl Ordu Korosu'na onlarca şarkıcı ve grup tarafından seslendirilmiştir. Size bir Bella Ciao (Çav Bella) seçkisi sunuyoruz.

Eşcinsellik Hastalık İse Neden Günah ?

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, biz sizi kavimler ve kabileler (‘kabileler’ Arapça’da “değişik tür, cins, çeşit” anlamına da geliyor) halinde yarattık ki, birbirinizi tanıyabilesiniz. (Hucurat Suresi, 49/13)

Uzun süredir yoga kursuna devam eden otuzlu yaşlarındaki kadın nihayet arkadaşlarına üç aylık hamile olduğunu ilan ediyor. Derken bebeğin cinsiyeti konusunda ufak bir muhabbet dönüyor ve “kocakarı” testinden söz ediliyor. “Tam göbek deliğinden tutup aşağıya sarkıtılan zincir eğer halka çizerek dönüyorsa kız, sağa-sola gidip geliyorsa erkektir” diyor biri. Yoganın verdiği rehavetle olsa gerek bir diğeri “eğer hem sağa-sola gidip hem de halka çiziyorsa, eşcinsel olacak bebeğin”. Anne adayı bu espri karşısında yüzünü buruşturup şaşırtıcı bir yanıt veriyor: “Lütfen çocuğum eşcinsel olmasın, Türkiye’de yaşaması çok zor olur!”
Hangimiz beş-on yıl önce, bir anne adayının aklına, bebeğinin eşcinsel olma ihtimali karşısında eşcinsellerin yaşadığı zorlukların geleceğini hayal edebilirdik? Annenin kaygısındaki önceliğe bakarsak Türkiye’de eşcinsel algısı olumlu yönde bir hayli evirilmiş görünüyor. Zaten Türkiye fiilen olmasa bile fikren hızlandırılmış bir ilerleme dönemi yaşıyor. Yeni anayasayla aynı dönemde gündeme gelen eşcinsellik tartışmasının başlatıcısı Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf ne demişti Faruk Bildirici’ye: “Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence.”

Sarhoş Atlar Zamanı - (A Time for Drunken Horses)

İran, Irak, Türkiye sınırında yaşan Kürt bir ailenin dramı anlatılır. Anne ve babasının ölümünden sonra Ayoup, engelli ağabeyi Madi'nin tedavisi için katır sırtında İran'a yük taşımaya başlar. Bu sırada ablası kardeşi Madi ile ilgilenmektedir. Çetin kış şartlarında İran - Irak sınırında çeşitli işler yapar. Birgün soğuktan donmamaları için yük taşımacılığında kullanılan atlara viski içirdiklerini görür. Fakat yük taşıyan insanlar soğuktan çalışamamaktadırlar. Ardından Ayoup daha fazla para kazanabilmek adına kardeşi Emine ile birlikte kaçakçılığa başlarlar. Savaşın enkazları, halkın yoksulluğu sahne sahne gözler önüne serilir. Savaşın izlerinde, yaşanan gerçek bir hikayedir. Filmde atlara gösterilen özen, insanlara gösterilmez.
Yönetmen: Bahman Ghobadi
Senaryo: Bahman Ghobadi  
Oyuncular: Ayoub Ahmadi, Rojin Younessi, Amaneh Ekhtiar-dini
ÖDÜLLER:
  • Altın Kamera Ödülü (Caméra d 'Or), Cannes Film Festivali Fransa, 2000.
  • Jüri özel ödülü (Silver Hugo) Uluslararası Chicago Film Festivali, ABD, 2000.
  • En iyi uzun metrajl film ödülü, Edinburgh Film festivali, İskoçya, 2000.
  • En iyi uzun metrajlı film ödülü, Santa Fe film festivali, ABD, 2000.
  • Büyük jüri ödülü, Uluslararası São Paulo Film Festivali Brezilya, 2000.
  • En iyi uzun metrajlı film ödülü, Uluslararası Banff Film Festivali Kanada, 2000.
  • Jüri özel ödülü, Uluslararası Gijon Film Festivali İspanya, 2000.
  • En iyi uzun metrajlı film ödülü, Çocuk Filmleri Festivali (İran) İsfahan, İran, 2000

Cezayir'de protestolar büyüyor...

Cezayir’de hükümet üyeleri, ayaklanmanın kıvılcımını çakan yükselen gıda fiyatlarını durdurmak için neler yapılabileceğini tartışırken, gösterilerde şu ana kadar üç kişi öldü, yüzlerce kişi ise yaralandı.

Cezayir İçişleri Bakanı Dahou Oul Kablia’nın bugün bir radyoya yaptığı açıklamaya göre yaralanan 400 kişiden en az 300’ünü polisler oluşturuyor.

Öldürülen iki kişiden biri 18 yaşındaki Azzedine Lebza. Lebza, başkent Cezayir’e 300 km. uzaklıktaki M’Sila kentinin Ain Lahdjel bölgesinde öldürüldü. İçişleri Bakanı Kablia, Lebza’nın bir polis karakolunu basma girişimi sırasında hayatını kaybettiğini belirtti. Kablia, Cuma günü de başkent Cezayir’in 50 km. batısındaki küçük bir kasaba olan Bou Smail’de bir göstericinin öldüğünü sözlerine ekleyerek, “Yaralı biçimde sokakta bulunmuş. Bir patolojist kafasındaki yaralanmalar nedeniyle öldüğünü söyledi, ancak kesin ölüm nedeni henüz belirlenemedi” dedi. Daha önce bir sağlık görevlisi 32 yaşındaki Akriche Abdelfattah’ın suratına isabet eden bir gaz bombasıyla öldüğünü ifade etmişti.

Üçüncü bir ceset ise göstericiler tarafından yakılan bir otelin içinde bulundu.