Cezayir'de protestolar büyüyor...

Cezayir’de hükümet üyeleri, ayaklanmanın kıvılcımını çakan yükselen gıda fiyatlarını durdurmak için neler yapılabileceğini tartışırken, gösterilerde şu ana kadar üç kişi öldü, yüzlerce kişi ise yaralandı.

Cezayir İçişleri Bakanı Dahou Oul Kablia’nın bugün bir radyoya yaptığı açıklamaya göre yaralanan 400 kişiden en az 300’ünü polisler oluşturuyor.

Öldürülen iki kişiden biri 18 yaşındaki Azzedine Lebza. Lebza, başkent Cezayir’e 300 km. uzaklıktaki M’Sila kentinin Ain Lahdjel bölgesinde öldürüldü. İçişleri Bakanı Kablia, Lebza’nın bir polis karakolunu basma girişimi sırasında hayatını kaybettiğini belirtti. Kablia, Cuma günü de başkent Cezayir’in 50 km. batısındaki küçük bir kasaba olan Bou Smail’de bir göstericinin öldüğünü sözlerine ekleyerek, “Yaralı biçimde sokakta bulunmuş. Bir patolojist kafasındaki yaralanmalar nedeniyle öldüğünü söyledi, ancak kesin ölüm nedeni henüz belirlenemedi” dedi. Daha önce bir sağlık görevlisi 32 yaşındaki Akriche Abdelfattah’ın suratına isabet eden bir gaz bombasıyla öldüğünü ifade etmişti.

Üçüncü bir ceset ise göstericiler tarafından yakılan bir otelin içinde bulundu.

AYDINLANMACILIK, TOPLUM DÜŞÜNCESİ VE KARL MARX

Aydınlanmacılık, insanın taksiratlı reşit olmayan durumunun son bulmasıdır. Reşit olmamak, başkalarının güdümü olmadan aklını kullanamama beceriksizliğidir. Reşit olmama durumunun taksiratlı olmasının nedeni, aklın kusurundan değil ama birisinin kendi aklını kullanmasında yeterince kararlılık ve cesaret gösterememesidir. Bundan dolayı aydınlatmacılığın şiarı, sapere aude! yani "kendi aklını kullanma cesaretine sahip ol" dur."

Immanuel Kant

"Din, doğaya bakış, toplum, devlet düzeni, her şey en acımasız eleştiriye tabi tutulmuştur; her şey aklın mahkemesi karşısında ya varlığını gerekçelendirmeli veya varlığına son vermelidir. Düşünen akıl her şeyin tek ölçüsü olarak kabul edildi. O devir Hegel‘in deyimiyle her şeyin tersine çevirildiği çağdı."

Aydınlanmacılık Nedir?
Aydınlanmacılığın İngilizce karşılığı Enlightenment, Almanca karşılığı ise Aufklärung dur. Aydınlanmacılığın bu iki dildeki karşılığı arasında birisi daha çok pratiği, diğeri ise daha çok teoriyi çağrıştıran ama birbirini tamamlayan önemli bir fark olduğu kanısındayım. Enlightenment sanki yürünen uzun veya kısa ama karanlık bir yolun engebelerinin ve dolambaçlarının görülebilmesi için ışıklandırma eylemiymiş gibi bir duygu uyandırıyor. Aufklärung ise daha çok önünüzde duran bir durum veya bir şey hakkında etraflı bilgi edinip öğrenme ve bilgilendirme eylemidir. Belki bu farktan dolayı Ġngiliz, Fransız ve Alman aydınları arasında bir karşılaştırma yapıldığı zaman, İngiliz ve Fransızların politik sistemlerini devrimci yoldan değiştirirken, Almanların düşünceyi devrimcileştirdiği (Heinrich Heine) söylenir. Bu fark Aydınlanmacılığın birbirini tamamlayan iki boyutunu vurgular.

Sorgu ifadesi - Mazlum Doğan

"MAZLUM DOGAN - Evet. şimdi, genel olarak hareket Türkiye kamuoyunda, resmi basın tarafından, yayin organları tarafindan Apocular diye tanıtılımaktadır. Halk arasında, bizim dışımızdaki çeşitli Türkiye'deki sol gruplar ve Kürdistan'daki burjuva milliyetçi hareketler tarafindan böyle adlandırılmaktadır. Oysa bir siyasal organizasyonun bir kişinin adıyla lanse edilmesi doğru bir şey değildir. Aslında gerçekte de böyle değil. Adı üzerinde bir partidir ve adıda Partiya Karkeren Kürdistan'dır. Daha çok Apocular diye lanse edilmesi Kürt burjuva milliyetçileri tarafindan yapılmıştır. Bu, kastın yanı sıra bir de Kürdistan halkının köylü anlayışııdan kaynaklanıyor. Mazlum doğan üzerinde bestelenen türküyü dinlemek için tıklayın:



MAZLUM DOGAN'IN SAVUNMASI (Mahkeme Tutanaklarindan PKK Davasi)Durusma hakimi tarafindan sanik Mazlum Doğan çağrıldı.

SANIK MAZLUM DOGAN SORGUSUNDA: DURUSMA HAKIMI - PKK örgütünün mensubu oldugun, örgütün kurulmasi, sevk ve idaresinde görev aldigin, örgütün basin-yayin islerini yürüttügün, örgüt mensubu Ali Dursun'un Diyarbakir Numune Hastanesinden Agustos 1978 tarihinde kaçirilmasi olayina Istirak ettigin, Ibrahim Senel adina sahte hüviyet kullandigin iddia ediliyor.

İşte ilaç piyasasında dönen oyunlar...- İsmail Tokalak

 6 Ocak 2011 gece yarısı TBMM’den geçen RTÜK yasası ile reçetesiz ilaçların reklamı serbest bırakıldı. Bu olayın reçetesiz ilaç tarafı. 
Bir de reçeteli olanı var ki, nereden bakarsanız bakın ilaç sektörü, çok iyi denetlenmesi gereken, fakat iyi denetlenemeyen, bu yüzden bir taraftan insan sağlığını tehdit ederken, diğer taraftan birçok oyuna açık bir durumda olan bir sektör. 

Bu bilinmeyen bir şey değil, fakat kimse bu olayın üzerine gitmez. İnsan sağlığıyla ilgili olduğu için konu fazlasıyla hassastır. İlaç pazarında her türlü oyunu oynayıp daha çok kar yapmaya çalışanlar, “biz insan sağlığı için mücadele ediyoruz,” kalkanı ile bir dokunulmazlık kisvesine bürünmüşlerdir. Olayların üzerine biraz gittiğinizde, karşınızda kendilerine yönelik en ufak bir eleştiriye tahammülü olmayan, sizi hemen susturmaya hazır güçleri bulursunuz. Bu yüzden bu konulara değinenler, ileri sürdükleri iddialarda çok sayıda kaynak ve referans göstermek zorundadır. 
İnsan sağlığını tehdit eden yalnız iyi denetlenmeyen ilaç piyasası değildir. Gıda piyasası, kimya sektörü, GDO’lu gıda ve tohum üreten biyoteknoloji sektörü ile bunlara bağlı sektörlerin denetimsizliği de insan ve çevre sağlığı için büyük tehdit oluşturmaktadır. 

''Lenin’den Anılar'' - Nadejda K. KRUPSKAYA

Kadın sorunu toplumsal sorunun, işçi sorununun parçasıdır...

(...) Lenin, sözümü kesmeden, birkaç kez onaylayıcı biçimde başını salladı. Sözlerimi bitirince, soran gözlerle ona doğru baktım. “Anlaştık!” dedi. ... “Sadece birkaç ana noktada düşüncelerimi söylemek istiyorum ki bu noktalarda yaklaşımınızı tamamıyla paylaşıyorum. Eğer bu çalışma eylem, mücadele hazırlayacak ve onları başarılı kılacaksa, bunlar bana süre giden ajitasyon ve propaganda çalışmamız açısından da önemli görünüyor.

“Yönergeler, kadının gerçek kurtuluşunun ancak Komünizmle mümkün olabileceğini kesin bir şekilde ifade etmelidir. Kadının toplumsal ve insani konumu ile üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet arasındaki kopmaz bağ güçlü bir şekilde işlenmelidir. Böylece, kadın hakları savunuculuğuna karşı araya kalın ve silinmez ayrım çizgisi çekilmiş olur. Ama bununla, aynı zamanda, kadın sorununu toplumsal sorunun, işçi sorununun parçası olarak kavrama ve böyle bir sorun olarak onu proletaryanın sınıf mücadelesi ve devrimle sıkı bir şekilde bağlamanın da temeli verilmiş olur.

“Komünist kadın hareketinin kendisi bir kitle hareketi, salt proleterlerin değil, bilakis her türden sömürülen ve ezilenin, kapitalizmin ya da herhangi bir egemenlik ilişkisinin tüm kurbanlarının genel kitle hareketinin bir parçası olmalıdır. Komünist kadın hareketinin proletaryanın sınıf savaşımları ve onun tarihsel yaratısı olan komünist toplum için önemi de burada yatar. Partide Komünist Enternasyonal’de seçkin bir devrimci kadınlar topluluğumuz olduğu konusunda haklı bir gurur duyabiliriz. Ama tayin edici olan bu değildir. Kent ve köydeki milyonlarca emekçi kadını kendi tarafımıza, mücadelelerimize ve özellikle de toplumun komünistçe dönüştürülmesine kazanmalıyız. Kadınlar olmaksızın hiçbir gerçek kitle hareketi olamaz.

Tüm Bölgelerde Demokratik Yerelleşme - Mustafa Sönmez

Demokratik özerklik tartışmalarına, 24-25 Ağustos 2010 tarihlerinde “ Neresi Demokratik.Nasıl Özerklik?” başlıklı iki yazı ile değinmiştim. O yazılardan bir paragrafı aktarmalıyım: “Kürtlerin hangi derdine çare olacaksa bu model, söyler misiniz, bölge dışındaki milyonlarca Kürt’e ne getirecek? Mesela İstanbul, Ege,Çukurova’daki Kürtler, Güneydoğu’daki “özerk” bölgenin nimetlerinden- neler olacaksa o nimetler- nasıl yararlanacaklar? Eğer Kürt nüfusun en az yüzde 40-50’si bölge dışında, ülkenin gelişmiş bölgelerinde yaşıyor ve onların birçoğunun Kürt kimliği ile kültürel hakları ile ilgili talepleri bulundukları bölgelerde sürüyorsa, o zaman bölge temelli bir proje Batı’daki Kürtleri nasıl kucaklayacak?”…
Bu soruyu, İmralı’daki Abdullah Öcalan’a iletmişler ve birkaç okurum, verilen cevabın yer aldığı sitenin linkini aktardılar. Bakın ne diyor Öcalan;

HAYVAN HAKLARI VE YENİ AYDINLANMA

Açık olalım: devrim için mücadele ediyoruz, reform için değil; köleliğin sona ermesi için mücadele ediyoruz, yoksa insancıl sahipler için değil. Hayvan hakları insan kulağının duyduğu en radikal fikre yol veriyor: hayvanlar yiyecek, giysi, kaynak, ya da eğlence nesnesi değillerdir.
Dr. Steve Best

Beş milyon yıl önce atalarımız eski büyük kuyruklu maymunlardan koparak geliştiler; sonraki iki milyon yıl içerisinde evrimin hominid çizgileri sadece bipedal(iki ayak üzerinde duran) bir tür olmaya doğru evrim geçirmek yolunda büyük değişimler geçirmekle kalmadı, ayrıca büyük beyinli , dile ve teknolojiye hakim bir tür olma yolunda değişimlerden geçti.

Son iki yüz yıl içerisinde, insanlar biyoloji anlamında çok az değiştiler; ama sosyal ve teknolojik kapasiteleri anlamında çok hızlı bir evrim geçirdiler. Ne yazık ki, teknolojik evrimimiz ahlaki evrimimizi büyük oranda geçmiş durumdadır. Dr. Martin Luther King’in sözleriyle söyleyecek olursak, “yanlış yollara sapmış insanların kendilerince doğru yerlere yönlendirilmiş füzeler kullandığı bir dünyada yaşıyoruz.”

İnsanlar ahlaki bir ilerleme kaydetmişlerdir, ama yavaş bir şekilde. Batı kültüründe, eşitsizliği, hiyerarşiyi ve aşağı olmayı insan doğasının ya da varlıkların doğal akışı şeklinde gören mitleri meşrulaştıran cehaleti, önyargıyı ve keyfiyeti aşmak için iki bin yılın geçmesi gerekti.

Batı toplumu 1960’lardan itibaren ahlaki anlamda daha hızlı bir gelişim göstermiştir. Öğrenci, siyah, Kızılderili, feminist, ve gay-lezbiyen hareketleri hakların evrenselliği sürecini geliştirmiş ve önyargının büyük bariyerlerini aşarak insan özgürlüğüne daha fazla bir derinlik katmıştır.

KALPAZANLAR (The Counterfeiters)


II. Dünya savaşı sırasında Nazilerin, savaşın tek galibi olabilmek için yaptıkları ahlakdışı işlerden biri de; sahte para basarak diğer ülke ekonomilerini çökertmektir. Bu iş için kurdukları gruba, el sanatları ve kalpazanlık konusunda çok iyi olan Salomon Sorowitsch da dahi ederler. Sefaletten kurtulan yaşamlarına rağmen, içinde bulundukları durum onları rahatsız eder. Ahlakdışı işler yapan insanlarla yaptıkları iş birliğinden duydukları utanç, onları vicdanlarıyla karşı karşıya getirir.


Yapım: 2007 ~ Almanya, Avusturya
Tür: Dram, Savaş, Suç, Tarih
Yönetmen: Stefan Ruzowitzky
Süre: 1 saat 38 dk
Oyuncular: Karl Markovics, August Diehl, Martin Brambach, August Zirner, Devid Striesow,

'İki Dilli Hayat' yayılıyor

DERSİM - Dersim Belediyesi, "iki dilli yaşama" destek vererek oda ve hizmet birimlerinin Türkçe olan isimleri ile Kürtçe'nin Zaza lehçesindeki isimlerini ekledi. Viranşehir’de esnafa üzerinde Kürtçe ve Türkçe sebze ve meyve isimleri yazılı kartlar dağıttı. Patnos’ta ise imza standı açıldı.

Derism Belediyesi, "iki dili yaşama" destek vererek oda ve hizmet birimlerinin Türkçe olan isimleri ile Kürtçe'nin Zaza lehçesindeki isimlerini ekledi.

Konuya ilişkin açıklama yapan Belediye Başkanı Edibe Şahin, "Belediyemiz yerelden yönetim ile Demokratik Özerklik çerçevesinde partimizin bir projesi var. Ve bu proje en uygun yerinden yönetim ile yerel yönetimlerdir. Bizlerde Dersim'de özellikle 2 dilli hizmet anlamında bugün bir başlangıç yaptık. Bütün belediye hizmet binamızdaki odaların isimlerini, burada en çok kullanılan Kürtçe'nin Zazaki lehçesinde yazılı tabelalarımızı astık. Bu aynı zamanda belediye olarak 2 dilli verdiğimiz hizmetin bir göstergesi. Sadece bununla sınırlı kalmayacağız. Her zaman zaten halkla görüşmelerimizde toplantılarımızda kendi dilimizi kullanıyoruz. Ve Dil çalışmalarımız daha da genişletilecek" dedi.

Noel hikâyesi (2010): Meryem ve Yusuf Filistin’de –James Petras

Meryem ve Yusuf için zor zamanlardı. Gayrimenkul balonu patlamış, inşaat işçileri arasında işsizlik yükselmişti. Usta bir marangoz için bile iş bulmanın bir yolu yoktu.

Ama batakhane sahiplerinin, Wall Street vurguncularının katkılarıyla ve ağırlıklı olarak Amerikalı Yahudilerin paralarıyla finanse edilen yerleşim bölgelerinin inşası sürüyordu.

“Çok şükür” diye düşündü Yusuf: “Birkaç koyun ve zeytinimiz var. Meryem de birkaç tavuk besliyor.” Yine de Yusuf endişeliydi: “Bugünlerde Meryem oğlumuzu doğuracak. Peynir ve zeytin, büyümekte olan bir çocuğu beslemek için yeterli değil.” Yanında çalışacak sağlam bir oğul düşlüyordu… Balıklar ve ekmekler çoğaltacaktı.

Sığınmak Belgeseli - Hakkari Çukurca 1991

1991'de, Saddam Hüseyin, kendisine karşı ayaklanmış olan Şiilere ve Kürtlere karşı bir "Temizlik Operasyonu"na girişti.
Irak nüfusunun yüzde 20'sinden fazlasını oluşturan 4 milyon Kürt, soykırım tehlikesiyle yüzyüze kaldı.
İnsanlar, önüne çıkanı öldürerek kuzeye ilerleyen Saddam ordusunun önünden kaçmaya başladılar.
Zengin, yoksul, köylü, şehirli bir milyon insan, bir anda, yersiz yurtsuz, çaresiz bir göçmen topluluğuna dönüştü.
Yaklaşık 450 bini, hafızalarında Halepçe katliamının dehşetiyle, Irak-Türkiye sınırına yığıldı. Diplomatlarla politikacılar için kısa, can korkusu çekenler için fazla uzun bir tereddüt döneminden sonra, sınır açıldı.
"Kuzey Irak", çoğumuza "terör", "bölücülük", "sınır ötesi harekât", "kırmızı çizgi" gibi politik-stratejik lafları hatırlatıyor.
Haritalara bakınca, olsa olsa, farklı renkte taranmış bir bölge görüyoruz.
Haritalar, ağaçları topluca, yeşil bir leke olarak gösterir. Haritalarda dağlar soğuk değildir. Haritalardaki ırmaklar akmaz. İnsanlar ise, haritalarda hiç görünmez...

Neoliberalizme karşı direnişin yılı

2010 yılı için dünyada söylenebilecek en geçerli ifade “neoliberalizme karşı direniş yılı” olsa gerek. 2010, dünyanın her yerinde küresel ekonomik krizin faturasını emekçi halk yığınlarına ödetmeye çalışan küresel kapitalizmin ekonomik-politik baskı aygıtlarına ve onların ülkelerdeki temsilcileri hükümetlere karşı baş kaldırışın yılı oldu.

İşinden atılan, çalışma koşulları zorlaştırılan, emeklilik hakları gasp edilen, ücretlerinden kesinti yapılan işçiler, krizin yükünü iki defa çekmek zorunda bırakılan kadınlar, eğitim reformu adı altında yapılan paralılaştırma politikalarıyla harçları kat be kat arttırılan öğrenciler, 2010 yılında neoliberalizme geçit vermeyeceklerini gösterdiler.

Yılın hemen başında başlayan grevler kısa sürede tüm Avrupa’yı sardı. Yunanistan’da nakliye işçilerinin hak gasplarına karşı başlattıkları eylemler, Fransa, İspanya, Almanya, Finlandiya, İngiltere, İtalya, Hollanda, Belçika, İrlanda, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Avusturya ve Macaristan’a yayıldı ve yıl boyunca Avrupa’da yüzlerce eylem, onlarca grev yapıldı.

Fransa’da Sarkozy hükümetinin emeklilik reformu adı altında çıkardığı yasaya karşı milyonlarca Fransalı emekçi sokaklara çıktı. Emeklilik yaşının 60’tan 62’ye, tam primli emeklilik yaşınınsa 67’ye çıkarılmasına karşı “Geleceğimizi karartmalarına izin vermeyiz” diyerek karşı çıkan öğrenciler de sokaklara inince 3,5 milyon kişinin katıldığı eylemlere tanık olduk. Fransa’da yapılan toplam 241 eylem ve grev yapıldı; her defasında hayat durdu.

İngiltere’de öğrenciler yıllar sonra sokaklara indi. Harçların %300 zamlanarak 9 bin Sterlin’e çıkarılmasına seyirci kalmayan öğrenciler İngiltere sokaklarını mesken belledi. On binlerce öğrenci sokaklara çıktı, “Öğreniyiz, yoksuluz, ödemiyoruz” dedi. İktidardaki Muhafazakâr Liberal Parti’nin binasını işgal eden, Prens Charles’ın yolunu kesen, polisle çatışan, “Eğitim hakkımız engellenemez” diyen öğrencilerin eylemleri 2011’de de devam edecek.