Viladimir İliç Lenin - Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı [*]

13 Kasım 1905 tarihinde
Noveya Zhizn, Sayı: 12'de yayınlandı.
Rusya'da Sosyal-Demokrat çalışma için Ekim Devrimi'nden[2*] sonra ortaya çıkan yeni koşullar parti edebiyati sorununu gündeme getirmiştir. Yasal basınla yasadışı basın arasındaki ayrım; feodal, otokratik Rusya döneminden kalan bu hazin miras, artık ortadan kalkmaya başlamıştır. Ancak henüz yitip gitmış değildir, buna daha çok zaman var. Başbakanımızın ikiyüzlü hükümeti hâlâ öylesin azgın delilik halinde ki, Izvestia Soveta Rabochikh Deputatov,[3*] "yasadışı" basılıyor; ne var ki, hükümetin engelleyecek gücü olmadığı bir şeyi "yasaklamak' için başvurduğu budalaca girişimIer, hükümeti rezil etmekten, daha çok manevi darbeler almasına yolaçmaktan başka sonuç vermiyor.
        Yasal basınla yasadışı basın arasında bir ayrılık sürdüğü sıralarda, partili basın ile partili olmayan basın sorunu, çok basit ve çok yanlış, saçma bir biçimde çözülmüştü. Bütün yasadışı basın, örgütlerce yayınlanmakta ve şu ya da bu partili gruba bağlı gruplarca yürütülmekteydi. Bütün yasal basın partili olmayan basındı (çünkü partiler yasaklanmıştı) ama, şu ya da bu parti çevresinde "yoğunlaşmalar" vardı. Doğal olmayan yakınlıklar, garip "dostluklar", sahte dayanışmalar kaçınılmazdı. Parti görüşlerini dile getirmeye çalışan kimselerin zoraki sakınganlıkları ile bu düzeyde görüşlere henüz ulaşmamış kimselerin fikir zayıflıkları ya da fikir korkaklıkları birbirine karışmıştı.
        Ezopça bir dilin, edebi tutsaklığın, kölece nutukların ve ideolojik kulluğun sürdüğü, lanet olasi bir dönem! Rusya'da taze ve canlı ne varsa hepsini kurutan bu pis havaya proleterya bir son verdi. Ama Rusya'ya bugüne kadar ancak yarı özgürlüğünü kazandırabildi proletarya.

Ş e y h B e d r e t t i n D e s t a n ı - TUNCEL KURTİZ' İN SESİNDEN





MusicPlaylistView Profile

Bir Sınıfsal Mevzilenme Mekanı Olarak Kent Agora-Toplusözleşme-Yönetişim Nuray Sancar


Paris Komününden sonra, Vali Baron Hausmann, tehlikeli sınıfları kent merkezinden uzaklaştırmak ve kenti ayaklanmaya uygun koşullardan temizlemek için büyük bir operasyona girişmiş, ana caddeleri barikat savaşlarını olanaksız kılacak biçimde genişleterek Parisi yeniden düzenlemişti. Bu tarihsel olay, kent tasarımının siyasal bir kaygının ürünü olduğunun somut bir kanıtı olarak her zaman hatırlanır.

Eski Grek demokrasisinin bir veçhesi, doğrudan katılımın ve kamusal yaşamın aleniyetinin platformu olarak tanımlanan agoranın kuruluş ilkeleriyle, Paris sokaklarının ve meydanlarının düzenlenmesindeki temel kriterin öze ilişkin benzerliği, siyaset ve kent arasındaki ilişki hakkında söyleneceklerin kalkış noktasını oluşturur. Agoralar, katılım sürecinden dışlanan kölelerin dışındaki sınıflara ait bir demokrasinin simgesiydi. Parisin genişletilen caddeleri de, varoşa sürülen alt sınıfların dışında kalanlar için hazırlanan demokrasiye uygun bir mekân tasarımının referansları arasına girdi. Hem eski demokraside hem de Fransız ihtilaliyle başlayan modern demokraside başlıca kaygı, sınıf ilişkilerinin denetim altına alınabileceği bir kent tasarlamak ve kurmaktı. Ancak devrimden sonraki süreçte, bu ilişkinin basit ve mutlak bir biçimde tek taraflı bir tasarrufla düzenlenemeyeceğini kanıtlayan sosyal gelişmeler kentin sadece mimari tasarımlarla gözetim altında tutulamayacağını da düşündürüyordu. Bu bakımdan kent, özellikle geçen yüzyılda sınıf ilişkilerinin mimari düzenekler dışında başka araç ve yöntemlerle düzenlenmesinin deneyim alanlarından biri haline geldi.
20. yüzyılda kentte yapılan düzenlemeleri iktidardakilerin alt sınıfları siyasal süreçlerden; gitgide metaforik olarak başka ilişkilere yaygınlaşan agoradan (meydandan) dışlama kaygısının ürünü olarak görmek gerekir.

Hakkari'de Bir Mevsim (1982)

Yönetmen : Erden Kıral
Senaryo Yazarı : Onat Kutlar
Tür : Dram , Politik , Tarihi
Ülke : Türkiye
Süre : 100 dk.
Müzik: Timur Selçuk
Oyuncular: Genco Erkal, Şerif Sezer, Erkan Yücel,
Konu : Bir köyde bir mevsim boyu öğretmenlik yapan ve o yörenin insanlarıyla, sorunlarıyla özdeşleşen bir aydının öyküsü.

TERSİNE DÜNYA

Yönetmen : Ersin Pertan
Senaryo Yazarı : Ersin Pertan
Tür : Komedi
Etiketler :
Eklenmiş bir etiket yok. Etiket Ekle
Ülke : Türkiye
Süre : 93 93 dk.
Konu : Kadınlarla erkekler yer değiştirseydi,ne olurdu? Tersine Dünya kadın-erkek kimliklerinin tersine döndüğü, kadınların kabadayı olduğu, erkeklerin evlenmek üzere evden kaçırıldığı, kadınların eve ekmek getirdiği, kısacası tüm rollerin tersine döndüğü eğlenceli bir filmi anlatıyor.

Özgür Gündem gazetesini konu alan Press Filmi

 ’90’lı yılların ilk yarısında çatışmaların yoğun yaşandığı günlerde, bir avuç gazeteci Diyarbakır’da yaşanan insan hakkı ihlallerini dünyaya duyurmaya çalışmaktadır.

Büronun teknik olanaksızlıkları yetmezmiş gibi her türlü engellemeyle karşılaşırlar. Gazetecilerin en basit işleri bile onlar için aşılması zor engeller haline gelir. Çektikleri fotoğrafları bastıracak yer bulmak ya da fotoğrafları İstanbul’a göndermek için sürekli karşılarına çıkan engelleri aşmak zorundadırlar. Gazetecilik onlar için profesyonellik gerektiren bir iş olmaktan çıkmış, ölüm kalım meselesi haline dönüşmüştür.

Ancak büro çalışanları işlerini yapmaya devam ettikçe baskılar da giderek artmaktadır. Kimi kaçırılıp tehdit edilir, kimi sokak ortasında öldürülür, büroları polisler tarafından basılıp dağıtılır. Kimi baskılara daha fazla dayanamaz, büroda çalışmayı bırakır.
Film, tüm bu sıkıntılı süreçte eleman eksikliğinden dolayı 17 yaşında gazetecilik yapmaya başlayan Fırat'ın yaşananlar karşısındaki duruşunu anlatıyor.
                                                                     Film fragmanı için tıklayınız...

BÜTÜNLEŞTİRMEDEN TEKTİPLEŞTİRMEYE - Özay GÖZTEPE

BÜTÜNLEŞTİRMEDEN TEKTİPLEŞTİRMEYE
MUSTAFA KEMAL’İN MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMİ[1]
(1919-1938)

“Hiçbir şey bize ezilenlerin milliyetçiliği ile ezenlerinkini,
kurtuluş milliyetçiliği ile fetih milliyetçiliğini
kayıtsız şartsız özdeşleştirme hakkını vermez.”[3]

GİRİŞCumhuriyet dönemi siyasal yaşamında Kemalizm’e doğrudan ya da dolaylı bir göndermede bulunmadan siyaset yapmak, neredeyse mümkün olmamaktadır. Bu durum, Parla’nın (1994: 13, 15) da işaret ettiği gibi yalnız devlet, iktidar bloğu ve resmi siyaset katıyla sınırlı değildir; toplumsal yaşamın her alanında, sağduyu eseri ve kamuya yararlı sayılan tutumların, görüşlerin ve açıklamaların parametresi ve gerekçesini oluşturmada da kendini göstermektedir. Kemalizm, bir yandan, resmi siyasetin ve siyasal iktidarın otoritesini dayandırdığı bir meşruiyet formülü ve miti; öbür yandan genel olarak kamunun kabul ettiği bir meşruiyet normudur. Dolayısıyla Kemalizm’e referans, Kemalizm’in sınırlarını zorlayan ve bu sınırların dışından siyasi faaliyet yürüten çevreleri de etkileyen bir söylemsel zorunluluk gibidir.

BAHOZ- FIRTINA

Yönetmen:Kazım Öz
Oyuncular:Ali Sürmeli, Sinan Bengier, Volga Sorgu, Asiye Dinçsoy, Cahit Gök, Havin Funda Saç, Selim Akgül
Senaryo:Kazım Öz
Yapımcı:Kazım Öz, Özkan Küçük
Görüntü Yönetmeni:Ercan Özkan
Müzik:Vedat Yıldırım, Burak Korucu, Ayhan Akkaya
Konu: 90 lı yılların siyasal hreketlerini ve önemli ölçüde Kürt Hareketinin üniversitelerdeki mücadelesi anlatılmıştır.iyi seyirler.

İSLAMİ KALVİNİSTLER- Orta Anadolu'da Değişim ve Muhafazakarlık

Ezilenlerin Tiyatrosu-Augusto Boal

b_ezilenlerintiyatros

Mimarlığın Sosyal Forumu 2010Sonuç Bildirisi


Herkes İçin Mimarlık!!!
Başka Bir Mimarlık Mümkün!!!
Bu bildiri, 21-23 Ekim 2010 tarihlerinde TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından Ankara’da gerçekleştirilen Mimarlığın Sosyal Forumu 2010 etkinlikleri sonucunda benimsenmiştir.
Dünyaya 1973 krizinden sonra, Türkiye’ye 1980 darbesi ile dayatılmaya başlanan neoliberal politikalar, kapitalist üretim tarzının tarihsel dinamiklerini bir kez daha gözler önüne serdi. Sermaye, üretim fazlasını daha fazla kâra dönüştürebileceği yollardan yoksun kalınca mekânı “yeniden” keşfetti. İlk uygarlıklardan bu yana egemen sınıfların gücünü gösterdiği, politikacıların etkin bir şekilde tahakküm aracı olarak kullandığı kent mekânı artık tüm ağırlığıyla ekonominin merkezine oturmuştu.

Kürtçe Konuşma Zamanı

KCK adı altında açılan davada yargılanan Kürt siyasi kadrolarının Kürtçe savunma yapacaklarını açıklamaları ve bu tavrın kısa sürede birçok cezaevindeki tutuklu tarafından benimsenmesi devleti ürküttü. Ana dil talebinin “nerden çıktığını anlamayanlar” için hatırlatmak gerekir ki, Diyarbakır zindanlarında insanlık tarihinin az görülür işkencelerine karşın mahkemelerde Kürtçe savunma yapılmıştır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki Kürt devrimci aydını Vedat Aydın’ın katledilme süreci Ankara DGM’de yaptığı Kürtçe savunma ile başlamıştır. Aydın bu davada bu tavrından ötürü mahkemeden de ceza almıştır.

Bu anlamda bugün Türk mahkemelerinin Kürtçe savunma hakkını yasaklamaları hükmü olmayan geçersiz bir karardır. Kürtler nezdinde hiçbir bağlayıcılığı da yoktur.

Kuşkusuz ilk defa bu kadar sayıda toplu bir Kürtçe savunma yapılması AKP Hükümeti’ni korkutmuştur ancak, Türk Devleti’nin soyunduğu kültürel soykırım politikalarının teşhiri açısından bu gereklidir.