Elektrik dağıtımı özelleşti; acısını halk çekecek...

Türkiye'nin en büyük elektrik dağıtım bölgesi Boğaziçi Elektrik'in özelleştirme ihalesinde devler yarıştı. Açık artırmada hiçbir firma teklif vermeyince ihaleyi İş-Kaya-MMEKA 2.99 milyar dolarlık teklifiyle kazandı. Gediz Elektrik Dağıtım'ın özelleştirilmesi ihalesini Boğaziçi Elektrik'i de alan İş-Kaya-MMEKA kazandı. Grubun teklifi 1 milyar 920 milyon dolar oldu. Kazancı-Karamehmet ortaklığının iki ihaledeki toplam teklifi 5 milyar doları buldu. Uzmanlar uyarıyor: Bu rakamların acısını abone çekecek
 Türkiye'nin en büyük elektrik dağıtım bölgesi olan Boğaziçi Elektrik Dağıtım'ın özelleştirmesi yapıldı. 10 grubun teklif verdiği ihalede elemesiz turda en yüksek teklif 1.01 milyar dolar oldu; elemeli turlara geçildi. 1. elemeli turda tutar 2 milyar 90 milyon dolara çıktı ve KCETAS-Ayen OGG elendi.
İkinci elemeli turda teklif 2 milyar 405 milyon dolara çıktı ve Enerjisa ihale dışı kaldı. Üçüncü elemeli turda tekli 2 milyar 725 milyon dolara ulaştı, Limak İnşaat elendi. İhalede dördüncü elemeli turda tutar 2 milyar 895 milyon dolara çıktı ve IC İçtaş İnşaat elendi. İhalede son elemeli turda Kolin İnşaat elendi. Kalan beş firmayla açık artırma 2 milyar 980 milyon dolardan başladı.

ABD'de sosyalizme dair 9 mit

Glenn Beck ve diğer aşırı sağcı multi-milyonerler, ABD'nin sosyalizme giden yolda olduğunu iddia ediyor.
İddialarının bir kısmı, Birleşik Devletler'in çalışanlarsına ve yoksullarına karşı diğer ülkelerden daha cömert ve destekleyici olduğu. İnsanlar bunun öyle olmasını dilerdi, ama değil.
Senatör Patrick Moynihan'ın dediği gibi "Herkesin kendi görüş hakkı vardır, ama kendi gerçeği hakkı yoktur."
Gerçek şu ki, ABD çalışanlarımıza ve yoksul insanlarımıza karşı diğer ülkelere göre gerçekten o kadar da cömert değil.
ABD'yi, OECD'nin (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) oluşturulmasında kendisine katılan 30 ülkeyle karşılaştırmalı olarak inceleyelim. Bu 30 ülke Kanada'yı ve ABD'yle en kıyaslanabilir Avrupa ülkelerini içeriyor, ama aynı zamanda Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, Macaristan, Kore, Meksika, Polonya, Slovakya ve Türkiye gibi mücadele içinde olan ülkeler de bunlara dahil.
Bu 30 ülkenin ABD ile karşılaştırılmasına baktığınızda, ABD'nin sosyalizme doğru alabildiğine gittiğine dair palavra mitler aniden yok olur. Aşağıda direnemeyen mitlerden bazı örnekler var:

''EVET'' için herşey mübahtır...

Mehmet Kırkıncı Hocaefendi: Referandumda 'evet' demek insanî ve vicdanî bir borçtur dedi.

12 Eylül'de referanduma sunulacak anayasa değişikliğine, Erzurum'un manevi dinamiklerinden Mehmet Kırkıncı Hocaefendi'den de destek geldi.

"Hürriyete giden her adıma, bu millet daima 'evet' demiştir." diyen Kırkıncı, cumhurbaşkanını halkın seçmesi için yapılan referandumda olduğu gibi milletin bir kez daha demokrasi karşıtlarına ders vereceğini düşünüyor. 'Evet' demenin insani, İslami ve vicdani bir borç olduğunu vurgulayan Kırkıncı, Bediüzzaman Said Nursi'nin 'necip millet' diye tanımladığı Türk halkının sandık başında vicdanının sesine kulak vererek sağduyu ile hareket edeceğine inanıyor: "Referanduma siyasi mülahaza ile yaklaşmak doğru değil. Anayasa Mahkemesi paketi inceledi, ekseriyet itibarıyla reddetmedi ve kabul etti. Son sözü millete bıraktı. Şimdi bu kadar merhalelerden geçerek önümüze gelen yasa değişikliğine siyasi yaklaşarak kafaları karıştırmayı doğru bulmuyorum."

Vahşetin Çağrısı-5 Jack London

Kızak Çekmenin Zorluğu


Dawson'dan ayrıldıktan otuz gün sonra Salt Water Postası, Buck ve arkadaşlarının önderliğinde Skagway'e vardı. Perişan haldeydiler, çok yorulmuş, bitip tükenmişlerdi. Buck yetmiş kilodan elli yedi kiloya düşmüştü. Arkadaşları daha hafif olmalarına rağmen ona oranla daha fazla kilo kaybetmişlerdi. Hep hasta numarası yapan Pike sahtekâr zamanlarında sık sık başarıyla ayağı yaralanmış numarasını yaparken, şimdi gerçekten topallıyordu. Sol-leks de topallıyordu ve Dub'ın kürek kemiği burkulmuştu.

Hepsinin ayakları korkunç derecede şişmişti. Ayaklarında hiçbir yaylanma, sıçrama gücü kalmamıştı. Ayakları yere ağır ağır basıyor, vücutlarını sarsıyor, günün yol yorgunluğunu iki katına çıkarıyordu. Ölümüne yorgun olmaları dışında bir sorunları yoktu. Bu ölümüne yorgunluk da kısa süreli zorlanmadan gelen ve birkaç saat dinlenmekle geçirilecek türde değildi; bu aylardır kızak çekmekten, kuvvetlerinin yavaşça ve uzun süredir tükenmesinden gelen bir yorgunluktu. Takatleri, kullanacakları yedek güçleri kalmamıştı. Hepsini, en ufak kırıntısını bile kullanmışlardı. Her kas, her lif, her hücre ölümüne yorgundu. Bunun da sebebi vardı. Beş aydan kısa bir süre içinde iki bin beş yüz mil yol gitmişlerdi, bunun son bin sekiz yüz milinde ise sadece beş günlük mola vermişlerdi. Skagway'e vardıklarında bacakları neredeyse tutmuyordu. Koşumları güçlükle gergin tutabiliyor, yokuş aşağı indikleri yerlerde kızağın önünden zar zor kaçabiliyorlardı. Skagway'in ana caddesinden aşağıya yalpalayarak giderlerken sürücü onları, "Çekmeye devam zavallı şiş ayaklılar," diye cesaretlendirmeye çalışıyordu.

DELİ DELİ OLMA - İZLE

Yapım:2008 ~ Türkiye
Tür:Dram, Komedi
Yönetmen:Murat Saraçoğlu
Senaryo:Hazel Sevim Ünsal
Yapımcı:Tolga Aydın
Görüntü Yönetmeni:Mustafa Kuşcu
Müzik:Mehmet Erdem, Özgür Akgül
“93 Harbi” sonrasında Çar’ın Rusya’da yaşamasını istemediği Malakan kavminin bir kısmı Kars’a göçe zorlanır. Göç edenler arasında Mişka’nın (Tarık Akan) ailesi de vardır. Filmde Mişka 70’li yaşlardadır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten Mişka, modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür. Köyün huysuz ihtiyarı Popuç (Şerif Sezer), Mişka’dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez. Köylüler bir zarar görmedikleri hatta sevdikleri kendi halinde, barışçı, yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır. Popuç, oğlu Şemistan (Levent Tülek), gelini Figan (Zuhal Topal) ve üç torunuyla yaşar. Torunlarından en küçüğü Alma dik başlı, sevecen bir kızdır ve doğuştan iyi bir müzik kulağına sahiptir. Alma’nın öğretmeni Metin, Alma’daki yeteneği fark etmiştir ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünür. Alma ve Mişka arasında sıcacık bir dostluk vardır. Metin öğretmenin uğraşları sonucunda Alma konservatuar sınavlarına girer.

CAMERON, İNGİLTERE'NİN YÖRÜNGESİYLE OYNUYOR

Geleneksel İngiliz politikası Hindistan'la Pakistan arasında bir tercih yapmak gerektiğinde her zaman Hindistan'ın yanında yer almıştır. Gerek Hindistan alt kıtasının bütünüyle sömürü yıllarında, gerekse Hindistan ve Pakistan'ın 1947 yılında bölündüğü dönemlerde İngiltere her zaman Hindistan ve Hindu tarafını tercih etti. Bunun en somut örneği ise Keşmir sorunudur. İngiltere, bölünme sürecinde nüfusunun yüzde yetmişlere varan kısmı Müslüman olan, etnik ve kültürel açıdan kendini Pakistan'a daha yakın hisseden Keşmir'in statüsünde bir belirsizlik yaratarak, Keşmir'i Hindistan'a adeta sunmuştur. Ve bu sorun, maalesef 1947 yılından bu yana Güney Asya'nın istikrarsızlaşmasında da en önemli rolü oynamaktadır.

Başbakan'a 3 eşli danışman

Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Genel Başkanlığı yapan, "şeyhülislam seçilen", Başbakan Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığına getirilen Ali Yüksel'in "üç eşli" olduğu ortaya çıktı. Yüksel niyetinin "dörde kadar gitmek" olduğunu açıklarken çokeşliliğini "sünnet bir ibadet" olarak nitelendirdi.Cumhuriyet Gazetesi'nde İlhan Taşcı imzası ile yayınlanan habere göre, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın soru önergesiyle eski Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Genel Başkanı, Almanya’da “şeyhülislam seçilen”, AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın kayınpederi olduğu belirtilen Ali Yüksel’in Başbakanlığa danışman olarak atandığı ortaya çıktı.
Gazeteci Fehmi Çalmuk’un kaleme aldığı “Merak Edilen Kızlar” isimli kitapta, Yüksel çokeşliliğin “iyi ve zor yanlarını” ayrıntılı olarak anlattı. Kitapta, Yüksel’in üçüncü eşi Dilber Yüksel ile yapılan röportaja da yer verildi.

ROSA LUXEMBURG ve KENDİLİĞİNDEN HAREKET

1. Kendiliğindenlik tartışmasında Rosa’nın yeri

Sosyalist hareketlerin tarihinde kendiliğinden hareket tartışmalarının en yoğun dönemi R. Luxemburg ile başlar. Rosa bu konudaki 1906 itibaren geliştirdi. Yaşadığı dönemde genel olarak kendiliğinden hareketin yanında, özel olarak dönemin öne çıkan parti anlayışlarının (Alman Sosyal Demokrat Partisi-SPD ve Rus Sosyal Demokrat Partisi-RSDİP) karşısındadır. Öncelikli muhatabı, kendinin de üyesi olduğu SPD’dir.
Dönemin en devasa örgütlü gücü SPD karşısındaki bu duruş, geniş ve derin yankılar uyandırabilmiştir. Tek başına bu bile, kendiliğindenlik üzerine görüşünü daha yakından incelenmeye değer kılar. Diğer yandan bir başka olgu, perspektifini zemini oluşundan ötürü ayrıca önem taşır: Rosa Luxemburg tüm yaşamı boyunca örgütlü mücadeleden hiç kopmamıştır. Kendiliğinden harekete ilişkin görüşlerinin şekillendiği dönemde hem Polonya hem de Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin üyesidir. SPD’den kopuş sürecinde önce “Spartakist”lerin, ardından KDP (Alman Komünist Partisi) oluşumunda yer almıştır. Bu temelde kendiliğindenlik savunusu partiye karşı oluş temelinde biçimlenmemiştir. Partinin gerekliliğini reddetmez. Anlaşmazlığı SPD ve RSDİP’in partiye biçtikleri role ilişkindir.

CHP, HES'i seviyor...

      Kılıçdaroğlu Doğu Karadeniz gezisinde HES'yleri es geçerken, CHP eski Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal, hidroelektrik santrallere (HES) karşı mücadele verenleri açıktan eleştirdi: “Şimdi öyle bir noktaya geliyoruz ki, HES Türkiye'ye kurulmuş bir tuzak olarak görülüyor. Arkadaşlar HES enerji üretir...”
Anayasa referandumu kampanyasını seçim kampanyasına çeviren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Doğu Karadeniz turunda çaydan fındığa her konuya değinerek 'siz yeter ki referandumda hayır deyin, gerisini biz hallederiz' dedi. Ama nedense sıra bir türlü HES'lere gelmedi.
Rize ve Artvin'de HES'lere karşı kitleselleşen ve yer yer kazanımlar elde eden harekete rağmen, CHP Genel Başkanının konuyla ilgili bir sey söylemediğine dikkat çeken çevreciler ve yaşam savunucuları bunu şöyle yorumladı: 'Durum çok açık. Olası CHP iktidarı HES sorununu hiçbir şekilde çözmeyecek, mücadele devam edecek...'


Anayasa değişikliği Halkın Haklarına saldırıdır.


Anayasa değişikliklerinden bir kez daha anlaşılmaktadır ki AKP’nin özgürlük dediği sermayenin sömürü özgürlüğüdür. Sermaye için tanımlanan girişim özgürlüğünün bizim hayatımızdaki yansımaları açıktır: İşçiyi özgürce sömürme, emek gücünden faydalandıktan sonra özgürce işten atma, ormanları özgürce katletme, dereleri özgürce kurutma, evlerimizi özgürce gasp etme… AKP iktidarının Anayasa düzenlemeleri halkı sermayeye tutsak eden bu özgürlükleri güvence altına almaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinde yapılan değişiklikle bu niyet açıkça ifade edilmektedir. Hükümetin icraatlarına dair yargının “kamu yararı”nı gözeterek vermiş olduğu “yürütmeyi durdurma ve iptal kararları”nı engellemek amacıyla yargıya “yerindelik denetimi yapma yasağı” getirilmektedir. Yıllardır yürütülen mücadeleler sonucunda “çevre davaları”nda “yurttaş” olmanın dava açma ehliyeti için yeterli olduğu kabul ettirilmiş, çevreyi yok eden altın madenleri, ulaşım zamları, derelerin sermaye tarafından gasp edilmesi, güvencesiz çalıştırmaya dair birçok düzenleme ve özelleştirmeler, halkın mücadelesiyle birlikte yargının bu uygulamaları “kamu yararına aykırı” bularak vermiş olduğu kararlarla durdurulmuştur. Şimdi AKP iktidarı, “kamu yararı” gerekçesiyle yapılan denetimleri yasaklayarak halkın güvenceli iş, insanca yaşam ve yaşanabilir bir çevre taleplerine saldırmaktadır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi

Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenmiş 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlülüğe girmiştir. Türkiye de dahil olmak üzere yaklaşık 142 ülke ya sözleşmeyi imzalamış ya da onay ve katılma yoluyla Taraf Devlet durumuna gelmiştir.

Madde 1
Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Uçurtma Avcısı - İZLE

Yapım:2007 ~ ABD, Afganistan, Pakistan
Tür:Dram
Yönetmen:Marc Forster
Senaryo:David Benioff
Senaryo (Kitap):Khaled Hosseini
Yapımcı:Sam Mendes, Laurie MacDonald, Walter F. Parkes
Görüntü Yönetmeni:Roberto Schaefer
Müzik:Alberto Iglesias
Süre:2 saat 8 dk
Afgan yazar Khaled Hosseini’nin(Halit Hüseyni) aynı adlı çok satan romanından uyarlanan “Uçurtma Avcısı-The Kite Runner”da, uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmeninin, çocukluk arkadaşı Hasan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrendikten sonra ona yardımcı olmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki anavatanına geri dönüşünün çarpıcı öyküsü anlatılır.