CAMERON, İNGİLTERE'NİN YÖRÜNGESİYLE OYNUYOR

Geleneksel İngiliz politikası Hindistan'la Pakistan arasında bir tercih yapmak gerektiğinde her zaman Hindistan'ın yanında yer almıştır. Gerek Hindistan alt kıtasının bütünüyle sömürü yıllarında, gerekse Hindistan ve Pakistan'ın 1947 yılında bölündüğü dönemlerde İngiltere her zaman Hindistan ve Hindu tarafını tercih etti. Bunun en somut örneği ise Keşmir sorunudur. İngiltere, bölünme sürecinde nüfusunun yüzde yetmişlere varan kısmı Müslüman olan, etnik ve kültürel açıdan kendini Pakistan'a daha yakın hisseden Keşmir'in statüsünde bir belirsizlik yaratarak, Keşmir'i Hindistan'a adeta sunmuştur. Ve bu sorun, maalesef 1947 yılından bu yana Güney Asya'nın istikrarsızlaşmasında da en önemli rolü oynamaktadır.

Başbakan'a 3 eşli danışman

Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Genel Başkanlığı yapan, "şeyhülislam seçilen", Başbakan Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığına getirilen Ali Yüksel'in "üç eşli" olduğu ortaya çıktı. Yüksel niyetinin "dörde kadar gitmek" olduğunu açıklarken çokeşliliğini "sünnet bir ibadet" olarak nitelendirdi.Cumhuriyet Gazetesi'nde İlhan Taşcı imzası ile yayınlanan habere göre, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın soru önergesiyle eski Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Genel Başkanı, Almanya’da “şeyhülislam seçilen”, AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın kayınpederi olduğu belirtilen Ali Yüksel’in Başbakanlığa danışman olarak atandığı ortaya çıktı.
Gazeteci Fehmi Çalmuk’un kaleme aldığı “Merak Edilen Kızlar” isimli kitapta, Yüksel çokeşliliğin “iyi ve zor yanlarını” ayrıntılı olarak anlattı. Kitapta, Yüksel’in üçüncü eşi Dilber Yüksel ile yapılan röportaja da yer verildi.

ROSA LUXEMBURG ve KENDİLİĞİNDEN HAREKET

1. Kendiliğindenlik tartışmasında Rosa’nın yeri

Sosyalist hareketlerin tarihinde kendiliğinden hareket tartışmalarının en yoğun dönemi R. Luxemburg ile başlar. Rosa bu konudaki 1906 itibaren geliştirdi. Yaşadığı dönemde genel olarak kendiliğinden hareketin yanında, özel olarak dönemin öne çıkan parti anlayışlarının (Alman Sosyal Demokrat Partisi-SPD ve Rus Sosyal Demokrat Partisi-RSDİP) karşısındadır. Öncelikli muhatabı, kendinin de üyesi olduğu SPD’dir.
Dönemin en devasa örgütlü gücü SPD karşısındaki bu duruş, geniş ve derin yankılar uyandırabilmiştir. Tek başına bu bile, kendiliğindenlik üzerine görüşünü daha yakından incelenmeye değer kılar. Diğer yandan bir başka olgu, perspektifini zemini oluşundan ötürü ayrıca önem taşır: Rosa Luxemburg tüm yaşamı boyunca örgütlü mücadeleden hiç kopmamıştır. Kendiliğinden harekete ilişkin görüşlerinin şekillendiği dönemde hem Polonya hem de Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin üyesidir. SPD’den kopuş sürecinde önce “Spartakist”lerin, ardından KDP (Alman Komünist Partisi) oluşumunda yer almıştır. Bu temelde kendiliğindenlik savunusu partiye karşı oluş temelinde biçimlenmemiştir. Partinin gerekliliğini reddetmez. Anlaşmazlığı SPD ve RSDİP’in partiye biçtikleri role ilişkindir.

CHP, HES'i seviyor...

      Kılıçdaroğlu Doğu Karadeniz gezisinde HES'yleri es geçerken, CHP eski Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal, hidroelektrik santrallere (HES) karşı mücadele verenleri açıktan eleştirdi: “Şimdi öyle bir noktaya geliyoruz ki, HES Türkiye'ye kurulmuş bir tuzak olarak görülüyor. Arkadaşlar HES enerji üretir...”
Anayasa referandumu kampanyasını seçim kampanyasına çeviren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Doğu Karadeniz turunda çaydan fındığa her konuya değinerek 'siz yeter ki referandumda hayır deyin, gerisini biz hallederiz' dedi. Ama nedense sıra bir türlü HES'lere gelmedi.
Rize ve Artvin'de HES'lere karşı kitleselleşen ve yer yer kazanımlar elde eden harekete rağmen, CHP Genel Başkanının konuyla ilgili bir sey söylemediğine dikkat çeken çevreciler ve yaşam savunucuları bunu şöyle yorumladı: 'Durum çok açık. Olası CHP iktidarı HES sorununu hiçbir şekilde çözmeyecek, mücadele devam edecek...'


Anayasa değişikliği Halkın Haklarına saldırıdır.


Anayasa değişikliklerinden bir kez daha anlaşılmaktadır ki AKP’nin özgürlük dediği sermayenin sömürü özgürlüğüdür. Sermaye için tanımlanan girişim özgürlüğünün bizim hayatımızdaki yansımaları açıktır: İşçiyi özgürce sömürme, emek gücünden faydalandıktan sonra özgürce işten atma, ormanları özgürce katletme, dereleri özgürce kurutma, evlerimizi özgürce gasp etme… AKP iktidarının Anayasa düzenlemeleri halkı sermayeye tutsak eden bu özgürlükleri güvence altına almaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinde yapılan değişiklikle bu niyet açıkça ifade edilmektedir. Hükümetin icraatlarına dair yargının “kamu yararı”nı gözeterek vermiş olduğu “yürütmeyi durdurma ve iptal kararları”nı engellemek amacıyla yargıya “yerindelik denetimi yapma yasağı” getirilmektedir. Yıllardır yürütülen mücadeleler sonucunda “çevre davaları”nda “yurttaş” olmanın dava açma ehliyeti için yeterli olduğu kabul ettirilmiş, çevreyi yok eden altın madenleri, ulaşım zamları, derelerin sermaye tarafından gasp edilmesi, güvencesiz çalıştırmaya dair birçok düzenleme ve özelleştirmeler, halkın mücadelesiyle birlikte yargının bu uygulamaları “kamu yararına aykırı” bularak vermiş olduğu kararlarla durdurulmuştur. Şimdi AKP iktidarı, “kamu yararı” gerekçesiyle yapılan denetimleri yasaklayarak halkın güvenceli iş, insanca yaşam ve yaşanabilir bir çevre taleplerine saldırmaktadır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi

Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenmiş 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlülüğe girmiştir. Türkiye de dahil olmak üzere yaklaşık 142 ülke ya sözleşmeyi imzalamış ya da onay ve katılma yoluyla Taraf Devlet durumuna gelmiştir.

Madde 1
Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Uçurtma Avcısı - İZLE

Yapım:2007 ~ ABD, Afganistan, Pakistan
Tür:Dram
Yönetmen:Marc Forster
Senaryo:David Benioff
Senaryo (Kitap):Khaled Hosseini
Yapımcı:Sam Mendes, Laurie MacDonald, Walter F. Parkes
Görüntü Yönetmeni:Roberto Schaefer
Müzik:Alberto Iglesias
Süre:2 saat 8 dk
Afgan yazar Khaled Hosseini’nin(Halit Hüseyni) aynı adlı çok satan romanından uyarlanan “Uçurtma Avcısı-The Kite Runner”da, uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmeninin, çocukluk arkadaşı Hasan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrendikten sonra ona yardımcı olmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki anavatanına geri dönüşünün çarpıcı öyküsü anlatılır.

KÖŞE- Sezai Karakoç

1.
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kac kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın

Vahşetin Çağrısı-4 Jack London

Liderliği Kim Kazandı

"Yaa, ben dememiş miydim? Bu Buck'm iki şeytan olduğunu söylerken doğru diyordum."
Ertesi sabah Spitz'in kayıp, Buck'm da yaralarla kaplı olduğunu gören François'nın söyledikleri bunlardı. Buck'ı ateşin yanına getirip ışıkta yaraları gösterdi.

"O Spitz canavar gibi dövüşür," dedi Perrault yarıklar ve kesikleri incelerken.

"Ama bu Buck da iki canavara bedel," diye cevapladı Francois. "Artık her şey yoluna girer. Spitz gitti, kavga bitti, orası kesin."
Perrault kamp eşyalarını toplarken, köpek sürücüsü de köpeklere koşumlarını takmaya başladı. Buck, eskiden Spitz'in lider olarak durduğu yere doğru yürüdü, ama ona aldırmayan Francois, gıpta edilen o pozisyona Sol-leks'i yerleştirdi. Ona göre ekipte kalan en iyi lider köpek Sol-leks'ti. Buck öfkeyle Sol-leks'in üstüne atladı, onu geriye iterek yerine geçti.

Şiir Üzerine*-Victor Hugo

        Israrla duralım bu nokta üzerinde. Ey şairleri rekabet, güzelin yaşaması içindir: birincilik daima münhaldır. Cesareti kıran, kanatları düşüren ne varsa söküp atalım; sanat bir cürettir...         Şiir gerileyemez. Neden? ilerleyemez de ondan. Okur yazarlar boyuna inhitattan, teceddütten söz açmakla, sanatın özünü ne kadar yanlış anladıklarım açığa vururlar. Sathî düşünen kimseler, çabucak ukalâlığa kapılıp bir takım galatı riüyetleri, dil olaylarını, fikir med ve cezirlerini, cihan sanatını meydana getiren o bir sürü yaratış ve düşünüş dalgalarım inhitat veya teceddüt sanırlar. Halbuki bu oluş, insan kafasından geçen sonsuzun ta kendisidir. Görüngülere yalnız en yüksek noktalarından bakılabilir. En yüksek noktasından görününce de şiir sabittir. Sanatta ne yükseliş vardır, ne alçalış, insan dehası daima tam verimini yaşar; gökler bosanırcasma yağmur yağsa, gene de okyanus’a bir damla su katılmış olmaz; med ve cezir bir kuruntudur, su bir kıyıda alçalıyorsa, öbür kıyıda yükselir. İhtizazları eksilme sanmayın. “Bundan sonra şiir olmıyacak” demek, “artık med olmıyacak” demektir.

Vahşetin Çağrısı-3 Jack London

İlkel Hayvanın Üstünlüğü


Buck'ın içindeki baskın ilkel hayvan güçlüydü ve kızak hayatının kötü koşullarında gittikçe bu hayvan daha da büyüdü. Ancak bu, gizli bir büyümeydi. Yeni doğmuş kurnazlığı Buck'a kendine hâkimiyet ve kontrol gücü veriyordu. Kendim rahat hissedebilmek için yeni hayata uyum sağlamakla zaten fazlasıyla meşguldü, bu yüzden kavgaları başlatmamakla kalmayıp, mümkün olduğunca onlardan kaçıyordu da. Tavrına belirli bir tedbirlilik hâkim olmuştu, ihtiyatsızlığa ve aceleciliğe kapılmıyor, Spitz'le aralarındaki keskin nefrette sabırsızlık göstermiyor, her türlü saldırgan davranıştan kaçınıyordu.

Diğer taraftan Buck'ı tehlikeli bir rakip olarak gördüğünden olsa gerek, Spitz dişlerini göstermek için hiçbir fırsatı kaçırmı-yordu. Hatta Buck'a gözdağı vermek için yolundan çıkıyor, sadece ikisinden birinin ölümüyle sonuçlanabilecek o kavgayı başlatmak için sürekli uğraşıyordu. Beklenmedik bir olay olmasa bu kavga yolculuğun daha başlarında gerçekleşecekti. O günün sonunda Laberge Gölü'nün kıyısında, rüzgâra açık, sefil ve kasvetli bir kamp kurmuşlardı. Aralıksız yağan kar, akkor bir bıçak gibi insanı kesen bir rüzgâr ve karanlık, onları el yordamıyla bir kamp yeri aramaya zorlamıştı. Bundan daha kötüsü olamazdı. Arkalarında kayalardan dimdik bir duvar yükseliyordu ve Perrault ile Francois, gölü kaplayan buzun üstünde ateş yakmak ve uyku tulumlarını buzun üzerine sermek zorunda kalmışlardı. Daha hafif yolculuk etsinler diye çadırlarım Dyea'da bırakmışlardı. Suyun sürüklemiş olduğu birkaç parça çalı çırpı, ancak buzlarını çözmeye yarayan ve onları akşam yemeklerini karanlıkta yemeye terk eden bir ateş sağlamıştı onlara.

Siper oluşturan bir kayaya yakın bir yerde Buck yuvasını kazdı. Yuvası öylesine rahat ve sıcaktı ki, Francois buzlarını ateş üzerinde çözmüş olduğu balıkları dağıtırken yuvasından istemeye istemeye çıktı. Kendi payını bitirip geri döndüğünde, yuvasının işgal edilmiş olduğunu gördü. Uyarı dolu bir hırıltı, yerini kapanın Spitz olduğunu gösteriyordu. O ana kadar Buck düş-manıyla sorun yaşamaktan kaçınmıştı, ama bu kadarı da fazlaydı, içindeki vahşi hayvan kükredi. Spitz'in üzerine öyle bir öfkeyle atladı ki, ikisi de şaşırdı. Spitz daha çok şaşırmıştı, çünkü o ana kadar hasmının alışılmadık derecede çekingen bir köpek olduğunu ve sadece ağırlığı ve koca cüssesi sayesinde ayakta kalabildiğini sanıyordu.

Ekonomi Politik-P. Nikitin

Yeniden-Üretim ve Sermaye Birikimi
Üretimden sözettiğimiz zaman, maddi malların yaratılması sürecini anlıyoruz. Bu, kapitalist rejimde, işletmecinin pazardan üretim araçları ve emek-gücü satın aldığı ve insanların, maddi malların yaratılmasıyla sonuçlanan üretici faaliyeti anlamına gelir. Üretim süreci tamamlanmıştır. Bu, maddi malların üretimini devam ettirmenin gereksizliği  anlamına mı gelir? Kuşkusuz hayır. Maddi mallar üretimini durdurarak yokolma tehlikesini göze almayan toplum, üretim yapmadan edemez. Bunun içindir ki, maddi malların üretim süreci devam ettirilmelidir, yani aynı aşamalar tekrar tekrar aşılmalıdır. Maddi malların bu üretim sürecine, kesintisiz olarak yinelenen bu sürekli yenilenme sürecine, yeniden üretim denir.

Yeniden-üretim süreci, her toplumda yerine getirilir. Ama, yeniden-üretimin nedenleri toplumlara göre farklı olur. Kapitalizmde, yeniden-üretimin uyarıcısı, kapitalistlerin artı-değer elde etme yarışıdır. Maddi malların üretimi ve yeniden-üretim, emekçilerin gereksinmelerini karşılamak için değil, kapitalistin kazanç sağlayabilmesi için yapılır.

Artı-değeri, kapitalist yeniden-üretim yaratır ve ona kapitalist sahip çıkar. Ama burada, bizi ilgilendiren, yalnız, artı-değere sahip çıkılması değil, aynı zamanda artı-değerin kullanılması, yani onun harcanmasıdır. Eğer artı-değerin tamamı, kişisel, tüketimi için kapitalist tarafından kullanılmışsa, bu, basit yeniden-üretimdir. Örneğin, kapitalist, 160.000 doları değişmeyen ve 40.000 doları da değişen sermaye olmak üzere 200.000 dolarlık bir sermaye yatırmış olsun. Artı-değer oranı, %100'e eşit olduğunda, bütün değişmeyen sermayenin ürün değeri içine girdiği varsayılarak, üretim 240.000 dolara ulaşacaktır. (160.000s+40.000d+40.000a=240.000). Bu 240.000 doların 200.000'i işe başlarken yatırılan miktar ve 40.000'i işçilerin emeği ile yaratılmış olan artı-değerdir.