Maşizm ve Kapitalizm: Venezüella’da cinsiyet eşitliğine giden katılımcı yol -Raquel Barrios

Çeviren: Tuğçe Çuhadaroğlu
Venezüella’daki kadınlık durumu kati toplumsal yargının egemenliğinde seyretmiştir; eğer bir kadın bekâr bir anne ise yanında bir erkek tutamamakla suçlanır, başarılı bir profesyonel ise yaşamına bir partnerin müdahalesini kabul edemeyen “baskın kişilik” olarak muamele görür, eğer bir kamu kurumunda çalışıyorsa erkekleşmiş addedilir ya da fiziksel olarak güçlüyse eşcinsel olabilir… Bir kadındaki herhangi bir eğilim göstergesi “normal” sayılandan sapmayı teşhis etmek için dikkatle ve detaylı bir biçimde irdelenir. Her birey birçok sosyal ilişki ile çevrilidir: üretim, ırk, milliyet, etnisite, toplumsal cinsiyet ve cinsellik. Tüm bunlar birlikte bütünlüklü ve farklılaşmış öznellikleri oluştururlar.
“Toplumsal cinsiyetten konuşmak” ne demektir? Araştırmacı María de Jesús Izquierdo’ya göre: “Kadınların hissettiği eşitsizlik cinsiyetçi iş bölümü ile başlayan ve toplumsal cinsiyetin toplumsal inşası ile pekiştirilen bir süreçtir: kadınsanız, bazı şeyler yapmak zorundasınızdır, erkekseniz başka şeyler yapmak zorundasınızdır. Bir sonraki aşama kadınlara ayrılan işlerin feminen, erkeklere ayrılanların maskülen görülmesidir. Üçüncü aşama maskülen ya da feminen işleri icra edenlerin gördüğü tavırlardaki (saygı, tanıma ya da ücretlendirmedeki) farklılaşmadır.”
Izquierdo, Marx’ın Kapital’i yazdığı, kapitalist üretim araçlarını belirleyen kanunları tanımladığı günden beri, psikanaliz, antropoloji ve sosyoloji gibi toplumsal üst yapının ve bunun üretimle ilişkisinin sorunlarını aydınlatmaya çalışan pek çok bilim geliştiğini söyleyerek devam ediyor. Tabii ki tüm bunlar insanların hayatın maddi koşullarına sırtlarını dönmek zorunda kalıp, çözüm aradığı belirli tarihsel anlarda ortaya çıktı. Bu, işte, doğrudan ya da evrensel olmayan bir mekanik ilişkinin varlığından söz etmek anlamına gelmez. Yine de nihayetinde ekonomik kurallar ideolojik kuralları belirler.

asi ruh beşiktaş belgesel

Yönetmen: Ersin Kaya
Görüntü Yönetmeni: Veli Şimşek
Kurmaca Yönetmeni: Vedat Özdemir
Müzik: Kemal Sahir Gürel, Erdal Güney, Hüseyin Yıldız,
İrşad Aydın, Ayşe Önder, Levent Güneş, Soner Akalın, Mayki

Kurgu: Kanna

Yapımcı: Hüseyin Türkan


Yaratıcı tezahuratları, pankartları, sloganlarındaki keskin mizah duygusu ve asla terketmedikleri asi duruşlarıyla ünleri Türkiye tribünlerini aşan taraftar topluluğu, Beşiktaş Çarşı grubunu anlatıyor “Asi Ruh” belgeseli.. Tribünün liderleri kendilerini anlatırken, futbol çevreleri de bu grubu olumlu ve olumsuz yanlarıyla anlatıyor. “Asi Ruh” tribün topluluğu olmanın ötesine geçip fenomeneleşen Çarşı grubunun iki yılını anlatıyor.

Celia Sánchez Manduley(1920-1980)

Manzonilla'da dünyaya geldi.José Marti'nin düşüncelerine bağlılıktan dolayı göze çarptı.Fidel castrro'nun kırlarda ve şehirlerde yakın silahlı mücadele arkadaşı olmuştur.1980 yılında kanserden öldü.

Bugün Küba Devrimi’nin büyük kadınlarından belki de en önemlisinin, Celia Sanchez’in ölüm yıldönümü. Sanchez 1980 yılında kanser hastalığına yenik düşerek hayata veda etmişti. O günden bu yana Küba halkının hafızasındaki ayrıcalıklı yerini hiç yitirmedi. Sanchez’in ölümünün verdiği ızdıraba dayanamayıp intihareden bir başka büyük devrimci kadın Haydee Santamaria onun için ‘Celia görüp görebileceğimiz en güçlü, en cesur ve en kararlı kişidir. Sierra’da cephede bizim ilham kaynağımızdı. Bugün bütün Küba’nın ilham kaynağı’ demişti. Sierra dağlarında kadın gerillaların oluşturduğu Mariana Grajales tugayının bir başka üyesi olan ve bugün hala Küba ordusunda general ünvanıyla görevini sürdüren Tete Pueblo da aynı görüşte: “Küba Devrimi Celia Sanchez’in devrimidir; ve Devrimci Küba Celia Sanchez’in Kübasıdır. Yaptıklarımızda ve geldiğimiz noktada o hepimizin ilham kaynağıdır.”

Vahşetin Çağrısı-JACK LONDON -2

Sopa ve Diş Yasası

Buck'ın Dyea sahilindeki ilk günü kâbus gibiydi. Her saati şaşkınlık ve sürprizlerle doluydu. Birdenbire uygarlığın kucağından koparılarak ilkelliğin ortasına savrulmuştu. Tembel, güneşli, aylak aylak dolaşıp sıkılmaktan başka yapacak bir şeyin olmadığı bir hayat değildi kesinlikle. Burada ne huzur, ne dinlenme, ne de bir an olsun güvenlik vardı. Her şey karmaşa ve hareket halindeydi ve her an hayati tehlike vardı. Sürekli uyanık olmak şarttı, çünkü bu köpekler ve adamlar, şehirli köpeklerle adamlara benzemiyordu. Bunların hepsi vahşiydi, sopa ve diş yasasından başka hiçbir şey tanımıyorlardı.

Daha önce, bu kurta benzer köpekler gibi kavga eden köpek hiç görmemişti ve ilk deneyimi de ona unutulmaz bir ders oldu. Aslında başkasının başına gelmiş bir deneyimdi, yoksa Buck bundan yararlanacak kadar yaşayamazdı. Kurban Curly olmuştu. Bir odun deposunun yanında kamp kurmuşlardı, burada Curly arkadaşça tavırlarıyla, yetişkin bir kurt büyüklüğündeki bir Eskimo köpeğine yanaşmaya çalışmıştı, gerçi köpek kendisinin yarısı kadar bile değildi. Hiçbir uyarı olmamıştı, sadece yıldırım gibi bir hamle, dişlerin madeni bir sesle birbirine çarpışı, aynı derecede çevik bir geri sıçrayış ve Curly'nin yüzü gözünden dişlerine kadar yırtılmıştı.

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama mücadele siyasal alanda ve askerî «hazırlık» alanında sürer.
Böylelikle Hindistan'ın İngilizlere karşı siyasal mücadelesi (bir dereceye kadar Almanya'nın Fransa'ya ya da Macaristan'ın Küçük Antanta karşı mücadelesi) üç savaş biçimini ortaya koymaktadır : yayılma savaşı, mevzi savaşı ve yer altı savaşı. Gandhi'nin pasif direnişi bazı momentlerde yayılma bazı momentlerde yeraltı savaşı biçimine dönüşebilen bir mevzi savaşıdır. Boykot mevzi savaşı, grevler yayılma savaşı, silah ve savaşçı bölüklerin gizlice hazırlanmasıysa yeraltı savaşıdır. Bir tür komando taktiği de (1) söz konusudur ama bu yalnızca büyük bir ihtiyatla kullanılır. Eğer İngilizler kendi mevcut stratejik üstünlüklerini (ki bu bir bakıma, iç iletişim hatlarının kontrol yoluyla manevra ve kendi kuvvetlerini «münferit» en tehlikeli noktaya yoğunlaştırma imkânıyla ilgilidir) kitlesel bastırma -yani, eşzamanlı olarak genelleşen bir savaş sahnesinde kuvvetlerini yayma zorunda bırakma- yoluyla yok edecek baş kaldırma hareketinin hazırlandığına inansalardı, genel hareketi, (belirlemek ve imha etmek için, Hintli savaşkan kuvvetlerin vaktinden önce ortaya atılmasını kışkırtmak işlerine gelirdi. Aynı şekilde Alman milliyetçi sağının, Fransız bakış açısından zamanında bir müdahaleye imkân verecek biçimde, şüpheli yasa dışı askerî örgütünün, vaktinden önce kendini göstermesini zorlayacak, maceracı bir hükümet darbesine karışmış olması Fransa'nın işine gelirdi. İşte bu biçimlerdeki, temelde askerî ve başat olarak siyasal alanda sürdürülen (ama her siyasal mücadelenin daima askerî bir dayanağı söz konusudur) melez mücadelelerde komando birliklerinin kullanımı özgün bir taktik geliştirimi gerektirir ki, savaş deneyimi, bu geliştirimin düşüncede oluşturulması için, bir örnek değil de yalnızca bir uyarıcı görevi görür.

Vahşetin Çağrısı-İlkelliğe Doğru JACK LONDON


Jack London -gerçek adıyla John Griffith London- 1876'da San Francisco'da doğdu. Çocukluk yılları sefalet içinde ama alabildiğine hareketli geçti. En büyük zevki kitap okumaktı, ancak ailesinin güç koşullarda yaşaması yüzünden on dört yaşında okulu bırakıp bir konserve fabrikasında çalışmaya başladı. Yaşadığı çevredeki sefaletin ve kötü çevrenin de etkisiyle on altı yaşına gelmeden bir sokak çetesinin üyesi olmuştu. Sonraki yıllarda sokak çetesinde yaşadığı deneyimleri The Cruise of the Dazzler ve Tales of the Fish Patrol isimli öykülerinde yazıya döktü. 1893'te, hem para kazanmak hem de maceraperest duygularını tatmin için Sibirya ve Japonya'ya giden bir gemide çalışmaya başladı. ABD'ye döndükten sonra da tüm ülkeyi baştan sona dolaştı. Ancak kitaplara ve okumaya âdeta aşkla bağlıydı. Yoğun çalışmaların ardından Californiya Üniversitesi'ne girmeyi başardı, ancak maddi zorluklar yüzünden eğitimini tamamlayamadan ayrılmak zorunda kaldı. 1897'de, Klondike'ta altın madeni bulunduğu haberi üzerine altın aramaya koyuldu. San Francisco'ya dönüşünün ardından yaşadığı bu deneyimi yine öykülere döktü. İlk öyküleri Overland Monthly ve Atlantic Montbty'de yayımlandı. 1900'de ülke çapında tanınmasını sağlayan The Son of the Wolf yayımlandı. 1902'de Londra'ya giden London'ın hayatı olaylar ve maceralarla doluydu. Güney denizlerine yolculuk yaptı, Rus-Japon savaşında muhabirdi. Yaşadığı olaylar ve kazandığı, deneyimler pek çok öyküsüne ve romanına zemin oluşturdu. Aralarında, The Call of the Wild (Vahşetin Çağrısı), White Fang (Beyaz Diş), Martin Eden gibi romanların da yer aldığı pek çok esere imza attı. 1916'da Californiya'da öldü.
İlkelliğe Doğru

"Göçebe misali gelir eski özlemler, Aşındırır alışkanlığın zincirini; Uzun kış uykusundan tekrar Uyandırır içindeki vahşiyi."

Küresel Isınmanın Buharlaştırdığı Bir Dünyada Su Hakkı

“Toprakla olan temel ilişki “sahip olmak” fiiliyle özetlenebilir. Su ise bu sahipliğin sınırlarını yıkar. Ona asla sahip olunamaz, ancak buharlaşmadan önce paylaşılıp dağıtılabilir.”  Jean Robert

Ümit Şahin'in, 1-4 Temmuz tarihleri arasında İstanbul'da yapılan 6. Avrupa Sosyal Forumu'nda yaptığı konuşmanın metni:Küresel ısınmanın insanların günlük yaşamına, hayatın olağan akışına ve geçim kaynaklarına yönelik doğrudan etkilerinin hemen hepsi bir şekilde suyla ilgilidir. Seller, tayfunlar, yağışların artması, azalması veya karakter değiştirmesi, akarsu debilerindeki değişiklikler, yeraltı su seviyelerinin düşmesi, toprak neminde azalma, buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyelerinin yükselmesi, deniz seviyelerinin yükselmesi nedeniyle kıyılara yakın yeraltı sularının tuzlanması, tarımsal üretimde azalma, ürün çeşitlerindeki değişiklik, biyoçeşitliliğin azalması, açlık ve susuzluğa bağlı iklim göçleri, hatta pozitif geri besleme olgularının bir kısmı doğrudan küresel ısınmanın su döngüsü üzerindeki etkisiyle bağlantılıdır. Sıcak dalgaları, orman yangınları gibi doğrudan suyla ilgili olmayan olaylar bile canlılar üzerindeki etkilerini suyla bağlantılı olarak gösterirler. Bu nedenle iklim değişikliğini ikincil bir etken olarak alan bir su tartışması yapmak mümkün değildir.

Su hakları savunucusu Maude Barlow su konusunda yaşanan üç olumsuz gelişmenin birbiriyle bağlantı içinde olduğunu söylüyor. Bunlar dünyadaki tatlı suların tükenmesi, su kaynaklarındaki kirlenme nedeniyle her geçen gün daha fazla sayıda insanın temiz su kaynaklarından yoksun kalması ve kendi çıkarları uğruna suyu her yönden denetim almayı amaçlayan şirketlerin baskısıdır. İnsanların ve diğer canlıların ihtiyaç duydukları suya erişimlerini kısıtlayan tüm bu olumsuz gelişmelerin her aşamada küresel ısınma tarafından şiddetlendiğini görmek durumundayız. Bu nedenle iklim değişikliğini durdurmak için atılacak her adım, aslında su sorununun çözümü için de atılmış bir adımdır.

Meksika’daki 2012 başkanlık seçimine bakmak – Nancy Davies


Meksika’da eyalet yöneticilerini, valileri ve yasama meclisi üyelerini seçmek üzere yapılan 4 Temmuz seçimlerinin sonuçları, 2012’deki ulusal başkanlık seçimlerine dönük ufak bir sismik kayma olarak kabul edilebilir. Seçimler Meksika’nın 31 eyaletinin 14’ünde gerçekleşti, 12 eyalette yeni yöneticiler seçildi. Kurumsal Devrimci Parti (PRI) altı eyaleti elinde tutmayı ve Zacatecas, Tlaxcala ve Aguascalientes eyaletlerini yeniden elde etmeyi becerdi.

İlk olarak, Kurumsal Devrimci Parti’nin sekiz yıllık kesintisiz yönetimini deviren Oaxaca eyaletindeki zafer ulusal bir peri masalını bir gecede gerçeğe çevirdi. Birbirinden oldukça farklı siyasal partilerin ittifakının bir araya gelerek PRI’ya kafa tutulabilmesine dair yaratılan bir tarafta küçümseyici saygısızlık ve diğer tarafta kararlı umudun ardından, Oaxaca halkı yerinden kalktı ve oyunu kullandı. Bu öyle haybeden bir oy da değildi, aksine çoğu kişinin, yolsuzluk, patronlar ve dehşetli yoksulluk nedeniyle tehlikede olan bir devletin şiddetine maruz kalmadan önceki son şans olarak gördüğü bir popüler boşalmaydı. Bu her şeyden önce Ulises Riu-karşıtı bir oydu.

ANAYASA REFERANDUMU -Değişen Maddeler

Kanun No. 5982
Kabul Tarihi: 7/5/2010

MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına "Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz." cümlesi ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz."
Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (*)
(*) 9/2/2008 tarihli ve 5735 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkraya “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiş,bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 5/6/2008 tarihli ve E.: 2008/16, K.: 2008/116 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

leoparın kuyruğu - İZLE

LEOPARIN KUYRUĞUNU ASLA TUTMA TUTARSAN ASLA BIRAKMA
Yönetmen : Turgut Yasalar
Senaryo : Turgut Yasalar
Görüntü Yönetmeni : Y. Deniz Güven
Müzik : engiz nural
Yapım : 1998, Türkiye , 90 dk.
Oyuncular Tardu Flordun , Devrim Nas , Ümit Çırak , Serdar Akar , Yetkin Dikinciler

Film,Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yakalanmasından sonra beş gencin idama mahkûm arkadaşlarının infazını durdurmak için bir Amerikalı subayı kaçırması ve ardından gelişen olayları anlatıyor.

Türkiye´de etnisiteye dayalı işsizlik var

İktisat profesörü İzzettin Önder Türkiye’de etnisiteye dayalı bir işsizliğin olduğunu söyledi

Diyarbakır ile Kırıkkale’deki işsiz sayısının aynı olması, Diyarbakır’da işsizliğin müzmin, Kırıkkale’de ise konjonktürel olduğunu gösterir, ki bu durum Diyarbakır’ın aleyhinedir'' diyen Önder, Kriz biraz aşılıp işler açıldığında Diyarbakır’daki işsizliğin aynen devam edeceğini, Kırıkkale’deki işsizlik oranın ise gerileyeceğine dikkat çekti.
İzzettin Önder ile işsizliği, istihdamdaki etnik ayrımcılığı, doğu-batı illerindeki gelir farklılığının nedenlerini konuştuk. Ayrıca, son günlerde Sabah gazetesinde yayımlanan ve ekonomik bakımdan "Türk kentlerinin Kürt kentlerinden geride olduğu" iddiasını içeren makaleler üzerine de, Profesör İzzettin Önder'den kısaca yorumlar aldık...

* Son büyüme verileri ve işsizlik oranı üzerine bir tablo çizersek; durum nedir?
- Son büyüme verileri kriz sonrası verilerdir. Gelişme gibi gözüken bu veriler, aslında gerilemiş bir ekonominin bir miktar durumu telafi etmiş olmasının, yani eksik kapasite ile çalışan firmaların biraz daha aktif olmaya geçmelerinin göstergesidir. Kaldı ki, bu durum yılın ilk çeyreğine ait olduğundan, teorik verilere göre, yıl sonuna doğru bu temponun gerileyeceği kesindir. İşsizlik meselesine gelince, zaten durum daha net olarak anlaşılıyor. Anlaşılan şu ki, hem yeni bir tesis yok ortada, hem de kriz bahanesiyle işten çıkartılan emekçilerin geri dönüşü söz konusu olmamış.

*Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, "ABD'de beyazlarda işsizlik % 8.6, siyahlarda % 15.4. Krizde siyahların % 54'ünün maaşı düştü, beyazların % 37'sinin. Bizde Kırıkkale ile Diyarbakır'daki işsizlik oranı aynı. Rakamlar Türkiye'de etnisiteye dayalı işsizlik olmadığını gösteriyor" şeklinde, bir değerlendirmede bulundu. Bu, doğruluk payı olan bir değerlendirme mi?
- ABD’deki verileri bilemiyorum. Sanırım internet verilerine dayanıyordur ve doğru olabilir. Bizdeki meseleye gelince, Diyarbakır ile Kırıkkale’deki işsiz sayısının aynı olması, Diyarbakır’da işsizliğin müzmin, Kırıkkale’de ise konjonktürel olduğunu gösterir, ki bu durum Diyarbakır’ın aleyhinedir.

Vedat Türkali: Kürt Sorunu ve Sol (Söyleşi)


Vedat Türkali Kürt Sorunu ve Solu degerlendirdi.''Türkiye Komünist Partisi (TKP) diye bir parti var… TKP, seksen beş yıl öncesinde kuruluşuyla tarihimizde onurlu yer almış ilk gerçek Marksist-Leninist büyük örgüttür! Bunların o tarihsel örgütle ne ilgileri var? “T.KE.P”, Türkiye Kemalist Partisi diye okumak gerek aslında. Kemalist tekerlemeleri yineleyip duruyorlar. Geveledikleri Marksist kimi kavramla her şeyi çözdüklerini sanıyorlar. Açın, programlarına bakın; daha yirminci yüzyılın başlarında, yani Kapitalizmin tekelci finans kapital aşamasına vardığı çağdaki temel, yapı değişikliğinin ayırtında değiller. Bu aşamayı Marksist bilimsel yöntemle doğru biçimde saptayan Lenin’dir. İkide bir kullandıkları “Anti-Emperyalizm”i doğru dürüst anlamadıkları ortada. Kürt sorununa bakışları, yaklaşımları hiçbir ciddi, Marksist-Leninist bilimsel temele dayanmıyor. Adını kaptıkları TKP’nin tarihini bilmiyorlar daha. Mustafa Suphi’nin adını vermekle her şeyi açıkladıklarını sanıyorlar.Bugünlerde bana bu TKP’nin, Kürt sorunuyla ilgili açıklaması getirildi. Tek sözcükle yürekler acısı. Bir dizi adalet, özgürlük, eşitlik, emekçi kardeşliği sözcükleri yan yana dizilmiş. Sıraladıkları, cicili sözlerle süslenmiş, çürük çarpık bir sürü sav. Adalet, kardeşlik, özgürlük, eşitlik, modernleşmek… Yuvarlak sloganlar. Bir sürü soyut doğrular. Ancak, burada salt göz boyamaya, asıl sorunu örtbas etmeğe yarıyor.Tatlı ninniler! Kalpazan Marksist palavraları bunlar. Soldaki gerçek devrimciler, Kemal Okuyan’ların aslında nasıl Maval Okuyan’lar olduklarını nasıl olsa anlayacaklardır. Daha önceleri de söylediğim gibi böyle bir örgüt, gerçek TKP değil; bu kanlı, rezil düzeninin demokrasi olduğu yutturmacasına alet edilmiş, sistemi kem gözlerden (!) koruyan bundan daha uygun bir “kızıl boncuk” kolay kolay bulunabilir mi?'' dedi.