Referandumda hayır-boykot?


Anayasa günlerce tartışıldı mecliste, sonunda anayasa mahkemesi ve oradan da referanduma kadar geldi. Şimdi söz sırası ‘millette’. Son günlerde örgütlerin iç toplantıları sonucu referandum konusunda hayır ve boykot olmakla beraber iki ayrı tavır ortaya çıkmaktadır. ‘Evet’ i hiç ele almıyoruz evetçiler devletin niteliğini ve neo-liberal programla bütünleşme konusunda hem fikirler ancak; burada asıl tartışılması gereken hayır ve boykot arasındaki fark. Neden böyle bir ayrışım oluşmaktadır.
Bundan sonrası için kafa karışıklığı ortaya çıkmakta. Boykot ve Hayır arasındaki farkı anlatabilmek tartışmayı açabilmek için iki soru üzerinde durabiliriz.

Bunlar; 12 Eylül anayasasına karşı çıkmak nasıl olur?

Bugünkü anayasaya nasıl karşı çıkılabilinir?

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Anayasası 1936

madde 1. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, işçilerin ve köylülerin sosyalist devletidir.

madde 2. Toprak sahipleri ve kapitalistlerin alaşağı edilmesinden ve proletarya diktatörlüğünün yaratılmasından doğan ve güç kazanan emekçi halk vekilleri sovyetleri, SSCB'nin siyasal temelini oluşturur.

madde 3. SSCB'de tüm iktidar, emekçi halk vekilleri sovyetleri'nde temsil edilen kent ve kırın emekçi halkına aittir.

madde 4. Sosyalist ekonomik sistem ve üretim araçları ve aletlerinin sosyalist mülkiyeti, kapitalist ekonomik sistemin lağvedilmesi, üretim araçları ve aletlerinin özel mülkiyetinin ortadan kaldırılması ve insanın insan tarafından sömürüsüne son verilmesinin sonucu olup, SSCB'nin ekonomik temelini oluşturur.

madde 5. SSCB'de sosyalist mülkiyet devlet mülkiyeti (tüm halkın mülkiyeti) ya da kooperatif ve kolektif çiftlik mülkiyeti (bir kolektif çiftlik mülkiyeti ya da kooperatif birlik mülkiyeti) şeklindedir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Karikatürleri

Kapitalizmin sonu mu geldi? Slavoj Zizek



Dünyanın en ünlü Marksistlerinden biri... Adı, yaşayan en önemli filozoflar arasında gösteriliyor... Ve sahnede Elvis Presley gibi devleştiği söyleniyor.
Slovenyalı düşünür Slavoj Zizek'ten bahsediyoruz. Zizek'in son kitabı Living in the End Times, İngiltere'de yayımlandı. "Bitiş Zamanlarında Yaşamak" diye çevirebileceğimiz bu isim, sanki kıyamet habercisi gibi dursa da, aslında kapitalizmin içinde bulunduğu ölümcül krizi ele alıyor.
Peki, Zizek kapitalizmin sonunun geldiğini mi düşünüyor? Yerine ne öneriyor?

Latin Amerika ve sosyal-liberalizmin sonu – James Petras

Güncel dünya bunalımı ve bazı ülkelerin olası toparlanışı, geleneksel ‘ihraç piyasası’ -serbest ticaret-, göreceli fayda doktrinlerinin zayıflıklarını açığa vurdu.
Bu hiçbir yerde son Latin Amerika deneyiminde olduğu kadar açık değildir. Bölge ülkelerinin çoğunda ortaya çıkan son halk ayaklanmalarına ve merkez-sol rejimlerin yükselişine rağmen, dış ekonomik ilişkiler başta olmak üzere, izlenen ekonomik yapılanmalar, stratejiler ve politikalar, öncellerinin ayak izlerini takip etmekten kurtulamadı. Özellikle tarım, maden ve enerji alanındaki ürünlere şiddetli talep ve fiyatlarındaki artışın etkisiyle bir dizi kritik alanda yapılması gereken değişikliklerden vazgeçtiler ve neoliberal seleflerinin politik ve ekonomik miraslarına adapte oldular. Böylece şu an 2008’de başlayan dünya ekonomik durgunluğuna bağlı olarak ciddi sosyal sonuçları olan keskin ekonomik gerilemeyi yaşamaktalar.
Sosyoekonomik krizler önemli dersler sunuyor; yatırım, ticaret alanlarındaki derin yapısal değişikliklerin ve stratejik ekonomik sektörlerin mülkiyetini devralma gibi adımların adil ve istikrarlı bir büyümeyi garantilemek için temel noktalar olduğu düşüncesini güçlendiriyor.

Serbest piyasa, serbest ticaret doktrini: 1990’lar

1970’lerin ortasından itibaren ABD yanlısı askeri ve sivil otoriter rejimlerin iktidara gelişi ve ABD serbest piyasa akademisyenleri ve ABD eğitimli ekonomistlerin rehberliğinde Latin Amerika, serbest piyasa-serbest ticaret politikalarının bir laboratuvarı haline dönüştü. Koruyucu ticaret engelleri düşürüldü veya kaldırıldı, böylece sübvanse edilmiş ABD ve AB tarım ürünleri, yerel tüketim için gıda üreten küçük çiftçileri büyük oranda yok ederek engelsiz bir şekilde ülkelere girebildi.

Referandum’da kim ne diyor...

-Siyasette hesaplar 12 Eylül’de yapılacak referanduma kitlendi. Liderler meydanlara inmeye hazırlanırken saflar da netleşmeye başladı. Meydanlardan önce “evet”çiler, “hayır”cılar, “kararsızlar” ve “boykot” cephesi ortaya çıktı. “Evet” cephesinin başını AKP , “Hayır” cephesinin başını ise CHP çekiyor.

- Siyasette hesaplar 12 Eylül’de yapılacak referanduma kitlendi. Liderler meydanlara inmeye hazırlanırken saflar da netleşmeye başladı. Meydanlardan önce “evet”çiler, “hayır”cılar, “kararsızlar” ve “boykot” cephesi ortaya çıktı. “Evet” cephesinin başını AKP , “Hayır” cephesinin başını ise CHP çekiyor. Sandığa gidecek olan vatandaş Anayasa paketi için oyunu kullanacak.

Halkevleri referandumda "Hayır" diyecek

        Halkevleri Genel Başkanı Birol, hükümetin anayasa değişikliği taslağını "kendi iktidarını ve sermaye iktidarını tahkim girişimi" olarak nitelendiriyor. Halkevleri, "12 Eylül 1980 anayasasına da 12 Eylül 2010 AKP anayasasına da hayır" diyor

       Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) hazırladığı anayasa değişikliği taslağının darbe anayasasının eşitlik ve özgürlükleri kısıtlayan niteliğini değiştirmediği görüşünde. "Bu, AKP'nin programına uygun organları tahkim etmek üzere yaptığı bir düzenleme" diyor.

      "AKP toplumu çok büyük bir kandırmaca ile saflaştırarak kendi iktidarını ve sermaye iktidarını tahkim etme çabasında" diyen Birol'un Bianet'e yaptığı açıklama, özetle şöyle:

Demirtaş: Nijeryalılar 'evet' desin, biz boykot edeceğiz

       Cemil Çiçek’in ‘Nijerya’ya Türkçe öğrettik, Hakkâri’dekine, Diyarbakır’dakine öğretemedik’ sözlerini değerlendiren Demirtaş, ‘’Ne Kenan Evren anayasası ne de Tayyip Erdoğan anayasası, biz halkın anayasasını istiyoruz . Nijeryalılar ‘evet’ desin ama biz ‘evet’ demeyeceğiz” dedi
       Partisini, ‘terörden nemalanmakla’ suçlayan AKP’ye ve Başbakan Erdoğan’a seslenen BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partilerinin kapatılmasına, üye ve yöneticilerinin tutuklanmasına, katledilmesine, işkence edilmesine işaret ederek, “Nemalanmak buysa, Allah size iki katını versin” diye seslendi.
      BDP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, grup toplantısında yaptığı konuşmada gelişmeleri değerlendirdi. Gerçekleştirmeye başladıkları il başkanları toplantılarında partisinin ve halkın erken seçim dahil anayasa referandumuna hazır olduğunu gördüklerini belirten Demirtaş, “Bugün erken seçim kararı alınsa BDP hariç, iktidar partisi da dahil olmak üzere hiçbir parti örgütlü gücüyle ve motivasyonuyla seçime hazır değildir” dedi.
      Tutuklu 151 BDP’linin 18 Ekim’de duruşmalarının yapılacağını belirten Demirtaş, davada soruşturmanın hukuk skandallarıyla yürütüldüğünü ifade ederek, bu büyük duruşma için yapılan uygun salon hazırlığı ve dört ayrı ilde bulunan tutukluların Diyarbakır’da aynı cezaevinde toplanmaları talebinin Adalet Bakanlığı tarafından kabul edilmediğini söyledi. Demirtaş, “Buradan da anlıyoruz ki bu yargılama şekli bir yargılama olarak başladı. Şekli yargılama olarak da devam edecek. Biz arkadaşlarımızla birlikte o yargılamayı esastan sorgulayacağız. Duruşmaya, Türkiye demokrasisine katkı sunmak isteyen herkese katılmaları için çağrı yapmak istiyoruz. 18 Ekim’de büyük Diyarbakır buluşmasıyla Türkiye’de köhnemiş bu zihniyeti yargılamaya, herkesi bunun tanığı olmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

VAVİEN - İZLE

Yapım:2009 ~ Türkiye
Tür:Dram, Gerilim, Gizem, Komedi
Yönetmen:Yağmur Taylan, Durul Taylan
Senaryo:Engin Günaydın
Yapımcı:Müge Kolat
Görüntü Yönetmeni:Gökhan Tiryaki
Müzik:Atilla Özdemiroğlu
Süre:1 saat 40 dk

Celal, karısı ve çocuğuyla mutsuz hayat sürmektedir. Abisi Cemal’le birlikte ortak oldukları elektrik dükkânında da işler pek parlak değildir. Abisiyle tek eğlencesi Samsun’da pavyona gitmektir. Pavyonda çalışan Sibel Ceylan’a olan aşkı Celal’in başına dert açacaktır. Celal’in karısı Sevilay, Almanya’da yaşayan babasının gönderdiği paraları biriktirerek saklamaktadır. Bu paranın kurtuluşu olduğunu düşünerek bir plân yapan Celal’i sürprizler beklemektedir.

SUÇU İŞLEYEN İSRAİL, CEZA İRAN’A KESİLİYOR*

Yazarı: Kourosh Ziabrari ** Çeviri: Nizamettin Karabenk

İran milleti süper güçlerin çifte standart davranışlarına yabancı değildir. İran’ın Doğu ve Batı ile olan ilişkiler tarihi düzenbazlık, iffetsizlik ve sahtekârlıklarla doludur. Son günlerdeki, İran’ın nükleer programı konusunda ABD önerisi, Rusya destekli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yaptırım kararı, büyük güçlerin İran’a karşı adil ve samimi olmadıklarını gösteren yüzlerce örnekler arasından sadece bir tanesidir.
Uluslararası Topluluk işgal altındaki Gazze ve Batı Şeria’da meşruiyeti olamayan İsrail yönetimi tarafında alçakça, durmak bilmeyen ve acımasızca işlenen cinayetlere tanıklık ederken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) yabancı müdahalesi olmaksızın, sivil amaçlı, yerli nükleer programını geliştirmek istediğinden dolayı, bölgedeki en barışçı ve barışsever İran yönetimine karşı sürekli, adil olmayan, tek taraflı ve haksız yaptırımlar uygulanması yönünde körü körüne karar almıştır.

Marx’ın Yabancılaşma Teorisinin Kavramsal Yapısı Istvan Meszaros

Aşağıda çevirisi sunulan bölüm, Macar sosyal bilimci İstvan Meszaros'un Marx'ın Yabancılaşma Teorisi başlıklı 350 sayfalık kapsamlı araştırmasından alınmışıtır. Meszaros bu araştırmasında, yabancılaşma kavramının kökenlerinden başlayarak, gelişme aşamaları içerisinde incelemiş, genç-Marx, olgun-Marx karşıtlığı üzerinde durmuş ve çağdaş yaşam üzerindeki etkilerini tartışmaya açmıştır.
Meszaros'un kitabı, 1970 yılında İsaac Deutscher Anısına verilen ödülü almış ve bütün batı dillerine çevrilmişti. Marx'ın 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe Elyazmaları ile ilgilenenler, Marx'ın Yabancılaşma Teorisi'ni kavramak için önemli bir çaba gerektiğini bilirler. Uzun zamandır elimin altında bulunan bu kitabı evirip çevirirken ben, yayımlanan bu bölüm üzerinde okurlardan gelecek yansımaları da beklediğimi kaydetmek istiyorum. Eğer olumlu yansımalar alırsam kitabı bütünüyle çevirme çabalarımı daha da hızlandıracağım.  Alaattin Bilgi

Ruanda'nın soykırım çocukları


Ruanda'da, yüzbinlerce kişinin öldürüldüğü soykırımın üzerinden 16 yıl geçti. 1994'te hükümet yanlısı Hutu milisler, etnik Tutsileri sistematik olarak öldürmüş; Tutsilerin kökünü kurutmak için kadınlarına tecavüz etmişti. Bugün Ruanda iki toplum arasında barışı tesis etmiş gibi görünüyor. Ancak soykırım yıllarının psikolojik hasarı kolay silinecek gibi değil... Çünkü 1994'te yaşananların, soykırım sonrasında doğan çocuklar üzerinde de etkisi sürüyor.